Adalet özlemi

12 Ağustos 2011

Adalet kendini düzeltmelidir. Haksızlıklar Türkiye dışında bile yankı bulmaya başladı çünkü...İngiliz The Times gazetesi dün darbe hazırlığından yargılanan generallerin “tahrif edilmiş kanıtlar”la suçlandıklarını yazdı.Alexander Christie-Miller imzalı habere göre 195 generalin yargılandığı davadaki kanıtlar “bariz tutarsızlıklar” içeriyor ve bu durum, bazı zanlıların komploya uğradıkları izlenimini veriyor.Örnek; darbe planına ilişkin 2002 Aralık tarihli bir belgede Türk Gençlik Birliği adlı dernekten söz ediliyor ama dernek o tarihte yok. 2006’da kurulmuş olduğu belirtiliyor.Haberde daha birçok uydurulmuş kanıt örneklerine yer veriliyor ve ardından geçen ay komuta kademesinde yaşanan istifaların hükümetle ordu arasındaki iktidar mücadelesinin sonu olduğu savunuluyor.Peki davaların amacı ne?Bu soruyu yıllarca Türkiye’de yaşamış Johns Hopkins Üniversitesi öğretim üyesi Gareth Jenkins cevaplamış. Jenkins’e göre sivil hükümete rakip bir iktidar merkezi olarak görüldüğü için Ordu itibarsız hale düşürülmek istenmiş, ayrıca da geçmişte İslâmcılara eziyet ettiği gerekçesiyle intikam heveslerinin hedefi yapılmıştır.Yazı, saptırılmış kanıtlar yüzünden gerçeği öğrenme imkânının belki hiçbir zaman bulunamayacağı şüphesiyle bitiyor.Bu yaygın bir endişedir ve yalnız Balyoz davasını kapsamıyor. Kurunun arasında yaşın da yanacağı korkusu, internet andıcı davası bağlamında bu davalara baştan beri tam destek veren Nazlı Ilıcak tarafından bile ifade edilmiştir.Bağımsız medyanın baskı altında olması, kamu vicdanının yargı kararlarına ışık tutmasını önlüyor. Siyasi müdahaleler adaleti bulandırıyor, geciktiriyor.İktidar sahip olduğu gücü yargıdan bir intikam silâhı üretmek amacında kullanmamalıdır. Bu niyetin dışarıdan da görülmeye başlaması adalete yarar ama Türkiye’nin imajına zarar verir.Adalete karşı oluşacak güvensizlik ise güçlü bir halk desteğine sahip iktidarın kendi ayağına kurşun sıkması demek olur.AKP adalet duygusunun tatminine önem vermelidir. Montesquieu “Toplumda en büyük güven duygusunu, her şeyin sonunda adil bir mahkemenin bulunabileceği inancı sağlar” demişti.250 yılda her şey değişti ama bir tek bu gerçek aynen duruyor!Darbe üstüne kuruntularAKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik VATAN’a “Darbe dönemi bitti mi, çok emin değilim” dedi.Sonra şu eklemeyi yaptı:“Kurumsal olarak TSK’nın emir komuta zinciri içerisinde bir askeri darbeyi ihtimal harici görüyorum ama bu özlem içinde olan insanların hâlâ TSK içinde olabileceğini düşünüyorum.”Çelik’in siyasetçi kıdemine yakıştıramadım bu sözleri.Çünkü bir ülkenin ordusu vehimlerle suçlanamaz. Çelik eğer Silivri’deki davaları örnek alıyorsa o davalar TSK’nın darbeci olduğunu değil, bunca tahrike rağmen darbeden uzak durmayı başarmış, darbeci geçmişine son vermiş bir ordu olduğunu kanıtlar.Çelik dileriz kişisel görüşünü söylemiştir.Eğer iktidar partisinin görüşü de bu ise AKP hükümette var oldukça Silivri mahkemeleri de gün günden artan dosyaları ile var olmaya devam edecek demektir.AKP de böyle bir evhamla yaşamayı, TSK da darbe şüpheleri ile sürekli suçlanıp operasyona tabi tutulmayı hak etmiyor!

Devamını Oku

Gaza mı getirmek istiyorlar?

