Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’ün alınması neye işarettir bilemeyiz ama hukukun, adaletin dönüşüne işaret olsa çok iyi olur!Hileli sınav, gençlerin emeğine ve umuduna yönelmiş bir gasp cürmüdür.Böyle bir şüphe doğduğu anda hukuk devleti alârma geçer.Bizdeki sorumlular hilebazı yakalamak için değil, gürültüyü bastırmak için çırpınıyor.Geçen yıl yapılan KPSS sınavındaki kopya rezaletinden sonra görevinden ayrılan Prof. Ünal Yarımağan önemli şeyler söyledi:1. “Sekiz aydan bu yana korkumdan konuşamadım” dedi.2. “Neden hiçbir üniversiteden, uzmandan çıt çıkmıyor?” diye sordu.3. “Fantezi boyutundaki önlemler bir şeyler gizlemek için miydi?” merakını kaşıdı.Siyasi iktidar, usulsüzlük ve hukuksuzlukların davacısı olup onlarla mücadele edecek yerde onlara sahip çıkarak temel bir yanlış yapıyor.Bu tutum üniversite giriş sınavındaki kopya şüphesi karşısında da, Silivri davalarında ortaya çıkan haksızlıklar karşısında da iktidarı yanlış tarafta konumlanmaya mecbur ediyor.Hâkimlere çağrı...Artık bunlar hayatımızı etkilemeye, dışarıda da Türkiye’nin imajını her gün daha çirkin göstermeye başlamıştır.Dünkü meclis grubunda Türkiye’nin “basılmamış kitabı imha eden ülke” olarak şöhret bulmasından sorumlu tuttuğu iktidara ve yargı mensuplarına sert mesajlar gönderen CHP lideri Kılıçdaroğlu zor ama gerekli bir görev yapıyordu.Kılıçdaroğlu son temaslarının kendilerine şunu öğrettiğini savundu: “Demokrasi ve özgürlüklerdeki kısıtlamalar, sadece bizim sorunumuz olmanın ötesine taşmış. AB büyükelçileri de aynı kaygıları taşıyor.”Sonra basılmamış kitabın imhasına karar veren yargıçlara seslenmek istediğini belirterek onlara şu soruyu sordu:“Çocuklarınıza nasıl bir miras bıraktığınızın farkında mısınız?”Demokrat Yargı Derneği, referandumdan önce iktidarı rahatsız eden YARSAV’a alternatif olarak kurulan bir dernekti.Bu dernek geçen gün yeni HSYK’nın destekçilerini hiçbir kural tanımaksızın ödüllendirirken bağımsız ve muhalif hâkim ve savcılar üstünde sindirme, yıldırma ve susturma yöntemi uyguladığını iddia eden bir açıklama yaptı.Allah bizi korusunTürkiye ve Orta Doğu uzmanı İngiliz tarihçi ve siyaset bilimci Bernard Lewis’in Wall Street Journal gazetesine verdiği son röportajdaki tahlil de üstünde düşünmeyi hak ediyor.Aydınlar uyanık olmalı, iktidar da kendisine atfedilen şüpheyi haksız ve yakışıksız buluyorsa yakışanı yapmak için çaba harcamalıdır.Bernard Lewis Türkiye’yi İslâmlaşma yönünde ilerlemeye zorlayan iktidarın toplumu parça parça kontrolü altına aldığını öne sürerek şu tespit ve tahmini yapıyor:“Hükümet şimdi cumhuriyetçi rejimin en güçlü kalesi olan yargıyı ele geçirmeye başladı. On yıl sonra bölgede Türkiye ile İran yer değiştirebilir!”Aslında yargı demokrasinin de kalesidir. Ama bu işlevi ancak bağımsız kalabilirse yerine getirebilir.Bu konuda Avrupa kurumlarında uyanan şüphelerin gün geçtikçe arttığını gözlüyoruz.Avrupa Parlamentosu üyesi Avusturyalı sosyal demokrat Evelyn Regner, Türkiye’nin ifade ve basın özgürlüğü açısından en kötü 50 ülkeden biri olduğunu öne sürerek, ülkedeki sansürün, hukuksuzluğun ve keyfi tutuklamaların önlenmesi istemiyle Avrupa Konseyi’ni muhatap alan bir önerge verdi.Hukuk ve adalet iktidarın en büyük eksiği halkın da gün geçtikçe büyüyen hasreti haline geliyor. Dikkat!AKP iktidarı bu gerçeğe sırtını dönmesin.
