“Savaş bir cinayettir”

24 Eylül 2011

CHP liderini VATAN ailesi olarak dün ağırlamak fırsatını bulduk.Kemal Kılıçdaroğlu gündemdeki sorunların ağırlığı nedeniyle ülkeyi gergin bir yasama yılının beklediğini söyledi.Muhalefet görevi hayati önem taşıyacak.Terörle mücadele bir numarada. Yeni anayasa daha az önemli değil.Çünkü anayasayı yaparken bulunacak yaratıcı düzenlemeler, terörün zaten iyice azalmış son bir kaç bahanesini ortadan kaldırabilir.CHP lideri, referandumda halktan onay aldığı gerekçesiyle yargı düzenlemelerine dokundurmama eğilimleri bulunduğunu, ama bu etkilere boyun eğmeyeceklerini belirtti.Endişenin sebebiBu itiraz yerindedir.Yargıda eski düzeni kimse özlemiyor ama iktidar güdümüne giren yeni yargı düzeninin de savunulur yanı yoktur.Yargıyı bağımsız bir erk haline getirmeyecekse yeni anayasa olmasa da olur!Kılıçdaroğlu’nun not ettiğim bir tedirginliği var:“Kendimizi birden bire neredeyse savaşın ortasında göreceğiz. Olacak şey değil!”Bu tedirginliği önemli bir kitle paylaşıyor. Ve Başbakan Erdoğan izlediği dış politika nedeniyle dışarda da endişe yaratıyor.İngiltere’de çıkan New Statesman dergisinin geleneksel “Dünyanın en nüfuzlu 50 ismi” araştırmasında Başbakan Erdoğan 11’nci isim olarak yer aldı.Türkiye’nin ekonomik ve diplomatik gücünü arttırdığı için övdüğü Tayyip Erdoğan’ın Ortadoğu’daki lider boşluğundan yararlandığını bunu yaparken İsrail’e savaş ilan etmeye yaklaştığını yazdı.CHP’den destekAslında haksızlık taşıyan bir izlenim bu. Yanlışlık, Amerikalı TV sunucusu Charlie Rose’a konuşurken yaptığı değerlendirmenin ters yüz edilmesinden doğdu.“Eğer bir yerde zulüm varsa seyirci kalmayız. Burada bir zulüm var. Benim 9 vatandaşımın öldürülmesi olayı aslında bir savaş sebebidir“ diyor Başbakan.Ve hemen ekliyor:“Ama biz bunu bir savaş sebebi bile saymadık. Büyük devlet olmanın gereği sabrettik...”Özellikle İsrail’le yaşadığımız gerginliğin taşıdığı riskler yalnız iktidara değil siyaset kurumunun bütün aktörlerine özellikle de ana muhalefet partisine itidal içinde hareket etme mecburiyeti yüklüyor.Kılıçdaroğlu CHP’nin tarihi sorumluluğunun farkında.Türkiye’yi 2. Dünya Harbi’ne sokmaması CHP’nin en büyük hizmetlerinden biridir. Aynı misyon şimdi onu muhalefette bekliyor.Kılıçdaroğlu da bu beklentinin karşılığını bulacağını söylüyor.Atatürk’ü anmamak ve hatırlatmamak son zamanların modası ama onun daima aklın ahlâkın ve bilimin yolunu gösteren dehası her ortamda kendini belli ediyor.Ve ışığı ile kafalarımızı, önümüzü aydınlatıyor.Atatürk’ün savaşla ilgili sözlerini unutmamalıyız:“Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. Ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir!”

Devamını Oku

Şahin de lâzım güvercin de...

