İstifa oyun mu?

10 Mayıs 2010

Deniz Baykal’ın istifasına ağlayanlar, gözyaşlarını erken ziyan etmesinler.Çünkü yaptığı açıklama, Baykal’ın CHP Genel Başkanlığı’nı gerçekten ve temelli olarak bıraktığı anlamına gelmiyor.Sözleri, düştüğü yerden bir avuç toprakla kalkmanın maharetini sergileyen kusursuz bir plan yapmış olduğu şüphesini uyandırıyor.Hedef olduğu alçaklığın savunulur bir yanı yoktur. Görüntüler gerçek bile olsa bunu çekip yayanlar lânetle kınanmayı fazlasıyla hak etmişlerdir.Ama bu bant çıkmıştır bir kere; mağduru da olsa Baykal’ın, görüntüler gerçek mi, düzenleme mi; kamuoyuna bunu açıklama borcu vardır.CHP lideri halkı üç gün niçin bekletti?“Bu borcu nasıl öderim?” cevabını aramak için.Bulduğu formülü doğru okuyan gözler onun medeni bir istifa sahnesi değil, kısa vadede yüksek kazanç getirecek bir siyasi yatırım hamlesi düzenlediğini fark etmiş olmalıdırlar.Baykal kendisinden istenen gerçeği ifade etmemiştir. Ortada bir montaj olduğu belli ama görüntüler gerçek mi, değil mi?Aranan budur. Çünkü o montaj bantın unsurları gerçekse komplo amacına ulaşacak demektir.Nasıl meydan okuma?Velev ki alçak bir saldırının mağduru olsun, liderin o görüntüleri, partisinin inanılırlığı yanında savunduğu değerlere de zarar verecektir.İstifa zaten bir ceza değildir. Kişisel sorumlulukların kuruma, partiye zarar vermemesi için kullanılan erdemli bir tedbirdir.Ama Deniz Baykal istifa kurumunu, parti örgütlerinin kendisini geri çağırmasını sağlayacak tahrik olarak kullandı.Bu tahriki iki temel üstüne oturttu:“Komplonun hedefi, CHP’nin neredeyse tek başına yürüttüğü, Cumhuriyete, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne sahip çıkan mücadelesidir” sözleri savunulabilir bir gerekçedir.Ama iktidarı, hatta doğrudan Başbakan’ı komplocu olarak suçlaması, kanıta dayanmadığı için abartılı kaçmıştır.Baykal’ın bir yandan “komplo” deyip ardından istifa ettiğini açıklaması “nasıl bir meydan okuma” oluyor?Komplonun sermayesi yalandır. “O kasetteki görüntüler yalandır, sahtedir” desin diye milyonlarca insan üç gün ağzının içine baktı. Bunu söyleyebilecek durumda olsa istifa etmesinin sebebi kalmayacaktı.Yazık ki bu imkâna sahip değil. Bir onur arenası kurarak CHP tabanını mücadelesinin içine çekmek istiyor.CHP’nin önünü açın!Dün “CHP bu kirli tezgâhlar karşısında yolunu seçmek zorundadır. Benim istifa kararım hem CHP’yi yeniden tanzim etmek isteyenlere bir imkân tanıyacak, hem de CHP’ye bu komplo ile hesaplaşma fırsatı verecektir” derken hayal ettiği final neydi?“CHP’yi yeniden tanzim etme heveslerine geçit vermeyiz” diyen bir Kurultay iradesi oluşsun ve delegasyon onu oybirliği ile lider koltuğuna yeniden çağırsın.Bu mu?Dileriz başkent kulislerinden yansıyan bu senaryolar gerçeği yansıtmıyordur.Çünkü Baykal’ın da dediği gibi bu şerden bir hayır çıkması şansı vardır.Baykal’ın yerini doldurmak kolay değil ama partiyi getirdiği yeri küçümsememekle beraber yeterli de saymamak lâzımdır.Yeni bir lider ve gençlerden oluşan yeni bir kadro değişikliği, partinin önündeki duvarı yıkmak için şanstır.İki hafta sonra toplanacak Kurultay, bu şansı partiden ve halktan esirgememelidir.Baykal da bencilce davranmayarak istifasının sadece faziletten ilham aldığını kanıtlamalıdır.

