PKK ile müzakere hiçbir işe yaramamış!

15 Eylül 2011

Gerçeğe hizmet eden sebep saygıdeğerdir. Kötü niyetten beslenmiş olması keyfe kederdir!Devlet görevlileri ile PKK temsilcileri arasında Oslo’da yapıldığı ortaya çıkan müzakerelerin beşincisine ait müzakere zabıtları, devletin eleğe döndüğünü yeteri açıklıkla anlatıyor.Doğru ama meselemiz bu mu?İktidarı zor duruma düşürmek isteyen PKK da sızdırmış olabilir gizli kayıtları, oyunu bozmak isteyen derin devletin bir uzvu da.. Ne fark eder?Burada önemli olan şu:Dünya tecrübeleri, terör örgütlerini sonlandırmakta gizli pazarlıkların etkili olduğunu gösteriyor. Ama bu araç tam yerinde ve zamanında devreye sokulmuşsa.Gizli kayıttan anlaşıldığına göre müzakereler altı yıla yakın sürüyor.Buradaki yanlış, örgüte verilen tavizlerin bugünkü tabloya baktığımızda hiçbir işe yaramadığıdır. Tam tersine, terör örgütünün önderleri, iktidarın barışçı çözüm çabalarını zayıflığına yormuş, aldıkça daha fazlasını istemiştir.Bölücü örgütte kabul edilemez beklentiler yaratan içi boş açılım siyaseti, çözüm şansını değil, terör güdümlü riskleri büyütmüştür.BDP Milletvekili Şerafettin Elçi, HaberTürk’e verdiği mülâkatta en önemli soruya beklenmedik bir cevap verdi:MİT ile PKK arasındaki görüşmelerde hazırlanan protokolü Başbakan Erdoğan son anda imzalamayı reddettiği için bölücü örgütün terörü yükselttiğini söyledi.Bu gelişmenin 12 Haziran seçimi arifesinde yaşandığı anlaşılıyor.İktidar tarafı belli ki seçim ortamının güvenliğini düşünerek tavizde ileri gitmiş, Başbakan müzakereciler arasında mutabık kalınan vaatlere imzasıyla kefil olmayınca terör örgütü “oyalandığını ve kandırıldığını” düşünerek saldırıya geçmiştir.Yani müzakere denilen alet, çözüm için değil seçim için kullanılmıştır.Terörle mücadelenin kötü yönetildiği her halinden belli.Devlet olarak örgütün militanları ile dağlarda savaşacaksın, bir yandan da yabancı bir başkentte elebaşıları ile pazarlık sürdüreceksin.Altı yılda bitmeyen bu pazarlık bitmez.Devlet tarafından muhatap olarak tanınan bir terör örgütü tatmin edilemez, hiçbir uzlaşmaya razı edilemez.İktidar konuşmayı seviyorsa, bunun için daha uygun muhataplar seçmelidir. Zaten halk seçmişti onları.BDP’li milletvekilleri Meclis’e gelip yemin etmeye razı edilmelidir!Kurcalama, kutla!Haşim Kılıç ikinci kez Anayasa Mahkemesi Başkanı seçildi.Emekliliğine kadar 3,5 yıl daha bu önemli makamı işgal edecek olan Haşim Kılıç, seçim sonucu açıklandığında hanidir içinde biriktirdiğini belli ettiği bir hıncı da çıkarmış:“Bu sonuç, hukukçu olmadığım konusunda acımasızca, hiç de hak etmediğim şekilde yapılan eleştirilere verilen en güzel cevaptır!”Başkan’ın yerinde kurnaz biri olsaydı, hukukçu kökenden gelmediğine dair eleştirileri hiç kurcalamaz seçim zaferinin keyfini çıkarırdı.Şunu hesap ederdi:“Eğer kurcalarsam, başkaları da hukukçu olmadığım halde beni ikinci kez Başkan seçen yapıyı kurcalamaya kalkışabilir. Onun için sus, otur!”2007 yılında 60 kez tekrarlanan seçim sonunda nefes nefese Başkan seçilen Kılıç, önceki gün yapılan seçimde hiç heyecanlanmadı bile. 17 üyeden 13’ünün oyunu hemen aldı.O mu değişmişti dört yılda?Hayır; 12 Eylül referandumu ile seçmenleri değişti!

