Bu asker bizim!

22 Ağustos 2011

Silâhlı Kuvvetler’e yönelik önyargılar ve davet ettiği husumet, tehlikeli olmaya başladı.İnsanların yaptıkları hatalar, kurumlara mal edilemez. Hele söz konusu ordu ise...Sonuçta yapılacak şey belli: Hukukun dışına çıkanlardan hesap sorulacak, suçları kanıtlananlar cezalandırılacak, kurum böylelikle arınacaktır.Silivri’deki özel mahkemeler güya bu amacı gerçekleştirmek için çalıyorlar ama süreç masumları ayırmaya bir türlü başlamıyor.Yalnız hapisteki askerlerin sayısı sürekli olarak artıyor.Bu durum TSK’ya bir suç örgütü haline dönüşmüş görüntüsü veriyor.Suçlananlar tutuklanıyor ama yerlerine gelenler de aynı önyargılarla hedef tahtasına konuyor.Son olarak iktidar yanlısı bazı gazeteler, yeni Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu’nun Balyoz davası tutuklusu muvazzaf subayları kurtarmak amacıyla bir plan yaptığını yazdılar.Öne sürüldüğüne göre 19 Ağustos’ta Genelkurmay’da bir araya gelen kuvvet komutanlıklarına bağlı adli müşavirler iki konuda çalışma yapılabileceğini saptamışlardı:1. Uzun tutukluluk süreleri kısaltılsın;2. Özel yetkili savcılık ve mahkemeler kaldırılsın.Ve haber, bu toplantının Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi dışında yapıldığı şüphesini davet eden ifadelerle bitiyordu.Dün Genelkurmay’dan “Toplantı Genelkurmay Başkanı’nın talimatıyla yapıldı” diyen bir açıklama yayınlandı.Asker hukukçular özel yetkili mahkemelerde görülen davalarda yaşanan mağduriyetlere karşı mevzuatta düşünülebilecek değişiklikleri tartışmışlardı.Eski Genelkurmay Başkanı YAŞ arifesinde “personelinin hukukunu koruyamadığı için” istifasını vermişti. Yeni komutan da görevi kabul ederken aynı zorluğu yaşamayacağı konusunda doğaldır ki hükümetten söz almıştı.Askerin bu toplantıyı hükümetin kendilerinden beklediği önerileri belirlemek için yaptığını herkes tahmin edebilir de sadece niyeti bozuk olanlar açıkça söylemez, saptırır.Yani ortada bir gizli örgüt veya suç oluşumu yoktur.Habere ihbar havası verenler bakalım özür dileyecek mi?*****Cehenneme kadar!Diktatörler kuşağının son temsilcilerinden biri daha dünya sahnesine veda etti.Dışişleri Bakanı Davutoğlu dün Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da Albay Kaddafi’nin cenaze namazını çağrıştıran şeyler söyledi.Onu halkına kulak vermeyen yöneticilere ibretlik gösterdi ve gelecek için de “demokratik, özgür ve birleşik bir Libya” dileğinde bulundu.Hiç şüphe yok ki Libya’nın yarınları bugününden daha iyi olacaktır. Arap baharından sıçrayan kıvılcım için Libya halkı mutlaka kaderine teşekkür edecektir.42 yıl önce kralı deviren 27 yaşındaki Albay, ülkesinin petrol zenginliğini halkı için kullanacağını vaat etmişti ama demokratik denetime tabi olmayan fanilerin kaçınılmaz hastalığına tutuldu.Diktatör oldu, hırsız oldu, havada yolcu uçağı patlatan terörist oldu... Türkiye’ye Kıbrıs’ta dostluk yapan 1970’lerin karizmatik devrimcisi, sonunda çadırı ile yarattığı farka mum olmuş bir soytarıya dönüştü.Rezervinde 150 milyar dolar olan Afrika’nın en zengin ülkesine hükmetti ama 6.5 milyonluk nüfusunun yarısı cahil, işsiz ve yoksul.Kötülükleri yüzüne vurmuştur; yüzü günahkâr bir yaşlı kadını hatırlatıyor.Diktatörler eksildikçe dünya güzelleşecektir.Venezuela’ya kaçtı diyorlar.Cehenneme kadar yolu var!