23 Eylül 2011

Terör baronları ile “devlet adına” yapılan görüşmelerde deşifre olan gizli bilgi tekrar tekrar doğrulanıyor...Hatırlayacaksınız; Oslo’da MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş PKK yöneticilerinden Sabri Ok’a “Biliyoruz; metropolleri de doldurdunuz bu arada patlayıcılarla” demişti.Sabri Ok “Yok canım” diye karşılık verince Afet Güneş üstelemişti:“Hepsini biliyoruz!”Son saldırılar PKK’nın kentlere bomba yığdığını MİT’in bildiğini ama bunları nerelere sakladığını bilemediğini gösterdi.Ankara, Bitlis ve Siirt saldırılarının acısı devam ederken güvenlik güçleri dün Bingöl’de dört bomba haline getirilmiş 100 kilo patlayıcı ele geçirdi.Bodrum’da yakalanan bir şüphelinin oteldeki odasında A-4 patlayıcı bulundu. Her gün dört-beş masumun hayatına mal oluyor ama tırmanan saldırılar sayesinde terörün çirkin yüzünü açıkça görme şansını elde ediyoruz.AKP iktidarı döneminde terör örgütünün bahanelerini ortadan kaldırmaya yönelik kırkı aşkın yasal düzenleme yapıldı.Kürtçe yasağı kalktı, üniversitelerde Kürt dili üstüne bölümler açıldı, TRT Şeş yayını başladı, bölgeye sosyal ve ekonomik destekler arttı.PKK iflâsa doğru...Bu yatırımlar seçimde karşılığını bulurken terör örgütü ve destekçileri mutlu olmadı.Dağdakilere yapılan “silâhı bırakarak in ve meşru zeminde siyaset yap” çağrıları heyecan uyandırmadı.Hatta tersine, telâş yarattı.Sabote ettiler fırsatları.Çünkü PKK varlık sebebi olan terörün bitmesine razı değildir.O nedenle barış umudunun arttığı her eşikte PKK’nın terörü yükselttiğini ve en acımasız katliamlara giriştiğini görüyoruz.İşte, devletin kendilerini muhatap alarak müzakere yürüttüğü bir dönemde bile PKK şehirlere bomba yığmaya devam etmiş...Şimdi de Türkiye yeni bir anayasa yapmanın eşiğindedir ve PKK vahşi ve alçakça katliamlarına yenilerini ekliyor.Doğaldır çünkü demokratik kazanımlar genişledikçe terör örgütünün varlık nedenleri azalacaktır.Şiddeti bir davaya atfediyorlardı dün.Şimdi kadınları, bebekleri öldürmelerini öğretmenleri korkutup kaçırmalarını hangi kutsal amacın bahanesi sayacaklardır?Terör bizi yönetmesin Görmek lâzım gelinen noktayı:PKK’nın davası tükenmek üzere. Öldürmek için öldürüyorlar artık. Ve halk da bunu görmeye başladı.İktidar, yere sağlam basmalıdır.Mesela dün The Economist dergisi hatalı bir yönlendirme yaptı.“Kusurlu bir Örnek” başlığını taşıyan makalede dergi, PKK’nın şiddeti tırmandırarak askeri kışkırtmaya çalıştığını, Başbakan Erdoğan’ın da şahinleşen tutumu yüzünden tuzağa düştüğünü yazdı.İçeride de bazı çevreler Başbakan’a şahinleşmemesi, terör örgütü ile gizli görüşmeleri sürdürmesi için sistematik baskı uyguluyor.Hayır; asıl tuzak budur.İlle kuşa benzetmek gerekiyorsa dirayetli bir lider iki kuşu aynı anda temsil edebilir. Terörle savaşı için şahin olur, barışı demokrasi yoluyla kurarken de güvercin olur.Burada önemli mesele terörle savaşmaktan hiç vazgeçilmemesi, ikinci konu ise demokratik hakların sadece Kürtler için değil milletin tümünü kapsayacak biçimde genişletilmesidir.Yani terörle savaş ve demokrasi arayışları birbirlerinden bağımsız olarak yürümelidir.Aksi halde ne terör biter ne demokratik haklar genişler...

Devamını Oku

Memur pişman!

