Tunceli’de top oynarken kendisini seyreden eşiyle birlikte öldürülen Komiser Cem Kerman’ın babası “Bu terörü bitiremeyenler utansın” demiş...PKK terörü çeyrek yüzyılı geçti.Katil sürüleri kenti katedip insanların spor yaptıkları bir tesise girip orayı can pazarına çevirebiliyorsa gerçekten yönetici sıfatı taşıyanların utanmaları gerekir.Kentleri yönetenler, terör şartlarında bile hayatı idame ettiren bir düzen kurmayı ne zaman başaracaklar?Masum hayatlara kastedenleri, dağa ulaşamadan pişman etmeyi ne zaman öğrenecekler?Dün Adli Yıl’ın açılış töreninde konuşan Barolar Birliği Başkanı Ahsen Coşar “teröre karşı devlet vatandaşlarını korumalıdır” diyordu.Son zamanlarda kürsülere çıkan konuşmacılar ya söze başlarken veya sözlerini bağlarken hep aynı şeyi söylüyorlar:“Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve sabır dileriz...”Bebek katilleriPKK’nın her kanlı eylemi ardından aynı şeyler oluyor.Mesela bölücü terör Tunceli’de yalnız top oynayan komiseri öldürmekle kalmamış, eşini de öldürmüş. Bu yeni bir şeymiş...Yirmi yedi yılda yeni bir şey kalmadı. Daha geçen yıl PKK’lı katiller Osmaniye’de bir subay eşini balkonda otururken öldürmedi mi?2010 yılına kadar bir defada en az 3 kişinin öldürüldüğü saldırılarda 2434 silâhsız kişi hayatını kaybetmiş. Bunların 392’si çocuk (50 bebek) ve 371’i de kadın. (Pusu ve Katliam Kronolojisi/ Prof. Ümit Özdağ)Bölücü kanadın romantikleri, öldürülen teröristleri devletin salt rakam olarak gördüğünü söylerler ya, kendileri acaba PKK’nın kıydığı bu bebeklere, kadınlara ağlarlar mı?Dün Apo’nun “Müzakereler yapıyoruz. Tarihi bir anlaşmaya yaklaştık” dediğini hatırlatan Ahmet Altan, PKK saldırı ve katliamlarının müzakereleri “berhava” ettiğinden yakınarak Kürt aydınlara, siyasetçilere “niye susuyorsunuz?” diye sitem ediyordu.Gerçekten Öcalan’ın kurduğu müzakere köprüsünü havaya uçurmak mıdır terör örgütünün amacı?Hayır, tam aksini düşünenler de var. Teröristbaşı ile müzakere, artık topluma kabul ettirilmiş bir oldu bittidir, sabotaja uğrasa da yok olmaz.İran nasıl becerdi?“Arap baharının getireceği yeni şartlar, müzakereler tekrar başladığında bugünkünden daha ileri haklar talep etme şansını bize verecektir” diye düşünen bir grubun ipleri eline geçirdiği söyleniyor.Devlet insan hayatına milleti gibi bakar. Millet her şehidi “yitip giden bir dünya” gibi görüyor. Terörü siyaset aracı olarak kullanan ve kurbanları rakama indirgeyen alçaklık, bu insani hassasiyetten yararlanmaya çalışıyor.Müzakere süreci durmuştur. Ama çok geçmeden tekrar işler hale gelecektir.Yani şu anda örgüt, terör eylemlerini tırmandırarak müzakere masasına daha güçlü bir elle dönmesi için Öcalan’a imkân hazırlamaya çalışıyor!Demokratik temsilin tacını başlarında taşıyan BDP milletvekilleri ne yapıyorlar bu sırada?Apo’ya af için sızlanmaktan ve demokratik özerklik hançeri ile anayasayı delik deşik etmekten başka bir diyecekleri ve yapacakları şey yok mu?PKK’nın İran kolu PJAK’a İran güvenlik güçleri diz çöktürdü. Bir aydır süren operasyonlarda ağır kayıplar veren örgüt tek yanlı ateşkes ilân etmek zorunda kaldı.“Terörle müzakere edilmez, mücadele edilir” kuralını İran’a bakarak hatırlamak utandırıcıdır ama, işe yarayacaksa ne yapalım, katlanırız!
Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un zaman yitirmeden karar vermesi gerekiyor.Bildiklerini mahkemeye gidip anlatması için, içindeki sesin onu sürekli uyardığını tahmin etmek zor değil.Kamuoyunu yönlendirme amaçlı internet siteleri davasında dün Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin de tutuklandı.Böylelikle haklarında yakalama kararı çıkarılan 14 askeri personelden 10’u cezaevine konulmuş oldu.Dışarıda karşı karşıya kaldığımız ihtilâflar ve çatışma riskleri, içeride tırmanan terör, fiziki ve moral yetenekleri en yüksek düzeye çıkmış bir orduya sahip olmayı gerektiriyor.Ama komuta zinciri parçalanmış bir orduyla bu güveni sağlamak kolay mı?Çare elbette adaleti hızlandırmaktır. Bazı kişiler, cesaret ve fedakârlık göstererek bu amaca dışarıdan yardımcı olabilirler.Mesela internet andıcında dönemin Genelkurmay Başkanı Başbuğ, adalete yardımcı olmak için savcıdan veya mahkemeden çağrı beklememelidir.Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu’nun tutuklanmadan önce yaptığı açıklamalar önemlidir.Tümgeneral Çubuklu 1999 yılından itibaren kurulan internet sitelerinin 43’e ulaştığını, kontrol elden kaçırıldığı için Ocak 2007 ile Şubat 2009 tarihleri arasında hükümet aleyhine yayınlar yapılmış olduğunu Nisan 2009 tarihli internet andıcının, kontrolü sağlamak amacı taşıdığını ifade ediyor.“Kontrollü olsun, bu iş 4 siteyle yapılsın denildi” bilgisini veriyor.Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı Korgeneral Pekin dün mahkemeye şunu dedi:“İnternet andıcı belgesi Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde hazırlanan yasal ve resmi belgedir.”Bu açıklama, andıcın hazırlandığı tarihte Genelkurmay Harekât Başkanı olan Korgeneral Mehmet Eröz’ün mahkemeye avukatı aracılığıyla yaptığı çağrıyı daha anlamlı hale getiriyor.Çünkü Korgeneral Eröz o başvuruda mahkemenin eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’u tanık olarak dinlemesini talep etmişti.Adalet ve kamu vicdanı Başbuğ’dan silâh arkadaşlığının yüklediği özveri borcunu yerine getirmesini bekliyor.Başbuğ, davet beklemeden ifade vermek istediğini mahkemeye bildirmelidir.Kılıçlar bilenirkenTarih de, gelecek de Türkiye ile İsrail’i savaşan taraflar durumuna asla düşmemeye mahkûm ediyor.İki ülkeyi yönetenler, atalarına ve gelecek kuşaklara karşı böyle bir sorumluluk taşıdıklarını umarız unutmuyorlardır.İki halk birbirine dost olur veya olmaz; bu önemli değil. Asla düşman olmamalı! Fakat manzara böyle bir ihtimalin ciddiye alınacak hale geldiğini gösteriyor.Sahip olduğu küresel desteğin şımarıklığından beslenen kibri, kötü bir koalisyonun elinde İsrail’i ve onun eliyle bölgeyi daha kötü yerlere götürebilir.Kılıçlar bilenirken kimse karşı tarafı dinlemez. O nedenle bizden giden uyarıların pek yararı yoktur.Bu olaydaki şans, İsrail’in dostluğundan emin olduğu ağızların da doğruları seslendirmesidir.New York Times, daha fazla yalnızlığa sürüklenmemek için İsrail’in Mavi Marmara katliamı için özür dilemesini önerirken İngiliz Guardian gazetesi de Türkiye’yi bir taktiksel zafere feda eden İsrail’in uzun vadeli çıkarlarına zarar verdiğini yazdı.İki tarafta da aklın egemen olmasını diliyoruz.
