Çözüm hukukla olmalı...

14 Ekim 2011

Geçen gün YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan seferden dönen muzaffer bir beylerbeyi gibi konuşuyordu:“Baş örtüsünü üniversite özerkliğinin bir şartı olarak gördük ve yasak uygulamasını tasvip etmedik. Şimdi üniversitelerimizin neredeyse tamamında mesele halledilmiştir. 30-35 hocamızın hâlâ buna karşı duruşu var. Onları yakından takip ediyoruz. Yakında bu mesele de hallolmuş olacak!”YÖK’ün yönetim anlayışı fiili çözümleri hukukun yerine koymuştur.Değişen ne?Türban yüksek mahkeme kararları ile üniversitede yasaklanmıştı.O yasağın kaynağı olan kanun, nizam, anlayış değişti mi?Yüksek mahkemeler daha önceki kararlarını değiştiren içtihatlar mı oluşturdu?Hayır, hiçbiri olmadı. Sadece üniversitelere hükmeden otoritenin başına “Mahkeme kararlarını dinlemeyeceksiniz, yoksa yakarım” diyen bir başkan getirildi.Şu anda direnen 17 üniversitede 34 öğretim üyesi kalmış; YÖK Başkanı’nın dediğine göre onlar da takipteymiş ve yakında hepsi hizaya getirilecekmiş...Anlaşıldığına göre AKP türban yasağını Meclis’te de aynı yöntemle aşmaya hazırlanıyor.Niçin sessizce?Oysa BDP’nin verdiği “Meclis’e baş örtülü de girebilsin” önergesi iyi bir fırsat sunmuştu.İktidar, kadın vekillere pantolon giyme izni tanıyan içtüzük değişikliğini geri çekerek bu yolu tıkadı.AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in “Meclis’te baş örtülü hanım olabilir. Bunun için kanuni bir düzenlemeye gerek yok” demesi, iktidarın türban yasağına son darbeyi YÖK yöntemi ile indirmek niyetini açığa vuruyor.CHP’nin bile yasağı delmek üzere Meclis’e girecek bir kadın milletvekiline itiraz edeceğini kimse beklemiyor.O zaman Hüseyin Çelik, neden rejim tartışmalarına girmeden bu meselenin sessizce çözülmesini istiyor?Hukuka dayanan bir yasağı kaldırmanın yolu yine hukuk içinde aranmalıdır.Türban yasağını Meclis’ten kaldırmak suç değildir, ayıp değildir. Ama şu şartla:Meclis’teki tüm partiler bu önemli kararın sorumluluğunu taşıyacak cesareti gösterecek, hukuk “oldu bitti” darbelerine terk edilmeyecek.Fiili durum yaratmak yolu ile sorun çözmek moda olursa ülke cehennem olur. Aman!..***Jürili mahkemeKöstebek tartışmasına Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da katıldı.Önceki akşam 32. Gün’de oyunu açık etti; “Kılıçdaroğlu Beşir Atalay’a ne kadar kalın bir dosya sallarsa sallasın, üzerine ne kadar büyük harflerle köstebek yazarsa yazsın, içinin boş olduğunu biliyorum” dedi.Deniz Feneri davasını baştan beri partisi adına takip eden CHP Milletvekili Atilla Kart, Arınç’ın mahcup olacağı iddiasında bulundu.Mevcut olduğunu söylediği “yığınla kanıt”tan birini şöyle anlattı:Bakan Atalay’ın Koruma Müdürü verdiği ifadede, Kırıkkale Belediye Başkanı’nı aradığını kabul etmiş. Ama Deniz Feneri sanıklarını polis baskınına karşı uyarsın diye değil “Sayın Bakan ertesi sabah Kırıkkale’yi teşrif edecekler” haberini vermek için aradığını söylemiş.Bu telefon konuşması gece yarısı oluyor.Ertesi gün ve onu izleyen gün İçişleri Bakanı Atalay Irak’ta temaslar yapıyor.Deniz Feneri olayı, jürili bir mahkemenin gerilimini kazanıyor.Günler bomba gibi patlayacak açıklamalara gebe...