Devamını Oku

Terörün gölgesi kalkmadan olmaz

20 Ağustos 2011

Komşu bir ülkenin toprağı, size yönelik düşmanlığın güven içinde barındığı bir yer olabilir mi?Olmaması gerekir.Ama yıllar yılı Suriye, ardından da Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi bu kuralı çiğnedi. Topraklarını Türkiye’ye karşı terör yoluyla yürütülen kalleş bir savaşın üssü olarak kullandılar.Türkiye zengin bir ülke olmadığı halde NATO’nun ikinci büyük ordusunu niçin besliyor?Böyle bir hakarete uğramamak, terör örgütünün oyuncağı olmamak, güven içinde yaşamak için...Bölücü lobinin uyutmaları nedeniyle Türk halkı uzun süre terörü olağan bir siyaset aracı gibi algıladı.Bir ay arayla askerlerimize kurulan iki pusuda uğradığımız katliam boyutlu kayıplar gözümüzü açmamıza yardım etmiştir.Birkaç gündür PKK’nın Kandil merkezi ile sınırın içinde ve dışında kalan kampları yoğun hava ve topçu bombardımanına tabi tutuluyor.Ama korkarız önceki tecrübelerimiz tekrarlanacak, doğru dürüst bir sonuç elde edilemeyecektir.Hava yetmez, yerden de...Terör örgütü için Kuzey Irak cephe gerisidir.O bölgeyi cephe haline getirmeyi başaramazsak elde edeceğimiz sonucun, kızgınlığını tabakları kırarak, camı çerçeveyi indirerek gideren bir insanın tatmininden öteye geçmeyeceğini bilmemiz lâzım.Irak’ın kuzeyi PKK için güvenli bir bölge olarak kaldıkça terör örgütünü durdurmak, hele ona zarar vermek mümkün olamaz.Yani Kuzey Irak’a yönelik bu başlangıcın mutlaka “kara harekâtı” ile geliştirilmesi lâzım!Milli Güvenlik Kurulu toplantısında bu konunun tartışıldığı ve gerekli hazırlıkların tamamlanmasının ardından nihai kararın verileceğine ilişkin haberler medyada yer aldı.Yurtta alan hakimiyetini sağlamak ve komşudaki güvenli bölgeyi tehlikeli hale getirmek, terör örgütünü kırsalda yenmenin ilk şartı ise hiç vakit kaybetmemek gerekiyor.PKK bu kadar rahat hareket edememeli. Çare, konvansiyonel birlikleri, komandoyu ve özel harekâtı eşgüdüm içinde kullanmaktır.Terör örgütünün çatışma iradesi üstünde en derin olumsuz etkiyi komandolar ve özel harekât birlikleri yaratmaktadır. Profesyonel timleri yeter sayıya çıkarmak ve bunu bir an önce yapmak büyük önem taşıyor.Özel kuvvetler artmalı...Dağa gönderilen PKK’lılara şöyle dendiği söyleniyor:“Karşında sürekli şarjör boşaltan birisi varsa o piyade askeridir. Tek tek mermi adan biri varsa o komandodur. Çok dikkat etmelisin.. Karşı tarafta birisi var ve sana hiç ateş etmiyor ise bil ki karşında bir özel kuvvet elemanı vardır. Ve bu, öldüğün anlamına gelir!”BDP Meclis Grup Başkanı Demirtaş, AKP’nin elinde bir çözüm politikası bulunmamasının, çözüm yolundaki en büyük engel olduğunu öne sürdü.Sonra da hükümetin kendilerini muhatap yerine koymamasından şikâyet etti.İkisi de doğru olabilir ama “ölümleri ancak karşılıklı olarak elleri tetikten çekmenin durduracağını” söylemesi, haklılığını alıp götürmüş, onu haksız konuma düşürmüştür.Terörist ile devlet gücünü eşit taraflar olarak görmek bizdeki deva bulmaz hastalıktır.Terörle müzakere pozisyonundan nihayet terörle mücadele konumuna geçmiş ve bir politika bulmuş görünen AKP iktidarı eğer tekrar yalpalamazsa Türkiye esaslı bir şans kazanacak demektir.PKK tehdidini azaltan her hamle Türkiye’yi barışa biraz daha yaklaştıracaktır.

Devamını Oku

Gözler açıldı!