12 Ağustos 2011

Times, uluslararası ölçekte itibara sahip bir İngiliz gazetesidir.Bu gazete dün Türkiye-Suriye ilişkilerini başyazı konusu yaptı.Türkiye’yi göklere çıkaran bir başlangıçtan sonra sözü Davutoğlu’nun Şam’ı ziyaretine getiren gazete “Erdoğan’ın feraset ve ihtiraslarını hafife almanın pek de akıllıca olmadığını“ belirterek şu iddiada bulundu:“Türkiye ölüm makinesini durdurması için Şam’a iki hafta mühlet vermiş durumda!”Peki Esad uyarıyı dinlemezse Türkiye ne yapacak?Gazete burada tahminini büyük ihtimalle de sözcülüğünü yaptığı Batılı güçlerin temennisini şöyle açığa vuruyor:“Askeri harekât..”Yani savaş... Times savaş fikrini sevdirmek için yazıda acayip çaba harcıyor.Türkiye’nin “elinden fazla bir şey gelmeyen Batı ülkeleri ve hatta Suriye’nin komşuları tarafından alkışlanacağını“ söylüyor.Times gazetesi şöhretine zarar vermiştir bu yorumu ile.Hiçbir Batılı ülke Türkiye’yi böyle bir ateşe atlamaya ikna edemez.Çünkü böyle bir misyon önermek, Türk siyasetçisini aptal yerine koymak olur.Türkiye’nin tek amacı, Irak ve Libya’da yaşanan askeri müdahale felâketinin Suriye’de tekrarlanmasını önlemektir.Türkiye, havuza itilir gibi ateşe itilecek bir devlet değildir!*****Kılıçdaroğlu doğru yapıyorCHP örgütünü, üst yönetiminde yaşanması beklenen revizyonun heyecanı sardı.Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun son MYK toplantısı biterken “Bir değişim gerekiyor, bunu gerçekleştireceğim” demesi Genel Başkan’ın hayalindeki kadroyu hâlâ kuramadığını ama aramaktan da vazgeçmediğini gösteren bir işaretti.Gerçekten de CHP’nin silkelenmesi lâzım.Son seçimde Kılıçdaroğlu önderliği CHP’nin oylarını hem rakamsal, hem oransal olarak artırmıştır ama AKP’nin aldığı sonuca bakıldığında pek az kişi “CHP başarılı oldu” diyebilmiştir.Baykal’ın terk etmeye mecbur kaldığı koltuğa hiçbir hazırlığı olmadan oturmak zorunda kalan Kılıçdaroğlu aslında değişimin umudunu vermiştir ama bir yıllık zaman, tatmin edici bir başarı sağlamaya yetmemiştir.Kemal Kılıçdaroğlu’nun MYK’daki on kurmayını değiştirmeyi düşündüğü söylenmektedir.Yeni kadro içinde milletvekili olmayan partililerin bulunacağına dair haberler dolaşmaktadır.Genel Başkan eğer parti içindeki yarış heyecanının örgütlerde yaşanmasına önem veriyorsa yerinde bir karar vermiş demektir.Parti liderliği çeşmeye benzer. Onun verimini ve etkinliğini beslendiği kaynak belirler.Kılıçdaroğlu’nun bir yılda dördüncü ekibi kurma noktasına gelmiş olması onun kararsızlığını veya doğru adamları seçmek konusunda zaaf içinde olduğunu göstermez.Öncelikle kendisinden, kendi veriminden hoşnut olmadığını gösterir.“Bir değişim gerekiyor” ise bunu ondan daha iyi kimse hissedemez.Başarıyı arama konusundaki ısrarı eleştirilmeyi değil övülmeyi hak ediyor.Sonuçta bir seçimlik daha kredisi var.Ya değerlendirmeyi bilecek ve kalacaktır veya başaramayıp gidecektir.“Lider sultası”na dayalı kısır demokrasimize ufuk açacak bir örnek seçim yapmasını, muhalif bilinen isimlere de yönetimde yer vermesini dileriz.

Devamını Oku

Haddini bilen çırak daha iyi!