Devamını Oku

Haydi Baykal düşünme!

9 Mayıs 2010

Deniz Baykal dün de sustu. Kurultaya iki hafta, referanduma iki ay kaldı. O koltukta iki gün bile oturması ziyandır!Ana muhalefet partisi liderliği koltuğu yaşadığımız tehlikeleri farkedenlerin gözünde kurtarıcının adresidir.Bu rol, akıllı, erdemli, deneyimli, hitabet yeteneği yüksek ve tertemiz bir insan talep ediyor. Baykal, eksiklerini komplekse kapılmaksızın gidererek bu rolün ideal aktörü konumuna geliyordu.Ama bildiğimiz felâkete uğradı.Yapılan, özel hayatına, mahremiyetine alçakça bir tecavüzdü.Ama ne yazık ki bu aşağılık tuzak ve görüntülenen kadının kimliği, onun milletvekilliği postunu pek sorumsuzca kullanıp dağıttığını ortaya koydu.Baykal boşuna zaman kaybediyor.Ne yaparsa yapsın o artık Türkiye’nin içinde bulunduğu tarihi geçidi aşmakta hizmetinden yararlanacağı müstakbel kurtarıcı değildir.Willy Brandt Alman sosyal demokrasisinin yıldızı idi. Yakınındaki adamın karıştığı casusluk skandalı yüzünden sorumluluğu üstlenip istifa etti.Bu yüzden küçülmedi, kişisel şanssızlığını partisinin kaderi haline getirmediği için yüceldi bile.Halka hakaret gibiBaykal kalitesinde bir lidere yakışan, iki hafta sonraki Kurultay’da aday olmayacağını açıklaması, partinin yeni liderini bulmaya yönelik arayışlara, ilerde “onursal başkan” diye anılmayı hak edecek katkılar sağlamasıdır.Bu tercihi bekleyerek çürütmemelidir.Ama ne yazık ki manzara iyimser bekleyişler uyandırmıyor.Baykal’ın hiç bir şey olmamış gibi kalmasının yararını savunan bir lobi faaliyeti gece gündüz sürüyor.Buna dün, halkın zekâsını hakaret ölçeğinde hafife alan bir suikast iddiası eklendi. Baykal’ı iki dizinden vurmak üzere tutulmuş bir tetikçinin ülkeye giriş yaparken yakalandığına dair haber CHP Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı ile duyuruldu.Parti kurma hazırlığı içindeki Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün azmettirici rolde yer aldığına dair iddiaya kim sözcülük yaptı biliyor musunuz?Dindarları rencide eden bir sözünden sonra halka sempatik görünmediği için lider tarafından aylardan beri vitrin gerisinde tutulan parti Genel Sekreteri Önder Sav!15 Nisan tarihli suikast ihbarını halka duyurmak için neden o rezalet kasetinin internette yayınlanmasını beklemişler?Şövalye mi, rehin mi?Genel Sekreter Sav, Deniz Baykal’a yönelik komplonun, çamur atmaktan kurşun sıkmaya kadar gözü kara alternatifler içerdiğini anlatarak CHP liderine bir merhamet ve mağduriyet dokunulmazlığı yaratmak isteyebilir.Ama herkes bilmeli ki hiç bir inandırıcılığı yoktur bu oyunların.Kurnazlıkların çözüm getirmek yerine çirkinlikleri arttırdığı bir aşamaya geldik.Rezalet görüntülerinin 7-8 yıl önce çekilmiş olduğuna dair iddialar ve tahminler dolaşıyor.“Artık muhtar bile olamaz denilen Erdoğan’ın siyasi yasağını kaldıran, onun için ara seçim icat ederek önce meclise sonra hükümetin başına taşıyan çabalara o günlerde Deniz Baykal’ın cansiperane katılımı ne anlama geliyor?” Buna benzer soruları Zülfü Livaneli yıllardan beri soruyordu.Eğer görüntüler eskiyse Tayyip Erdoğan’ı kurtaran Deniz Baykal bir demokrasi şövalyesi değil, zavallı bir rehinmiş.Öyle veya böyle.. Görüntüler eski veya yeni.. Hiç farketmez.Baykal, Türkiye’nin muhtaç olduğu alternatif başbakan değildir artık.Ama kişisel kaybını partisi ve ülke için kazanca dönüştürme şansı vardır. Bu da bir şey. Dileriz kullanır...