Bayramın hepinize huzur, barış ve mutluluk getirmesini diliyorum.Bir hafta sonra buluşmak üzere, hoşçakalın...
Türkiye’nin “eksen kayması” yaşadığına dair kaygılar bir ara pek moda idi.İslâmi köklerden gelen AKP’nin güçlü iktidarı döneminde, o bilinen sıkı laik rejimin değişime uğrayarak melez bir rejim oluştuğu sıklıkla öne sürülüyordu.Bu değerlendirmelere göre Amerika gidişten memnundu.Çünkü “ılımlı İslâm” modeline geçiş yapan Türkiye, Washington’un bölge için kurduğu planlara daha uygun olacaktı.Hem Müslüman hem laik Türkiye, dinin biraz daha baskın hale geldiği bir sisteme oturduğu takdirde Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki model cazibesini arttıracaktı.Az şey yaşanmadı bu yolda. Türkiye’nin daha Müslüman bir yapıya ilerlediğini dikkatli gözler görebiliyor da, nereye kadar gideceği hakkında güvenilir bir tahminde bulunan yok.Bir süre önce Amerikan Senatosu’ndaki bir oturumu izleyen Sedat Ergin, Dış İlişkiler Komitesi Başkanı John Kerry’nin şu sözünü aktarmıştı. Uyarı içeren bir dürtme etkisi yapmıştı bende:“Eğer Türkiye İran’a ılımlı bir alternatif olacaksa...”Eksen kayması devam mı?Bu sözün önü, arkası önemli değildir.Önemli olan şu ki John Kerry’nin gözünde İran gibi olma ihtimali Türkiye’nin riskleri arasında yer tutmaktadır.Yani bir çoklarının gözünde Türkiye, laik demokratik rejimi Müslüman halkına rağmen yaşatmanın garantisini eskisi gibi taşımıyor.Bu durum AKP iktidarını memnun edecek bir gidiş olmamalıdır.Ama şu nokta önemli ki, gidişi durdurmaya iktidar iradesinin bile yetmeyeceğini dikkatten uzak tutmamak gerekiyor.İslâmi yapılanma ve ondan etkilenecek zihniyet, kendi cazibe kanunları sayesinde, iktidar gücünün himayesine ihtiyaç duymadan da ilerleyebilir bir aşamadan sonra.Devletteki kadrolaşma, değişen görüntüler ve yaşam tarzına yönelik müdahaleler bu dinamiğin çalıştığını belli ediyor.Eksen kayması devam ediyor özetle.Çare elbette AB hedefinden kopmamaktır.AKP, etrafında oluşan şüphe bulutlarını AB üyeliğine sarıldığına halkı inandırarak iktidar oldu.Avrupa ile bozuşmak, üyelik hedefinden kopmak, iktidarın asla düşmemesi gereken bir yanlıştır.Düşmana gerek yok...“Ilımlı İslâm”ın sınırları belirsiz; o nedenle riski büyük.Ama AB öyle değil. Hem din ve vicdan özgürlüğü güvencede hem demokrasi ve laiklik garantide.AB içindeki Türkiye karşıtlarının sabır taşıran haksızlıkları, iktidarı AB hedefine soğutmamalıdır.Bir yandan ülkedeki İslâmi görüntünün yoğunlaşması, diplomaside İslâm ülkelerinin ağırlık kazanması, öbür yanda Avrupa Birliği sorunlarının gündemden düşmesi, ciddi bir risk oluşturmaya başlamıştır.Geçen gün Batı başkentlerinden birinde görev yapan bir büyükelçimiz anlattı. Bir Alman diplomat kendisine şunu demiş bir toplantıda:“Türkiye’nin AB üyeliğine muhalefet edenlere son zamanlarda çok yardım ediyorsunuz. Artık ‘Türkiye’nin Avrupa Birliği içinde yeri yok’ diye açık açık konuşmaya gerek kalmadı. Türkiye bunu icraatıyla kendisi söylüyor.”Konuşmayı dinleyen gruptan bir Fransız söze karışmış:“Bindiği dalı kesmek sözü Türklerin midir bilmiyorum ama en yoğun uygulamanın onlarda olduğuna eminim!”Amerika’nın yapmak istediği değil AB’nin görmek istediği Türkiye elbette daha iyidir.