Sınavın üstüne öylesine kötü bir leke düştü ki, korkarız bunu iptal edip yenisini yapmaktan başka çare kalmayacak.Yıkılan güven duygusunu ayağa kaldırmak pek mümkün görünmüyor çünkü.Yükseköğretim Geçiş Sınavı’na 1 milyon 700 genç katıldı. Bu çocukların hile yapılmadığına ikna edilerek ikinci sınava motive edilmeleri kolay mı?Hele güvenilmeye lâyık kurumların sayıca hızla azaldığı şu ortamda...İkna çabaları işe yaramıyor.Ankara C. Başsavcılığı’nın kopya iddialarına el koyarak KPSS’deki rezaleti ortaya çıkaran uzman polis ekibini göreve çağırması elbette iyi bir şey.Ama o da ne?.. Cumhurbaşkanı Gül aynı saatlerde bir dış geziye çıkarken havalimanında şu açıklamayı yapmaktadır:“ÖSYM Başkanı’nı arayıp bilgi aldım. Aldığım bilgiler beni tatmin etti!”Yukarıdan böyle bir yönlendirme geldikten sonra savcıda ve hileyi çözmek için çağırdığı polislerde ne kadar heves kalmış olabilir?İktidar sahiplerine ters düşmenin tehlike taşıdığı bir ülkede yaşıyoruz. Savcı da uzman polisler de şimdi şöyle düşünecektir:“İktidar bu işin uzatılmamasını istiyor herhalde. Öyle olmasa Cumhurbaşkanı kendisine bağlı Devlet Denetleme Kurulu’nu göreve sevkeder ve ‘Ben tatmin oldum’ demezdi...”ÖSYM Başkanı’nın şüpheleri ortadan kaldırmak amacıyla TÜBİTAK’ı devreye soktuğu bildirildi dün.Peki TÜBİTAK temiz raporu verse, işe yarayacak mı? Buna emin olmamak lâzım. Unutulmamalı ki AKP iktidarının üniversitelerden önce vesayeti altına aldığı bilimsel kurum TÜBİTAK’tır.2003 yılından başlayarak kurumun başkanı ve 12 kişilik bilim kurulu, yargının uyarı sayılacak kararlarına rağmen değiştirilmiş kadrolaşmanın yakıcı rüzgârı, yemekhane bölümünde çalışanları bile tasfiye etmiştir.Toplumun güven duyduğu kurumlara zarar vermenin ceremesi vardır. Keşke cezasını yanlışı yapan siyasetçiler ödese.Ama öyle olmuyor. İki milyona yakın genç ve aileleri günlerdir endişe ve öfke içinde.Cumhurbaşkanı tatmin oldu diye ikna olmaz bu insanlar.İtirazlarını geri almaya da zorlanamaz.Şifrelemenin hiçbir soru kitapçığında işe yaramadığını ÖSYM’nin ispat etmesini dileriz. Bu mümkün olamadığı takdirde KPSS sınavında olduğu gibi bu sınavın da iptal edilip yenisinin yapılmasından başka çare yoktur.Zorlamalar batağı derinleştirmekten başka işe yaramayacaktır.Ön seçimden ne çıktı?CHP 29 ilde liderin seçtiği kişilerle değil parti tabanının istediği adaylarla seçime girecek.Pazar günü bu amaçla yapılan önseçime katılım büyük oldu. Genel Başkan Kılıçdaroğlu haklı olarak övnüyor:“Demokrasiyi biz bu ülkeye getireceğiz. Parti içi demokrasiyi de getireceğiz. Onda da kararlıyız. 29 ilde önseçim yaparak bir başarıya imza attık. Ortaya çıkan sonuçlar şu:Türkiye değişim istiyor.”Kılıçdaroğlu bu sonucu nereden çıkarmıştır?Çünkü partinin üyeleri pek çok yerde yeni insanları ön sıralara taşımış, bir çok milletvekiline ise yeniden meclise girme kapısını kapatmıştır.Bu tercihin yerindeliğini tartışmak kimsenin haddi değildir. Nitekim parti lideri de parti tabanının, elindeki yetkiyi doğru kullandığına inandığını yeteri açıklıkla anlatıyor.Ve bu şekilde taahhüt altına giriyor.Türkiye’nin değişim isteğine öteki 52 ilin adaylarını genel merkezde seçerken nasıl cevap verecek; kıstaslarını saptaması gerekecek.CHP tüm aday listelerini keşke parti içi demokrasinin yanılmaz ruhuna emanet edebilseydi!