Devamını Oku

Laiklik neymiş?

14 Eylül 2011

Başbakan Erdoğan’ın ziyareti, kurmaya çalıştığı yeni düzen için Mısır’a yardımcı olacak mı?Onlar için ümitlenmek kolay değil ama bir yönden bize, yani Türk halkına yararlı olmuştur.Çünkü ziyaret vesilesiyle Başbakan’ın laik rejimle ilgili düşüncelerini, düne kadar duymadığımız berraklıkta öğrendik.Erdoğan’ın açıklamaları, sekiz yıllık kıdemine rağmen kendisine güven duymakta tereddüt eden yığınlarda rahatlama yaratacaktır.Mısır’da yeni anayasanın laikliğe mi yoksa şeriata mı dayanması gerektiği en güncel tartışmadır.Bir Mısır televizyonuna verdiği röportajda Başbakan Erdoğan tarafını belli etmiş ve Mısır halkını laikliğin yararlarına inandırmak için elinden geleni yapmıştır.Şu sözleri önemli:“Türkiye’de anayasa, laikliği devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlar. Laiklik kesinlikle ateizm değildir. Ben Müslümanım ama laik değilim. Fakat laik bir ülkenin başbakanıyım. Laik bir rejimde insanların dindar olma ya da olmama özgürlüğü vardır.”Mısır’da seçimi kazanarak şeriata dayalı bir anayasa yapmak isteyen Müslüman Kardeşler örgütü Erdoğan’ın sözlerine şaşırmış ve tepki göstermiştir. Çünkü onların Erdoğan’la ilgili referansları eskiye dayanıyordu ve şu sözleriyle hatırlanıyordu:1. “Hem laik, hem Müslüman olunmaz.”2. “Tutturmuşlar bir laiklik elden gidiyor... Millet istemedikten sonra tabii gidecek yahu!”İsrail’e karşı yürüttüğü sert politikalardan da etkilendikleri için Mısır’daki İslâmcılar laik rejimi savunan bir Tayyip Erdoğan hayal edememiş olmalıdırlar.Mısırlı şeriatçıların hayal kırıklığı, Mısır’la beraber Libya ve Tunus’ta yıkılan despot yönetimlerin yerine demokrasi koymak isteyenlerin ümidini ve cesaretini artıracaktır.Bize de rahatlama getirecektir. Erdoğan’dan laiklikle ilgili son düşüncelerini dinlemek, kuşkularını yenemeyen yığınlara iyi gelecektir.Tabii Türkiye’nin model olma sorumluluğu laik rejimin erdemlerini anlatmakla bitmiyor.Demokrasimizin özgürlük ve adalet ayakları topal, yürümüyor.Bunları düzeltmezsek, elinden tutacağımız toplumlara Mübarek ve Esad rejimlerinden daha iyi bir örnek sunamayız!Kumar riskine hayır!Muhalefet yerinde bir soru sordu Başbakan’a.CHP’li Muharrem İnce’nin Başbakan tarafından cevaplanmak üzere verdiği önergedeki son soru şu:“Genelkurmay Başkanı’nın dinlendiği, MİT Müsteşarı’na ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarının internette dolaştığı bir ülkenin güvenliği ve demokrasisi sizi endişelendirmiyor mu?”Ben vatandaş olarak endişeliyim.Devletin terör örgütü ile diyalog kurmasını değil, bu ilişkinin sokağa düşmesini ve devlete ait hiçbir sırrın korunamamasını yadırgıyorum.Devlet ancak silâh bırakmanın eşiğine gelmiş olan bir terör örgütünü muhatap alır. Aksi halde ilişkiler çürür, eşkıya kendini devletle denk görmenin yanılgısına sürüklenir. Kayıplar çoğalır, acılar büyür.Devletin bir yabancı arabulucu gözetiminde PKK’yı muhatap kabul ederek müzakere masasına oturması büyük bir rezalet, bu rezaletin servis edilen gizli bir bantla ortaya çıkması, daha küçük olmayan başka bir rezalettir.Başbakan Yardımcısı Atalay dün “Risk almadan bu sorunlar çözülmez” diyordu. Devlet hile, tuzak, entrika kumkuması oldu.Bu yapıya güvenerek kimse kumar oynamaya kalkmasın. Çünkü riskin bedeli para pul değildir.Candır, masum hayatlardır. Milletin birliği, devletin bütünlüğüdür!

