Kalbimiz günlerdir Zonguldak’la atıyor, kulağımız oradan gelecek iyi bir haberi bekliyor.
Grizu patlaması sonucu yerin 540 metre derininde mahsur kalan 30 madencinin hâlâ sağ ve salim kurtarıcılarını beklediğine inanmak kolay değilse bile yine de bir mucizenin gerçekleşmesi için dua ediyoruz.
Sürüklendiğimiz çaresizliğin utancına alışmamalıyız.
Türkiye enerji temininde dışa bağımlı, bu yüzden taş kömürü ve linyit yataklarını değerlendirmek bir tercihten ziyade mecburiyet oluyor.
Ayrıca bu çalışma alanı yoğun emek talep ettiği için, işsizliğin sosyal patlama tehlikesi yarattığı ülkemizde, kurtarıcı özelliği kazanıyor.
Mesela kömürle çalışan bir elektrik santralı, aynı güçteki bir doğalgaz santralından on kat fazla işçi çalıştırıyor.
Binbir tehlikeyi göze alarak yer altında kömür çıkaran her maden işçisi, yer üstündeki 12 kişiye ekmek parası kazandırıyor.
Üç gündür bütün Türkiye’nin uğradıkları kazaya kahroldukları, kurtulmaları için dua ettiği insanlar işte bu kahramanlardır.
Anlayış eksiğimiz
Onları kömür rengi bir karanlığın kucağına atan grizu patlamasına bağlı göçük bir kader olamaz.
Gerçekler asıl göçüğün sistemde olduğunu gösteriyor bize.
Bahane dinlemekten usandık.
Neden en çok bizim madencilerimiz ölüyor?
Avrupa’nın güvenliği en zayıf maden ocakları niçin Türkiye’de?
Yöneticilerimiz bu utancı doğuran çaresizliklere artık bir son vermelidir.
Böylesi kazalar ardından tutun ki en içten üzülen siyasetçiler bizde...
Ne fayda?
Onun bile bedelini vatandaş ödüyor!
Başbakan dün maden kazasının yaşandığı bölgeye gitti. Acı, endişe ve öfke içinde, etten kemikten birer bomba durumundaki insanlara muhatap olacağını kendisinin de, koruma görevlilerinin de bilmeleri gerekirdi.
Nitekim, demokratik bir ülkede her siyasetçinin uğrayabileceği birkaç protesto eylemine hedef oldu.
Gereksiz bir sertlik
Anlayışla karşılayabileceği bu söz ve eylemleri Başbakan, empati duygusundan yoksun bir sertlikle cevapladı.
Tehlike doğuran bir saldırganlık yoktu ortada ama korumaları, Başbakan’ın herhalde daha çok takdir edeceğine olan inançlarından ötürü cezalandırıcı bir acımasızlık sergilediler.
Buna şaşmamak lâzım; maden kurbanlarının sayısı ile demokrasinin kalitesi arasında sıkı bir ilişki var.
Demokratik standartlar yükseldikçe maden kazaları ve insan kayıpları azalıyor demokrasi eksildikçe bedelini maden ocağına girenler canlarıyla ödüyorlar!
Karın tokluğunu bile sağlamayan paralara çalışan insanlar bunlar. Taşeron altında sendikasız çalışmaya mahkûm edildikleri için canları, bir kıvılcıma bakıyor. Daha bağışlayıcı olmak gerekir.
Türkiye’de 44 bin ruhsatlı maden işletmesi var, fakat devlet sadece 250 denetim elemanı çalıştırıyor.
Öncelikle bu eksik giderilmeli, ama asıl garantinin, yöneticilerini işçilerin seçtiği sendikalarla sağlanacağı unutulmamalıdır.
Aksi takdirde bu faciaların önünü alamayız ve bu kafayla çok ağlarız!
Utanç verici
Haberin Devamı