Devamını Oku

Son görev çağrısı...

7 Mayıs 2010

Sabah o iğrenç görüntüleri izlediğimde beynimden vurulmuşa döndüm.Yaşadığımız ortamın çirkefliğinden ötürü kendime, bir siyasi lider nasıl bu kadar sorumsuz davranır diye düşünüp ona umut bağlamış yığınlara acıdım.Acaba Baykal “Kasetteki o adam ben değilim” der mi diye akşama kadar bekledim.O beklentim de avukatlarının “yayın yasağı” için başvuruda bulundukları haberi ile son buldu.Dün perde, İslâmcı kesimin agresif gazetesi Vakit’in internette “Bir parti liderinin seks videosu” başlığı ile yayınladığı görüntülerle açıldı.Kayıtta Baykal ile ona yakın bilinen bir kadın milletvekilinin yatak odası görüntüleri yer alıyordu.Bant yayından çekildi ama hemen ardından Youtube’a konuldu.Baykal’dan ses seda çıkmıyordu. Sadece etrafındakilere “Büyük bir hukuki mücadele başlatacağım” dediği haber verildi. Suç duyurusu üzerine Ankara C. Başsavcılığı soruşturma başlatırken videonun bulunduğu internet sitelerine erişimin engellenmesini sağlayacak tebligatlar yapıldı. Baykal’ın takdiri!Şu anda herkesin bildiği bir habere “gizlilik” getiren yargı kararı nedeniyle düşündüklerimizi sakınarak yazıyoruz.Bu haberin gizlenmesinden kamu yararı değil kamu zararı doğacağını söylüyoruz.Gizli kameralarla özel hayatların mahremiyetine tecavüz elbette alçaklıktır. Ama bu aşağılık iş savunulması mümkün olamayacak bir ahlâkî zaafı ve ağır bir görev ve takdir kusurunu açığa vuruyorsa onu da görmezlikten gelemeyiz.İsmet İnönü’nün parlak bir parlamenterlik başarısı yaşamış olan torunu Gülsün Bilgehan Toker’i son seçimde aday göstermediği için Baykal ağır eleştirilere hedef olmuştu.Kasette izlenen kadının milletvekili oluşu, Baykal’ın aday belirleme yetkisini kabul edilemez bir adaletsizlik ve sorumsuzlukla kullandığını kanıtlamıyor mu?Cesaret ve saygı...Ülkenin içinden geçtiği tehlikeli süreci CHP lideri iki gün önce dramatik ifadelerle açıklamıştı. Hatırlayalım:“Türkiye’de devlet olanaklarının zorbalıkla, yolsuzlukla bir sivil diktanın emrine doğru dönüştürülmekte olduğu çok açıktır.. Bu sürecin sonu Anayasa değişikliği aşamasıdır. Bu tamamlanırsa artık Türkiye çok farklı bir aşamaya gelmiş olacaktır!” Baykal elini vicdanına koyup cevaplasın: Türkiye’yi böylesine vahim bir tehlikeye karşı koruyacak gücü ve inanılırlığı bundan sonra temsil edebilir mi?.Hayır, buna imkân yok.Başına gelen talihsizliğin asli sorumlusu kendisidir. O nedenle ceremesini partisine ve AKP iktidarına karşı alternatif arayan halka ödetmemelidir.Siyasi yaşamını cesur bir kararla sonlandırması, büyük ihtimalle partisinin önünü açacaktır.Bu son hizmeti esirgemesin!