Şüpheler gerçekleşirse çok acımasız ve utanç verici bir emek ve umut hırsızlığına tanık olacağız.Yükseköğretime Geçiş Sınavı’na giren 1 milyon 700 bin genç merak ve endişe içinde haber bekliyor. Çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamak için boğazlarından keserek biriktirdiği paraları dersanelere ödeyen anne babalar ateş püskürüyor.Artvin’de bir avukat ile bir eğitimcinin, üniversiteye giriş sınavında şifreli kopya sistemi uygulandığına dair iddiaları kamuoyuna yansıdığı andan beri ÖSYM’den inandırıcı bir açıklama bekliyoruz.Ama yok...Tesadüf olamaz...ÖSYM hilenin kanıtlandığı soru kitapçığının sadece medyaya verilmek üzere basılmış nüsha olduğunu, öğrencilere dağıtılanların farklı olduğunu bildirdi dün. Resmi açıklamanın bugün yapılacağı belirtildi.Yine de şu gerçek ortada: Kopya şifresi eldeki soru kitapçığına uygulandığında çalıştığını görüyoruz.Hileyi deşifre eden Artvinli Avukat Ayla Varan “Ben sadece matematik için 30’un üzerinde soruyu şifreyi kullanarak çözdüm” dedi dün.Aynı tecrübeyi gazetede biz de yaşadık ve aynı sonucu aldık.Bu durum olayın benzersiz bir tesadüf olduğu savını çürütüyor.Hatta daha fazlası var. Şeytani bir kurgudan söz edebiliriz:Şifre, bütün sorularda sizi doğru cevaba götürmüyor.Az sayıda fire veriyorsunuz.Hile şüphesini maskelemek amacıyla özel olarak alınmış bir tedbir olabilir mi bu?Güven anıtı yerdeKPSS sınavının neden iptal edildiğini hatırladığımız zaman “kusursuz hile”nin kopyacılara 100 üzerinden 100’lük bir başarı getirmemesi gerektiğini hemen anlarız.KPSS tecrübesi hilebazlara “kusursuz hile”nin asıl bilinçli hatalarla dikkatleri dağıtmak suretiyle yapılacağını öğretmiş olmalıdır.Türkiye’nin en güvenilir kurumlarından biri ÖSYM bilinirdi. Bu güven abidesi artık yerle bir olmuş haldedir.Kurumun bugün kendini aklamasını temenni ederiz. Ama manzara çok umut verici görünmüyor.Çünkü bir kaç soru kitapçılığını ortaya koyup hile şifresinin hiç birinde işlemediğini ispat etmek mümkünse dünü niçin boşuna harcadıklarını sorumlular açıklayamazlar.Bugün yapılacak açıklama umarız kamuoyunu, özellikle sınava giren gençlerle ailelerini tatmin eder. Aksi halde sınavın iptali bir yana, savcıların bu olayda “örgütlü suç” aramaları mecburiyet olmalıdır.Çocukların istikbali ile oynayan ahlâksızlar pişman edilmezse önümüz uçurumdur.Bu şüphe giderilmeli ahlâksızlık varsa pişman edilmeli, ÖSYM’nin kişiliğinde devlete güven ayağa kaldırılmalıdır.Önümüzde bir seçim var. Güven boşluğu onu bile etkiler.Çocukların istikbalinin söz konusu olduğu bir yarışın temizliğini ve adaletini sağlayamayan bir devlet hilesiz bir seçim gerçekleştireceğine halkını inandıramaz.