Devamını Oku

Adaletin ışığı

13 Ekim 2011

Köstebek dalaşı hakkında ne düşündüğünü, oyunu iki seçimdir AKP’ye verdiğini bildiğim bir dostuma sordum.Başbakan Yardımcısı Atalay’ı pek inandırıcı bulmadığını söyledi.“Eğer AKP hissi nedenlerle Beşir Atalay’dan kurtulamazsa ağır yara alır” dedi.Böyle bir sonu önlemenin tek yolu Bakan Atalay’ın görevinden istifa etmesidir.Partinin iç işleyişi içinde onu görevden almanın hissi zorlukları vardır. Beşir Atalay lider kadrosundan gördüğü saygıyı herhalde partiye zarar vereceğini bile bile koltuğunda oturmaya devam ederek kötüye kullanmaz.Üç savcı niye gitti?Bakan Atalay CHP lideri Kılıçdaroğlu tarafından “köstebek” diye suçlandı.Deniz Feneri sanıklarına ev ve iş yerlerinde polis araması yapılacağına dair haber, bakanlık özel kalem telefonundan gitmişti.Haberi, özel kalem telefonunu kullanan Bakan’ın koruması uçurmuştu.Uyarı Bakan’ın eski dostu olan belediye başkanının yardımı ile sanıklara iletilmişti.Beşir Atalay suçlamanın “iftira” olduğunu, makamından belediye başkanına telefon açılmasının “çok normal” sayılması gerektiğini öne sürüyor.Tabii insafı parti yandaşlığına ağır basan AKP’lileri bile tatmin etmiyor.Ve tam bu tereddütlerin üstüne dün Can Dündar’ın yazısı patlıyor:“Deniz Feneri savcıları görevden alınmasaydı köstebek (yani bakanın Koruma Müdürü) tutuklanacaktı!”Bu haberi başka bir açıdan okuduğunuz zaman daha vahim bir iddia ortaya çıkıyor:“Deniz Feneri savcıları, sanıklara polis araması haberini uçuran kişinin koruma müdürü olduğunu tespit ettikleri ve gözaltına alma kararı çıkaracakları öğrenildiği için görevlerinden alındı!”En doğrusu istifa!Evet, gerçekten de bu daha vahim bir okumadır.Çünkü başoyuncu durumundaki Bakan Beşir Atalay sadece “köstebek”likle suçlanmıyor, adalete engel olmanın vebali altına sokuluyor.Önemli olaylarda “gittiği yere kadar gitsin” demek âdettendir ya; bakan Atalay ve etkileyip devreye soktuğu kişi ve kurumlar, yargının en tepedeki suçlulara ulaşmasına engel oluyor.Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay inandırıcı olamamıştır. Üstüne düşen devlet adamlığı sorumluluğu istifa ederek çekilmek ve yargının önünü açmaktır.Başbakan onu çekilmeye ikna edebilir.“Çok şeyin iyi gittiği bir iktidar yürüyüşü sürüyor, bize böyle ufak tefek şeyler zarar veremez” dememelidir kimse.Yolsuzluk halkta nefret ve güven kaybı yaratıyor. Yolsuzluğun yüksek düzeyde korunduğu düşüncesi?..İktidar böyle bir algıya asla fırsat vermemelidir.Çünkü “Gurbetçiler dolandırılmış ve suçlular himaye görmüş” hükmü oluşursa bu, AKP’nin dokuz yılda sağladığı tüm kazanımları bir anda sel gibi siler süpürür.Deniz Feneri söndü, adaletin ışığı yansın!

Devamını Oku

Israrla isteyelim!