19 Ağustos 2011

Terör lobisi yavuz hırsız gibi... Terörle savaşmaktan yana olanları barış karşıtı gösteriyorlar.Oysa gerçek, tam tersi...PKK’nın yaptıkları, terör tehdidi altında müzakere olmayacağını ispatlıyor.PKK’nın alçakça eylemlerini görmezlikten gelerek İmralı’da müzakere yürütülmesini makul görenler “iyi söz yılanı deliğinden çıkarır” özdeyişine gönderme yapıyorlardı.Ne oldu?. Yılan deliğinde de olsa, dışarı da çıksa fark etmeyeceğini kanıtladı: Her durumda ısırmaya devam etti, zehrini akıtmaktan geri duramadı!Elbette sonuçta sorunu siyaset çözecektir. Ama Türkiye’de yapılmak istenen, terör baskısıyla siyasete yön vermeye çalışmak...İki tarafa birden “bu savaş bitsin, yeter” çağrısı yapmak teröre dolaylı biçimde arka çıkmak anlamına gelir.Çünkü iki taraf aynı şeyi yapmıyor. Bir taraf alçakça saldırıyor, öbür taraf kanun hâkimiyeti için, milletin beraberliği, vatanın bütünlüğü için savunma durumunda.“Barışın dilini kullanalım” diyenler niye bunu devlete söyleyecek yerde terör örgütüne ve destekçilerine söylemiyor?O fidanlar sebepsiz yere şehit olmuyorlar. Zaten askerlik o değerlere adanmak değil midir?Kimse kendisini kandırmasın. Kürt açılımı sürecinde Türkiye’de siyasi bir uzlaşmaya doğru gidildiğini söyleyenler hayal kuruyorlardı.Hayal kuranları kimse uyandırmak istemediği için iş yolunda gidiyor sanılıyordu. Ne zaman ki karar anı yaklaştı, “imkânsızlar” pıtrak gibi ortaya çıkmaya başladı.İktidar uyandı, gerçekçi bir pozisyona geldi.Terörle müzakere edilemeyeceğini, önce mücadele edilerek demokratik sürecin terörden temizlenmesi lâzım geldiğini fark etti.Terörle savaş bir imha amacı değildir. Demokratik çözümün önündeki ihanet tuzaklarının temizlenmesi gayretidir.Bu ülkenin geleneğinde kültürel emperyalizm yoktur, çoğulculuk vardır.Halkın kaderini ve yöneticilerini kendi oylarıyla belirdikleri bir ülkede terörün tehdit ve şantajına boyun eğmek onursuzluktur.İktidar terörle müzakere bandından terörle mücadele bandına geçerek yerinde bir tercihte bulunmuştur.Evet, bu tercih çözüme bizi hemen ulaştırmayacaktır. Kandil’i ve öteki terör kamplarını vurduk diye sorun bitmeyecektir.Yol uzun ve meşakkatli olabilir ama katlanmak zorundayız. Çünkü öteki alternatifte onursuz bir teslimiyet var.Teröre karşı savaş bir görev değil mecburiyettir!Bencil dünya utansın!Keşke katil sürüleri yüreğimize o ateşi düşürmeseydi de Somali’de yardıma gittiğimiz çaresizlerin mutluluklarıyla daha çok mutlu olabilseydik.Başbakan ve eşi ile beraber açlıktan kırılan bu Afrika ülkesine gidenlerin aklı ve kalbi, eminim ki Türkiye’de kalmıştı.Ama o hüzün bile Somali misyonunun değerini küçültmez, tersine yüceltir.Türkiye’de paylaşmayı bilen yüce gönüllü bir millet yaşadığını kanıtlar.Başbakan Erdoğan önümüzdeki ay BM Genel Kurulu’nda egoizmi hak ettiği çukura gömerken bakarsınız bir utanç ve pişmanlık definesi bulur. Yirmi yıldan beri Afrika dışı ülkelerden Somali’ye ziyarette bulunan ilk hükümet başkanı Erdoğan imiş.Bu ayrıcalığı ile beraber Türk halkının cömertliği ve hayırseverliği, kendisini ve Türkiye’yi yüceltecektir.Somali’deki manzara ve insan hikâyeleri, insana saygı duymak için bilinen bütün sebeplerin üstünü örtüyor.Bu ziyaret yalnız Somali’deki açlara değil, kendine gelmesi için bütün insanlığa da yardımdır!

