Ayıp kayıp mı?

Haberin Devamı

Anayasa referandumu CHP’deki değişiklikten sonra iktidar için daha büyük önem kazandı.

Belli ki sertleşecek olan siyasi rekabet, referandumu plebisite, yani hükümet için güven oylamasına dönüştürecek.

12 Eylül’deki referandum yapılabilirse, alınacak olan sonuç, hemen ardından gidilecek genel seçimin sonucuna ayna tutacağı gibi onu etkileyecek de...

İktidar sözcüleri, referandumdan çıkacak “Evet”in yargıyı vesayetten kurtaracağını söylüyorlar.

Ama bu işlere biraz aklı eren herkes biliyor ki gerçek tam aksi yöndedir.

Avrupa kurumlarının da belirlediği gibi Türkiye’de yargı bağımsızlığındaki zafiyetlerin giderilmesi gerekirken meclisteki AKP çoğunluğunun tek taraflı operasyonu hastalığı daha da derinleştirmiştir.

Yargıtay Başkanı Gerçeker dün bir toplantıda bu durumu açıkça ortaya koydu. Yüksek yargıya danışmadan yapılan düzenlemelerin yargı bağımsızlığını 12 Eylül anayasasının bile gerisine götürdüğünü söyledi.

Adalet Bakanı Ergin oradaydı ve kendisini dinleyenlerin hukukçu olduklarını bile bile referanduma sunulan değişiklikleri “hukukun üstünlüğüne ve hukuk devleti ilkelerine bağlılıklarının gereği” olarak yaptıklarını söyleyebildi.

İktidar sözcüleri, bilenler karşısında kendilerini utandırması gereken yalan yanlış şeyler söylemekten sakınmıyorlar. Oylarını istedikleri sade vatandaşları etkilemek için bu bedeli göze alıyorlar.

Gözünü karartanların seviyesinin zirveye dayandığını dün Okay Gönensin’den öğrendik. Kazakistan’da Cumhurbaşkanı Gül “Son anayasa değişikliği ile 12 Eylül’ün de geçip gittiğini düşündüğünü” söylemiş...

Halbuki Gül biliyor ki, bağlı kalacağına namusu üzerine ant içtiği anayasanın 12 Eylül anayasası ile benzerliği neredeyse kalmamıştı.

“Daha gelişmiş bir demokrasi için çalışalım” çağrısı yapmış ama, 12 Eylül darbe yönetiminin bile göze alamadığı kötülüğe, geriliğe ve vesayete beş günde onay verdiğini sanki unutmuş...

Hukuk bilgini sıfatını hak eden uzmanların uyarılarını okumadan onay vermesi bir gaftı, ama referandum takviminin işlediği süreçte Cumhurbaşkanı tarafsızlığını çiğneyecek biçimde propagandaya katılması, orta büyüklükte bir skandaldır.

Evet, anayasa değişikliği, AKP lider kadrosunun devri sabık olarak Yüce Divan’da yargılanacakları ihtimaline, daha doğrusu tehdidine dayalı bir tedbirdir.

CHP’deki lider ve kadro değişiminin yarattığı bu heyecan sürerse AKP’nin referandumla ve seçimle ilgili tahminleri altüst olacaktır.

Ama büyüyen bu risk bile Cumhurbaşkanı’nın referandum kampanyasına iktidar propagandisti gibi katılmasını mazur gösteremez.


İyilik de bulaşıcı

Güney Amerika yolunda Başbakan, medyanın kurduğu horoz dövüşü tuzağına düşmemiş.

“Recep Bey” tahriklerinden usta çalımlarla kurtulmuş.

Ama CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği “merdiven altlarında sigortasız çalıştırılan kızlar dramı” vardı ya; belli ki o içine oturmuş; “Bunların hakları, sosyal güvenceleri, her şeyleri teminat altına alınmalı, öyle çalıştırılmalıdır” demiş.

Brezilya yolunda tekstilci kızları Başbakan’ın hatırına getiren kişi, CHP’nin yeni lideridir.

Demek ki Kılıçdaroğlu da “hakara makara” yapmamış, o da hayırlı bir iş yapmış.

Böyledir işte... İyi muhalefet iktidara iyi iş yaptırır.

Muhalefetten yararlanamayan iktidarlar ise arkalarından teneke çaldırır!

DİĞER YENİ YAZILAR