12 Ekim 2011

Egemenlik iddia edilmez, hak edilir. Egemen bir devletin komşularına karşı sorumlulukları vardır.Irak bir işgal felâketine uğramasaydı hiç kimsenin şüphesi olmasın ki Türkiye’de bugünkü ağırlığı ile bir terör sorunu yaşanmazdı.Amerika Irak’ta devlet otoritesini parçaladı, ülkenin kuzeyindeki otorite boşluğunda terör örgütü kendine güvenli alanlar buldu.Şimdi Amerika askerlerini çekmeye hazırlanırken Bağdat’taki yönetim, yakın geleceğin sorumluluklarına hazırlanıyor.Eminiz ki TBMM’nin sınır ötesi harekât için hükümete yetki vermesi Bağdat’ı sorumluluklarını hatırlaması bakımından uyarmıştır.Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Reuters ajansına verdiği demeçte, komşu ülkelerden yönelen müdahaleler ile ülkenin kuzeyindeki dağlarda saklanan PKK ve PJAK arasında doğrudan bağlantı olduğunu doğru teşhis etmiştir.Türkiye de, İran da, terör örgütünü barındıran Kuzey Irak’a bağımsız bir ülkenin toprağı gibi davranmıyor.Bağdat saygı görmek istiyorsa Başbakan Maliki’nin sözünü ettiği sorumluluğu gecikmeden üstlenecektir.Kuzeydeki Kürt bölgesel yönetimi de...Aksi halde, insanlık suçu işleyen çetelere kol kanat gerenlerin lâyık olduğu hakarete onlar da muhatap olacaklardır. Bu haber için Dışişleri Bakanı Davutoğlu “Olumlu bir açıklama. İnşallah gereğini yaparlar” dedi.İnşallah-maşallah bandından çıkarıp “mutlaka ve en kısa zamanda olacak” yoluna sokmak gerekiyor Maliki’nin çözümünü.Aksi halde Türkiye de, Irak da, kuzeydeki bölgesel Kürt yönetimi de rahat yüzü göremeyecektir!Pencere kapanmasın...AB’nin Türkiye ilerleme raporu açıklandı.Ama Financial Times gazetesinde çıkan bir yazı, AB konusunda daha önemli uyarılar taşıyor.Daniel Dombey imzalı haber analizde, VATAN yazarı Prof. Cengiz Aktar’ın Bahçeşehir Üniversitesi’nde AB üzerine verdiği master dersinin yeterli ilgi olmadığı için kaldırıldığı belirtilerek şu tespit yapılıyor:“İşte bu iptal kararı, Türkiye’nin AB üyeliği arayışının acıklı hâlini gösteriyor...”İki Türk diplomat da şu umutsuz katkıyı yapmışlar:“Türkiye artık geçmişe kıyasla kendine daha çok güveniyor. Müzakere süreci kesinlikle öldü!”Türkiye AB hedefinden asla vazgeçmemelidir. Çünkü AB demokrasimizin en güçlü çıpasıdır. Eleştiri yapmanın bedeli ağırlaşıyor ülkemizde.İlerleme raporunda övgüler yanında ciddi eleştiriler de var. Mesela medya ve ifade özgürlüğü, adil yargılanma ve tutuklama rejimi konusundaki eleştiriler, rahatsız edici olsa da değerli rehberliklerdir.Korkutulan ulusal medya bu görevi yapamıyor. Başbakan’ın kendine güveni arttıkça içerde daha otoriter, dışarıda daha çatışmacı bir görüntü sergilediğini yabancılar yazabiliyor.AB’nin eleştirilerine ve dış kaynaklı değerlendirmelere şu dönemde çok muhtacız. En çok da iktidar muhtaç.Bu imkânı hor görmeyelim. Vazgeçmeyelim.Kelle mi, kalite mi?İsrail ile Hamas, tarihin en dengesiz esir değişimi anlaşmasını gerçekleştirdiler.Hamas 5 yıl önce kaçırdığı İsrailli onbaşıyı verecek, İsrail de bin civarında Filistinli’yi serbest bırakacak. İki tarafın önderleri de bu anlaşmayı kendi başarıları olarak duyurdular.Hepsine kutlu olsun. Ama bize de ders olmalı:Yeni evlilere “en az üç çocuk” önermenin yanlışı ortaya çıkmıştır.Biz, insanları kelle sayısıyla değerlendiren toplumlardan olmayalım!