22 Eylül 2011

Acıklı olduğu kadar güldüren bir pişmanlık bu.. Memurlar biraz geç uyandılar.12 Eylül 2010’da referandumdan geçen paketin önemli hedeflerinden biri memurlara toplu sözleşme hakkıdır. Ama uyum yasası çıkmadığı için hayata geçirilemiyor.Yasa kolay; çünkü iktidar meclisin aylar boyu müzakere etse yeridir diyeceğimiz önemli yasa değişikliklerini, kanun hükmünde kararnamelerin (KHK) içine saklayıp yürürlüğe sokuyor.Hükümet memurların toplu sözleşme düzenine geçişini hızlandırmak için de aynı yolu izleyebilirdi. Ama nedense bu konuda emrivaki yapmaktan uzak duruyor.Memur sendikalarının gücünden kaynaklanan korku olabilir mi sebep?Hayır, bizce sendikalar güçlerini aslında haklılıklarından alıyorlar. Çünkü...Toplu sözleşme düzeninin kilit uzuvlarından biri verdiği kararlar bağlayıcı olacağı için “hakem heyeti” olacak.Sendikalar bu heyetin bağımsız olması için üyelerinin tarafsız kişilerden seçilmesinde ısrarcı davranıyor.Hiçbir alanda bağımsız otorite görmek istemeyen iktidar ise tahmin edileceği gibi bağımsız hakem heyetine karşı çıkıyor.Kamu çalışanları, kararları hükümet güdümlü bir heyet verecekse buna nasıl “toplu sözleşme” denileceğini soruyorlar şimdi.Kendi kendilerine sordukları en düşündürücü soru da şu:“Madem böyle olacaktı; biz niye referanduma EVET dedik?”Referandumun sonucunu görülüyor ki projelerin gücü değil, reklâm ve propagandanın gücü tayin etmiştir.Referanduma giderken iktidar sözcüleri güçlünün hukuku yerine hukukun gücünü egemen kılan bir ülkenin hayalini sattılar.Seçmenlerimizin ortalaması, Fenerbahçe Stadı’nı dolduran kadınlarımızın kalite düzeyinde değiller ne yazık ki. Çoğunluk adalet hayalinin üstüne atladı.Şu anda adil yargılanma hakkının ihlâlinden zarar gördükleri için AİHM kapısında sıra bekleyen yığınların büyük çoğunluğu Türk vatandaşlarıdır.Yeni anayasada yargı ile ilgili düzenlemeler “sil baştan” yapılmalıdır.“Onları yeni yaptık ve halk oyundan da geçirdik” diye itiraz etmemelidir kimse.Çünkü yeni anayasaya duyulan ihtiyacın en haklı ve somut göstergesi, bağımsızlığı olmayan yargı ve bundan kaynaklı haksızlıklar, mağduriyetler, korkular ve özgürlük yoksunluğudur.Yeni anayasa, adalet ve özgürlüğü yeniden kazanmanın fırsatı olarak değerlendirilmeli.*****Hedeften kopmayalımDış politikada başarı kazanmak mesajınızı vermek için haklı olmak yetmiyor.İkna etmenin yolunu açmak gerekiyor. Yani hem anlaşılır olacaksınız hem ilginç olacaksınız ve kendinizi en kısa şekilde ifade edeceksiniz.Elde ettiğimiz bilgiler, Cumhurbaşkanı Gül’ün Almanya ziyaretinde bu stratejiyi başarıyla uyguladığını düşündürüyor.Gül Almanya Başbakanı Merkel’e ve öteki muhataplarına şu mesajları açıkça vermiştir:1. Türkiye’nin tam üyelik dışında bir seçeneği bulunmuyor;2. Fransa ve bazı ülkeler Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkarken müzakere sürecini sabote ediyor.3. Tam üyeliğimiz için zaten referanduma başvuran ülkeler olacak; o zaman bırakın müzakere sürecini bitirelim.4. Bu sürecin desteklenmesi, Türkiye’nin AB kalitelerini kazanmasına yardımdır. Oraya varalım, tam üyelik mi, imtiyazlı ortaklık mı; o zaman tartışın. Belki o gün biz vazgeçeceğiz.5. AB üyeliğine uygarlık projesi olarak bakıyoruz.6. Siz de Türkiye’siz bir AB’nin küresel oyuncu olamayacağını artık görün!Cumhurbaşkanı Gül, bu programı her ay bir AB ülkesinde tekrarlamalı...