Devamını Oku

Yeni Orta Doğu

13 Eylül 2011

Başbakan Erdoğan’ın Mısır’da gördüğü olağanüstü ilgi nasıl bir geleceğin işaretini veriyor?Guardian gazetesine yazan Michigan Üniversitesi profesörü Muhammed Eyub’un kehaneti şu:“Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak ortaya çıkmasıyla Orta Doğu artık eskisi gibi olmayacak.”Peki neler yaşayacağız yakın ve orta vadede?Türkiye’nin Arap dünyasındaki konumunu güçlendirmesi, özellikle Filistin konusunda daha aktif bir rol benimsemeleri için Arap ülkeleri yönetimleri üstünde baskı yaratacaktır.Ve İsrail, Doğu Akdeniz hâkimiyetinde rakipsiz olmadığını her gün daha iyi anlayacaktır.Türkiye’nin merkez oluşturacağı dayanışmanın amaçları hangi önceliklere tabi olacak? Asıl soru bu.Başbakan Erdoğan’ın ziyaret için seçtiği ülkeler, sorunun cevabını veriyor.Arap baharının rejimlerini değiştirdiği ülkelerin modele ihtiyacı var. Türkiye yıllarca laik demokratik rejimin Müslüman bir toplumu mutlu edebildiğine örnek gösterildi.Bu özelliği ile Arap ülkelerin ilgisini çekmeyen Türkiye’nin yıldızı, Tayyip Erdoğan’ın Davos ve Gazze çıkışları ardından hızla parlamaya başladı.Şimdi yol ayrımındayız. Orta Doğu’da oluşacak yeni denge, demokrasi ve adalet ekseninde mi, yoksa İsrail karşıtlığında mı gerçekleşecek?Tabii ki Arap baharının yeni rejimlerini Türkiye ile İsrail karşıtlığı değil, adalet ve demokrasi idealleri birleştirmelidir.Kahire’deki Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi’nin açılış oturumunda konuşan Başbakan Erdoğan doğru bir tercih yapmış, “daha çok özgürlük, demokrasi ve insan hakları”nın ortak amaç olması gerektiğini belirtmiştir.Çağa direnen diktatörleri uyarırken de şunları söylemiştir:“Halklarımızın meşru taleplerini mutlaka meşru yollarla karşılamaya mecburuz. Güç kullanarak bastırmaya çalışanlar bugün değilse yarın büyük yanılgı içinde olduklarını anlayacaklardır.”Ziyaretin zamanlaması talihsiz çağrışımlar yaratabilir.“Türkiye Başbakanı, İsrail’le geldikleri tehlikeli eşikte müttefikler aramaya çıkmış” dememelidir kimse.Onurumuzu zedeler, gururumuzu kırar böyle bir yargı.Bölgede İsrail’in adaletsizliklerine dur demenin çaresi askeri işbirliği değil, demokratik toplumların siyasi ve ekonomik güçlerini birleştirmesidir.Yeni Orta Doğu, Türkiye farkını yaşamalı...Evlere şenlik savaşIrkçı katillerin son zamanlarda ne yapmak istediklerini anlamak gitgide zorlaşıyor.Koparmak istedikleri vatan parçasında yaşayan ve Kürt dedikleri insanları bile acımadan öldürüyorlar. Kadın, bebek ayırmadan...Bölgede alan hâkimiyetini ele geçirdikleri ve vurduktan sonra kaçabilecekleri güvenli bir bölge (Kuzey Irak) bulunduğu için terör örgütünün cüreti sürekli tırmanıyor.Çarenin “teröriste güvenli bölge bırakmamak” olduğunu nihayet yöneticilerimiz fark ettiği için Kuzey Irak’a yönelik bir kara harekâtı bekleniyor.Ama o da ne?..İçişleri Bakanı TV’lerden katillere adeta “Kaçın, saklanın, başınızın çaresine bakın” uyarısı yapıyor.Aynı gün devlet görevlileri ile PKK yöneticileri arasında süren müzakerelere ait bant kayıtları internete düşüyor.Orada devlet adına konuşan yüksek bürokrat teröristbaşından “sayın” diye söz ediyor.Her gün şehit cenazeleri kalkıyor.İnsan merak ediyor; niye savaşıyor bu çocuklar, niçin ve hangi dava uğruna canlarını veriyor?Bilmek hakkımız!

