Ahlâksızlık!

Haberin Devamı

Terör ülkenin kimyasını bozdu.

Acilen akıllı çareler üretmemiz gerekiyor.

Birkaç bin eşkıyanın bu koca ülkeye, koca devlete diz çöktürmesi mümkün değildir.

Ama inkâr edemeyiz ki, kurumlar ve bireyler olarak psikolojimiz her gün daha kötüye gidiyor. Bu durum, terörle mücadelenin maddi ve manevi maliyetini ağırlaştırıyor.

Dün Hatay’ın Hassa İlçesi’ne bağlı Çardak yaylasında kekik toplayan 60 yaşının üstünde üç vatandaş, kendilerini uzaktan PKK’lı terörist zanneden güvenlik güçleri tarafından vuruldu. İkisi öldü.

Belli ki İskenderun’daki deniz ikmal birliğine yönelik roketli saldırıdan sonra artırılan savunma tedbirleri bağlamında personelin pür dikkat kesilmesi yönünde yapılan telkinler geri tepmiş, bu elim kaza meydana gelmiştir.

Bu kaza ilk değil.. Hakkâri’de Gediktepe’ye yönelik saldırıdan iki saat önce PKK’lıların görüntüleri de belirlenmiş ama bunlar köylü zannedilmişlerdi.

Düşünün, Şemdinli Gediktepe’de teröristler köylü sanıldı, Hatay’daki köylüler terörist sanıldı ve bu yanılgılar 13 hayatın sönmesine sebep oldu!

Türkiye yıllardan beri kötü komşularının yürüttükleri sinsi bir savaşın hedefi durumundadır. Kırk bin can yitirildi 25 yılda. Terörün taşeronu PKK’dır. Şu anda “patron” birden fazladır ama eşkıyanın barındığı, ürediği coğrafya Kuzey Irak’tır.

Süper müttefike bak!

Irak devletinin o bölgede egemen olmaması mazeret değildir.

İşgal gücü olarak ABD’nin kendini otorite sayması ise bir şartla kabul edilebilir:

Oradan Türkiye’nin güvenliğine yönelik bir tehdit, tehlike gelmeyecek!..

Amerika hem Türk askerinin terörist kovalamak için Irak’a girmesini istemiyor hem de o tampon bölgenin güvenliğini sağlama sorumluluğunu yerine getirmiyor.

Hatta bu konumunu, Türkiye’yi sözüm ona terbiye etmek yolunda kullanıyor.

Geçen gün ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon’un verdiği demeç süper gücün ahlâki yönden süper çöküntü içinde olduğuna itiraftı adeta.

Financial Times’ın dün yazdığı gibi “Washington’daki birçokları” Başbakan Erdoğan’ı “otoriter, popülist, İslâmcı içgüdülerine yenik düşen ve Batı’yla yollarını ayıran bir lider“ olarak görüyor.

Bunu unutmadan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın ne dediğini hatırlayalım şimdi:

“Bu, başlıbaşına kötü bir durum ve Türkiye’nin ABD’den destek beklediği konularda ABD’nin destek vermesini zorlaştırıyor.”

NATO gelirse ne âlâ...

Yukarıdaki sözler, son saldırıların kan maliyetini önleyecek istihbarat bilgilerinin Amerika tarafından kasten verilmediği iddialarını destekliyor!

Ahlâksızlık değil mi bu?

Terör örgütünü müttefik bir ülkeyi cezalandırma ve yönlendirme aracı olarak kullanmak da terör suçu işlemek değil mi?

AKP hükümetinin Amerikan çıkarları ile çatışan politika tercihleri acaba Türkiye’nin menfaatine midir; iyi düşünülmeli.

Hükümet eğer İran, Hamas ve İsrail politikalarında israr edecekse, Türk askerini Kuzey Irak’a göndererek tehdidi yok etmenin riskini de göze almalıdır.

Başbakan Erdoğan dün Kanada’da Kuzey Irak’taki otorite boşluğunun doğurduğu tehlikeye karşı NATO’nun Afganistan misyonunu örnek alan bir çare önerdi.

Kuzey Irak’taki egemenlik boşluğunu uluslararası gücün doldurması fikrini verdi.

NATO’yu böyle bir göreve ikna etmenin zorluğu büyüktür.

Ama bu hamle, Kuzey Irak’a başlatılacak büyük bir operasyona meşruiyet zemini kazandırabilir, Türkiye’ye “günah benden gitti” deme hakkı verir.

DİĞER YENİ YAZILAR