Devamını Oku

Seri katil

21 Eylül 2011

Obama ile Erdoğan, henüz görüşmeye bile kapanmadan terör konusundaki ortak kararlılıklarını duyurdular.Aslında doğru olan da budur.Çünkü iki ülkenin terörle mücadeledeki işbirliği uzun yıllara dayanıyor.Ama ne yazık ki bu işbirliği, PKK’yı hak ettiği sona mahkûm edememiştir.Amerika, Irak’taki egemen güç olarak terör örgütüne güvenli bir “cephe gerisi” sunmuştur.Başbakan Erdoğan “Terör örgütlerine karşı müşterek adımımız devam ediyor, bundan sonra da devam edecek” derken Başkan Obama “Türkiye ve ABD çok güçlü ortaklardır ve terörle mücadele çalışmalarına devam edilecek” diye konuştu.“Devam edecek” söylemi gelecek için ümit ve güven veremez bize.Çünkü dünden bugüne yaşadıklarımız bizi mutlu etmedi ki “devam” edeceğini işitmek sevindirsin.Dürüst ol Amerika!Türkiye’nin en önemli sorunu terördür. Hiçbir sebep terörle mücadele çabalarımızı ikinci plana düşürmemelidir.PKK’yı alt etmek için elverişli şartlar yeniden oluşmuştur. Müzakere yolunun terör örgütünü silâh bırakmaya razı edeceği rüyasını başkaları değil, canavarca eylemlerle PKK’nın kendisi kâbusa çevirdi.Artık teröriste anladığı dili konuşmak gerektiğini herkes görmeye başlamıştır.Profesyonel çözümler hayata geçirilmelidir.Amerika da artık dürüst davranmalıdır.Başbakan, istihbaratta çok gerekli olan insansız hava aracı “predator”lar konusunda Başkan Obama’nın gayret göstereceği vaadinde bulunduğunu belirtti.İsrail’in Kongre’de engelleme yapacağını tahmin etmek zor değil.Obama yönetiminin samimiyet testi işte bu noktada başlayacaktır.Türkiye’ye ihtiyacı olan “predator”ları göndermek için Başkanlık yetkilerini kullanacak mı; heyecanla izleyeceğiz.Katiller uyandırdıAmerikan desteği önemlidir elbet ama terör şantajından kurtulmanın anahtarı ulus olarak devlet olarak bizim elimizdedir.Terörle mücadele gücüne en büyük katkıyı son zamanlardaki alçakça saldırıları ile terör örgütü sağlamıştır.Katliamlar, müzakere önerenleri konuşamaz hale düşürmüştür.Halkın kafa karışıklığından kurtulmasını sağlayan bu durum, etkin mücadelenin yolunu açacaktır.Terörle mücadelede doğru yolu bulmakta gecikmenin elbet bedeli olacaktır.O nedenle toplum zorluklara hazır olmalı.Dün bir TV kanalında terörle mücadele uzmanı Prof. Dr. İhsan Bal, artık PKK’nın insanlıktan çıktığını, terörü bir araç olarak değil amaç olarak kullandığını, kana susamış “seri katil”e dönüştüğünü anlatıyor ve sözünü şöyle bağlıyordu:“Sonunun geldiğini hisseden terör örgütleri hep bu değişime uğrarlar!”*****Sönmeyen ateşİkinci Ergenekon’a bakan mahkeme korkunç şüpheler uyandıracak bir karar aldı.AKP ile ilgili kapatma davası vardı ya; o davanın soruşturmasını yapan Yargıtay C. Savcıları kimlerdir; adlarını öğrenmek istedi.İsimleri Anayasa Mahkemesi’nden aldı.Oysa adı geçen savcılar daha önce HSYK tarafından yurdun çeşitli yerlerine savrulmuşlardı.Şimdi herkes merakta: İntikam ateşini HSYK söndürememiş mi?Deniz Feneri savcılarının tasfiyesinden sonraki sessizlik bu son olayda da yaşanıyor. Barolar ile hukuk fakültelerinin bile çıtı çıkmıyor.Gözdağı etkisi mi bu, yoksa bağımsız yargının anısına saygı duruşu mu?!

Devamını Oku

Cürete bakın!

