Görünmeyen bir elin Türkiye’yi arkasından ileri doğru ittiğini siz de hissediyor musunuz?
Yaşanan değişim ve Türkiye’ye dünyada biçilen roller, siyasi iktidarın başarısı ile açıklanamayacak kadar hızlı ve önemlidir.
Bu rüzgârın enerjisi Atlantik’in öbür tarafından geliyor. Çünkü Türkiye’deki değişim Avrupa Birliği’ni çok ilgilendirmiyor.
Türkiye’yi Amerika daha çok önemsiyor çünkü Büyük Orta Doğu Projesi’nde kilit ülkeyiz.
Enerji güvenliğini sağlamak ve radikal dinci teröre karşı güçlenmek temel amaçlarına hizmet odaklı proje Fas’tan Pakistan’a uzanan İslâm coğrafyasındaki ülkelere yönelik kapsamlı bir dönüşüm stratejisidir.
Türkiye’nin İslâm’ı demokrasi ile birlikte yaşayan bir ülke olma ayrıcalığı ona önemli rol yükleyecekti.
Bush’un Dışişleri Bakanı Rice bu nedenle Türkiye’nin “Ilımlı bir İslâm ülkesi” olarak Müslüman toplumlar tarafından örnek alınmasını sık sık tekrarlıyordu.
Türkiye’nin rolünü oynamaya başlaması için Ahmet Necdet Sezer’in Çankaya’yı Gül’e devretmesini beklemek gerekti.
Rolünü iyi oynuyor
Ve ardından Türkiye bölgesel güç olma yolundaki hızını artırdı.
Son zamanlarda İsrail’e karşı yürütülen gerginlik politikaları İslâm toplumlarının dikkatini çekerken siyasi iktidar laik demokrasinin öcü olmadığına Müslümanları ikna edecek düzenlemeler yaptı.
“Otoriter laiklik döneminin kalıntıları” diye adlandırılan türban yasağı ve katsayı gibi uygulamalar kaldırıldı.
Sünni Müslüman dünyanın liderlik tahtı şu an boş duruyor. Ona Tayyip Erdoğan talip.. Arap sokağından yükselen sesler teşvik ediyor. Batı medyası deseniz, onlar da yakıştırıyor.
Mısır ve Tunus’ta Başbakan Erdoğan, tarihin (veya isterseniz BOP’un deyin) Türkiye’den beklediği “model rolü”nü özellikle laikliğe sahip çıkarak iyi oynadı.
Bundan sonra Erdoğan’ın laik rejim önerdiği toplumlardaki şeriat yanlısı kesimin tepkileri kendisini göstermeye başlayacaktır.
O zaman ne olacak?
Tabii ki o zaman Müslüman halklara laikliğin demokrasi ve adalet ürettiğini göstermek gerekecektir.
Demokrasiye acil onarım
Türkiye’nin şu andaki durumu parlak bir sınav vermeye hiç yeterli değil.
Muhalif görüşler çok kolay suçlanmakta, uzun tutukluluk rejimi yargısız infazın haksızlıklarını ulusal bir afet boyutunda yaşatmaktadır.
Demokratik devlet düzeninin vazgeçilmezi olan güçler ayrılığı ilkesi lince uğramıştır. Yargı yürütmenin denetimine tam olarak girmiş, yasama ile yürütmenin yani meclisle iktidarın ilişkileri komediye dönüşmüştür.
Eskiden hükümet ister, meclis istenen yasayı geçirirdi. O arada âdet yerini bulsun örneği müzakereler...
İktidar yaz başından beri ülkeyi kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) yönetiyor.
Yönetiyor sözü az kalır, devleti altüst ediyor. Kurumları yıkıyor, yenisini kuruyor.
Eğitim ülkenin geleceğidir. Son KHK’lerden biri ile Milli Eğitim Bakanlığı adeta yıkılıp yeniden yapıldı.
Milli Eğitim’in amacı bile değişti.
“Atatürk inkılâplarına ve Türk milliyetçiliğine bağlı vatandaşlar yetiştirme amacı” kanundan çıkarıldı.
Demokratik bir düzende bu kadar hayati bir değişikliği iktidarın Meclis’i devre dışına iterek gerçekleştirmesine imkân olabilir mi?
Türkiye’yi iten görünmez güç, tarihin elidir. Bu dönemde işbaşında olmak AKP’nin şansıdır.
Laikliğe bağlılık, bu şansı kullanmak için yetmez.
Acele demokrasiyi düzeltmek lâzım!
Tarihin eli...
Haberin Devamı