Devamını Oku

O yasa adaleti bağımlı kıldı

12 Eylül 2011

Suçlananların çoğunu gazetecilerin oluşturduğu OdaTV iddianamesini okuyan şok geçiriyor.Çünkü bu metinde, demokrasinin varlık sebebi olan ve modern bir toplumda marifet sayılacak eylemler ağır suç sayılıyor.Toplumu ve gündemi etkileyip yönlendiren haber metinlerini ve kitapları suç sayan, terör faaliyeti diyerek ağır hapis cezaları talep eden bir düzen diktatörlüklerde bile kalmadı.İşi adalet üretmek olan bir mesleğin mensupları böyle bir vebal altına ancak baş edemeyecekleri bir baskı altında girebilirler.Siyasi iktidar bu baskıyı otomatiğe bağlayan düzeni, iki operasyonla kurmuştur.12 Eylül referandumu HSYK’yı iktidar iradesine tabi bir yargı sisteminin sopası durumuna getirmiş, hoşa gitmeyen kararlar veren hâkimler ve savcılar saçılıp savrulmuştur.Sonra haksız kararlarından ötürü kişisel sorumluluk davalarında tazminat ödemeye mahkûm olmaktan çekinen yargı mensuplarının gerekçesi ortadan kaldırılmıştır.Haksızlığa uğrayanlar eskiden sorumlu tuttukları hâkim veya savcı hakkında tazminat davası açabiliyordu. Bu hak da adil yargılanma için bir sigorta oluşturuyordu.Torba kanuna konulan bir madde ile hâkim ve savcılar bu riske karşı dokunulmaz kılındılar.Özetleyecek olursak yargı mensuplarına söylenmek istenen şudur:“Sana gönderdiğim kişileri suçlamaktan korkma. Tazminat gerektiren bir haksızlık yapsan bile ceremesini sen ödemeyeceksin, devlet ödeyecek. Buna rağmen istediğimi yapmazsan HSYK eliyle canına okurum!”OdaTV iddianamesi işte bu nedenle bir hukuk metni dengesini değil muhalif bir siyasi zümreyi mahkûm etmeye dönük aşırılığı yansıtmıştır.Okuyanlara acı veren ve onları hayrete düşüren sebep budur.Dün bir yargı sempozyumunda Adalet Bakanı Ergin temel ilkenin delilden şüpheliye ulaşan bir sistemin kurulması olduğunu hatırlatarak “Kişileri şüpheli ve sanık statüsüne dâhil ederken çok titiz davranılmalı” diyordu.Kürsüde söylediklerini icraatında yaşatacak bir Adalet Bakanı’na hasretimiz dayanılır gibi değil!Türkiye’nin misyonuArap baharının değiştirdiği rejimlerin yerine ne konulacak?İslâm’ı demokrasi ile bir arada yaşattığı için yıllar yılı onlara örnek gösterilen Türkiye işte sahne almıştır.Başbakan Erdoğan’ın çıktığı Mısır, Tunus, Libya ziyaretleri keşke İsrail’le yaşanan krizin saptırıcı duygusallığından etkilenmeseydi.Tayyip Erdoğan, laik demokratik rejimin dine ve dindarlığa zarar vermeyip tersine güvence sağladığını, dokuz yıllık iktidar tecrübesi ile yaşamış bir siyasetçidir.Ama korkarız ki “İsrail’le çatışan bir Müslüman lider” elbisesi, istemese bile ona giydirilecek.Başbakan Erdoğan, kıdemli bir siyasetçi olarak yanlış bir konumlandırmaya karşı kendisini ve ülkesini inanıyoruz ki koruyacaktır.Oralarda Yahudi düşmanlığına çekilebilecek bir beyan veya eylemi olmamalı. Onları İsrail’e karşı demokrasi ile yönetilen modern bir toplumun daha iyi koruyacağını anlatmalı.Örnek alınacak Türkiye’yi dün AKP’li Hüseyin Çelik çok iyi ifade etti:“Ermenistan ne kadar yanlış yaparsa yapsın kimse bize Ermeni vatandaşlarımıza karşı yanlış yaptıramaz.İsrail ne kadar yanlış yapsa, kimse bize Musevi vatandaşlara karşı yanlış yaptıramaz.”Mesele budur. Çağdaş devlet muhatabını doğru seçer!