Devamını Oku

Önce terör çözülecek

18 Ağustos 2011

Kalplerimize gömdüğümüz şehitlerin arkasından komutanları Tuğgeneral Levent Köse dün şöyle dedi:“Net ifade ediyorum kazanamayacaklar. Kendi karanlıklarında eriyecek, kendi kanlarında boğulacaklardır!”Kimsenin şüphesi yok; bölücü terör ve onun dayandığı ırkçı azınlık, etle tırnak hale gelmiş 70 milyonluk bir ulusa diz çöktüremez.Böyle bir şeyi zaten kendileri de hayal etmiyorlar. Dün bir kısmını aktardığım Prof. Ümit Özdağ’ın makalesinde, gerilla savaşı yöntemi uygulayan PKK’nın amacı şöyle ifade ediliyor:“Gerilla savaşı zayıfın güçlüye çeviğin hantala, azın çoğa, ateş gücü az olanın ateş gücü fazla olana karşı uyguladığı etkili bir yöntemdir. Gerilla savaşının amacı yenmek değil, yenilmeden yaşamak ve mücadeleyi zamana yayarak güçlü olan tarafın iradesini ortadan kaldırmaktır!”Sanıyorum bu gerçeği herkes kendi hayat alanında fark ediyordur. Gazeteciler olarak isyan ve nefret sözcükleri içeren başlıkları sık sık tekrarlamaktan sıkıldık.Terör örgütü işlediği kalleş cinayetlerle kendi kuyusunu kazıyor olabilir ama devlete ve topluma da zarar veriyor.Çeyrek yüzyıldır bu melânetle savaşıyoruz. Bir yandan sayıları 10 bin bile olmayan katil sürüleri karşısında çaresizliğe düşerken öte yandan bölgesel güç olduğumuz fiyakası yapmak gülünç kaçıyor.Çare ararken ve başarısı kanıtlanmış çare TSK içinde dururken, siyasetten kaynaklı başarısızlıkları askeri komutayı gözden düşürmek amacında değerlendirmek acaba kimlerin amacına hizmet ediyor?Yeni örgütlenmeler başarısızlıkları unutturup halkta yeni umutlar uyandırabilir. Ama bunu terör alanında yapmamak lâzım. Çünkü bu alandaki hatalar gençlerin hayatına mal oluyor.İktidarın terörle mücadele edecek kuvvetlerin idaresini valilere vereceği tartışılıyor. Komutanlar hapishanede oldukları için iş valilere, kaymakamlara mı kaldı?Terörle mücadele eden birliklere, yıllar önce “askerliklerini yedek subay olarak yapan valiler” mi komuta edecek?İktidar, devletin alan hâkimiyetini elde ettiği ve nokta hedeflere operasyon yapma kabiliyeti yüksek birliklere sahip olduğu 1995-1998 yılları arasındaki tecrübeyi, yaşayanlardan öğrenmeli ve tekrarlamalıdır.Terör sorunu sürdükçe Kürt sorununu konuşacak bir iklimi yaratmak mümkün olmayacaktır.Kürt sorunu var mı; yöneticilerimiz bundan bile emin değiller.Çünkü bölücü terör herkesten önce ve herkesten çok Kürt kökenli vatandaşlara zarar veriyor.Onları korkutuyor, onların rehin alıyor, onları kullanıyor, onların ve küçücük çocuklarının bedenlerini siper alarak terör yapıyor.Seçilmiş adama yakıştı mı?Terörün hedefi olmak, bir topluma reva görülebilecek en ağır hakaret, en acımasız işkencedir.BDP Meclis Grup Başkanvekili Demirtaş, hava operasyonlarını değerlendirirken “birilerinin iç savaş hesabı yaptığını” söyledi.Millet şehitleri için kahrolurken uğradığı ihanete lânet okurken bu değerlendirme neyin nesidir?“Kürt sorunu Kandil’de değil İstanbul’da, Diyarbakır’da, Batman’da” imiş! Ne demek bu?Demirtaş aslında bilmez mi Kandil’i bombalamanın amacı İstanbul’da, Diyarbakır’da ve Batman’da yaşayan Kürt kökenli vatandaşları korumak, özgürlüklerini onlara kazandırmaktır.Bilmez mi onları terör örgütünün rehin ve esir aldığını?Bilmiyorsa bile kendisinden örnek alarak tahmin edemez mi?