20 Eylül 2011

Türkiye dün, devletin kalbini hedef alan bir terör saldırısına hedef oldu.Ankara’da Başbakanlık, bakanlıklar ve Genelkurmay Başkanlığı binalarına en çok bin metre uzaklıkta bulunan bir bölge, korkunç bir patlama ile cehenneme döndü.Terör uzmanları, devlete meydan okuma gösterisi yapan saldırgan örgütün büyük ihtimalle PKK olacağını tahmin ediyorlar.Masum insanların kanı ile beslenen bir canavardır PKK.Dünyada böyle masum insanların hayatı ile oynayarak siyaset yaptığını zanneden terör örgütleri neredeyse tükenmiştir.PKK ihanetin ve alçaklığın lânetini taşıyan sonuncu örgüt olmaya kararlı görünüyor.Bu onların becerisi mi yoksa Türkiye’yi yönetenlerin acizliği mi, kararı siz verin.Devletin güçlü görünmeye ihtiyaç duyduğu bir dönem geldiğinde dış düşmanların bir numaralı taşeronu bu örgüt oluyor. Katil sürüleri Türkiye’yi sırtından bıçaklıyor.Dün Ankara’da üç vatandaş hayatını yitirdi 30’dan çok yaralanan oldu.PKK dün sergilediği alçaklıkla ülke yöneticilerine devamlı “Teröristle pazarlık olmaz” diyenleri bir kez daha haklı çıkarmıştır.Lânetli olay ülkenin iç ve dış güvenliğinden sorumlu olanları çok şaşırtmış olamaz.Oslo buluşmasının internete sızdırılan ses kayıtlarındaki bir diyaloğa bakarak yürütüyorum bu tahmini.MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş örgütün Reşadiye baskınını yapacak gücü ne zaman bulduğunu soruyor Sabri Ok’a.Sabri Ok PKK’nın 1984’teki ilk eylemlerini planlayan adamdır.Afet Güneş’e şu cevabı veriyor:“Bizim güçler her tarafta var, onu söyleyelim. Karadeniz’de de, Toroslarda da...”Afet Güneş: “Biliyoruz; metropolleri de doldurdunuz bu arada; patlayıcılarla doldurdunuz!”Sabri Ok: “Yok canım.”Afet Güneş: “Hepsini biliyoruz.” Dünkü saldırının önemli bir sembolik anlamı var.Bölücü terör örgütünün kentlere patlayıcılar taşıdığını devlet biliyor ama kullanılmasını önleyemiyor.Başkentin kalbinde patlatılan bomba terörün 1 numaralı sorunumuz olduğunu anlamamıza ve PKK’yı bitirmeden güvenli bir gelecek kuramayacağımızı fark etmemize yararsa, bu da kazanç olur!*****Hiç zamanı değil!İktidar sözcüleri Atatürk’ten bahsetmek zorunda kaldıkları zaman onun “çağdaş uygarlık hedefi” ile ilgili sözlerini tekrar eder dururlar hep.Şu sıralar “Yurtta sulh, cihanda sulh” deyişini de hatırlasalar iyi olur...Etrafa baktığımızda “Türkiye’yi bölgesel güç haline getirmenin tam zamanı” dememek mümkün değil.Ama kontrolü kaçırdığımız zaman neler olabileceği de gözümüzün önünde.Yakın zamana kadar bölgede sorunlu tüm taraflarla konuşabilen tek devlet konumundaydık. Şimdi çatışma riski altındayız ve gitgide Orta Doğu sorununun bir parçası haline geliyoruz.Davos’ta başlayan “one minute” sürecini kontrol altına almakta yarar vardır.Frene basmak gerekiyor.Özellikle Doğu Akdeniz’deki haklarımızı savunurken savaşmaya mecbur kalmayan bir devlet olabilmeyi başarmalıyız.Potansiyel hasımlarımızı, güçlerinden ötürü değil, sorunlarından ötürü ciddiye almak zorundayız.İsrail düşmanla çevrili olduğu için kuruntu yaşıyor, Mavi Marmara’da olduğu gibi havaya ihtar ateşi açağı yerde enseye kurşun sıkıyor.Yunanistan deseniz... İflâsı atlatmak için ona savaş öneren sivri akıllılar var.Allah bizi kazalardan belâlardan korusun.