10 Ağustos 2011

Ekonomik öngörülerine güvendiğim bir dostum ilginç gelen bir şey söyledi dün.“Usta olduğuna inanan kişilerden korkarım. En kötü kazaları kendini usta sayan şoförler yapıyor” dedi.Konu Başbakan Erdoğan’ın il başkanları toplantısındaki konuşmasıydı.Başbakan son zamanlarda büyüme rakamlarından duyduğu memnuniyet sebebiyle ekonomik konulara aşırı bir ilgi gösteriyor.Bu kötü değil ama yanlış bir ifade, dışarıdaki krizin de etkisiyle iç dengeleri bir anda altüst edebiliyor.Erdoğan sekiz yıl boyunca ustalık iddiasında bulunmadı. Acemi olduğunu bilen komplekssiz adamların doğru davranışlarını benimsedi.İşi bilenlere emanet etti ve bu sayede piyasaları rahat ettirdi.Büyüme rakamlarının kışkırttığı övünme duygusu ile ekonomi konuşmaya başlamasa, ondan cesaret alan politik ve teknik aktörler birbiriyle çelişen demeçleri ile ortalığı karıştırmasa belki son krizi daha hafif hasarlarla atlatabilecektik.Fazla böbürlenmemek lâzım. Başbakan “Biz sağlamız. Kriz bu kez teğet bile geçmeyecek” diyor ama ödediğimiz bedel, krizin kaynağı ülkelerden daha beter.Borsamız ve milli paramız büyük kayba uğramıştır.Başbakan’ın ekonomi kurmayları ile salı günü yaptığı toplantıda cari açığa tedbir ararken saptanan strateji doğrudur. Doğru desteklerle de hayat bulabilirse Türkiye daha güçlü bir geleceğin kapılarını açabilir.Cari açık sorununu aşmanın temel tedbiri bizce “tam isabet”tir. Üretim Türkiye’nin uzun zamandan beri unuttuğu bir değerdi.Ürettiğimizden fazlasını tükettik el kesesinden yiyip içtik, hak etmediğimiz lüksleri yaşadık. Daha ağır bir faturayı bile hak etmiştik. O bakımdan kendimizi ucuz kurtulmuş sayabiliriz.Üretimle barışık bir model doğru tercihtir. Ve hiç terk edilmemelidir.Başbakan üretimi teşvik etsin, israfa karşı dursun ama ekonomi yönetiminde usta olduğuna hiçbir zaman inanmasın.Ekonomide tedbirli bir kalfa allâme olduğu duygusuna kapılan bir ustadan daima daha güvenlidir!*****Paşa firar ikramını kabul etmediHükümet hakkında kara propaganda yapmak amacıyla kurulan internet siteleri davası kapsamında Emekli Orgeneral Hasan Iğsız’ın tutuklanması bayağı maceralı oldu.Her tutuklama bir dramdır ama bu, Levent Kırca’nın “Olacak O Kadar Televizyonu”na lâyık mizah ögeleri de içerdi.Hakkındaki yakalama kararı nedeniyle Paşa erkenden Beşiktaş’taki adliyeye gitti. Yarım saat bahçede bekledi.Kendisine öğleden sonra gelmesi söylenerek gönderildi.Yakalama emri, kaçması muhtemel sanıklar için çıkarılır.“Şimdi git, sonra gel” demek Iğsız Paşa’ya “kaçma hakkı”nı kullanması için tanınan bir fırsat mıydı?Eğer öyleyse Paşa bu hakkı kullanmadı!Öğle vakti döndü, mahkemeye çıktı, tutuklandı.Niye tutuklandı?Delilleri karartması mümkün değil; çünkü emekli olmuş.Suçluluğuna dair güçlü kanaat oluşması zor; çünkü iddianamede yeterli delil bulunmuyor.“Kaçma ihtimali var” diyemez kimse; çünkü ikram edilen o şansı reddetmiş, geri dönüp teslim olmuş.Bu davalardaki tutuklamaların bir adli tedbir değil, intikamcı bir ceza aracı olarak kullanıldığı ne kadar da açık ve bir o kadar da kaba biçimde anlatılıyor!