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun performansını beğenirsiniz beğenmezsiniz; sizin bileceğiniz iş.Ama son günlerde yaptıklarına baktığınız zaman bile ona “Amerika’nın posta beygiri” demenin büyük haksızlık olduğunu takdir edebilirsiniz.MHP’den gelen bu hakaretamiz eleştiri Davutoğlu’nun sık sık Libya’ya gidiş gelişlerine bakılarak yapıldı.Muhalifler Kaddafi’nin sarayına girerken Dışişleri Bakanı Davutoğlu da Bingazi’ye inmişti. Bakan, Ulusal Geçiş Konseyi (UGK) adıyla oluşan muhalif koalisyona Türkiye’nin yanlarında olacağını bildirdi.Parası bloke durumda olan ülkenin yeni yöneticilerine acilen para gerekiyordu.Hem para, hem yeni yapılanma için Libya’nın desteğe ihtiyacı vardı.Davutoğlu UGK’ye bu güvenceyi Türkiye’nin menfaatlerini düşünerek verdi. Üçte biri hibe, gerisi kredi olan 300 milyon dolar, kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyen bir aklın yaklaşımı değil mi?Türk müteahhitlerin Libya’da 1,4 milyar dolar alacağı var. İç savaş yıkımının onarımı beş yıl içinde 100 milyar dolarlık altyapı yatırımı gerektirecek.Muazzam bir fırsatlar denizi...Libya ile ilgilenmek, dostluğu ekonomik kazanımlarla bütünleyen bir diplomasi yatırımıdır. Ve bu faaliyet “posta beygiri” diye nitelenmeyi hak etmiyor.Komşu, yılan besleme!Dışişleri Bakanı, Kuzey Irak’taki PKK kamplarına yönelik operasyonların gerekçesini açıklayarak da doğru bir iş yaptı.PKK kamplarına TSK operasyonları nedeniyle Bağdat yönetiminin verdiği protesto notası da bu bağlamda cevabını aldı.Bakan doğrudan Bağdat’a, dolaylı olarak da Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi’ne “Topraklarınızdaki terör unsurlarını temizlemezseniz gereken operasyonları yaparız” dedi.Bu uyarının sık sık hatırlatılması ve sınır ötesinden gelen saldırılar ardından her defasında artan şiddetteki tepkilerle gösterilmesi önemlidir.Eğer gerçekten “bıçak kemiğe dayandı” ise gösterilecek ilk tepki budur. Dışarıdan gelip terör yapan örgütleri takip etmek ve yok etmek her mağdur ülkenin yasal hakkıdır.Amerika “terörist kovalıyorum” diye çullanmadı mı Irak ve Afganistan’a?Bağdat yönetimi de, Kuzey’deki Kürt yönetimi de egemenlik haklarına saldırıda bulundu diye Türkiye’yi suçlayamazlar.Komşu kendi egemenliğine saygı istiyorsa bunu hak edecek. Beklediği saygıyı önce kendisi başkalarına gösterecek.Üstü örtülü savaş...Davutoğlu yeni dönemin terörle mücadele anlayışı hakkında şöyle dedi:“Başka bir ülkeden kaynaklanan Türkiye’ye yönelik bir terörün olması durumunda Türkiye gerekli gördüğü anda gerekli operasyonları yapacaktır!”Ülkemiz yıllardan beri PKK’yı kullanan komşuları tarafından yürütülen üstü örtülü bir savaşın hedefidir.Türkiye bundan ağır zararlar görmüştür.Çünkü düşmanlık yapan komşusuna bedel ödetmemiştir.Bıçak kemiğe dayanınca Suriye’ye karşı gösterilen ilk kararlılık Öcalan’ın bize teslim edilmesini sağlamıştı. Bu tecrübeden nedense Kuzey Irak’ta yararlanılmamıştır.Şimdi yine bıçak kemiğe dayanmış durumda.. Bu tecrübeden acaba Barzani yönetimi yararlanır mı?Davutoğlu’nun uyarısı, Suriye’nin Öcalan için yaptığını şimdi Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Kandil çetesi için yapması gerektiğini hatırlatır mı?Hatırlatsa iyi olur!
Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) da onun bir kurumu.Ama UEFA’nın talebi ile Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden meneden TFF sömürge yönetimlerine yakışan, onur kırıcı bir itaat örneği sergilemiştir.Aldığı karar, onurlu bir ikna oluşun yansıması değildir.Çünkü 3 Temmuz sabahından bu yana gelişen şike soruşturması bir anda beklenmedik kırılma göstermiş, Fenerbahçe birkaç saat içinde adeta yok edilmiştir!Federasyon şikeye dair kuvvetli şüphe duysa zaten ipi başta kendisi çekerdi.Kurumsal vicdanında böyle bir kanaat oluşmadığı için savcı iddianamesinin beklenmesine karar verildi.TFF’nin bulamadığı kanıtları UEFA mı ele geçirdi ki bir anda patladı:“Fenerbahçe çekilsin. Çekilmezse TFF men kararı verip tebliğ etsin. Yoksa...”Yoksa uyarısı Türkiye’ye Avrupa kapılarını uzun yıllar kapatacak müeyyidelerin tehdidini içeriyor. UEFA bu yaptırımı haklı çıkaracak delillere mi ulaşmıştır?Hayır. Amaç “Şampiyonlar Ligi” adındaki değerli markayı korumaktır..Buna itiraz eden yok ama sonunda Fenerbahçe temize çıkarsa ne olacak?Onun yolunu kim kesmişse büyük tazminatlar ödemeye mecbur kalacak.UEFA bu ihtimalin az olmadığını hissetmiş olmalıdır. Tüm riski TFF’nin sırtına yüklemesi bunu gösteriyor.Bu bir krizdir ve çok kötü yönetilmiştir.Fenerbahçe’nin uğradığı hak mahrumiyeti bir yargısız infazdır.Yarın soruşturma tamamlanıp Türk mahkemelerinde dava açıldığı zaman, bu haksız kararın tsunami yıkıcılığında ikinci tahribatı yaşanacaktır.Çünkü TFF’nin UEFA dayatması ile verdiği men kararı, şike suçunun işlenmiş olduğuna dair kanaatin mahkemede güçlenmesine sebep olacaktır.Federasyon bir de şu soruya cevap versin:Avrupa’da oynaması sakıncalı görülen bir kulübün Türkiye liginde oynaması nasıl göze alınacak?Krizin kötü yönetilmesi Türk futbolunu geri götürecektir. Oysa yeni TFF Başkanı’nın acemiliğinde uğradığımız bu talihsizliği haysiyetimizi koruyarak ve bu kadar ağır bedel ödemeden aşabilirdik.“Şüphelerimiz var; geçen sezonun sonuçlarını dondurup yargının kararını bekleyeceğiz” demeyi bilsek UEFA’nın müdahalesini önleyebilirdik.Şimdiki durum meşhur deyimi hatırlatıyor:Binmişiz bir alâmete, gidiyoruz kıyamete!*****Delikler tıkandı mı?Eski Genelkurmay Başkanı Koşaner’in bir yıl önce bazı komutanlarla yaptığı konuşmanın yeni bölümleri dün yayınlandı.Güncel sorunlar üstüne eleştiriler yapan Koşaner, Balyoz davasına konu olan 2003 tarihli plan seminerini irdeliyor.“Birinci Ordu’da her şeyimizi çaldırmışız. Seminerle ilgili neyimiz var neyimiz yok, çaldırmışız” diyor.“Karargâhtan böyle planlar nasıl dışarı çıkar, izahı yok. Ne konuşuyorsak var adamların elinde” diye şikâyet ediyor.Plan tatbikatı, sanal savaş oyunudur. O tatbikatla ilgili belgeleri çaldıran bir karargâh mazallah bir savaş olsa sırlarını planlarını düşmandan koruyabilir mi?Meselenin hafife alınır yanı yok.Çünkü eski Genelkurmay Başkanı gizliliğin korunamadığını, bilgi güvenliğinin eleğe döndüğünü söylüyor, eleştiriyor, silâh arkadaşlarını silkeliyor.Ve o konuşması bile kayda alınıp piyasaya sürülüyor!
