İsrail’in borcu

Haberin Devamı

Bazı dostluklar, tercihe bağlı bir seçim değil, tarihin ve geleceğin emrettiği mecburiyettir.

Türkiye-İsrail ilişkileri de öyle...

İki testi çarpıştığı zaman biri kırılırsa öteki de en azından çatlar.

Bu iki ülkeden hiçbirinin gerginlikte ve çatışmada menfaati yoktur.

İkisinin de değeri düşer.

İlişkiler, Mavi Marmara feribotuna yönelen resmi vahşetin gerçekleşmesinden önce kötüleşmeye başlamıştı.

Gazze’ye yardım götüren gemiye yönelik kanlı baskın iki şeyi gösterdi:

1. Kontrol altına alınması ihmal edilen bir gerginlik bölgeyi cehenneme çevirecek bir çatışmayı her an tetikleyebilir;

2. Akıl egemen olursa bu kötü olay, iki ülkenin meselelerini acilen çözmelerine duyulan mecburiyeti yöneticilerine hatırlatabilir.

Türkiye şartlarını ortaya koymuştur. İstenen şey, İsrail’in resmen özür dilemesi tazminat ödemesi ve olayın uluslararası bir kurul tarafından soruşturulmasının kabul edilmesi.

Türkiye’nin dostluğunu yeniden kazanmak için İsrail hesabına ödenemeyecek bir bedel değildir bu. Ama kabul edilmemiştir.

Türkiye de baskı artırıcı yeni sınırlamaları yürürlüğe koymaya başlamıştır. Hava sahası İsrail askeri uçaklarına kapatılmıştır.

Üst düzey bir İsrailli yetkili İngiliz Sky News televizyonuna, krizi daha da derinleştirmeden önce Türkiye’nin iki kez düşünmesi gerektiğini söylemiş...

Aynı şeyi İsrail de yapmalı.

Yardım götüren silâhsız bir gemide dokuz vatandaşı hunharca öldürülen Türkiye’dir.

Hiçbir şey olmamış gibi davranamaz.

Zaten beşeri vicdan ve insan onuru ne yapılması lâzım; onu ortaya koyuyor.

İsrail uluslararası soruşturma talebi baskılarını hafifletmek için bir komite oluşturmuştu.

Komitenin başına getirilen eski yüksek mahkeme yargıcı Jacob Turkel “İstediğimiz dokümanlara ulaşmamız veya ifade almamız tamamen hükümetin iznine bağlı. Bu şartlarda görev yapamam” diyerek istifa edeceğini duyurdu.

Netanyahu hükümeti istifayı önlemeye çalışıyor ama dikiş tutmayacaktır.

Yargıç Turkel’in çıkışı, tarafsız ve adil bir soruşturmanın ancak uluslararası niteliğe sahip bir kurulca yapılacağına dayanan Türkiye’nin tezini doğruluyor.

İsrail’deki muhalefet ve medya, Türkiye ile dostluğu kurtaracak fırsatı değerlendirmek için umarız uyarı görevini cesaretle yapar.


Şoför uyanık mı?

Mavi Marmara olayını soruşturmakla görevlendirilen yüksek mahkeme yargıcına operasyona katılan İsrail askerlerini göndermediler.

Savunma Bakanı Barak’ın bahanesi bir yandan kabul edilemez, bir yandan da ibret vericidir. Neymiş?..

“Operasyona katılan askerlerin sorgulanması halinde, gelecekteki operasyonlarda görev kabul edecek asker bulamama tehlikesi doğar”mış...

İşe bakın; Türkiye’de terörle mücadeledeki başarıları nedeniyle takdirname almış birçok komutan bugün tutuklu yargılanıyor.

Bizim böyle kaygılarımız yok herhalde!

Sanki bizde mücadele şevkini azaltmaya yönelik müdahaleler olağanlaşmıştır.

O sebeple de artık “açılım” denildiği zaman, sesleri her gün biraz daha yükselen bazı çevreler “ayrı devlet” niyetlerini açıkça söylemekten korkmuyorlar.

PKK’ya ateşkes çağrısı yaparken ülkenin silâhlı kuvvetlerinden operasyonları durdurmasını isteyenler barış yanlısı olarak takdir edilebiliyorlar.

Yaşadığımız değerler erozyonu, vahim bir gidişi işaret ediyor.

Şoförü direksiyonda uyuyan bir otobüsün yolcularına benziyoruz!

DİĞER YENİ YAZILAR