Ekonomide rekorlar peş peşe geliyor..Milli gelirin 1 trilyon lirayı aşması, kişi başına gelirin 10 bin dolar üstüne çıkması, yüzde 8,9 ile Türkiye’nin Avrupa’daki en iyi dünyadaki üçüncü büyümeyi yakalaması gerçekten mutluluk veren bir başarı.Bundan sonraki hedef başarının kalitesini düşüren aksaklıkları düzeltmek, büyümeyi emanet paralarla değil üretim artışına daha fazla dayandırarak geliştirmek olmalı.Büyümenin motoru özel sektör yatırımları ve iç tüketim görünüyor. Tercihimiz üretim ve rekabet üstünlüğü yaratan kalite olmalı.Geçen yıl büyüme rekoru kırdık ama dış ticaret açığı da rekor kırdı. Çünkü talep ithalâta yöneldi.O kadar ki cam üretiminin lider ülkesi Türkiye dışarı sattığından fazlasını dışardan almış...Mesela 30 milyon dolarlık çay bardağı ithal etmek gibi yanlışları sürdürecek olursak o çay bardaklarını, efkâr basacağından “Ne olacak bu memleketin hali” diye rakı içmek için kullanırız!2010’un 79 milyar dolar dış ticaret açığı vermesi, büyümeden kaynaklı mutluluğu sıfırlayacak kadar büyük sorun mudur?Elbette önemli sorundur ama büyümeyi sıfırlamaz. Dış açık elbet toplumun geleceği için ipotektir. Ama unutulmamalı ki büyüyen bir ekonominin borcunu ödeme kabiliyeti durağan ve tutucu bir ekonomiden daha yüksektir.Rahmetli Özal yabancı kredileri ülkenin hakkı olarak görür “Borçtan korkarım, bu parayı istemem” demenin çağın anlayışına uymadığını söylerdi.Haklı olarak AKP iktidarı şimdi seçime giderken büyümede yakalanan başarının meyvelerini toplamak isteyecektir.Ekonomik büyüme yaşanan ülkelerde genellikle iktidarlar seçim kaybetmiyorlar.AKP için bu başarı avantajdır ama garanti değil. Çünkü seçimin gidişini değiştirecek önemde sorunlarımız bulunduğu gibi ekonominin de gelir bölüşümü adaletsizliğinden kaynaklı açmazları var.İktidar ekonomiyi büyüttüğü için övünürken kalabalıklar sofralarındaki ekmeğin niçin büyümediğini sorgulayacaktır.Gelirin adil bölüşülmesi, hele ekonominin büyüdüğü bir ülkede seçmen tercihleri üstünde daha belirleyici olur!***Özlü sözlerİktidar yandaşı kalemler Savcı Öz’ü yere göğe koyamıyor.Ama görevi devralanların olaydan yararlı dersler çıkarması toplumun farklı kesimlerinde yapılan öteki değerlendirmeleri de bilmeyi gerektirir.İşte dün yaptığım küçük bir derleme:Savcının sanık lehindeki delilleri göz ardı etmesi başarı ise Zekeriya Öz başarılıdır!Eğer kitap taslaklarını sildirtmek ve sahip olanları tehdit etmek övgüye değer ise Zekeriya Öz gurur kaynağımızdır!Gazetecilerin neyle suçlandıklarını bilmeden 3 yıldır hapiste yatıyor olması darbecileri ortaya çıkartmak ise Zekeriye Öz darbeleri ortaya çıkarmış bir kahramandır!Gelecekte Türkiye’ye AİHM’de en yüksek tazminatları ödettireceği belli olan bir savcı büyük adamsa, Zekeriya Öz tam da bize lâyık bir savcıdır!