Devamını Oku

Savaş neden olmaz?

10 Eylül 2011

Türkiye’nin ekseni Ortadoğu’ya ne kadar kayarsa savaş riski de o kadar artar.Birkaç gündür AKP iktidarının Sünni dünyadaki lider boşluğunu doldurmaya aday olduğunu gösteren hevesler yansıttığını yazıyorum.Ortadoğu’da İran’ı dengeleyecek bir gücün varlığından Amerika başta bütün Batı memnun olur. O nedenle Ortadoğu’yu ateşe atmadan Türkiye’nin teşvik edilmesi dahi mümkündür.Ama dün konuştuğum “devlet adamı” kalitelerine sahip tecrübeli bir diplomat, Türkiye’nin taraf olacağı bir savaş ihtimalinin artmadığını, azaldığını söyledi.Evet, orduda yargı eliyle yürütülen tasfiye hareketi, silâhlı kuvvetlerin dış politika üstündeki etkilerini nerede sıfırladığı için atak hale gelmiştir ama Türkiye’nin geleneksel dış politika çizgisinden sapma ihtimali yine de doğmamıştır.Üstelik son başarısızlıklardan aldığı derslerle iktidar limitlerini fark etmiştir.Bundan sonra Türkiye, sesi yüksek çıkan bir dış politika yürütecek ama büyük devlet olmanın gereği olarak maceralardan uzak durmaya devam edecektir.Nereden mi çıkardım?Düne ait iki haber bile yeterince ikna edici göründü bana:Washington’daki Büyükelçimiz Namık Tan ABD Kongresi Dışişleri Komitesi’ne çağrıldı ve “İsrail’in güvenliği söz konusu olduğu her zaman Amerika’nın sürece dahil olacağı” kendisine güzelce anlatıldı.Dünkü Radikal’de de Birleşik Arap Emirlikleri’nin Haliç gazetesinden Muhammed Nureddin adlı yorumcunun tahlili ilginçti.Çelişkilerin dinamiğinden üreyen bu disiplin sanki bizi koruyor. Arap yazar soruyor:“Türkiye’nin İsrail’e yönelik kararları, kendi topraklarına füze kalkanı yerleştirilmesine onay vermesinin neresinde? Türkiye’nin NATO’nun boyunduruğundan, ABD ile ilişkilerinden ve AB üyelik talebinden vazgeçmesi mümkün mü?”Kimse endişe etmesin.Türkiye’nin sebep olacağı ve içinde olacağı bir savaş olmayacaktır!Kalite iyi değil ama...İktidar partisi sözcüleri bunu kasıtlı mı yapıyor?Hizmetinden yararlandıkları halkla ilişkiler şirketi, ülkeyi sürekli olarak seçim atmosferinde tutmalarında yarar bulunduğunu mu söylediler acaba?Biliyorsunuz Perşembe günü AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in tuhaf konuşmasıyla açıldı son perde.Kılıçdaroğlu hükümetin dış politikasını, muhalefet görevinin sınırları içinde sözlerle eleştirmişti. Bunu Başbakan “Suriye’nin avukatlığı” olarak yorumladı. Hüseyin Çelik ise CHP liderinin Alevi olmasını gündeme getirmek kastıyla şu soruyu formüle etti:“Acaba Kılıçdaroğlu mezhep yakınlığı dayanışmasıyla mı Suriye’ye sahip çıkıyor?”Bu çirkinliğe verilebilecek en güzel cevabı Kılıçdaroğlu verdi. İddia sahibi Hüseyin Çelik için “Ciddiye alınacak birisi değil” dedi.Orada durmalıydı; duramadı.Başbakan’a da dokundurdu.Tayyip Erdoğan’ın Gazze’ye yapılacak yardımlara Türk savaş gemilerinin eşlik edeceği açıklamasına “Gazze Limanı’na kadar gidecekseniz seni alnından öpeceğim” diye tepki gösterdi.Ve Başbakan’dan derhal karşılığını aldı:“Kusura bakma, ben bu tertemiz alnımı senin o lekeli dudaklarına sürdürmem!”Başka bir ülkede olsa güler, eğlenirdik ama bizde yaşanıyor ve bizim siyaset kalitemizi dışa vuruyor. Ağlasak yeridir.Ama yine de bir tesellimiz var:Düşmanlık yapan komşuların bile avukatlar bulabildiği bir rejime ve demokratik bir meclise sahibiz.Hiç eksik olmaz inşallah!