Devamını Oku

PKK Öcalan’ı sabote ediyor

18 Ağustos 2011

Şiddet kullanarak devlete diz çöktüreceğini hayal edenlerin aklına şaşmak lâzım!Aptallar ve zır cahiller bile aşağılık pusularda askerleri beşer onar öldürülen TSK gibi bir ordunun bitirilemeyeceğini bilir.Ama yine de geçen ay Diyarbakır-Silvan’da kaybettiğimiz 13 fidanın acısını unutmaya bile fırsat kalmadan dün Hakkâri-Çukurca’da sekiz şehit daha verdik.Vatan görevi yapan bu masumları şehit eden katil sürüleri hangi emellerin uşaklığını yapıyor?Ramazan hürmetine sabır gösterdiğini söyleyen Başbakan’ı kışkırtarak çatışmayı savaş boyutlarına çıkarmanın altyapısını yaratmak mıdır acaba asıl amaç?Bir yandan “açılım” sürecinde ve yeni Anayasa bağlamında ön kabulü zımnen gerçekleşmiş vaatler var.Bir yanda da İmralı’da yürütülen müzakereler... Bu kalleş eylemler, tüm bu kazanımları sabote etmek olmuyor mu?Katiller birbirine mi düştü?Öcalan’ın geçmişi ölüm ve ihanettir. Bu sermayeyi İmralı’dan da olsa kullanacağını düşündürerek kendisini kurtarmaya çalışıyor.Ama aynı lânetli aracı kullanan halefleri açıkça belli ediyorlar ki Öcalan için bile olsa PKK’yı teslim etmeyeceklerdir.Teröristin dini imanı yok...Kürtlerin bölücü kanadı, PKK’nın müzakere sürecinde etkili bir kaldıraç hizmeti göreceğini sanıyorlarken şimdi yanılmış olduklarını fark etmiş olmalıdırlar.Aslında bu yanılgı yalnız Kürt ayrılıkçıların değil, devlet tarafındaki hayalperestlerin de ortak kaderdir.Evlâtlarımızı elimizden alan kalleş tuzakları terör şantajı altında müzakere yapılamayacağını, terör örgütünün asla muhatap alınamayacağını öğreten musibetlerdir.Dünkü şehitlerimizi de birkaç hafta içinde unutmanın gafletine asla düşmeyelim.Çünkü terörün gündemden düştüğü bütün zamanlar ihanetin içerde ve dışarda siyasi gücünü arttırmasına yaradı.Bu tecrübeyi acı bir şekilde yaşıyoruz.Başbakan ramazandan sonra yapmayı düşündüğü şeyi bugün yapmalıdır. Çünkü teröristin ramazanı, dini, imanı yok.Önemli olan doğru politikalar uygulamaktır.İktidara uzman önerileriUluslararası ilişkiler, stratejik araştırmalar ve terör konularında uzman Prof. Dr. Ümit Özdağ bir dergi için kaleme aldığı makalede 2003’te durdurulan, 2009 yılında tamamen terk edilen terörle mücadele stratejisine AKP hükümetinin döneceğine ihtimal vermiyor.Ama terör örgütünün izole edilebileceğini düşünerek iktidara şu önerilerde bulunuyor:1. Terör örgütünün Kuzey Irak’a çekilmesi talep edilmeli ve PKK eylemlerini durdurana kadar Öcalan ile görüşmeler askıya alınmalı;2. Bu süreçte Kandil bombalanmalı;3. PKK içinde müzakereleri ve Öcalan’ı sabote eden bir grup olduğu açıkça ortaya konulmalı;4. Hükümeti terör devam ederken müzakereleri sürdürmeye ikna etmeye çalışan açılım lobilicileri var, asla bunların aklına uymamalı.AKP şanslı bir iktidardır. Ana muhalefet CHP, yalpalayan iktidar politikalarını eleştirme hakkını dün kullanmamıştır.CHP lideri Kılıçdaroğlu hükümete terörle mücadelede her türlü desteği vereceklerini söylemiştir.Yeter ki iktidar artık yalpalamasın, ne yapacağını bilerek hareket etsin.Bunun baş şartı terör örgütü ile savaşı BDP’nin de içinde bulunduğu TBMM’nin manevi şemsiyesi altında götürmektir.Şehitlerimizi rahmet dilekleri, minnet ve şükran duyguları ile kalbimize gömüyoruz.