Önümüzdeki genel seçim, ulusun ve ülkenin kaderini tayin eden bir milât olabilir.Başbakan Erdoğan’ın Londra’da yaptığı açıklama, 12 Haziran seçimine atfedilen tarihi önemi bir kez daha vurguladı.Kişisel tercihinin başkanlık sistemine geçmek olduğunu tekrarlayan Başbakan “referanduma sunacak mısınız?” sorusuna şu cevabı verdi:“Sunulabilir. Şu anda hemen sunulsun diye bir şey söz konusu değil. Seçim sonrası konuşulabilecek şeyler..”Fark edileceği gibi AKP, başkanlık sistemine geçme isteğini seçim propagandası sürecinde vazgeçilmez bir hedef gibi savunmayacak.Erdoğan bu projeyle ilgili son kararını yeni meclis tablosuna bakarak verecek:“Tüm gayretimiz seçimin hemen ardından böyle bir çalışmaya başlamak. Burada parlamento aritmetiği çok önemli.”Yani seçmenin 12 Haziran’da sandığa sadece yeni bir meclis ve siyasi iktidar belirlemek için değil, bir sistem değişikliğine vize verip vermemek için gideceğini bilmesi gerekiyor.Başbakan’ın hayali, başkan koltuğuna oturmaktır. AKP milletvekili olan Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Burhan Kuzu, projenin düşünce zeminini oluşturmak amacıyla kitap bile yazdı, yayınladı.Kitap tahmin edileceği gibi akademisyen tarafsızlığını yansıtmıyor, siyasi taraftar gibi bağırıyor.İktidara yakın akademisyenler çoğunlukla tarafsız olanlar ise neredeyse tümüyle başkanlık sistemine karşı oldukları halde AKP’nin Kuzu’su, Türkiye’nin başka seçeneği bulunmadığını iddia edecek kadar ileri gitti.Seçimimizi “Ya başkanlık ya pişmanlık” çaresizliğine sıkıştırdı!Prof. Burhan Kuzu başkanlık sisteminin diktatörlüğe yol açacağını savunanların cahil olduğunu düşünüyor.Bu sözünü yalanlayan onlarca başkan var dünyada. İşleri diktatörlük...Şunu dese belki daha gerçekçi olurdu:“Eğer toplumun demokrasi kültürü sağlam değilse parlamenter sistem de diktatör yaratabilir.”Bu iddiasına da Başbakan’ın yargıyla ilgili şu son sözünü kanıt gösterebilirdi:“Ben yargının işine karışmam, yargı da benim işime karışamaz!”Yargı denetimi, hukukun üstünlüğüne dayalı demokrasilerin göstergesidir.Kendisini “yargı işime karışamaz” diyecek kadar güçlü hisseden başbakan ise baskı yönetimlerinin göstergesidir.İlk başkanın Tayyip Erdoğan olacağını bilmek bile, başkanlık tartışmalarını 2023 yılına ertelemek için yeterli bir sebeptir!Görme-duyma zaafıBasın özgürlüğüne ve gazetecilere yönelen hoyratlık Türkiye’ye zarar verdi.Bunun böyle sonuçlanacağını görememek kötü yöneticilikti.İki hafta kadar önce Washington Post gazeteci tutuklamaları yüzünden “Türkiye’nin Müslüman dünyası için öncü demokrasi olma iddiasının tehlikede” olduğunu ve “Ergenekon savcılarının sınırı aştığına dair çok sayıda işaret” bulunduğunu yazdı.Economist dergisi aynı günlerde Türkiye’nin gazeteci olmak için “tehlikeli bir yer” olduğunu öne sürdü.Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı “Türk hükümetine basın özgürlüğü konusunda AGİT’in en temel taahhütlerini yerine getirmesi çağrısı” yaptı.Ve daha bir yığın benzer örnek...Ankara bu uyarı ve eleştirilerin hepsini kös dinledi.Ergenekon savcılarının değiştirilmesi ihtiyacını zorlayan sebebin dışardan geldiğini kabul etmek istemeyenler var.Onlara bir soru: Yıpranan savcının görevden alınırken niçin terfi ettirildiğini sanıyorsunuz?. Her şey ortada:Hukuk devleti demir taradı. Bereket uluslararası hukukun çapası sağlam!