Devamını Oku

Gül veto eder mi?

6 Mayıs 2010

Bizim bundan sonraki sürecimiz hemen kampanya... Hazırlıklarımızı başlattık.” Başbakan paketin tümü üstündeki oylamayı dahi beklemeden referandum için partisine “hücum borusu” çaldı.Başbakan’a göre millet siyasetçilere “Gel bana... Meclis’te bağırıp çağırmayın. Bu işin sahibi benim, oradaki vekillerin bağırıp çağırmasına bakmayın; bana gelin” diyor.Konuşma metinlerini kürsünün iki yanından yansıtan aleti (prompter) kullanmakta kazandığı beceri, Başbakan’a milletin gözüne bakıp ne istediğini kitap gibi okuma yeteneğini de kazandırmış olabilir mi?Bilmiyoruz; bunu paket Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak iptal başvurusu süreci durdurmazsa referandumda öğreneceğiz.Türkiye nereye?Şu aşamadaki meselemiz durumun taşıdığı önemi herkesin hakkıyla kavramış olup olmadığıdır.Ana muhalefet lideri Baykal Türkiye’nin bir “sivil darbe süreci içinde” olduğundan hiç şüphe duymadığını söyledi dün.Şu tespiti vahamet derecesinde önemlidir:“Türkiye’de devlet olanaklarının baskılarla zorbalıkla, yolsuzlukla bir sivil diktanın emrine doğru dönüştürülmekte olduğu çok açıktır. İnsanlar tarihi bir süreci yaşarken bunu fark etmezler, kendilerini aldatırlar. Bu sürecin en son aşaması Anayasa değişikliği aşamasıdır. Bu tamamlanırsa artık Türkiye çok farklı bir aşamaya gelmiş olacak!” Siyasi muhalefet gibi yüksek yargı sözcülerinin feryatlarında da korku ve endişe var.HSYK Başkanvekili Özbek yargı bağımsızlığını ve hukuk devletini korumak yolunda “tarihe karşı sorumlulukları olan mücadele”yi sonuna kadar yapacaklarını söyledi.Yeminin ışığındaCumhurbaşkanı Gül’ü tarihi sorumluluğu ağır olan bir görev bekliyor.Paket Çankaya’ya gidecek.“Tayyip Bey arkadaşını böyle günler için Cumhurbaşkanı yaptı” diyenler Gül’ün tek maddeyi bile geri göndermeyeceğini düşünüyor.Çünkü veto yiyen maddenin meclisten geçmesi 367 oy gerektireceği, bu sayıyı bulmak da imkânsız olduğu için Gül’ün böyle bir riski göze almayacağı tahmin ediliyor.Yine de önyargılı olmamak lâzım. Cumhurbaşkanlığı bir siyasetçi için ilerisi olmayan bir zirvedir.O görevin onuruna lâyık olmak, siyasi bağlılıkların yüklediği varsayılan borçlardan daha önemlidir.Abdullah Gül herhalde inceleme için yasaların kendisine verdiği 15 günlük zamanı sonuna kadar ve hakkıyla değerlendirmelidir.Bu işi yaparken ettiği yeminin ışığı rehberi olmalıdır.Meclis’in önemini abartan gerekçeler, vereceği onayı haklı göstermeye yetmez.Parlamentoya atfedilen yücelik bizim pratiğimizde pek gerçekçi durmuyor çünkü.O paketi Meclis’ten geçiren irade içinde “Başbakan uçurumdan atlıyorsa bize yakışan onun arkasından atlamaktır” diyen bir eski bakanın da oyu var.Acaba Meclis’te onun gibi düşünen kaç kişi daha var?

Devamını Oku

HAYIR da çıkabilir...