Devamını Oku

Çözümün adresi Kuzey Irak’ta

9 Ağustos 2011

Türkiye’nin esenliğine giden yolu üstündeki en sıkıntılı ve tehlikeli engel PKK terör örgütüdür.Meseleye gerçekçi bir dürüstlükle yaklaşan herkes aynı noktada birleşiyor.Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ’ın eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile Milliyet Gazetesi için yaptığı mülâkat, bu bakımdan öğretici ve uyarıcı bir örnek ortaya koyuyor.Özgür düşüncenin baskı gördüğü hiçbir arayış çabası, ömürlü bir uzlaşmaya ulaşamaz. Terör, haydutlukla ahlâksızlığın alaşımıdır.Ve insana reva görülebilecek en ağır hakarettir.PKK’nın yayın organları dün örgütün elebaşılarından Karayılan’ın Kürt aydını Kemal Burkay’a yönelik değerlendirmelerini verdi.Karayılan daha önce Burkay’ı özel savaş borazanı olarak suçlamıştı. Dün “sömürgeci siyasetin figüranı” diyerek eleştirdi, onun “iyi Kürt”ü oynayarak PKK’nın kötülenmesine hizmet ettiğini öne sürdü.Kürt sorununu teröre indirgeyenler hemen topa tutuluyor ama yazık ki bu görüşü savunanlar gerçeğin büyük kısmını ifade ediyorlar.Terör şantajını reddeden Kürtlerin korkusuz bir yaşama ne ölçüde imkân bulabildiklerini, Burkay’a reva görülen üstü örtülü tehdide bakarak tahmin edebilirsiniz.Sınırda cani beslemekBaşbuğ-Elekdağ mülâkatında şu gerçek net olarak çıkıyor: PKK sorununu çözmeden Kürt sorununu tarif etmek bile mümkün değildir.Çünkü ne kadarı öyledir bilmiyoruz ama Kürt kökenli vatandaşların önemli bir kesimi terör örgütünün rehini durumundadır ve iradeleri özgür değildir.Böyle bir ortamda kimle ne konuşacaksınız?Yani sorunu konuşmanın başlangıç noktasına varmak için zemini terör tehdidinden arındırmak gerekiyor.Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ bu hedefe varmanın şartını şöyle koyuyor:“İşin ana noktasına gidersek, Türkiye’nin PKK’yı marjinalize edebilmesi için olmazsa olmaz şart, Kuzey Irak’taki PKK varlığını ortadan kaldırması veya azaltmasıdır!”Neden?.. Çünkü bölücü terör örgütü gücünü Irak’ın kuzeyinde kendisine sağlanan “güvenli bölge”den alıyor.Ve dünya tecrübeleri de güvenli bölgelere sahip örgütlerin yok edilmesinin son derece zor olduğunu öğretiyor.Yani Kuzey Irak’ta PKK’nın kullandığı güvenli bölgenin yok edilmesi, tartışma zeminini inşa etmenin birinci şartı oluyor.Amerika yeter artık!Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ bunun için Kuzey Irak’a 2008’deki gibi operasyon yapabileceğimizi söylüyor ama emekli Büyükelçi Elekdağ Amerika’nın buna izin vermeyeceğini, zaten 2008’deki harekâtı da Washington’dan gelen uyarı üstüne durdurduğumuzu hatırlatıyor.Şartlar değişmedi. Kürt sorununun çözümü terörü bitirmekten, terör sorununu bitirmek de Kuzey Irak’tan geçiyor.O bölgenin başka bir ülkenin egemenlik alanı olduğu itirazı, saygıdeğer bir gerçek değil inandırıcılığı olmayan bir bahanedir.Bağdat yönetimi mi, yoksa Kuzey Irak’taki Barzani yönetimi mi; egemenlik iddiasını hangisi sahiplenmişse, o toprakların Türkiye’ye düşmanlık için kullanılmasına imkân tanımamak yükümlülüğü altındadır.Aksi halde Türkiye’nin tehdit unsurlarını kendi gücüyle yok etmesine boyun eğmek kaderleri olur.El Kaide kendine Afganistan’da güvenli bölge buldu diye kıtalar aşırı işgal operasyonu yapan Amerika, sınırında barınan düşmanlığa çare arayan Türkiye’ye mani olamaz.Olmaya kalkarsa PKK terör örgütünü hangi amaçlarla koruduğunu açıklamak zorundadır.İkiyüzlülükten bıktık, usandık artık!

