Yanlışın hesabını millet sorar...

Haberin Devamı

Türkiye’nin Batı’dan kopma tehlikesi yaşadığını söyleyenler “kötü niyet taşeronları” imiş!
Başbakan Erdoğan dün öyle söyledi.

Bu sözler suçlu-kusurlu psikolojisinin dışa vurumudur. Yaptıklarını savunurken inandırıcı olmakta zora düşen güç sahipleri böyle davranırlar.

İstanbul’da dün Türk-Arap İşbirliği Forumu yapıldı. Başbakan’ın konuşması daha çok Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’ndeki ret oyu ile ilgili gelişmeleri ele alıyordu.
Erdoğan İran’a verdikleri desteği savunurken Amerika’yı bölgede milyonlarca insanın hayatına mal olan savaş ve ihtilâfların sorumlusu olarak suçladı.

Dünya aksini söylese de Başbakan’a göre Türkiye adına bir eksen kayması söz konusu değildir. Sorun, bölgede ortak bir medeniyeti paylaştığımız ülkelerle kurulan sıcak ilişkilerden rahatsız olanların bozgunculuğudur.
Gerçekçi mi bu değerlendirme? Değil.

“Türk Arapsız yaşayamaz; kim ki yaşar der, delidir. / Arabın Türk, hem sağ gözüdür, hem sağ elidir.”
Mehmet Akif’e ait bu dizeler bırakalım da yerinde kalsın, Türkiye’nin yeni dış politikasına ilham vermesin.
Çünkü son kırk yılın tarihi bile böyle bir “aşk” varsa bunun tek yanlı olduğuna, hatta karşı tarafın ihanetlerine tanıklık ediyor.

Hamas’ı tutarak İsrail’le, İran’ı tutarak ABD ile aynı anda çatışma durumuna giren AKP iktidarı, Cumhuriyet tarihinin en tehlikeli kumarını oynuyor şu anda.

Güvenlik Konseyi’ndeki ret oyumuz Türkiye’yi Batı kulübünden tasfiye eder mi?

Beyaz Saray yönetimi dün az görülen bir tedbire başvurarak Türk gazetecileri topladı ve “köprüler atılmadı” mesajları verdi.

Üst düzey yetkililer Ankara’yı eleştirme yoluna hiç girmediler ve Türkiye’nin İran’a yönelik ambargonun önemli bir parçası olacağını söylediler.

Türkiye’nin çekimser bile değil doğrudan ret oyu vermesini Washington’ın bu kadar anlayış ve soğukkanlılık içinde karşılaması doğal değildir.

Acaba Beyaz Saray, üstüne gidildiği zaman daha da kontrol edilemez öfkesiyle ünlenen Başbakan Erdoğan’a karşı “kişiye özel” bir politika uygulamaya mı karar verdi?
Eğer öyleyse doğru bir tercihtir.

AKP’nin dış politikası ulusu kucaklıyor olamaz. İktidarı yola getirmek için halkın itirazını yapmasına ve gücünü kullanmasına fırsat tanımak lâzım.

Seçime en çok bir yıl kaldı!


Demokrat yargıya bakın!

İktidar ve yandaşlarındaki zihniyetin yargıya bakışı korkunç...

İki gün önce AKP’li Kuzu, Anayasa Mahkemesi’nin referanduma sunulan değişiklikler hakkında iptal kararı vermesinin “Anayasayı ihlâl” suçu oluşturacağını iddia etmişti.

Eskiler böyle çıkışları “keramet yumurtlama” diye nitelerler. Aynen o...

Dün Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Osman Can tüy dikti:
Eğer AYM bazı maddeleri iptal ederse hükümetin bu kararı “yok hükmünde” kabul edip paketi tüm halinde referanduma sunmasını önerdi.

Otoriteler “Yokluk nazariyesini idare hukuku kabul eder ama Anayasa Mahkemesi kabul etmez” diyor.

Osman Can da otorite değil mi?

Sözde öyle ama Anayasa Mahkemesi, onun raportör olduğu bütün davalarda ne tavsiye etmişse tersine karar vermiştir!
Burada da hükümete “AYM kararını yok say” diyor.
Demokrat yargı, AYM kararlarının herkesi bağlayacağına ilişkin hükmü referanduma bile başvurmadan kaldırdı mı ne?!

DİĞER YENİ YAZILAR