Devamını Oku

En kötü ihtimal

19 Eylül 2011

Tartışma tekniğimiz bir türlü gelişmedi. Hemen kavga, küfür başlıyor. Ve o sözler patlamamış mayınlar olarak ortada kalıyor.Hakan Fidan’ın MİT Müsteşar Yardımcısı ve “Başbakan’ı temsil yetkisi ile” Oslo’da PKK sorumluları ile müzakereye katıldığı ortaya çıktıktan sonra Başbakan Erdoğan iki önemli şey söyledi.1. “Bu görüşmeleri hükümet değil devlet yapıyor.”2. “MİT Müsteşarı Fidan’ı harcatmaya kimsenin gücü yetmez.”Türkiye’de siyasi iktidar dışında bir iktidar “devlet iktidarı” mı var ki terör örgütüne silâh bıraktırma amaçlı görüşmelerin sorumluluğunu Başbakan üstlenmek istemiyor?Demokratik devletin sigortası olan bağımsız kurumları bile kendilerine bağlayan Başbakan’dan habersiz, terör örgütü ile görüşme yapmayı kim hayal edilebilir?En iyisi, ensesine tokat attığı arkadaşına “Ben vurmadım, elim vurdu” diyen çocuklar gibi davranmaktan vazgeçip gerçeği cesaretle kabullenmek ve savunmaktır.Zaten muhalefet de “Neden görüştünüz?” diye hesap sormadı, “yalanınız ortaya çıktı” diye eleştirdi.Deşifre olayı, eğer bu müzakerelerin en kısa zamanda sonuçlandırılması mecburiyetinin baskısını yaratırsa hayırlı bile olmuş sayılabilir.Çünkü bu gidişle “terörle bir yere varılamaz” sözü hükmünü yitirecektir.Gençler “hayat pahasına korunacak değerler masalmış meğer” noktasına geleceklerdir.“Adam harcama” konusuna gelince...Hakan Fidan’ın harcanmasını kimse istemedi. Öyleyse bu fitili ateşleyenler neyin peşindedir?Konuşmaları servis edenler hakkındaki spekülasyonlar Mossad’a kadar uzanıyor. Ama MİT’in içinde Fidan’ı istemeyen bir grubun onu yemek için bu fitneyi tezgâhlamış olabileceği iddiası da çok tekrarlanmaya başladı.Şimdi eğer MİT’te beklendiği gibi geniş çaplı bir kadro değişikliği yaşanırsa depremin nedeni bambaşka bir adrese yönelecektir.Aman dikkat.. Eğer gerçekleşirse böyle bir tayin furyası, tasfiyeye uğrayanların suçluluğunu mutlaka kanıtlamalıdır.Aksi halde en kötü ihtimal akla gelebilir:“Bu oyunu, MİT’i tümüyle ele geçirmek için gerekçe yaratmak isteyenler düzenledi. Belgeyi de onlar servis etti” diyenler çıkabilir.Böyle bir şüphe asla uyandırılmamalı...*****Tehlikeli sularDoğu Akdeniz tuzlu su değil sanki; savaş gemileri benzin üstünde yüzüyor.Tırmanış, Kıbrıs Rum yönetiminin Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına girişmesi yüzünden başladı.Hukuk coğrafyaya ortak devletlerin uzlaşmaları ve ihtilâf varsa bunun yargı yoluyla çözülmesi ardından böyle adımların atılmasını öngörüyor.Ama Rum yönetimi münhasır ekonomik bölge ilân etmiş, Türkiye karşısındaki konumunu güçlendirmek için Ankara’nın bazı komşuları ile yaşadığı krizleri fırsat olarak değerlendirmek istemiştir.İsrail’le yaptıkları işbirliği anlaşması eyleme geçti. Benzer bir anlaşmanın Suriye ile de yapılması her an beklenmeli.Bu oldu-bittinin maliyetine katlanmak mümkün değil. Çünkü Türkiye’ye kapatılan bölge büyük bir ekonomik alanı kapsıyor; kıyıdan 200 mile kadar gidiyor.Tepkisiz kalmak Rum yönetiminin emri-vakisini kabul anlamı doğuracağı için Türkiye tedbir almak, tepki göstermek zorundadır.Enerji Bakanı Yıldız dün KKTC ile kıta sahanlığı anlaşması yaptıktan sonra Türkiye’nin de hemen arama çalışmalarına başlayacağını haber verdi.Bu tecrübe, riskleri iyi hesap edilmemiş ihtilâflardan sakınmak gerektiğini dileriz Ankara’ya öğretmiştir!