Devamını Oku

Büyük biziz!

9 Eylül 2011

Düşmanlaşmanın insanlar bir yana devletleri bile ne hallere düşürdüğüne bakıp ibret almalı...Önce insaf ve ahlâk kuruyor. Ve devleti yönetenler, ailelerinin bile tanımakta zorluk çektikleri canavarlara dönüşüveriyor.İsrail tamire gönderilen insansız hava araçlarını Türkiye’ye iade etmeyi savsaklıyor. Bu hava araçları terörle mücadelenin istihbaratında kullanılıyor.Türk hükümetine kızan İsrail devleti böylelikle PKK terör örgütüne destek oluyor.Buna karşılık füze kalkanının Türkiye’ye konulacak radarlarından alınacak bilgilerin İsrail’e verilmemesini isteyen tipler de bizim tarafta...Her iki örnek, saldırıya hedef toplumları ilgilendiriyor ve savunma amaçlı.İsrail Heron’ları hemen göndererek teröre destek veriyor töhmetinden kurtulmalı, Türkiye de uluslararası bir savunma tedbirinin İran füzelerine karşı İsrail’i uyarma ve koruma imkânı vermesi durumunda bu yardımı esirgememelidir.Neden? Çünkü bu iki tutum da masum sivil halkın zarar görmesine sebep olacak sonuçlar doğuracaktır.Gerginlik siyaseti...Bölgede barış ve istikrarın devamını sağlamak öncelikle büyük ülke olarak Türkiye’nin sorumluluğudur.İsrail’deki “keskin sirke koalisyonu” içinde bulunan radikal unsurlar, krizin Türkiye ile çatışma eşiğine kadar gitmesini istiyor olabilirler.Çünkü çatışma ve gerginlik İsrail’in genişleme çabalarına hizmet etmiştir şimdiye kadar.Dışişleri Bakanlığı koltuğunda Lieberman’ın oturuyor olması, dikkate alınması gereken bir durumdur.Bir gazeteye demecinde Dışişleri Bakanı Lieberman, Türkiye’yi cezalandırmaktan bahsediyor ve İsrail’in ABD’deki Ermeni lobisi ile işbirliği yaparak PKK’ya askeri destek önermesini hayal edebiliyor.Tırmanışın İsrail Başbakanı Netanyahu’yu dahi kaygılandırdığı bellidir.Netanyahu’nun, krizi tırmandıracak tahriklere karşı bakanlarını uyardığı ve ilişkilerin düzeltilmesi çarelerini arayacak bir çalışma grubu kurulması için talimat verdiği belirtiliyor.AKP iktidarı da frenden ayağını kaldırmamalı.Sünni Müslüman dünyasının boş bulunan liderliğine talip olmak için İsrail’le çekişme halinde olmak avantajlı olabilir.Ama şunu unutmamak lâzım...Küçük devlet korkularıİsrail, tepkileri ölçülü olmayan, öngörülebilir niteliği bulunmayan bir kontrolsüz güçtür.Gelişmiş silâhlara sahip, nefretle kuşatılmış, en küçük bir açık verdiğinde yok edileceği korkusu yaşayan, zaaf gösterirse sonu olacağını düşünen küçük bir devlettir.Mavi Marmara’yı uluslararası sularda bu yüzden basmış, 9 silâhsız yardım gönüllüsünü bu ruh hali içinde katletmiştir.Vicdanının emrettiği özür borcunu ödemeye yine bu duygularla direnmektedir.Krizi, askerlerin dâhil olacakları bir ateş topu haline dönüştürmek, asla göze alınmaması gereken bir hata olur. Facia doğurur.Bu meselede beşeri vicdan haklı tarafın Türkiye olduğunu görüyor, biliyor. İsrail halkı da biliyor ve ona da zaman tanımak gerekir.Ankara’da krizi yöneten siyasetçilerin, askeri birikimden ne kadar yararlandığı merak konusudur.The Economist son sayısında, iki ülke ilişkilerinin zayıflamasına Türkiye’de ordunun dış politika üstündeki nüfuzunun azalmasının da etkili olduğunu yazdı.Sivilleşme elbette iyidir ama bu iktidarın şu sırada TSK’nın dış güvenliğe dönük birikimlerinden yararlanmasını önlememelidir.