Devamını Oku

Şam’da akıl kaldıysa...

8 Ağustos 2011

Başbakan’ın “Sabrın sonuna geldik” uyarısı bugün Dışişleri Bakanımız tarafından Şam’a tebliğ edilecek!Suriye’de kendi halkının kanı ile beslenen bir canavar rejim var.O bakımdan Davutoğlu’nun yapacağı uyarılar, diplomatik dilin zorlama nezaketi içinde anlamını kaybetmemelidir.Davutoğlu bugün Washington’un uyarı ve taleplerine de sözcülük edecek.Yani “askerleri kışlaya çekmesi ve tüm tutukluları serbest bırakması” için Suriye Devlet Başkanı Esad’a Davutoğlu’nun yapacağı çağrı Amerika’nın da talebi olacak.CHP lideri Kılıçdaroğlu dün uyarıda bulundu: “Batılı güçler Suriye’ye askeri müdahale yaparsa biz katılmayalım..”Türkiye’nin zaten böyle bir düşüncesi ve hazırlığı olamaz ama duruşumuzu gereğinden fazla yumuşayarak caydırıcılık niteliğimizi tümden yitirmemeliyiz.Öyle bir durumda “Sabrın sonuna geldik” sözünü nasıl açıklayacağız?“Adın ne?. Mülâyim.. Sert olsan ne yazar!” durumuna düşmeyelim.Hele hele bugünkü ziyaretten sonra Esad yönetimi katliamlarını sürdürme cesaretini asla gösterememelidir.Suriye yönetimi Türkiye dostluğunun değerini herhalde takdir edecek ve dünyaya açılan tek kapısını kaybetmek istemeyecektir.Türkiye’nin menfaati de Suriye’nin kazanılmasını emrediyor. Ama dikkat, kana bulanmış rejimlerin tabiatından gelir; lâf altında kalmazlar. Pire için yorgan yakarlar.Esad’a uluslararası camianın kendisinden beklediği insani jestler ve reformlar bir mecburiyet yükler biçimde talep edilmeli ama tehdit dili kullanılmamalıdır.Zaten olaylar yeteri açıklıkla anlatıyor:Rusya Devlet Başkanı Medvedev “Sonun kötü olur” diye uyarıda bulundu.Suudi Arabistan bile olan biteni “kabul edilemez” bularak büyükelçisini geri çekti.Davutoğlu’nun götüreceği planın Suriye için can kurtaran simidi olduğunu anlamaya yetecek kadar idrak kalmıştır dileriz!Yakalama komedisiDünkü yakalama kararlarının da yerine getirilmesinden sonra Hasdal’daki tutuklu generallerin sayısı 47’ye çıkacak..“Kamuoyunu yönlendirme amaçlı internet siteleri” davası kapsamında savcı 22 sanık hakkında yakalama talebinde bulunmuştu. Mahkeme 14 sanık hakkındaki talebi dün kabul etti.Bunlardan 7’si general rütbesine sahip.Durumu en ilginç olanı ise Orgeneral Hüseyin Nusret Taşdeler...Ege Ordu Komutanı sıfatıyla son Yüksek Askeri Şûra’ya üye olarak katılan Orgeneral Taşdeler, bir yandan TSK’nın geleceğini inşa eden kararlara katkıda bulunurken bir yandan müebbet hapislik bir suç nedeniyle savcılık tarafından aranıyordu.Hakkında talep edilen yakalama kararı da mahkeme kürsüsünün bir çekmecesinde ele alınmayı bekliyordu.Dünkü yakalama kararları da geçmiştekiler gibi “yasaya aykırılık” iddiasıyla yoğun eleştiriye uğradı.Hukukçular yakalama kararının ancak çağırıldığı zaman gelmeyen ve kaçak olan sanıklar için başvurulan bir tedbir olduğunu söylüyorlar.Oysa bu sanıklar öyle değil.Özellikle de Orgeneral Taşdeler...Bu generalin YAŞ’ta görev yaptığını TV’lerden tüm ülke günlerce izlemiş ama yakalama kararı YAŞ toplantısı kazasız bittikten sonra mahkemenin gündemine gelmiştir.İktidarın, kontrol ettiği yargıyı bir yönetim aleti gibi kullandığına daha inandırıcı bir kanıt bulunabilir mi?