Devamını Oku

Bize güvenin

17 Eylül 2011

Sevgili okurlar; Vatan ve Milliyet gazeteleri hakkındaki soruları cevaplamak istiyorum.Bildiğiniz gibi Demirören grubu ile Karacan ailesinin oluşturduğu ortaklık bu iki seçkin gazeteyi Doğan grubundan satın aldı.Ortaklar arasında çıkan anlaşmazlık yargıya intikal etmiş bulunuyor. Olay bir yandan da çeşitli piyasa dedikodularına kaynak oluşturuyor.Haberlerden etkilenen bazı okurlarımız ister istemez endişeye kapılıyor ve gerçek durumu öğrenmek için bizlere soruyorlar.Hukuki ve mali anlaşmazlıklar yargının önündedir. Mahkemenin gerçeğe ulaşması zaman alacaktır ama ben Vatan’ın bağımsızlık ruhunun daha da güçleneceği bir geleceğin eşiğinde bulunduğunu söyleyecek durumdayım.Bu duygumu sadece Vatan ailesinin dileği oluşturmuyor. Güven hissimin kaynağında, Yıldırım Demirören’in bir açıklaması var.“Niçin medya işine girdiniz?”Benim tanıklığımda Demirören soruya şu cevabı verdi:“Bu ülke ailemize, grubumuza büyük başarılar, maddi ve manevi zenginlikler kazandırdı. Medya işine girmeyi, bu kazanımlara karşı hissettiğimiz teşekkür borcunu ödemenin bir fırsatı olarak değerlendirdik.”İhtilâfın bir kanadında heyecan verici, erdemli bir duruş var. Öteki tarafında ortaklığın gerektirdiği mali edimleri yerine getirmekte zorluk çektiği için tasfiye talep eden bir ortak...Eminim ki yargı bu farkı görecek, iki gazeteyi ve çalışanlarını spekülasyonların ve yönetim boşluğunun zararlarından korumak için kararını kısa zamanda verecektir.Evet, kısa zamanda.. Çünkü gerçeğe ulaşmak çok zaman ve çaba gerektirmiyor.Bir taraf yaşatma kararlılığını, öteki taraf tasfiye fırsatçılığını temsil ediyor.Vatan ve Milliyet’in sahipliğini hangi taraf hak ediyor ve neden diye sorarsanız şu öyküyü anlatırım:Aynı bebeğin annesi olduklarını iddia eden iki kadını Hz. Süleyman’ın huzuruna getirirler. Kral Süleyman kılıcını ister ve sebebini söyler:“Madem ki anlaşamıyorsunuz bebeği ortadan bölüp sizlere paylaştıracağım!”Hz. Süleyman daha sözünü bitirmeden kadının biri “Vazgeçtim; ben annesi değilim, bebeği ona verin” der.Ve ulu kralın adaleti bir anda gerçekleşir.Adaleti bölüşmekte değil yaşatmakta arayan bir örnek olayla karşı karşıyayız.Meclis sahip çıksın!Başbakan’ın Kuzey Afrika’da yarattığı çöl fırtınasının tozu, toprağı önemli bir olayı örttü, gözlerden kaçırdı.Milli Eğitim Bakanlığı’nı değiştiren kanun hükmünde kararname (KHK) ile sanki devletin, milletin kalesine karambolda gol atılmıştır!“Atatürk inkılaplarına ve Türk milliyetçiliğine bağlı vatandaşlar yetiştirmek” Milli Eğitim’in amacı olmaktan çıkmıştır.Seçilmiş meclis, Atatürk ilkeleri yerine, uygun göreceği başka değerlere bağlı vatandaşlar yetiştirme amacını Milli Eğitim Bakanlığı’na görev olarak yükleyebilir.Ama bunun yolu, bakanların imzalattığı bir kararname olamaz. Bu bağışlanmaz hatanın, Araplara demokrasi pazarladığımız günlere rastlaması acıklı bir komedidir.Meclis ve muhalefet, en azından KHK’nin yıkıp yenisini yaptığı Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunda kim oturuyor, ona bakarak şüphelenmek ve sorgulamak zorundadır.Bakan Ömer Dinçer’in vaktiyle söylediği şu sözler unutulabilir mi?“Cumhuriyet’in laiklik, milliyetçilik gibi temel ilkelerinin yerini daha Müslüman bir yapıya bırakması zamanının geldiğine inanıyorum.”Kimseyi suçlamıyorum; sadece demokrasiye davet ediyorum. KHK demokrasi değil darbedir.Bu kararı verecekse Meclis versin!

Devamını Oku

Tarihin eli...