Devamını Oku

Uzlaşı ruhu ve kazıklama huyu

10 Ekim 2011

Demokrasi her gün tekrarlanan bir “devam mı, tamam mı referandumu” değildir elbet!Ama keşke demokrasimizin sağlam güvencelere sahip olduğundan emin olsak da rejim için her gün “yazı-tura” atmak bize korkutucu gelmese...Yeni anayasa devlet ve millet için yeni bir şanstır. Mesele bu şansı iyi kullanmakta ne kadar başarılı olacağımızdır.Çünkü iktidar gücünü kullanma ve partiler arası ilişkileri yürütme geleneği, sürekli risk altında yaşamaya bizi mahkûm ediyor.Aslında Anayasa’yı değiştireceğimiz hukuki zemini yürürlükteki Anayasa tayin edecektir. Değiştirilemez maddeler “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti”nin sigortasıdır.Ama uygar ilişkiler ortamında çalışacak bir sigorta...İktidar partisi “4-5 milletvekili ayartarak değiştirilemez maddeleri bile değiştiririm” diyecek olursa o da başka bir kumar olur.12 Eylül referandumuyla değişen Anayasa Mahkemesi ilk dört maddeyi korumakta eski heyet kadar kararlı olmayabilir mesela.Peki o tehlikeye tedbir yok mu; var.Bunlardan ilki, Meclis’teki oylamalarda gizli oy kullanacak olan milletvekillerinin ettikleri yemini hatırlayacakları umududur.Fakat anahtar yine de iktidar partisidir.Yeni Anayasa’yı yapacak komisyona adını veren “uzlaşı”dan AKP ne anlıyor?Eğer tarifi doğru yapılır ve dürüst işletilirse uzlaşı, bizi yeni Anayasa’ya götürecek yolun yöntemin ve aracın garantisi olur.Meclis Başkanı’nın öncülüğünde partilerden eşit katılımla bir komisyon oluşturulması fikri uzlaşı adına ümit veren bir başlangıçtı.Fakat AKP’nin “patron benim” havalı parti ziyaretleri, eşit katılımın psikolojik kazançlarını gerileten bir hareket oldu.CHP bu yüzden AKP’nin çoğunluk gücünü mecbur kaldığı anda kullanacağından daha fazla şüphe duymaya başladı.Uzlaşma Komisyonu ilk toplantısında varlık nedenini güvence altına almalıdır.Eğer toplumsal sözleşme tarifine yakışan bir anayasa yapılacaksa Meclis genel kurulu komisyondan gelen metinleri ya kabul ya ret edebilmeli, değişiklik önerisi varsa onlar da komisyonda ele alınarak yine Meclis’in oluruna sunulmalıdır.Yani ilk mesele, uzlaşının kurallarında uzlaşmaktır.Dileriz partilerdeki uzlaşı ruhu, siyasetçileri teslim almış olan kandırma, kazıklama huyuna baskın çıkar!İran’ı ne bozdu?“Arap Baharı” da dâhil son gelişmelerin İran’ı tedirgin ettiği görülüyor.Ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in askeri danışmanı Orgeneral Safevi dün Türkiye’ye tehdit kokan bir uyarıda bulundu.NATO füze kalkanı ve Suriye konularında izlediğimiz politikalardan vazgeçmeliymişiz.Aksi halde sonuçlarına katlanırmışız!Bu uyarının NATO ayağı “kenar süsü”dür. Çünkü Türkiye’nin Sovyetler Birliği hayattayken bile NATO konusunda böyle tehditlere kulak asmadığını Tahran iyi bilir.Asıl sebep başkadır. Ve Orgeneral Safevi’nin şu sözlerinde ifadesini bulmaktadır:“Suriye ve Arap dünyasında laikliği teşvik etme politikalarını Türkiye radikal şekilde yeniden gözden geçirmelidir!”Gerçekten de Başbakan Erdoğan’ın Mısır, Tunus ve Libya’ya laik anayasalar tavsiye eden sözleri, uyanış anlamında kafaları karıştırmış bulunuyor.Laikliği ılımlı İslâm’la harmanlayan Türkiye’nin Müslüman toplumlar katındaki cazibesini artırdığını görmesi Tahran rejimini rahatsız ediyor.Mollalar o nedenle asıl rahatsızlıklarını Füze Kalkanı’na sararak sergiliyor!