5 Mayıs 2010

Paket Anayasa Mahkemesi’ne giderse referandumun yapılmaması ihtimali var.Bu ihtimal yüzde kaçtır; bilinmiyor.Ama yapılırsa EVET oylarının yüzde 50’yi geçmesi ihtimali ne kadar?Farklı ve iddialı tahminler dolaşıyor. Ama tahminler gerçekçi nedenlerden ziyade temennilerden besleniyor.Başbakan Yardımcısı Arınç katıldığı bir TV programında paketin referandumdan yüzde 60 gibi net bir skorla geçeceğini söyledi.Nasıl vardı bu sonuca, onun hesabını da şöyle verdi:MHP tabanından yüzde 15-20, CHP tabanından yüzde 10, BDP tabanından yüzde 50 dolayında destek gelecekmiş!AKP’nin firesi?..Siyasetçilerin aklı nalıncı keseri gibi çalışır. Çünkü onların yorumları propagandaya ve seçmen kazanmaya dönüktür..Aynı mantıkla hareket ederek AKP tabanında da HAYIR oyu kullanacak vatandaşların bulunacağını düşünmek gerekmez mi?Bizce gerekir, çünkü iktidarın firesi muhalefet partilerinden bile fazla olur..AKP’ye son seçimde yüzde 46,5 oranında destek veren insanlar, iktidarın gerçek sorunlara yabancılaştığını asıl meselelerle ilgilenmek yerine açılım siyaseti ile halkı oyaladığını, uyuttuğunu düşünüyor.Yerel seçimlerdeki oy kaybı bunun uyarısı idi ama AKP anlamadı, burnunun dikine gitti.A&G Araştırma Şirketi merak edilen sorulara gerçekçi cevaplar verecek bir çalışma içinde bulunuyor.Şirketin Başkanı Adil Gür değerlendirme tamamlanmadığı için rakam vermek istemedi ama şu sözü bile bir işarettir:“Referandum iktidar için çantada keklik değil. HAYIR da çıkabilir!” Halkın ruh hali...Bülent Arınç, partisinin yüksek propaganda gücüne güvenerek “yüzde 60’la kazanırız” diyorsa da şu gerçek unutulmasın:Halkın büyük kesimi, anayasa değişikliklerinin ne getireceğini, ne götüreceğini düşünerek oy kullanmayacak.Hayatından memnun mu değil mi; memnun değilse bundan ötürü iktidarı sorumlu tutuyor mu, ona kızıyor mu; bu soruların oluşturacağı ruh hali içinde bir karar verecek.AKP hediye kampanyaları için oluşturduğu havuzu bir yıl sonraki genel seçime saklamak zorunda olduğu için seçmene rüşvet dağıtmanın avantajını burada kullanamayacak.Öte yanda muhalefet partileri, medya susturulmuş olduğu için halkla yüz yüze temas kurma mecburiyetini hissedecek, kampanyaları daha etkili olacak.Bu toplantılarda muhalefet partileri halka HSYK’yı mı anlatacak? Hayır..İşsizlikle, yoksullukla yolsuzlukla mücadele etmesi gereken AKP’nin bunda başarısız olduğu için zulüm idaresi kurmaya çalıştığını işsiz ve aç bıraktığı halkı böyle bir günah için kullandığını anlatacak.Halk da Anayasa paketine bakarak değil, yoksul ailesinin mutsuzluğuna, işsiz çocuklarının öfkeli çaresizliğine bakarak oyunu verecek.İktidar üretim ve yatırımı teşvik eden politikalara ne kadar erken kafa yorarsa o kadar iyi eder!

