Kavgasız günler

Haberin Devamı

Siyaset bir kaç gündür uygar toplumlara özgü bir sükûnet yaşıyor.
Çünkü Başbakan tatile çıktı.
Bu sayede bilmeyenler öğrendi, bilenler hatırladı ki, bir şey söylemek için bağırmak gerekmiyormuş!..
Başbakan Erdoğan deniz kenarına giderken niye AKP çoğunluğunu kullanarak meclisin tatile girmesine izin vermedi?
Çünkü bu hafta Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliklerini ele alacak.
Başbakan alârm durumu gerginliği yaratarak Anayasa Mahkemesi’ni baskı altına almaya ve “ters bir karar” verirlerse parlamento zemininde misilleme yapacağı korkusunu uyandırmaya çalışıyor.
Öbür yanda da Türk siyaseti, değişim konusunda üstün performans gösteren CHP’nin yeni lideri sayesinde daha iyi günler göreceği hayalleri kurmaya başlıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu, geldiği günden beri iktidar-muhalefet ilişkilerini uygar bir zemine taşımaya özen gösteriyor.
Başbakan nemalandığını düşünerek öfke üretiyor, bu sayede muhalefet partilerini çözümlerden dışlıyordu.
Böylelikle hem onları uzlaşmaz ve işe yaramaz diye suçlama olanağı buluyor hem de AKP’yi mağdur konumuna sokuyordu.

İktidara şans ama...

Belli ki bu oyun bozulmaya mahkûm artık.
İşin sevindirici yanı şu ki Kılıçdaroğlu, iyi duyarlı, anlayışlı davranırken rol yapmıyor taktik uygulamıyor. Zaten öyle; doğallığıyla davranıyor.
Dün terörün en önemli sorun olduğunu belirtirken doğru mesajlar verdi. Siperde çömelme tartışmasından üreyecek kazançlara tamah etmediği için gazetecilerin bu konudaki sorularını geçiştirdi. İyi yaptı.
Daha da iyisi, bu kadar köklü ve ciddi bir sorunun tamamiyle askere havale edilmesinin yanlışlığına işaret ederek söyledikleriydi:
“Mesele iç politika malzemesi yapılmamalı. Terörle mücadele bir partinin başarısı veya başarısızlığı olarak görülmemesi gerekir.”
Terörle mücadelenin risklerine ortak bir muhalefet, gerçekten çözüm isteyen bir iktidar için şanstır.
Ama eğer Kılıçdaroğlu’nu açılımı görüşmek için ayağına çağırmakta israr ederse kamuoyu vicdanında kaybeden Başbakan olacaktır.

İktidara böyle yürünür

Baykal önemsemiyordu ama CHP’nin çağdışı bir parti olduğu propagandası, dışarda bile etkili olmuştu. Şimdi Kılıçdaroğlu her fırsatta CHP’nin AB üyeliğine yönelik inancını ve kararlılığını vurguluyor.
Türkiye’nin ekseninin kaydığı konusunda yoğunlaşan uluslararası boyutlu kaygılar alıştığımız CHP muhalefeti için üstüne iştahla atlanacak sömürü malzemesi sayılırdı. Kılıçdaroğlu burada da farklı davranmıştır.
Hatta Cumhurbaşkanı Gül’den bile daha güven verici konuşmuştur.
Gül soruya “Dışardan böyle gözükebilir ama doğru değil” cevabını verirken CHP lideri hükümetin bazı uygulamaları ile içte rahatsızlık yarattığını ama buna rağmen “Türkiye’nin ekseninin kolay kolay kaymayacağı“na inancını belirtmiştir.
AKP’nin kavga bahanelerini geçersiz kılmaya dönük çabalarını yürütme tarzı Kılıçdaroğlu’na “devlet adamı“ saygınlığı kazandıracaktır. Bir taşla iki kuş...
Onun yanında “iktidara yürüdüğünü bildiği için kurumları ve ilişkileri zedelemek istemiyor” denilecek, bu da artı getirecektir.
Şu anda CHP’nin en büyük ihtiyacı, temel sorunlara dönük projeler üretmektir.
Üniversitelerde kendilerini hakarete uğramış hisseden bilim adamlarının oluşturduğu dev bir potansiyel, işaret bekliyor.

DİĞER YENİ YAZILAR