Devamını Oku

Arıza ihbarı!

8 Eylül 2011

Demokrasi, hapse atılma veya iftiraya uğrama korkusuna kapılmadan herkesin düşündüğünü söylemesidir.Türkiye’de siyasetçiler bile bu özgürlüğü tam yaşayamıyor.Mesela son olarak ana muhalefet lideri iktidarın dış politikasına ciddi eleştiriler yöneltti. Kılıçdaroğlu’nun sözleri, halkı kışkırtmayı, iktidarı karalamayı hedef gütmüyordu.Deyim yerindeyse arıza ihbar ediyordu.CHP’nin kaygıları, aslında halkın bir kesiminin duygularına tercüman oluyordu.Çünkü Türkiye “komşularla sıfır sorun” diye yola çıktığı günün yılını bile henüz doldurmadan birçoğu ile kanlı bıçaklı hale gelmiştir.Laik ve demokratik Türkiye’nin “eksen kayması” yaşadığına dair tartışmaların mürekkebi kurumadı.Orta Doğu uzmanı Prof. Gilles Kepel geçen yıl Newsweek Türkiye’ye yaptığı bir değerlendirmede, Türkiye’nin ekonomik gücünü artırmasından da aldığı cesaretle bölgede iddialı bir role soyunduğunu öne sürerek şöyle demişti:“Bugün Arap ülkelerinin yüklenemediği, Sünni, anti siyonist, Filistin taraftarı bir tür liderlik eksik. Türkiye bu boşluğu doldurabileceğini anladı.”Bu tespitin üzerinden Arap baharı geçti. Şartlar bu fırsatı değerlendirmek için daha elverişli hale geldi.Amerika İslâm dünyasında İran etkisini dengeleyecek bir gücün oluşmasını çok ister. Bunu dünya biliyor.Ama Türkiye’nin özgür iradesi bunu ister mi? İstemeli mi?CHP Genel Başkanı, iktidarın dış politikayı “karanlık dehlizlerde” oluşturduğundan şikâyet ediyor.Sadeleştirirsek, demek istiyor ki “Ülkenin dış güvenliği ile beraber ülkenin kimliği ve rejimin niteliği, yürüttüğünüz dış politikadan etkileniyor. Bunu yüzde 70 oy alsanız bile tek başınıza belirleyemezsiniz. Bizimle konuşun..”Endişeler haklı, şikâyetler yerindedir.Cevabı tehdit içeren suçlamalar olamaz.Başbakan ana muhalefet liderini İsrail’in avukatlığını yapmakla suçlayıp “Kendi dış politikasını açıklasın” diye paylıyor.Bunu gerçekten merak eden ve dinlemek isteyen bir iktidar var mı?Şikâyet eden muhalefet her zaman haklı değildir.Ama bu konuda haklı.İktidarın tartışmayı kabul etmek yerine suçlayarak susturma yöntemine başvurması demokrasinin canına okumaktır!*****Ateşkes rüşvetiBDP Genel Başkanı Selâhattin Demirtaş, Öcalan’ı görmek üzere İmralı’ya gitmelerine yardım etmesi için Adalet Bakanı Ergin’den ricacı olmuş...“Özledik” diyemiyor, “direktiflerini alacağız” demek de olmaz; ne desin?Kamu yararı üretecek bir bahane buluyor acele:“İmralı’ya Öcalan’dan ateşkes çağrısı yapma talebinde bulunmak için gitmek istiyoruz...”Bölücü katiller Silvan’da 13 askerimizi şehit ettiklerinden bu yana, yani bir buçuk aya yakın zamandan beri İmralı’ya tekne kalkmıyor.Terör merkezli Kürt bölücülüğünün siyasetçi takımı Öcalan’ı yalnızlıktan kurtarmak için “ateşkes” rüşveti veriyorlar.Ama “Merdi Kıpti” örneğinde olduğu gibi Öcalan’ın İmralı’dan örgütü idare ettiğini söylemiş oluyorlar.Ateşkes Abdullah Öcalan’ın himmeti olacak, ama ateşkes rehavetinden de yararlanan kalleşçe katliamlar örgütteki “yaramaz çocuklar”ın asiliği sayılacak. Aptal mı sanıyorlar herkesi?Bu gerekçe, terörü Öcalan’ın devlet koruması altında yürüttüğünün itirafıdır!Demirtaş Bakan’a Öcalan’la görüşmelerin niçin bu kadar uzun kesintiye uğradığını sormuş.O da ona “koster arızalı” demiş.Keşke “Şehitlerin ruhu müsaade etmiyor” deseydi!

