Japonya’daki nükleer felâket Almanya’da Hristiyan Demokratların 58 yıllık bir kalesini devirdi.
Nükleer karşıtı Yeşiller, eyalet meclisi seçimlerinde oylarını bir kat artırarak yüzde 24’e yükseldiler.
Böylece Baden Württemberg eyaletinde 1953’ten bu yana hükümet kurma hakkı ilk kez Yeşiller-Sosyal Demokrat koalisyonuna geçti.
“Sandıktan yeşil öfke çıktı” diyorlar.
Çünkü Japonya’daki krizin başında Başbakan Merkel bizim Başbakan gibi “nükleer enerjiden vazgeçme niyetimiz yok” diye konuşuyordu.
Cem Özdemir ve Claudia Roth’un eşbaşkanlığını yaptıkları Yeşiller, anti nükleer dalgayı siyasi alanda tsunami gibi kullanmaya başlayınca Başbakan Angela Merkel uyanır gibi oldu ama geç kaldı.
Dün görüşlerinin değiştiğini, üç ay içinde bütün nükleer santralleri kapatıp bakıma alacaklarını anlatıyordu.
Atalarımız “komşuda pişer bize de düşer” demişler. Almanya’nın yaşadığı tecrübeden hükümetin nükleer inadını kırmak amacında biz de yararlanabiliriz.
En ucuz kurtuluş, AKP’nin mesajı alıp çark etmesidir.
Böyle bir manevra için zaman kaldı mı bilmiyoruz. Çünkü Başbakan nükleer santralleri savunmak uğruna gülünç “Aygaz” benzetmesini yapmışken önceki gün daha ciddi olsun diye örnekleri değiştirmiştir:
“Nükleere karşı çıkanlar bilgisayar kullanmıyor mu, TV seyretmiyor mu?”
Birçok ülke programlarını askıya alırken Türkiye’nin üstelik fiyat ve teknoloji konusunda doğru tercihler yapılmadığını bile bile “yola devam” demesi, iktidar için ciddi siyasi risk doğuruyor.
Bu riski AKP göze alıyorsa CHP de kendi yararına kullanmaktan sakınmamalıdır.
CHP aile sigortası, kısa askerlik ve gençlik projeleri ile uyandırdığı umut ve heyecanı nükleer karşıtı bir kampanya desteğinde geliştirebilir. Ve bu hizmet olur.
Dünya nükleerden kaçarken biz niye ona koşuyoruz?
İktidar bu soruya tatmin edici bir cevap veremez. Diyeceği bir şey olabilir:
“Türk halkı Alman halkı kadar duyarlı değildir; uyuturuz. Korkmaya gerek yok!”
O durumda 12 Haziran seçimi bir nükleer deneme olarak icra edilir.
Değişik bir heyecan yaşarız!
Çağdaş infaz
Bayram şekeri toplamaya çıkan üç çocuğu öldüren soysuz, hukukçuları bile “kana kan intikam” noktasına getirdi.
Hâkim ve savcıların tartışma alanı olan internet sitesinde, idam cezasının yeniden getirilmesini savunan görüşlerin hayli çok olduğu dikkati çekiyor.
Birine tecavüz ettiği üç küçük çocuğu öldüren canavar ruhlu adam, adalet dağıtan insanların bile dengesini bozmuş görünüyor.
İdamın geri gelmesini isteyenlere karşı çıkanların gerekçesi şu:
“İdam ıslah etmez, yok eder. Çağdaş ceza değildir. Yanlışın telâfisine imkân vermez.”
Doğru ama Kayseri’deki canavarı yok etmek, yaşatmaktan daha adil değil midir?
İnsanlığın ulaştığı çağdaş değerler, sadece canavarın yaşam hakkını korumak mıdır, yoksa cezasını mutlaka çekeceği bir düzeni de daha önce kurmak mıdır?
İdam cezası bu suçları önleyecek değildir.
Suçlular önce “yakalanmam” diye düşünüyor, sonra “Yakalansam bile bir af çıkar kurtulurum” ümidi besliyor.
İdamı tartışmaya açmadan önce idamın karşılığı olan “ağırlaştırılmış müebbet”e çarptırılanların hapisten ancak ölüsünün çıkacağını hem toplumun, hem mahkûmun bilmesi gerekiyor.
Evet, idam çağ dışı bir ceza. Ama bizdeki infaz çağdaş mı?
Nükleer deneme
Haberin Devamı