Ergenekon soruşturmasının simgesi haline gelen Özel Yetkili Savcı Zekeriya Öz görevinden alındı.Bu işlemi HSYK, terfi makyajı ile saklamaya çalıştı.Öz, özel yetkilerinden arındırılarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’ne getirildi.Ergenekon bağlantılı arama yakalama ve tutuklamaların hukuk dışı uygulamalar biçiminde yürümesi Savcı Öz’ü uzun zamandır şikâyetlerin hedefi yapıyordu.Bu bakımdan tayinin geç bile kaldığını düşünenler az değil.Ama haber Zekeriya Öz için sürpriz olmuştur. “Bu kararı beklemiyordum” demesinden belli.Oysa iktidara yakın çevreler tayin kararını öğrenmişlerdi.Samanyolu TV “Kollama” adlı dizinin geçen haftaki gösteriminde işaret fişeğini attı ve “Erkenkondu (Ergenekon) savcısı Zeki Yahya (Zekeriya Öz) bir komploya uğrayarak görevinden alındı.”Bu görev değişikliğinin sebebini tahmin etmek zor değildir. “Savcı Öz’ü doğmadan öldürülen bir kitap götürdü” diyenler haksız olmayacaktır.Gerçekten de son günlerde Türkiye’nin dışarıdaki imajını yerle bir eden görüntüler, ona yönelen eleştiri ve tepkiler, iktidar için seçim arifesinde çok yıpratıcı olmaya başlamıştı.Halk son dönemde huzura hasret yaşıyor. Neredeyse her gün işlenen hunharca cinayetlerden iktidarı sorumlu tutamayız ama siyasi davalara bağlı operasyonların bezdiren terör havası kimden sorulacak?Suçlular neyse de, bu terör havasının suçlular yanında yaktığı masumlar ve mağdurların vebali kimin hesabına yazılacak?HSYK kararında iktidar etkisi bulunmadığı iddiasına kimse inanmaz. Hükümet sezdiği olumsuz gidişe mutlaka çare bulmak istemiştir.Uygunsuz bir yolun iyi bir amaç için bile olsa kullanılması hoş değil ama ne yapalım?..Yoklukta buna da şükür!Bir soru da şu olabilir:Öz’ün gidişi neyi değiştirir?Dün Ergenekon kapsamında Zirve Yayınevi cinayetine bağlı geniş çaplı bir operasyon yapıldı. Özel yetkili savcılık talimatıyla ev ve ofisleri aranan yedi ilâhiyatçıdan hiçbiri gözaltına alınmadı.Acaba bu, Öz’ün gidişine bağlı bir tutum değişikliği olabilir mi?Davaları izleyip, tutukluluğun peşin ceza olarak uygulanması devam ediyor mu, etmiyor mu; bunlara bakarak anlayacağız.Yeni Başsavcı Turan Çolakkadı “Zekeriya Öz gitti, Ergenekon bitti diye bir şey yok” dedi dün.Kimse öyle bir son istemiyor.İstenen adalettir. Kurunun yanında yaşın da yanmasına sebep olan bu intikamcı ve korkutucu havanın son bulmasıdır!*****Polisiye tedbire ince çıkış...İş Bankası Genel Müdürü Özince cesur bir çıkış yaptı.Kredileri daraltmayan bankalara karşı “polisiye tedbir” alınacağını açıklayan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’a şöyle tepki verdi:“Polisiye derken geriye herhalde basındaki gibi gelip götürmek kaldı!”Hükümet kredileri sınırlamak için, bankaların topladığı paranın daha büyük kısmını Merkez Bankası’na devretmesini istiyor.Uzmanlar “sıcak para girişinin önünü bu şekilde kesemezsiniz” diyor, krediler daralınca faizin yükselip üretimin ve büyümenin düşeceğini anlatmaya çalışıyorlar ama nafile..Ekonomi dokuz yıldan beri kendi kuralları içinde işliyordu.Ve ekonomiyi yönetme hevesinden uzak durmak AKP’nin dokuz yıldır yaptığı en başarılı işti.Ersin Özince’nin göze aldığı cesur itiraz umarız iktidarı uyandırır!