Devamını Oku

Uçuruma bir-iki

4 Mayıs 2010

Kürşad Tüzmen AKP’nin anayasa paketini deldiği için hedef tahtasına konulan milletvekillerinden biri...Dün gösterdiği tepki, demokrasimizin ne kadar geri kalmış bir zavallılık içinde savunmasız ve çaresiz olduğunu, içimizi burkarak kafamıza dan dan vuruyordu.Tüzmen yüksek bürokrasiden siyasete geçmiş, yıllarca AKP hükümetlerinde bakanlık yapmış bir şahsiyettir.Partiler hakkında kapatma davası açılmasını Meclis’te oluşturulacak partilerarası bir komisyonun iznine bağlayan anayasa değişikliği maddesi, yeterli oyu alamadığı için düştü biliyorsunuz.AKP yöneticileri ve gruptaki amatör hafiyeler, retçi milletvekillerinin kimler olduğunu belirlemeye uğraşırken Başbakan’ın ev sahibi olan Faruk Koca’nın objektife yakalanan “şüpheliler listesi” parti grubunda tartışma ve çalkantı yarattı.İşte bu karmaşa içinde Kürşad Tüzmen üstüne düşen gölgeden kurtulayım derken ülkedeki siyaset ve parti düzenini açığa vuran o korkunç sözleri söyledi:“Başbakan uçurumdan atlıyorsa, bize yakışan onun arkasından atlamaktır. Karar doğrudur, yanlıştır önemli değil. Türk töresi böyle gerektirir!” Böyle töre olmaz olsunDemek ki sayıları 8 ile 12 arasında değişen iktidar milletvekili töreyi çiğnemiş ve atlamamış veya bazıları yamaç paraşütü ile atlamıştır.Şaka bir yana böyle töre olmaz!Sistemin öncelikli ihtiyacı, Başbakan’ın arkasından kendini uçuruma atmayacak, aksine onu böyle maceralara heves etmekten caydıracak parlamenterlere kavuşmaktır.Anayasa değişikliğinden daha önce partiler ve seçim yasalarının değişmesi gerektiğine inananlar yerden göğe haklıdırlar.Türkiye’nin demokrasi geleneği bu kafayla oluşmamalıdır.Ama ne yazık ki liderin verdiği karar doğru mu, yanlış mı bakmadan arkasından atlamaları istenen ve bunu yapmadıkları takdirde tasfiye edileceklerini bilen milletvekilleri ülkenin geleceğine biçim veriyorlar.Yaptıkları anayasa değişikliği sadece bizim değil, çocuklarımızın hayatını bile etkileyecek, değiştirecektir.Üç tehlikeli hamleden parti kapatmayla ilgili birincisi, beklenmedik şekilde meclisten döndü. Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştiren ve üyelerin belirlenmesinde tüm kontrolü iktidara veren madde ise 337 oyla kabul edildi.AKP rahat vermeyecekBugün HSYK’yı iktidar emrine sokacak değişiklik oylanacak.Anayasa hukuku alanının saygın hocalarından biri dün bana, HSYK’yı yapılandıran madde de bugün kabul edilse bile bunun önemli olmadığını parti kapatmayı imkânsız kılan değişikliği geri çevirmekle meclisin görevini yapmış sayılacağını söyledi. “Artık gerisi daha kolay” dedi. Neden?“Çünkü iki maddede siyasetin yargıyı ele geçirme arzusu çok açık şekilde kendini belli ediyor. Hukuk devleti ilkesi, bu iki maddenin Anayasa Mahkemesi’nden dönmesini sağlayacaktır.” Bu tahmin tutarsa, bağımsız yargının geleceği tehditten kurtulacak mı?Hayır.. İktidarın yargıyı ele geçirme konusunda gösterdiği tedbirsiz ihtiras bu alanda pes etmeyeceğini düşündürüyor.Muhalefet bu hamleleri sadece “istemezük” diyerek göğüsleyemez.Mutlaka bir hedef seçmek ve oraya halkla beraber yürümek gerekiyor.Meclis’te bugün dar bölge sistemiyle halkın seçtiği parlamenterler olsaydı gündemimiz bu olmazdı.Hedef bellidir. Başbakan’ın gündem saptırma tuzaklarına yakalanmadan o hedefe yürümek lâzım..

