En kötü ihtimal

Haberin Devamı

Tartışma tekniğimiz bir türlü gelişmedi.

Hemen kavga, küfür başlıyor.

Ve o sözler patlamamış mayınlar olarak ortada kalıyor.

Hakan Fidan’ın MİT Müsteşar Yardımcısı ve “Başbakan’ı temsil yetkisi ile” Oslo’da PKK sorumluları ile müzakereye katıldığı ortaya çıktıktan sonra Başbakan Erdoğan iki önemli şey söyledi.

1. “Bu görüşmeleri hükümet değil devlet yapıyor.”

2. “MİT Müsteşarı Fidan’ı harcatmaya kimsenin gücü yetmez.”

Türkiye’de siyasi iktidar dışında bir iktidar “devlet iktidarı” mı var ki terör örgütüne silâh bıraktırma amaçlı görüşmelerin sorumluluğunu Başbakan üstlenmek istemiyor?

Demokratik devletin sigortası olan bağımsız kurumları bile kendilerine bağlayan Başbakan’dan habersiz, terör örgütü ile görüşme yapmayı kim hayal edilebilir?

En iyisi, ensesine tokat attığı arkadaşına “Ben vurmadım, elim vurdu” diyen çocuklar gibi davranmaktan vazgeçip gerçeği cesaretle kabullenmek ve savunmaktır.

Zaten muhalefet de “Neden görüştünüz?” diye hesap sormadı, “yalanınız ortaya çıktı” diye eleştirdi.

Deşifre olayı, eğer bu müzakerelerin en kısa zamanda sonuçlandırılması mecburiyetinin baskısını yaratırsa hayırlı bile olmuş sayılabilir.

Çünkü bu gidişle “terörle bir yere varılamaz” sözü hükmünü yitirecektir.

Gençler “hayat pahasına korunacak değerler masalmış meğer” noktasına geleceklerdir.

“Adam harcama” konusuna gelince...

Hakan Fidan’ın harcanmasını kimse istemedi. Öyleyse bu fitili ateşleyenler neyin peşindedir?

Konuşmaları servis edenler hakkındaki spekülasyonlar Mossad’a kadar uzanıyor. Ama MİT’in içinde Fidan’ı istemeyen bir grubun onu yemek için bu fitneyi tezgâhlamış olabileceği iddiası da çok tekrarlanmaya başladı.
Şimdi eğer MİT’te beklendiği gibi geniş çaplı bir kadro değişikliği yaşanırsa depremin nedeni bambaşka bir adrese yönelecektir.

Aman dikkat.. Eğer gerçekleşirse böyle bir tayin furyası, tasfiyeye uğrayanların suçluluğunu mutlaka kanıtlamalıdır.
Aksi halde en kötü ihtimal akla gelebilir:

“Bu oyunu, MİT’i tümüyle ele geçirmek için gerekçe yaratmak isteyenler düzenledi. Belgeyi de onlar servis etti” diyenler çıkabilir.

Böyle bir şüphe asla uyandırılmamalı...

*****


Tehlikeli sular

Doğu Akdeniz tuzlu su değil sanki; savaş gemileri benzin üstünde yüzüyor.

Tırmanış, Kıbrıs Rum yönetiminin Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına girişmesi yüzünden başladı.

Hukuk coğrafyaya ortak devletlerin uzlaşmaları ve ihtilâf varsa bunun yargı yoluyla çözülmesi ardından böyle adımların atılmasını öngörüyor.

Ama Rum yönetimi münhasır ekonomik bölge ilân etmiş, Türkiye karşısındaki konumunu güçlendirmek için Ankara’nın bazı komşuları ile yaşadığı krizleri fırsat olarak değerlendirmek istemiştir.

İsrail’le yaptıkları işbirliği anlaşması eyleme geçti.

Benzer bir anlaşmanın Suriye ile de yapılması her an beklenmeli.

Bu oldu-bittinin maliyetine katlanmak mümkün değil. Çünkü Türkiye’ye kapatılan bölge büyük bir ekonomik alanı kapsıyor; kıyıdan 200 mile kadar gidiyor.

Tepkisiz kalmak Rum yönetiminin emri-vakisini kabul anlamı doğuracağı için Türkiye tedbir almak, tepki göstermek zorundadır.

Enerji Bakanı Yıldız dün KKTC ile kıta sahanlığı anlaşması yaptıktan sonra Türkiye’nin de hemen arama çalışmalarına başlayacağını haber verdi.

Bu tecrübe, riskleri iyi hesap edilmemiş ihtilâflardan sakınmak gerektiğini dileriz Ankara’ya öğretmiştir!

DİĞER YENİ YAZILAR