Devamını Oku

Tek başına hayır!

16 Ağustos 2011

Havada tuhaf bir gerginlik, ortada tedirgin edici bir hareketlilik yaşanıyor.Türkiye’nin Şam’a verdiği ültimatomun etki göstermemesi, Ankara’daki diplomatik trafik, Türk Ordusu’nun sınır boyunca Suriye topraklarında bir güvenlik bölgesi (tampon bölge) oluşturmaya hazırlandığı konusundaki haberler iyiye işaret değil.En kötü haber Suriye’deki despot rejimin halkına reva gördüğü zulme, Ankara’nın yaptığı uyarılara rağmen devam etmesi.Esad’ın askerleri Lazkiye’ye dört gündür cehennem yaşatıyor.Kentte ölü sayısının 35’i geçtiği, yüzlerce yaralı olduğu yerlerini terk etmek zorunda kalan binlerce Filistinli mültecinin nerede olduklarını BM gözlemcilerinin bile bilmedikleri belirtiliyor.Suriye, terör örgütlerinin ürediği bir arı kovanıdır. Amerika bu ülke için tasarladığı geleceğin kapısını Türkiye eliyle açmak istiyor.Washington’un bu niyeti dün yeni bir kanıtla destek buldu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland adeta Ankara’yı tahrike dönük bir dil kullandı.Davutoğlu’nun Şam’ı ziyaretinden sonra Türkiye’yi dinleyeceğini umdukları Esad’ın tam tersine kan dökücü şiddeti artırdığını belirten Amerikalı sözcü “Türk sabrının giderek tükeniyor olması bizim için sürpriz değil. Bu bizim şu anda durduğumuz pozisyonla tamamen uyumlu” dedi.Şimdiye kadar Türkiye’nin en haklı askeri operasyon ihtiyaçları önüne duvar ören Washington’un Suriye’ye haddini bildirme konusunda Türkiye’yi teşvik eden bir siyaset izlemesi dikkatle şüpheyle değerlendirilmelidir.İlk düşünülmesi gereken şey, Suriye ile beraber İran’ı da karşımıza almak durumuna düşeceğimiz ihtimalidir.Niye yapalım bunu?Suriye halkını zalim diktatörüne karşı korumak bir insanlık borcu olabilir.Ama bu görevi tek başına üstlenmenin mantığı yoktur.Birleşmiş Milletler, NATO ne güne duruyor?Komşularla sıfır sorun diye yola çıkıp savaşa dayanmak bize yakışmaz!*****Beraber gitseniz..Somali’ye yardım kampanyası, bir merhamet efsanesi yaratıyor. Ne güzel!..Başbakan’ın bu yoksul Afrika ülkesindeki çaresiz insanlardan etkilenmesini ve kampanyaya sahip çıkmasını anlamak mümkündür.Beş ayda 30 bin çocuğun öldüğü bir yere yetişmek için yapılan yarış ancak alkışlanabilir.Ancak Kızılay’ın başarılı Başkanı Tekin Küçükali’nin geçen cuma Başbakan’la yaptığı görüşmeden sonra istifasını verip köyüne gitmesi şaşırtıcı olmuştur.Gerçek sebep neydi?Bazı çalışma arkadaşlarına göre “medyada çok öne çıkıyordu”.Başka bir iddiaya göre CHP lideri Kılıçdaroğlu’na bayramda Somali gezisi organize ettiği için iktidarın hışmına uğradı”.Somali’ye önce Tayyip Erdoğan gidecek, sonra Kılıçdaroğlu.Mehmet Yılmaz dün sütununda “Bir hayalim var ama..” diye iki lidere “Beraber gitsenize” diye çekingen bir çağrı yapmış.Ben de destekliyorum.Bebekleri kurtaracak merhameti paylaşıyorsak sevabını, kıvancını neden paylaşamayalım?Bakarsınız bu uzlaşma Başkan’ı da geri getirir!

Devamını Oku

Terörle savaş günah değil..