Devamını Oku

Özgür irade

3 Mayıs 2010

Millet Meclisi dün tarihi kararlarından birini verdi. Olay, dikta heveslerine onurlu bir başkaldırıdır!Anayasa değişiklikleri içindeki üç sakıncalı konudan biri dün ele alındı.Parti kapatma davası açmayı meclis iznine bağlayan madde 330 oyun altında (327) kaldığı için düştü, reddedilmiş oldu.Hukuk otoriteleri, yargı yetkisini meclise devreden bu maddeye, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkesini ihlâl ettiği için karşı çıkıyordu.Paketin 8’inci maddesi dün meclisten ve sonra da referandumdan geçseydi parti kapatmak fiilen neredeyse imkânsız hale gelecekti.Anayasayı güvencesiz bırakan bir düzen demokrasi için tehdit ve tehlikeler doğurur.Demokratik rejimin kendini hukuk içinde savunma gücüne sahip bulunması yalnız düzeni değil, partileri de korur.Nitekim AKP laiklik karşıtlığı nedeniyle kapatılmaktan kıl payı kurtulduktan sonra din sömürüsü konusunda eskiye oranla çok daha dikkatli davranmıştır.Dün 8’inci madde düşmemiş olsaydı “Demoklesin Kılıcı” etkisini kaybedeceği için din ticareti yeniden kazanç kapısı haline gelecekti. AKP de bu madeni eskisinden daha rahat işletecekti. Hedef de buydu!Yani meclis kararı yalnız hukuk devletini değil AKP’yi de korumuştur.Bağımsız ve itibarlı hukukçular, Anayasa Mahkemesi’nin ve HSYK’nın yapısını değiştirerek bu kurumları iktidar uydusu haline getirecek maddelerin yol açacağı tahribata karşı da ülkenin korunması gerektiğini tekrar tekrar söylüyorlar.Düne kadar tek ümit kapısı değişiklikleri iptal edeceğine güvenilen Anayasa Mahkemesi idi. Ama yargıya ihtiyaç duyurmayacak bir sigortanın var olduğunu şimdi biliyoruz.İktidar milletvekillerine baskılar dünkü olay nedeniyle çok artacaktır ama ne yapalım; bir yolunu bulup görevlerini yapacaklar.Demokrasi sorumlu, onurlu, cesur insanlar istiyor!Ava giden avlanır!Başbakan Erdoğan’ın İnönü’yü Hitler’e benzeten sözleri büyük tepki doğurdu.İnönü, Cumhuriyet’in kurucu babalarından biridir. Ona yönelik saldırının bir adım ötesi Atatürk’tür.Siyaset sağlam kalmış hiçbir değer, hiçbir kutsal bırakmayacak mı?Milli vicdanı inciten haksızlıklar pahasına elde edilmek istenen şey nedir?Eğer maksat gündemi değiştirmekse, buna mirasyedi savurganlığı demek lâzım.İnönü, 2. Dünya Harbi’nde Türkiye’yi cehennem ateşinde yanmaktan koruyan ve kurtaran dehanın sahibi değil midir?Özal bile harp sırasında can derdine düşmüş komşunun elinden Ege’deki adaları alma fırsatını değerlendirmediği için İnönü’yü eleştirmişti.Hitler’e benziyor olsaydı İnönü böyle mi yapardı?Pazar günü Başbakan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan Hürriyet’te şöyle bir tüyo veriyordu:“Büyük tartışmaların olduğu bir gündemde Başbakan ilgisiz bir tartışma başlatıp o büyük tartışmayı gölgeleyebiliyor.” Ölmüş bir devlet adamının arkasından kötü konuşulmaz.Anayasa paketi geçirilirken milletvekillerine baskı uygulanarak ağır bir demokrasi ayıbı işleniyor. Erdoğan bu ayıbı örtmek için İnönü polemiği açmış olabilir mi?Olabilir ama “Ava giden avlanır” sözünde ifadesini bulan kadere mahkûm olmuştur.Hitler benzetmesini yaptığı gün Başbakan’ın “Her işletme bir işsizi işe alsın” önerisini geri çeviren TOBB’un 16 şirketinde “intikam denetimleri” başlatıldığının duyulması diktatör tartışmasına açıklık getirmiştir. Çünkü... “Bak şu konuşana” dedirten rastlantı diktatörü arayana doğru adresi gösterir!