Devamını Oku

Adalet inlemesi

7 Eylül 2011

Bilmiyorum fark ettiniz mi; Adli Yıl açılış törenleri şiddetli bir ağrının iniltileri şeklinde geçti.Bu sayede bir kez daha anlaşıldı ki adalet, daha doğrusu adaletsizlik ülkenin en önde gelen sorunlarından biri olmuş.Özgürlük sorunu da bulunduğu için insanlar adalet istemek için bile bağıramıyorlar. Adli Yıl törenleri o bakımdan iyi geldi!Nazım Kaynak Yargıtay Başkanı seçildiğinde Başbakan Yardımcısı Arınç “Birinci turda benim güzel kardeşim, sınıf arkadaşım Yargıtay Başkanı oldu. Çok mutluyum” demişti.Yargıtay Başkanı Kaynak, adil yargılanma hakkı ihlâlinden Türkiye’nin geçen yıl AİHM’de 25 milyon Euro tazminat ödemeye mahkûm olduğunu, davaların uzadığını, tutuklama rejiminin çok kötü işlediğini, iletişimin sınırları zorlar biçimde denetlenmesi nedeniyle özel hayatın gizliliğine saygı kalmadığını hatırlattı.İki önemli uyarı daha:1. Adaletten uzaklaşan zorba yönetimlerin ömrünün uzun olmayacağını söyledi.2. “Teminatı olmayan hâkimin bağımsız olması mümkün değildir” dedi.Ayıplar galerisi...Ağlama duvarına dönen törenler iktidarı uyarmalıdır:Tarihe geçecek, arşive girecek konuşmalar yapmak zorunda olanlar, iktidar yandaşı olsalar bile hukukun, adaletin dayattığı ihtiyaçları seslendirmek zorunda kalmışlardır.Yargı dünyamız olarak bir “ayıplar galerisi” ortaya serilmiştir. Her dikkate değer konuşma, yargının bağımsız olmadığını, tutuklama ayıbına son verilmesi ve DGM artığı özel yetkili mahkemeler döneminin kapatılması gerektiğini kabul etmiştir.Sorunlar 12 Eylül referandumundan geçen sistemin yeni anayasaya monte edilmesi yoluyla çözülebilir mi?Eğer bir hukuk devleti kurmanın samimi çabasını göstereceksek, 12 Eylül referandumuyla kurulan düzeni “sil baştan” yapmaya razı olacağız.Başka çare görünmüyor.Deniz Feneri: Düüüt!AKP iktidarına gerçekten dostluk yapmak isteyenler, Deniz Feneri soruşturması konusunda cesur uyarılar yapmalı. İktidarın bu konudaki hassasiyeti şüphe çekmeye, AKP’yi Deniz Feneri ile çok içli dışlı göstermeye başladı.Soruşturmayı yürüten üç savcının görevden alınmaları bir adalet skandalıdır. İktidar buna izin vermemeliydi.Gösterilen gerekçe hiç inandırıcı değildir. “Cambaza bak” yöntemi ile bu işten kurtulmak mümkün değil artık.Alman derin devletinin AKP’ye düşmanlık yaptığı kuruntusu komiktir.Almanya’da toplanan yardım paralarının Türkiye’deki dost firmaları beslemek için bavul bavul taşındığı ve iki ülkedeki Deniz Feneri dernekleri için “çifte muhasebe” kaydı tutulduğu iddiasını son olarak delillendirenler Alman değil, Türk savcılardı.İktidar gücü kullananlar, yargıya ellerini uzatmamalıdırlar.Ergenekon ve Balyoz gibi siyasi davalar da dâhil.Ama asıl yoksullara yardım için toplanmış paraları yağmalayanlar...Çünkü ibadet kutsallığındaki bu faaliyeti kirleten kişilere yardımcı olmanın günahı, kurtarıcıyı da kirletir.Yargıyı rahat bırakmak lâzım!

Devamını Oku