16 Eylül 2011

Görünmeyen bir elin Türkiye’yi arkasından ileri doğru ittiğini siz de hissediyor musunuz?Yaşanan değişim ve Türkiye’ye dünyada biçilen roller, siyasi iktidarın başarısı ile açıklanamayacak kadar hızlı ve önemlidir.Bu rüzgârın enerjisi Atlantik’in öbür tarafından geliyor. Çünkü Türkiye’deki değişim Avrupa Birliği’ni çok ilgilendirmiyor.Türkiye’yi Amerika daha çok önemsiyor çünkü Büyük Orta Doğu Projesi’nde kilit ülkeyiz.Enerji güvenliğini sağlamak ve radikal dinci teröre karşı güçlenmek temel amaçlarına hizmet odaklı proje Fas’tan Pakistan’a uzanan İslâm coğrafyasındaki ülkelere yönelik kapsamlı bir dönüşüm stratejisidir.Türkiye’nin İslâm’ı demokrasi ile birlikte yaşayan bir ülke olma ayrıcalığı ona önemli rol yükleyecekti.Bush’un Dışişleri Bakanı Rice bu nedenle Türkiye’nin “Ilımlı bir İslâm ülkesi” olarak Müslüman toplumlar tarafından örnek alınmasını sık sık tekrarlıyordu.Türkiye’nin rolünü oynamaya başlaması için Ahmet Necdet Sezer’in Çankaya’yı Gül’e devretmesini beklemek gerekti.Rolünü iyi oynuyorVe ardından Türkiye bölgesel güç olma yolundaki hızını artırdı.Son zamanlarda İsrail’e karşı yürütülen gerginlik politikaları İslâm toplumlarının dikkatini çekerken siyasi iktidar laik demokrasinin öcü olmadığına Müslümanları ikna edecek düzenlemeler yaptı.“Otoriter laiklik döneminin kalıntıları” diye adlandırılan türban yasağı ve katsayı gibi uygulamalar kaldırıldı.Sünni Müslüman dünyanın liderlik tahtı şu an boş duruyor. Ona Tayyip Erdoğan talip.. Arap sokağından yükselen sesler teşvik ediyor. Batı medyası deseniz, onlar da yakıştırıyor.Mısır ve Tunus’ta Başbakan Erdoğan, tarihin (veya isterseniz BOP’un deyin) Türkiye’den beklediği “model rolü”nü özellikle laikliğe sahip çıkarak iyi oynadı.Bundan sonra Erdoğan’ın laik rejim önerdiği toplumlardaki şeriat yanlısı kesimin tepkileri kendisini göstermeye başlayacaktır.O zaman ne olacak?Tabii ki o zaman Müslüman halklara laikliğin demokrasi ve adalet ürettiğini göstermek gerekecektir.Demokrasiye acil onarımTürkiye’nin şu andaki durumu parlak bir sınav vermeye hiç yeterli değil.Muhalif görüşler çok kolay suçlanmakta, uzun tutukluluk rejimi yargısız infazın haksızlıklarını ulusal bir afet boyutunda yaşatmaktadır.Demokratik devlet düzeninin vazgeçilmezi olan güçler ayrılığı ilkesi lince uğramıştır. Yargı yürütmenin denetimine tam olarak girmiş, yasama ile yürütmenin yani meclisle iktidarın ilişkileri komediye dönüşmüştür.Eskiden hükümet ister, meclis istenen yasayı geçirirdi. O arada âdet yerini bulsun örneği müzakereler...İktidar yaz başından beri ülkeyi kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) yönetiyor.Yönetiyor sözü az kalır, devleti altüst ediyor. Kurumları yıkıyor, yenisini kuruyor.Eğitim ülkenin geleceğidir. Son KHK’lerden biri ile Milli Eğitim Bakanlığı adeta yıkılıp yeniden yapıldı.Milli Eğitim’in amacı bile değişti.“Atatürk inkılâplarına ve Türk milliyetçiliğine bağlı vatandaşlar yetiştirme amacı” kanundan çıkarıldı.Demokratik bir düzende bu kadar hayati bir değişikliği iktidarın Meclis’i devre dışına iterek gerçekleştirmesine imkân olabilir mi?Türkiye’yi iten görünmez güç, tarihin elidir. Bu dönemde işbaşında olmak AKP’nin şansıdır.Laikliğe bağlılık, bu şansı kullanmak için yetmez.Acele demokrasiyi düzeltmek lâzım!

Devamını Oku