Hükümetin, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi kullanma isteğini hayra yormak kolay değildir.Dokuz yıllık iktidar ne oldu da seçime iki ay kala böyle bir işe kalkıştı?Aklına parlak bir fikir mi geldi, yoksa karambolda gol kokusu mu aldı?Bu yetkiyi hükümet “Kamuyu yeniden yapılandırmak” gerekçesiyle istiyor.Yeni bakanlıklar kuracak ve TSK dahil kamuda hızlı personel atamaları yapma yetkisi kazanacak.AKP iktidarı zaten dokuz yıldan beri istediği her şeyi yapıyor değil miydi?Anayasa değiştirecek çoğunluğa sahip olmanın hükmetme gücü yetmedi mi?Herhalde yetmedi.Talep ettiği yeni yetki, yani kanun hükmünde kararname (KHK) aleti, hükümeti şimdi parlamento denetiminden kurtaracaktır.Demokratik bir yönetim için meclis denetimi, kurtulmak istenen bir tehdit değil vazgeçilmesi düşünülmeyecek bir imkândır.Şimdi bu yetkinin kullanılacağı 6 ay ortalık kararacak, iktidara güvenmeyen kesimler “Ne oluyor orada?” endişesi içinde yaşayacaklardır.Eskiden parlamentodan kaynaklanan denetim boşluğunu yargı kapatırdı.Özellikle Turgut Özal’ın çok sık başvurduğu KHK tedbiri Anayasa Mahkemesi’nden döner Özal mahkemenin iptal kararı açıklanmadan yenisini sevkederdi.Yüksek mahkemenin KHK’lar için gerekli gördüğü iki ölçüt vardı:1. Acil bir durum olacak;2. Yetki kısa süreli olacak.CHP lideri Kılıçdaroğlu dün bu girişimin muhalefete tahammülsüzlüğün ve parlamentoyu tasfiye anlayışının bir sonucu olduğunu iddia ederken, “acil durum“ varlığından söz edilemeyeceğini savundu ve “9 yıldır neredeydin sen; armut mu topluyordun?” diye seslendi.CHP herhalde KHK yetkisinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne gidecektir.Peki yeni Anayasa Mahkemesi eski içtihadını hatırlar mı dersiniz?Bunu kimse beklemesin.Ülkeyi yönetenlere Tanrı’nın iyi şeyler ilham etmesi için dua etmekten başka bir çare pek kalmadı!Çankaya gözüyle!Doğmamış kitabı öldüren rezillikten utanmak dururken bu olayın Ergenekon’a zarar verdiğine dönük yakınmalar ibret verici...Dikkat edecek olursanız iktidar yandaşı medyada gazeteci Ahmet Şık’a ve “İmamın Ordusu” adlı kitabına yapılanlara değil de bu yüzden Ergenekon cephesinin menfaatlendiğini düşünerek hayıflananlar daha çok.“Polis devleti” görüntüsünün verdiği zararlar umurlarında bile değil.Başbakan 60’ın üstünde gazetecinin “gazetecilik faaliyeti nedeniyle değil, yasa dışı örgüte üye oldukları için içerde” olduklarını durmadan tekrarlıyor ama kimse inanmıyor.CHP Genel Başkan Yardımcısı Osman Korutürk, parti heyetinin Amerika’daki temaslarını anlattığı basın toplantısında şöyle konuştu:“Bize ‘içerde 60’ın üstünde gazeteci varmış; bu nasıl iş’ dediler!”Dar bakış açıları yöneticilerimizin en belirgin ortak özelliği. Çoğu üstüne titremeleri gereken değerleri, siyasi çıkarlarına ve kişisel takıntılarına kolayca feda ediyorlar.Son örneğini Cumhurbaşkanı Gül’ün gazeteci Ahmet Şık ve kitabı ile ilgili yorumunda gördük.Abdullah Gül şunu dedi:“Bütün bunlar herhalde o gazeteciler ve bahsedilen kitaplar için en büyük PR çalışması olmuş oldu.. Siyasi değerlendirme yapma durumları savcıların bazen olmuyor herhalde. Herhalde 10 bin satacak kitabı şimdi yüzbinlerce sattıracaklar!”Gördüğünüz gibi kuzular can derdinde, kasap et derdinde...