Her şerden bir hayır uman atalarımız, en yüksek komutanın gizlice banda alınan konuşmalarının ifşa edilmesi karşısında herhalde “Bu kadarı fazla” derlerdi.Ama biz yine de bu yayınlardan doğacak yararın, gizlilik ihlâlinden gelecek zararlardan daha fazla olacağını düşünüyoruz.Eski Genelkurmay Başkanı Koşaner’in ortam dinlemesi yoluyla kaydedilen konuşmaları, içerik olarak eleştiri veya itiraftan daha ileri bir şeydir.Işık Koşaner “Halimiz tam bir kepazelik” demiş.Bunun gizli tutularak temizlenmesi mümkün değildir.TSK, dünyada teröre karşı zafer kazanmış tek düzenli ordu onursal unvanı ile 2000’li yıllara girdi.Ama sonraki yıllar içinde bölücü terör kaybettiği mevzileri geri almakla kalmayıp siyasal ve taktik alanda eskisinden daha ileri gitti.Emekliye ayrılan komutanın tespitleri gerçekten vahimdir:Koca bir hedef...“(...) Orada bir karaltı görür, tak diye ateş eder. Başlar sesi duyan herkes ateş etmeye, basıldık diye. Arkadaşımızı alnından vururuz. Vurduk mu? Haberiniz var mı? Var değil mi?”“Kum torbalarını üst üste koya koya kulübeler meydana getiriyoruz. Koca bir hedef oluyor. İlk rokette orası vuruluyor. Öyle oldu değil mi Hantepe’de?”Bu bilgilerin terör örgütüne moral vereceği, Mehmetçik üstünde olumsuz etki yapacağı endişesini önemli görmüyoruz. Çünkü düzeltilmesi gereken yanlışlar o kadar çok ki bunlar örtülerek değil ancak deşilerek çözülebilir.Nitekim yakın dönemde “bir musibet bin nasihate bedel” sözünü doğrular biçimde terörle mücadelenin olmazsa olmaz şartlarını yerine getirmenin uyanışını yaşamaya başladık.Terörle mücadeleyi yetenekleri geliştirilmiş profesyonel kuvvetlerle yürütmeye karar vermek, teröristle müzakere yapılarak barışa varılamayacağını anlamak ve alan hâkimiyetini vermemek için terör örgütünü sürekli baskı altında tutmak, çözüm yolunda can alıcı adımlardır.Yaşanan tecrübeler, hataları tekrarlamamayı öğreten dersler olmalıdır.Düşünün ki bu ülkenin Genelkurmay Başkanı bile gizli dinlemenin hedefi olabiliyor. MHP’li Şandır’ın dediği gibi tam terörle mücadelenin hızlandığı zamanda komutanın bu konuşmaları servis ediliyor...Asker gol yemesinBurada önem taşıyan şey, komutanın işaret ettiği kusurları bir an önce gidererek terörle mücadelede etkinliği artırmaktır.Komutanın hukuk dışı yollardan sağlanmış olsa bile özeleştirilerinin kamuoyuna yansıması hem TSK’yı, hem siyasi iktidarı halka karşı borç altına sokacaktır.Sayılan kusurlar terörle savaşı bize kaybettirmez. Ama maliyeti gereksiz artırır. Maliyet dediğimiz candır; niye olsun?Komuta kademelerinin, gizlisi saklısı kalmasın demek istemiyoruz elbette. Sonuçta teröre karşı savaş yapıyoruz. Asker bilginin değerini herkesten iyi takdir eder.En yüksek komutanın “mahrem” konuşmaları sokağa düşmüşse kimse kimsede kusur aramamalıdır.Kışlayı, karargâhı dinleyen kulağı suçlamak yerine buna fırsat tanıyan boşluğu, gevşekliği eleştirmek gerekir.AKP dokuz yıldır iktidarda. Şimdiye kadar herhangi bir bakanlar kurulu toplantısından kendilerini zor duruma sokacak bir bilgi sızdı mı? Sızmadı.Sivillerin sağladığı disiplin ve güvenliği askerin sağlayamaması kabul edilemez!