Devamını Oku

Kandil mektubu

8 Ekim 2011

PKK’nın Kandil’de oturan başı Karayılan, Taraf gazetesi yayın yönetmeni Ahmet Altan’a önemli açıklamalar içeren bir mektup gönderdi.Mektup yakın geçmişin gölgede kalmış gerçeklerine ışık tutmakla kalmıyor geleceğe dönük tahmin yapmaya olanak tanıyacak bilgiler de taşıyor.Karayılan, BDP Milletvekili Şerafettin Elçi’nin iddiasını doğrulamıştır.Yani MİT ile PKK arasında yapılan müzakerelerde “özerklik, anadil hakkı ve Apo’ya serbestlik” konularında mutabakat sağlandığını Karayılan da söylüyor. Ama süreci ateşe ve kana boğan sebebi de ekleyerek:“Protokolların bu hususları içerdiği doğrudur. Ancak devlet ve hükümet adına görüşmeyi yapan heyet, bu protokollere olumsuz yaklaşmamasına rağmen hükümet bunlara cevap verme gereği bile duymamış ve üslubunu gittikçe sertleştirmiştir.”Terör örgütünün iktidar tarafından oyalanıp kandırıldığı inancına kapıldığı mektuptan açıkça okunuyor.Şartlar değişti...Karayılan özetle şunu diyor:“Hükümetin samimi bir çözüm zihniyeti taşıdığını görmüş değiliz. Başbakan sürekli seçim öncesi çatışmaları durdurmaya dönük çaba göstermiştir. Görüşmelerin sonuçsuz kalmasının sebebi çözüm protokollerinin Başbakan tarafından kabul edilmemesidir.”Burada şu soruyu sormak lâzım:Terör örgütü ile müzakere, siyasi iktidar için risktir. AKP iktidarının, sırf seçim dönemini terör tehdidinden uzak tutmak uğruna böyle tehlikeli bir kumarı göze almış olduğu düşünülebilir mi?Bizce hayır... Terör örgütüyle pazarlık yapılıyor haberinin gün ışığına çıkması başlı başına bir darbe olmuştur iktidara. Ama terörle mücadelede devletin elini güçlendirecek şartlar ve imkânlar da oluşmuştur. Bu çok önemli..Amerika’da Başkanlık seçimi geliyor. Başkan Obama “Irak’ı hallettim” diyebilmek için askerlerini çekmek zorunda. Bölgedeki istikrarın bozulmaması, Türkiye’nin Kuzey Irak’tan yana sorun yaşamamasına sıkı sıkıya bağlı.Ankara’nın ABD yönetimini bu konuda ikna ettiği bellidir.Washington TSK’nın operasyonlarına artık daha hoşgörülü bakacaktır.Süper Cobra helikopterlerin ve insansız hava aracı Predator’ların Türkiye’ye verilmesini geciktiren engellerin aşıldığı haberleri kartların yeniden dağıtılmasını haklı gösterecek gelişmelerdir.İrade örtüşüyor...Zaten protokollar bu haliyle hayata geçme şansı bulunmayan uçuk hayallerdi. Hiç biri gerçekçi değildi.Öcalan’ın tarif ettiği demokratik özerklik, Kürtçe eğitim ve af, hiçbir hükümetin altına imza koyacağı, koysa bile Meclis’ten geçirebileceği haklar değildir.O müzakereyi ayaklar yere basarken tekrar yapmak lâzım.Yalnız şu şartla:Görüşmeler halkın seçilmiş temsilcileri ile yani BDP ile yürütülmeli, terör örgütüne silâh bıraktırma amacına ilerleyen bu sürecin ön adımı, PKK’nın tek yanlı ateşkes ilânı olmalıdır.Başbakan “Gerekirse görüşmeye tekrar başlanır” demişti.Karayılan da mektupta “silâha ve savaşa aşık değiliz” demiş.Görelim bunu. İspat etsinler..PKK’nın, Karayılan’ın kendilerini anlatmak için bu kadar çaba harcaması bile umut uyandıran, hayırlı bir gelişmedir.

Devamını Oku

Küçük adam... Haydi, sen de!