15 Ağustos 2011

Başbakan’ın terörle ilgili son açıklaması, bir yürek yangınının insana düşünmeden söylettiği sözlerdir.Bölücü canilerin pusuya düşürdüğü üç vatan evlâdının toprağa verildiği günde Başbakan oruçtan çıkmış ve kürsüde konuşuyor:“Şu mübarek Ramazan ayında yavrularımız şehit ediliyor ve yavrularımızı şehit eden bu bölücü terör örgütüne karşı bizler şu anda bu mübarek ay vesilesiyle sabırla devam ediyoruz.. Bıçak kemiğe dayanmıştır diyorum ve bu ülkede bölücü terör örgütüyle arasına mesafe koymayanlar da bu suça iştirak ediyorlar ve bedelini ödemeye mahkûm olacaklardır.”Başbakan, yakın geleceğe dönük bir taahhüt altına giriyor:“Ramazan’a hürmeten biz şu anda sabrediyoruz ama Ramazan’ın bitiminden sonra bilesiniz ki bu ülkede barışın milâdı çok daha farklı olacak!”Devlet adına konuşanlar en iyisi terör örgütünün adını bile ağızlarına almamalıdır. Hele tehdit hiç!Kanunsuzluk ve ihanet karşısında devlet bağırmaz, tedbir alır, tehdidi ortadan kaldırır.Güvenlik güçlerini harekete geçiren şey kanunsuzluktur; onun Ramazan’da veya başka bir zamanda yapılması değil. Ne çabuk unuttuk?Ramazan’da savaşmak günah değil.. Günah olan haksız savaştır. Halkına hakkını aramak için özgürlük tanıyan devlete isyan etmek günahtır.Eğer Başbakan, polis özel timlerinin Ramazan’dan sonra devreye gireceğine beslediği güven duygusu ile böyle konuştuysa gerçekçi olmayan bir beklenti yaratacağını bilmelidir.Başbakan’ın sözünü ettiği milâdı Türkiye 2000’e girerken yaratmıştı.TSK’nın “terörle savaşa karşı zafer kazanmış tek düzenli ordu” diye göklere çıkarıldığı günleri ne çabuk unuttuk?O başarı terör bölgesindeki alan hâkimiyetinin sağlanması sayesinde elde edilmişti. Polis timleri nokta hedefleri vurmakta etkilidir. Yani Polisi devreye sokarken askeri çekmemek gerekiyor. On yıl önceki başarılı tecrübenin temelinde bu vardı..Devletin farklı güvenlik güçleri özelliklerine uygun biçimde ve işbirliği içinde bir arada kullanılmalıdır.Ramazan ayı, merhameti olmayan bir düşmana karşı devleti ve masum toplumu çaresizliğe mahkûm etmez. Hedef Kuzey Irak!Terör örgütü yol kesip kaymakam bile kaçırıyor.Karakollara çok yakın yerlerde mayın tuzakları kurabiliyor.Asker adeta bilinçli olarak kışlalarına çekilmiş, mecbur kalmadıkça dışarı çıkmıyor.Fakat öte yanda terör uzmanları, alan hâkimiyetini örgütten geri almadıkça terör sorununun asla çözülemeyeceğini bıkmadan tekrarlıyorlar.Kuzey Irak merkezli olarak Türkiye’ye karşı yıllardan beri ilân edilmemiş bir kalleş savaş sürüp geliyor.Yine uzmanlar terör örgütünün Kuzey Irak’ı güvenli bölge, cephe gerisi olarak kullandığından yola çıkarak “Bu avantajı elinden alamadığımız takdirde PKK’ya karşı 2000 yılındaki duruma geri dönemeyiz“ diyorlar.Anlaşılacağı gibi PKK’yı Kuzey Irak’tan çıkarmak, çıkmaya mecbur etmek, seçeneği olmayan tek çaredir.“Amerika izin vermez“ diyenlere “İran’a neden sesini çıkaramıyor?” diye sormak lâzım.Terör tehdidi altında yaşamaya katlanmak Amerika ile dost ve müttefik olmanın şartı olamaz. Olmamalı!..