BDP’li Demirtaş şikâyet ediyor: Öcalan 25 gündür avukatlarıyla görüşemiyormuş!Vatandaşların çok önemli bir kesimi, devlet kendini buldu, devlet olduğunu hatırladı diye seviniyor.Ama Selâhattin Demirtaş “Biz ayrı bir örgütüz. Bizim şiddetle aramızda hiçbir ilişki yok” dediği halde bu duruma üzülüyor ve işleri yoluna sokmak (!) için arkadaşlarıyla İmralı’ya gidip Öcalan’la konuşmak üzere Adalet Bakanlığı’ndan izin istiyor.BDP’lilerin ve DTK üyelerinin durumu gerçekten zor. Çünkü Öcalan’ı hesaba katmadan bir yere yürümenin onlar açısından başarı şansı yok.Zaten mesele de burada. Başbakan’a kızıyorlar ama onun sözüne gelmedikçe, yani terörle aralarındaki bağı koparma cesaretini göstermedikleri sürece gidişe damgalarını vurmaları, barışa katkıda bulunmaları mümkün değildir.İmralı’ya giderek ne yapacaklar?Öcalan’ı sözde “bu işin içinde olmaya yeniden ikna ettiklerini” iddia edecekler. Bu şekilde devlet rolüne girmiş kişilerle Öcalan’ın yürüttüğü görüşmeleri tekrar canlandırmaya çalışacaklar.“Terör örgütü ile müzakere olmaz” diyen evrensel kural, bizim tecrübelerimizde de defalarca doğrulandı.İktidar herhalde BDP ve DTP’nin kefilliğine güvenerek Öcalan’la yeniden pazarlığa oturmayı denemeyecektir!Terör alçak bir alettir. Terörizm halk düşmanlığıdır.Biz İmralı’yı barış arayışının tarafı konumuna koyarak en büyük hatayı yaptık.Demirtaş ve arkadaşları çok istiyorsa İmralı’ya gidip Öcalan’la görüşsünler ama bunu barış için yaptıklarını söylemesinler. Yeter artık.Yürekleri yetiyorsa terörle aralarında hiçbir ilişki bulunmadığını İmralı’da söylesinler!Demirtaş “Sınır ötesi harekât PKK’yı bitiremez” diyor ama Genelkurmay’ın açıklaması, öteki tedbirlerle tamamlanacak sınır ötesi harekâtın pek âlâ olumlu sonuçlar sağladığını ve sağlayacağını gösteriyor.Katil sürüleri vur-kaç uyguluyor. Sınır ötesi denetlenirse vuran katiller eskisi kadar kolay kaçamaz. Alan hâkimiyetini yitiren örgüt 1998’deki gibi yenilir.Barışın yolu da işte o zaman açılır. Özgür akıl eksik kalmasınMeclis Başkanı Çiçek, 24 anayasa profesörünü 19 Eylül’de toplantıya çağırdı.Değişik üniversitelerde görev yapan bu profesörler bir araya geldiklerinde yeni anayasanın içeriğini konuşmayacaklar, usule ilişkin görüşmeler yapacaklarmış.Ne demek bu?“Yepyeni bir anayasa mı, yoksa büyük çaplı bir değişiklik mi?” sorusu konuşulacaksa “hocalar meclisi” yetkili bir muhatap sayılamaz.Referandumdan geçen son anayasa değişikliği, yargı bağımsızlığını katleden bir yapı getirdi. Yeni anayasayı fırsat bilip bu yıkımı onarmayı, acaba davetli hocalardan kaçı cesaret edip önerebilir?Cemil Çiçek, özgür aklın nimetinden yararlanmak istiyorsa başka türlü bir kurul yaratmalıdır.YÖK’ün menziline girmeyen bağımsız hukukçularla takviye etmelidir takımını.Tabii farklı sesler de duymak istiyorsa...