7 Ekim 2011

Siyasi menfaat uğruna politikacıların ne kadar küçülebildiğini görerek hayrete düşmek sadece bize mahsus bir kader değil.Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin birkaç gündür Ermenistan’da yaptıkları ve söyledikleri “hasis menfaat” güdüsüne esir olmuş bu tiplerin çağdaş dediğimiz toplumlardan da çıktığını kanıtlıyor.Sarkozy yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi için ilk propaganda gezisini Ermenistan’a yaptı.Fransa’daki 500 bin Ermeni seçmenin gönlünü ve oyunu alabilmek için Türkiye düşmanlığı gibi cazip bir sermayeye sahip bulunuyor çünkü.Nitekim gezi boyunca her vesile ile “Ermeni Soykırımı” iddialarına sahip çıkarken Türkiye’nin AB’ye alınmayacağı görüşünü de tekrarladı durdu.Dün Türkiye’nin soykırımı kendisinin Cumhurbaşkanlığı döneminde kabul edeceğini umduğunu söylerken Napolyon pozuna giriyor ve bunun için sonsuza kadar beklenmeyeceğini öne sürerek horozlanıyordu.Seçim gezisiAnketler önümüzdeki mayısta yapılacak seçimden Sarkozy’nin ikinci kez cumhurbaşkanı olarak çıkamayacağını gösteriyor.Düşmanlık kışkırtan ve vıcık vıcık istismar kokan sözleri bu gerçeği kendisinin de bildiğini ele veriyor.Fransız basınının Erivan’a yaptığı ziyareti “yaklaşan seçimlere yatırım” olarak yorumlaması eminiz onu utandırmayacaktır.Ama kaderini hızlandıracaktır.Dünkü basın toplantısında “Fransa Türkiye’yi Avrupa Birliği’nde görmüyor” dedi.Peki, Fransa halkı ırkçı bir saplantı ile adaletini kaybetmiş bu küçük adamı acaba yedi ay sonrasının Cumhurbaşkanı olarak görüyor mu?Sarkozy yaklaşan tehlikenin farkında olduğu için küçülmenin sınırlarını zorluyor.Eleştiriyi tehdit boyutuna vardırarak gülünç oluyor aslında.Bardaki sifondan yere sızan birayı içip kafayı bulunca “getirin o kedileri buraya” diye celâllenen farenin hikâyesini hatırlatıyor.Sen de yüzleşEn dramatik lâfı da şu:“Türkiye tarihi ile yüzleşmeli!”Aslında bu daveti, özgür araştırmalar için tarihçilere geçit vermeyen ırkçılara yapmak gerekiyor.Onlara ve Fransa Cumhurbaşkanı’na Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovannes Kaçaznuni’nin 1923 yılında Bükreş’te Taşnaksutyun kurultayına sunduğu raporu okutmak lâzım.O raporda yaşanan felâkette Türkler kadar Taşnaksutyun yönetiminin de suçlu olduğu anlatılmakta, Ermenilerin yaptıkları Müslüman katliamlarına değinilmekte ve Taşnak partisinin artık kendini feshetmesi gerektiği savunulmaktadır.Rapor kurultaydan sonra Ermenistan’da yasaklanmıştır.Cumhurbaşkanı Sarkozy kitap haline çevrilen bu raporu bulamayabilir. Çünkü basılan kitaplar toplanıp yok edilmiştir.Fakat Rusya’da Lenin Kütüphanesi kendisine yardımcı olabilir.O nedenle biz de çağrı yapıyoruz kendisine: Haydi küçük adam; bize verdiğin öğüde sen de uy.Sen de tarihle bir yüzleş.Belki uyanır, utanır daha adil olursun!