Devamını Oku

Akıl için yol bir

6 Ağustos 2011

Bölücü terör içerden, diktatörlerin komşu halklara reva gördüğü zulme “dur” deme mecburiyeti dışardan bizi güçlü olmaya mecbur ediyor.Dün yabancı medyanın Türkiye’nin bir anda kendini savaş içinde bulabileceği yorumları yaptığını yazdım.Bu hassasiyeti gözetmenin ilk şartı TSK’nın savaş kabiliyetini en kısa zamanda en yüksek noktaya yükseltmektir. Hem fiziki yönden hem moral açıdan.Devlet krizi vahameti taşıyan YAŞ sürecini ağır bir tahribata meydan vermeden aşmak iktidarın başarısıdır ama yangına körükle gitmeyen muhalefet de ülkenin şansı olmuştur.Kendiliğinden oluşan bir mutabakat, sivil iradenin üstünlüğünü tescil eden operasyonun kazasız atlatılmasını sağlamıştır.İktidar yaşanan tecrübeden sonra şundan emin olabilir: Muhalefet takdiri hak ediyor..Ordunun demokratik rejimde olması gereken yerde oturup oturmadığının öncü göstergelerinden biri Genelkurmay Başkanı’nın hiyerarşideki yeridir.CHP lideri iktidara çağrıda bulundu.“Verin teklifi destekleyelim. Genelkurmay’ı Savunma Bakanlığı’na bağlayalım” dedi.O kadarla kalmadı, internet andıcının savunulacak yanı bulunmadığını belirterek böyle somut delile dayalı davaları, “orduyu infaz” etme amaçlı iftiralardan ayırdıklarını söyledi.MHP lideri Bahçeli de açıklamasında doğru tesbitler ve akılcı öneriler yaptı.Bahçeli’ye göre asıl mesele “TSK’ya yönelik üzeri hiç küllenmeyen kin ve kızgınlık”tır ve iktidar bu duygunun etkisi altında YAŞ toplantılarını çekişme alanı haline sokmuştur.Devlet krizinin yine de söndürülmesi iyi bir şanstır ama “artık iktidar TSK’ya yönelik yargısız infaz girişimlerinden uzaklaşmalıdır.”Muhalefet Silivri kapatılsın demiyor.Yargı süreçlerinin hızlandırılarak sonuçlandırılmasını, gerçekten darbe heveslileri bulunuyorsa bunların TSK’dan temizlenmesini, ordunun yıpratıcı tartışmaların içinden süratle çıkarılmasını istiyorlar.Bunu millet ve vatan sevgisi taşıyan demokrasi ve adalet değerlerine bağlı herkes istiyor!Savcılara göz dağı...Deniz Feneri soruşturmasına bakan iki savcı hakkında inceleme başlatılması ve davaya ait 137 dosyaya müfettişlerin el koymaları ne anlama geliyor?CHP Meclis Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan’ın iddiası şu:“Deniz Feneri iktidarın kara kutusudur ve kapatılmak istenmektedir!”Tarhan’a göre HSYK kararıyla yapılan müdahale davayı yürüten savcılara gözdağı verme amaçlıdır ve “şaibeli bir müfettiş raporu ile soruşturmanın üzerinin örtüleceği artık sır değildir.”Savcıların traji komik bir kaderi var.Delillere erişmek için Almanya’ya gidip Deniz Feneri’nin oradaki sorumlularını mahkûm eden ve “asıl suçluların Türkiye’de” olduğu kanaatine ulaşan mahkemeye haftalarca misafir oldular, yüz klasörü aşkın belgenin fotokopisini çektiler.Tam burada işleri hızlandırmışlardı ki müfettişler delillere el koydu.Şimdi çok gerekli belgeler için müfettişlerden izin alıp fotokopinin fotokopisini çekecekler!Asıl sorun şu: Korkutulan savcıların, dava ile bağı zayıflatılmıştır.Dosyalar savcılardayken gizlilik korunmuştu. Şimdi sanıklar, delillere ulaşabilir, hatta arama kararlarını önceden haber alabilir. Kimse de sorumlu tutulamaz.Çünkü ne de olsa yargı bağımsız!