Devamını Oku

Onuncu yıl

13 Ağustos 2011

Türk halkının en az yarısı AKP’nin onuncu yaş günü kutlamasına “İyi ki doğdun” diyerek katılıyor olmalıdır.Geri kalan yüzde 50 içinde de önemli bir kesim, gelecek adına şüphe bile taşısa bir “başarı hikâyesi” ile karşı karşıya olduklarını biliyordur.AKP, iktidar fırsatlarını milleti hoşnut edecek biçimde kullandığını kanıtlayan bir parti. Her defasında arttırdığı oylarını üçüncü genel seçimde yüzde 50’ye ulaştırması büyük başarıdır.Recep Tayyip Erdoğan da liderliğindeki hareketin sürükleneceğinden korkulan tehlikeleri aşmayı ve İslâmcılık yerine muhafazakârlık temelinde oluşturduğu çağrıya cevap almayı bilmiştir.AKP benzersiz bir projelendirme başarısıdır.Erdoğan ve arkadaşları daha parti kurulmadan “yeni oluşum hareketi” adıyla anıldığı günlerden başlayarak, iyi düşünülmüş bir strateji ve benzersiz bir disiplin içinde çalışmış, bunun da ödülünü almıştır.Lider kadronun kuruluş aşamasında ezberlediği “Türkiye Projesi“ AKP’nin yolun başındaki taahhüdüne bağlı kaldığını hatırlatıyor.O aşamada Tayyip Erdoğan rapora dayanarak şunları demişti:“İslâm devleti veya şeriat devleti modeli Türkiye’nin şartlarına uygun değildir. Erbakan modeli İslâmın karikatürüdür. Varlığımızın temel şartı Batı’yı anlamak. Kapitalizme alternatif ekonomi rejimi yoktur.”Dışardan çok etkileyiciErdoğan Türk seçmeninin ne din, ne ekonomik model olarak militan bir bağlılığa tutsak olmadığını gören bir önder olarak ülke kaynaklarını hizmet ve refah arttırıcı amaçlara harcarken kendi zenginini yaratmaktan da uzak durmamıştır.On yaşındaki parti, iktidardaki dokuzuncu yılına girerken -atalarımız “yiğidi öldür hakkını yeme” demişler- Türkiye’ye bölgesel güç kimliğini kazandırmıştır.Bu bir böbürlenme değil, dışardan da görünüyor.Önceki gün Wall Street Journal şunları yazıyordu:“Modern Türkiye göz kamaştırıyor ve şaşırtıyor. İki haneli büyüme ve her yerde parlak yeni binalarıyla bir zamanlar Avrupa’nın hasta adamı, Avrasyalı bir Çin’e benziyor.”Fransız Le Figaro gazetesi ise Türkiye için “bölgenin Almanyası“ deyimini kullanıp Osmanlı’yı canlandırmakta olduğunu yazdı.Ekonomik kazanımlar ve bağlı olarak artan diplomatik etkinliklerin iktidara haklı bir övünç vermesi doğaldır.Ama AKP iktidarı asıl tatmini, kendi varlığına yönelik olduğunu düşündüğü iki risk faktörüne karşı yürüttüğü mücadelede aradı.Onarım dönemi başlasınKapatılacağı korkusunu tekrar yaşamamak için yargıyı kontrol altına aldı;Keza askeri darbe korkusuna son vermek için TSK’da ölçüsü kaçmış bir temizliği, evrensel hukuka meydan okuyarak ve yargıyı kullanarak gerçekleştirdi.Darbeler de, parti kapatma davaları da artık geride kalmıştır.Kazanılan güven duygusu AKP’yi şimdi nasıl bir rotaya sokacak?Askeri vesayete son vermek adına yapılan yargı reformları Türkiye’yi hukuktan, adaletten uzaklaştırmış, ülke özgür fikirlerin havasız kaldığı boğucu bir baskı rejimine sürüklenmiştir.Evet; laiklik başta korkulduğu kadar zarar görmemiştir belki ama demokrasi ve hukuk devleti hasar görmüştür.İktidar partisi bu gerçeği kabul edecek özgüveni acaba gösterir mi?Yeni Anayasa, yıkılmış olan kuvvetler ayrılığı ilkesini yeniden inşa etmek için fırsattır. Ama değerlendirir mi?Eğer Cumhuriyetin 100’üncü yılında halâ iktidar olacağı iddiasını hak etmek istiyorsa buna mecburdur!

Devamını Oku