Devamını Oku

Karambol ayıbı

6 Ekim 2011

Tartışma kalitesine bakarak gelişmiş ve geri kalmış toplumları birbirinden ayırabilirsiniz.Gelişmiş toplumlarda tartışma, gerçeğin aydınlığa çıkmasına hizmet eder.Geri kalmış toplumlarda ise gerçekleri saptırmaya, halkın kafasını karıştırmaya...CHP ve BDP belediyelerinin Almanya’dan sağladıkları kredilerle PKK’ya para aktardıkları iddiası birkaç gündür siyaset gündemini işgal ediyor.İddianın sahibi olan Başbakan, CHP’nin “Alman Kalkınma Bankası’ndan kredi alan belediyemiz yok. Ama AKP’li belediyeler var” cevabına rağmen geri adım atmadı.Aksine, imalarını dün açık suçlama şekline dönüştürdü:“Bu kuruluşlar aynı zamanda istikamet belirliyorlar. Bunu hangi müteahhit firmaya vereceksin? Sonra işin muvazaa kısmı başlıyor. CHP kendine çekidüzen versin, gidişleri iyi değil!”Başbakan CHP’nin kredi veren kuruluştan işi ihale edeceği firma konusunda direktif aldığını, o firmanın da terör örgütüne para aktardığını söyleyip uyarı yapıyor!Başbakan’ın sözünü ettiği suç, öyle “kendine çekidüzen ver” deyip geçilecek bir suç değildir.Ortaya kanıt koymak zorundadır.“İddia eden iddiasını ispatla mükelleftir” sözünü en çok o kullanmıyor mu?Ayrıca Başbakan koltuğu dedikodu veya ihbar mevkii değildir, suç şüphesi varsa yasal işlem yapma makamıdır.Başbakan’ın vicdani ve ahlâki sorumluluğu kanıtlarını vererek yargıya suç duyurusunda bulunmaktır.Yanılmış veya yanıltılmışsa da muhataplarından ve halktan özür dilemek...Tozu dumanı dağıtmak ona düşüyor.Aksi halde Deniz Feneri soruşturmasında artan sıkıntılarını aşmak ve dikkatleri dağıtmak amacıyla bu polemiği başlatıp sürdürdüğü inancı yer edecektir.Başbakan’ın ustalık dönemi, başarılı karambollere değil, sorun çözen, doğruyu eğriden ayıran berraklıklara, kalitesi yükselmiş tartışmalara hizmet etmelidir.Bir yargıç vardıİstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şeref Akçay’ın emekliliği geniş bir kitle için kötü sürpriz oldu.O, adalet arayanlara “İstanbul’da hâkimler var” diyebilme ümidi veren biriydi.Kamuoyu onu Balyoz davası sanıklarının tahliye taleplerini reddeden mahkemenin karara muhalefet eden cesur başkanı olarak tanıyor.Şeref Akçay şunu istiyordu:“Ben yargılanmasınlar demiyorum; yargılansınlar. Suç işleyen varsa ceza alsın ama adil yargılansın...”Otuz duruşma ardından delillerin hâlâ toplanmadığı bahanesi ile tahliye isteklerine verilen ret kararını, takdir hakkının keyfi kullanıldığına işaret sayıyordu.En önemlisi de şu:2003 yılında listelenmiş sanıkların ihtilâl yapacakları kabul ediliyor. Sanıkların bu ihtilali bunca yıl sonra yapma iradelerinin sürdüğünü söyleyebiliyor musunuz? Hayır.Ceza vermeniz için o iradenin sürdüğünün somut deliller ile ortaya konması gerekir!Başkan Akçay’ın muhalefet şerhi gün ışığına çıktığı gün HSYK meğer emeklilik isteğini yerine getiriyormuş. HSYK keşke sebebini sorsa ve başkanı veda etmeye mecbur eden sebepleri ortadan kaldırmayı seçseydi.Şeref Akçay’a sağlık ve huzur içinde bir emeklilik dileriz.Böyle istifalar, değerlerin tehlikede olduğunu topluma duyuran alârmlardır.Ama ben bırakıp gitmek yerine kalıp mücadele etmesini dilerdim.Çünkü bu şekilde adalet kazanmadı, güçlü bir savunucusunu kaybetti!

Devamını Oku

Protokolü açın!