Devamını Oku

Her an savaşa hazır bir ordu

5 Ağustos 2011

Güçlü bir orduya sahip olmayı her devlet ister. Ama bazıları için bu vazgeçilmez ihtiyaç ağırlığı taşır.YAŞ sürecinde yaşanan olumsuzlukların doğurduğu hassasiyeti bu gerçeğin ışığında değerlendirmek gerekiyor.TSK’nin omuzlarında bölücü terörle mücadele yükü var. Bölgemizdeki gelişmeler, terörle mücadeleyi yürütürken dış düşmana karşı da hazır olmak gerektiğini ortaya koyuyor.Son The Economist, askerin siyaset dışında tutulmasının önemli olduğunu ancak zayıf bir ordunun Türkiye’nin ihtiyaçları ve bölgesel hedefleri için iyi olmayabileceğini yazdı. Doğrudur.İngiliz The Times gazetesi de “Suriye’deki Sünnileri kurtarmaya çalışan Türkiye’nin bölgesel bir savaşa sürüklenebileceği” yorumunu yapmıştı.Bu öngörü de yerindedir.Gazete, binlerce Suriyeli Sünni’nin Türkiye’ye sığındığını, Esad rejimine karşı kullandığı dili her gün biraz daha sertleştiren Ankara’nın, kendini her an Şii İran, Hizbullah, Suriyeli ve Lübnanlı Şiilerle karşı karşıya gelmiş bulabileceğini öne sürdü.Kolayca anlaşılacağı gibi Türk ordusunun en yüksek düzeyde savaşa hazır durumda olmasını gerektirecek şartlar yaşıyoruz.YAŞ tecrübesi bu amaca hizmet etti mi?Yoksa yaşanan olaylar TSK’nin disiplin ve itaat geleneğinde gedikler açmış olabilir mi?Elbette sivil iradenin üstünlüğünü kabul ettirmek demokrasi yolunda kazanımdır. Ama hınç alma arzusundan beslenen acelecilik ağır bir yanlış doğurmuş olabilir.Şu ortaya çıktı:TSK’de ilerlemek için astların kendilerini komutanlarına beğendirmeleri artık pek şart değil. İlerlemek için Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın gözüne girmek lâzım!Bu inancın yerleşmesine fırsat verilmemelidir. Çünkü böyle bir tehlike Türk Ordusu’nun seçkin özelliği olan disiplin ve itaat ayrıcalığının kaybedilmesine yol açar ki çok büyük kayıp olur.YAŞ operasyonunun kâr zarar hesabı iyi yapılmalıdır.İktidar, bir ordu için moral gücün top tüfekten daha önemli olduğunu bilerek siyasetini belirlemelidir!Yakışmadı ustaya!Başbakan yeni bir ekonomik kriz olursa bu defa teğet bile geçmeyeceğini söylemişti.Ama kurmayları, dışarıda işlerin bozulacağı ihtimaline karşı tedbirler alınca krizi az kalsın kendi evimizde üretiyorduk.Yılın ilk iki çeyreğinde yüzde 11,5 ve 7,5 büyüyen ekonomimizde nasıl bir küçülme olacaktı ki bu önlemleri almaya kendimizi mecbur hissettik?Bu soruya kimse aklı başında bir karşılık veremeyince şöyle bir soru ortaya çıktı:Merkez Bankası, Başbakan’ın “reel faiz” takıntısını tatmin için mi faizleri düşürme kararı aldı?“Merkez’in önlemleri amaca hizmet etmeyecek, tersine enflasyonla mücadeleyi yokuşa sürdüğü gibi cari açığı kapatma çabalarında da başarı getirmeyecektir.”Piyasaların bu tahmini gerçekleşti maalesef. Tersi olsa ne dolar böyle fırlar, ne borsa bu kadar düşerdi.Amerikan borsaları kayıplarını dün geri alırken bizim İMKB’de düşüşün sürmesi, 9 yıllık iktidara yakışmayan bir acemilik yapıldığını kanıtlıyor.Sıcak parayı davet amaçlı tedbir, içerideki sıcak parayı ürkütüp kaçırmıştır. Kaş yaparken göz çıkarılmıştır.