Devamını Oku

Halk düşmanı

2 Mayıs 2010

PKK’nın kötülüğünde halk düşmanlığının tüm çeşitleri yarışıyor.Bu katmerli ihanete daha lânetli bir örnek bulmak neredeyse imkânsızdır.Dün 1 Mayıs’tı.İnsanları ayrılık sebeplerini unutarak emekçi kimliğinin tabanında birleştiren evrensel bir bayramı, uygar toplumlar gibi kutlamaya hazırlanan yığınlar sabah ümit ve heyecanla uyandılar.Ama ilk duydukları haber yeni bir PKK baskını oldu.Tunceli’de bir jandarma karakoluna yapılan kalleşçe saldırı sonunda dört Mehmetçik şehit edilmişti.Allah’tan onlara rahmet ailelerine ve ulusumuza başsağlığı ve sabır diliyoruz.Ne kazandılar?Bu alçak saldırı, 1 Mayıs’ı bütün uygar toplumlar gibi kutlamaya lâyık olduğunu ispatlayan emekçilerimizin mutluluğunu gölgelemiştir.Eğer kazanım sayıyorsa, halk düşmanı örgütün tek kazancı budur!Ama asıl ispatladıkları, ülkede birlik ve barış isteyen yığınların lânet ve nefretini fazlasıyla hak ettikleri gerçeğidir.Bir de “onlar açılımın insanî fırsatlarına değil, terörizmin anladığı şiddet diliyle karşılık görmeye lâyıktır” diyenleri haklı çıkarmışlardır.PKK masum insanların kanları ve uyuşturucu ticaretinin kârları ile besleniyor. Bu canavar zamanın aleyhine işlediğini görüyor. Çünkü dünya ayrılıkçılığın bile şiddet kullanan modelini artık tasvip etmiyor.O sebeple PKK terörünü yönetenler, ellerinden geldiği kadar çabuk toplumdaki kutuplaşmayı derinleştirerek, kendileri ile uzlaşma aramamanın felâketler doğuracağını devlete ve halka anlatmaya çalışmaktadırlar.Karadeniz neden?Çok istedikleri halde yıllardan beri bir taban edinemedikleri Karadeniz kentlerinde eylemleri sıklaştırmalarının, karakol baskınlarına tekrar başlamalarının nedeni budur.Özellikle Karadeniz’deki milliyetçi duyarlığı tahrik amaçlı eylemlere karşı uyanık olmakta büyük yarar var.Çünkü o bölgeden yükselecek tepki, Güneydoğu’da karşı tepkileri tetikleyecektir.Sorumlu ve sabırlı bir siyaset iktidar kadar muhalefetin de zemini olmalıdır.Özellikle Barış ve Demokrasi Partisi, kendinden öncekilerin günahına batmamalı, açılımın muhatabı olduğunu hak etmek için terör örgütünün gölgesinde kalmaktan mutlaka kurtulmalıdır.Biraz vicdan şu gerçeği görmeye yeter:PKK terörü hiçbir haklı nedene dayanmıyor. Bu devletin varlık nedeninde başkalarını zaptetme amacı hiç olmamıştır!Etnik kimlikleri kaşıyarak güç peşinde koşanlar bile bu gerçeği görürler.Bebekleri dahi öldürmüş bir terör örgütünü desteklemeye Kürt kökenli vatandaşları mecbur eden şartları değiştirmek için kıllarını kıpırdatmayan siyasetçilerin yatacak yeri yoktur.Bunlar kendilerine uygun sıfatı kendileri bulsunlar.Yalnız şu kadarını söyleyelim ki “korkak” sözü onlar için çok hafif kalır!

Devamını Oku