5 Ekim 2011

Araçlar amaçlar kadar önemlidir. Yani iyi bir amaca hizmet ediyor diye kötü bir araç meşru ve mazur görülemez.Ama hayat eğiyor, büküyor.Nitekim terörü bitiren bir uzlaşma ihtiyacı bu ilkeden taviz vermeye bizi razı edecek gibi görünüyor.“Terörle pazarlık olmaz” sözü tedavülden kalktı. Terör örgütü ile pazarlık iddiasına başta alevli tepkiler veren Başbakan şimdi “Gerekirse PKK ile yeniden görüşülür” diyor.Teröre bahane gösterilen sorunlar yeni anayasa yapılırken çözülecektir. MİT ile PKK arasında yapılan görüşmeler de bu çözümleri aramak için yapılmıştır.BDP Milletvekili Şerafettin Elçi Başbakan’ın yalanlamasına rağmen ısrar ediyor:“Protokol var ve Başbakan da biliyor!”Elçi, üçüncü defadır tekrarlıyor:“Devlet adına görüşmeyi yapanlarla Öcalan arasında bir protokol yapıldı. Başbakan’ın da bilgisi var... Öcalan’ın söylediği şuydu: ‘Protokolü götürün Kandil ve Başbakan onaylasın.’ Bizim bildiğimiz Başbakan’a götürüldüğü ama onaylamadığı şeklinde..”Başbakan Erdoğan’ın “Gerekirse PKK ile yeniden görüşülür” sözleri Elçi’yi doğrularken bir yandan da MİT ile PKK arasında varılan mutabakatları dikkate alacağı işaretini de veriyor.Şerafettin Elçi haksız değil; görüşmeciler devlet bürokratları. “Kendi başlarına gelin güvey olma şansları yok.” Yani Başbakan’dan habersiz bir şey yapamaz, mutabakatları kendi başlarına oluşturamazlar.Yeni Anayasa’dan beklenen en büyük hayır, bölücü terörü bitirecek çözümleri hayata geçirmek olduğuna göre, partiler arası uzlaşı komisyonu, toplanıp ne konuşacak, ne arayacak?Başbakan’ın imza koymadığı ama dolaylı kabulüne sahip bulunduğu anlaşılan protokol yapacağı ilk toplantıda Anayasa Uzlaşı Komisyonu’na sunulmalıdır.Bu, çalışmalara gerçekçi bir zemin sağlayacağı için boşuna zaman yitirilmeyecek komisyonu önceden belirlenmiş kararlara razı etmenin ayak oyunları arasında sinirler törpülenmeyecektir.Bütün bu olanlar yaşanmamış gibi davranmak, halka ve parlamentoya hakarettir!*****Düşüne taşına...AKP iktidarı komşularımızda eskiden dostluk kurmaya yarayacak sebepler arar ve bulurdu.Şimdi husumet nedenleri arıyoruz, yoksa üretiyoruz.Suriye ile İsrail iki can düşmanı devlettir. Türkiye ikisi ile de dosttu ve barış çabalarında iki ülkenin de güvendiği arabulucu nitelikleri taşıyordu.Bugün ikisi ile de “savaş” ihtimalinin sık sık akla geldiği kötü ilişkiler içinde yaşıyoruz.Dün Birleşmiş Milletler’de önemli bir oylama yapıldı. Hükümet karşıtlarına uyguladığı şiddeti sona erdirmemesi ve reformları hayata geçirmemesi halinde Suriye’ye uluslararası yaptırımlar uygulanmasını öngören karar tasarısı Güvenlik Konseyi’nde vetoya toslayıp geri döndü.Ama Türkiye kendi yaptırımlarını ilân etmişti. Ankara bu kararı ile Şam’daki despot yönetimi yoklukla ve açlıkla terbiye edecek, bu şekilde “dost ve akraba” Suriye halkını koruyacaktı.Suriye Türk mallarının hâkim olduğu bir pazardır. Öncelikle zararın yarısı pazar kaybından ötürü bize çıktı.İkincisi.. Ambargonun getireceği mal darlığı Esad’ı mı üzecek? Hayır, işsizlik sebebiyle zaten ezilen Suriye halkının yükü ve sıkıntısı artacaktır.Sokağa taşacak hoşnutsuzluk, ülkeyi reformlardan daha çok uzaklaştıracaktır.Dış politikada, sonrası iyi hesap edilmemiş radikal adımları aceleyle atmanın zararına girmekten Libya’da şansa kurtulduk.Talih her zaman yaver gitmez. Dış politikada zaten şansa oynanmaz!

Devamını Oku