Devamını Oku

Artık uyansak!

4 Ağustos 2011

Lâflar çok çekici ve etkileyici... Yok askeri vesayetin sonu, yok demokrasi, yok ileri demokrasi...İktidar iyi satıcı.Propagandistleri de müthiş.Başa gelen dertler bile bakıyorsunuz iki günde hayra dönüşüyor.Nitekim YAŞ ekseninde yaşanan olaylar pek çok çevrede askerin siyasetten tasfiye edilmesi ve rejim üstündeki asker denetiminin sonsuza dek ortadan kalkması şeklinde değerlendirildi.Dua olsa bu değerlendirmelere “amin” derdik ama gerçekler farklı bir tablo oluşturuyor.Orgeneral Koşaner’in istifasına eşlik eden veda mesajı doğru bir zemine oturtulmalıdır.Evet yüksek komutadaki istifalar kriz doğurmamıştır ama çözülemeyen sorunlar birike birike kriz yaratmıştır.Eski Genelkurmay Başkanı, 250 general, amiral, subay ve astsubayı kapsayan tutuklulukları hukuk dışı diye niteledikten sonra bu uygulama ile güdülen amacın TSK’nın bir suç teşkilâtı olduğu izlenimini yaratmak olduğunu belirtmiş, ardından bu haksızlığı önlemek amacıyla yapılan girişimlerin dikkate alınmadığından şikâyet etmiştir.Hak aramanın adresiPersonelinin hak ve hukukunu koruma sorumluluğunu yerine getirme imkânını kaybettiğini anladığı an Koşaner için istifa kararı oluşmuş, ancak istifanın verilmesi sorunları bitirmemiştir.Sorunlar el değiştirmiştir; o kadar.Eğer iktidar gerçekten askerleri siyasetten uzak tutmak istiyorsa eski yüksek komuta kadrosunu istifaya mecbur eden sorunları bir an önce gidermeye bakmalıdır.Çünkü sorunların kaynağı iktidardır.Yargıyı iktidar kontrol etmektedir.Bu durumda yeni komutanlar sorunları çözebilmek için siyasete eskilerden daha fazla karışmak zorunda kalacaklardır.Haksızlıkların doğurduğu kurumsal ve ailevi sorunlar onları zorlayacaktır.Askerdeki rahatsızlığın yargı kaynaklı olması başlı başına belirleyicidir.Eleştiri konusu olan hukuksuzlukları sonlandırmak için iktidarın harekete geçmesi gerekmektedir.Çünkü yargı bağımsız değildir.Dolayısıyla bu çarpık ilişki, hak arayan askeri yargıya değil iktidara gitmeye mecbur edecektir.Yeni komutana destekHukukun üstünlüğüne dayanmayan rejim demokrasi olamaz.Yargıyı iktidarın kontrol ettiği bir devleti “ileri demokrasi” diye adlandırmak, insan aklına hakaret derecesinde bir aldatmacadır.Bu kafayla biz AB kalitesinde demokrasiye hiçbir zaman ulaşamayız.Çünkü Batı toplumları önce bağımsız yargıyı kurdu, parlamenter rejimlerini onun üstünde yükseltti.AKP iktidarı ucuz atlatılan krizin ışığında yeni bir gündem belirlemelidir.Öncelikle yeni Genelkurmay Başkanı’nın devraldığı yargı ile ilgili sorunlar, onun bu alanda mesai harcamaya başlamasını beklemeden çözülmelidir.İktidar sonra da bağımsız yargı olmadan demokrasi olmayacağını fark edip yeni anayasayı yaparken yargıyı tekrar düzenlemek gerektiğine itiraz etmemelidir. Yaşadığımız tecrübe yeter.Bir dostum Aziz Nesin’den bir alıntı gönderdi. Şöyle diyor:“Bir gün bu memleketin yanağına öpücük, başucuna bir not bırakıp gideceğim: Öyle güzel uyuyordun ki, uyandırmaya kıyamadım!”Uyanma vakti çoktan geldi, geçiyor.Ve keşke halktan önce yönetenlerimiz uyansa!

Devamını Oku