Japonya’daki nükleer felâket Almanya’da Hristiyan Demokratların 58 yıllık bir kalesini devirdi.Nükleer karşıtı Yeşiller, eyalet meclisi seçimlerinde oylarını bir kat artırarak yüzde 24’e yükseldiler.Böylece Baden Württemberg eyaletinde 1953’ten bu yana hükümet kurma hakkı ilk kez Yeşiller-Sosyal Demokrat koalisyonuna geçti.“Sandıktan yeşil öfke çıktı” diyorlar.Çünkü Japonya’daki krizin başında Başbakan Merkel bizim Başbakan gibi “nükleer enerjiden vazgeçme niyetimiz yok” diye konuşuyordu.Cem Özdemir ve Claudia Roth’un eşbaşkanlığını yaptıkları Yeşiller, anti nükleer dalgayı siyasi alanda tsunami gibi kullanmaya başlayınca Başbakan Angela Merkel uyanır gibi oldu ama geç kaldı.Dün görüşlerinin değiştiğini, üç ay içinde bütün nükleer santralleri kapatıp bakıma alacaklarını anlatıyordu.Atalarımız “komşuda pişer bize de düşer” demişler. Almanya’nın yaşadığı tecrübeden hükümetin nükleer inadını kırmak amacında biz de yararlanabiliriz.En ucuz kurtuluş, AKP’nin mesajı alıp çark etmesidir.Böyle bir manevra için zaman kaldı mı bilmiyoruz. Çünkü Başbakan nükleer santralleri savunmak uğruna gülünç “Aygaz” benzetmesini yapmışken önceki gün daha ciddi olsun diye örnekleri değiştirmiştir:“Nükleere karşı çıkanlar bilgisayar kullanmıyor mu, TV seyretmiyor mu?”Birçok ülke programlarını askıya alırken Türkiye’nin üstelik fiyat ve teknoloji konusunda doğru tercihler yapılmadığını bile bile “yola devam” demesi, iktidar için ciddi siyasi risk doğuruyor.Bu riski AKP göze alıyorsa CHP de kendi yararına kullanmaktan sakınmamalıdır.CHP aile sigortası, kısa askerlik ve gençlik projeleri ile uyandırdığı umut ve heyecanı nükleer karşıtı bir kampanya desteğinde geliştirebilir. Ve bu hizmet olur.Dünya nükleerden kaçarken biz niye ona koşuyoruz?İktidar bu soruya tatmin edici bir cevap veremez. Diyeceği bir şey olabilir:“Türk halkı Alman halkı kadar duyarlı değildir; uyuturuz. Korkmaya gerek yok!”O durumda 12 Haziran seçimi bir nükleer deneme olarak icra edilir.Değişik bir heyecan yaşarız!Çağdaş infazBayram şekeri toplamaya çıkan üç çocuğu öldüren soysuz, hukukçuları bile “kana kan intikam” noktasına getirdi.Hâkim ve savcıların tartışma alanı olan internet sitesinde, idam cezasının yeniden getirilmesini savunan görüşlerin hayli çok olduğu dikkati çekiyor.Birine tecavüz ettiği üç küçük çocuğu öldüren canavar ruhlu adam, adalet dağıtan insanların bile dengesini bozmuş görünüyor.İdamın geri gelmesini isteyenlere karşı çıkanların gerekçesi şu:“İdam ıslah etmez, yok eder. Çağdaş ceza değildir. Yanlışın telâfisine imkân vermez.”Doğru ama Kayseri’deki canavarı yok etmek, yaşatmaktan daha adil değil midir?İnsanlığın ulaştığı çağdaş değerler, sadece canavarın yaşam hakkını korumak mıdır, yoksa cezasını mutlaka çekeceği bir düzeni de daha önce kurmak mıdır?İdam cezası bu suçları önleyecek değildir.Suçlular önce “yakalanmam” diye düşünüyor, sonra “Yakalansam bile bir af çıkar kurtulurum” ümidi besliyor.İdamı tartışmaya açmadan önce idamın karşılığı olan “ağırlaştırılmış müebbet”e çarptırılanların hapisten ancak ölüsünün çıkacağını hem toplumun, hem mahkûmun bilmesi gerekiyor.Evet, idam çağ dışı bir ceza. Ama bizdeki infaz çağdaş mı?