Deprem felâketleri, yer bilimcilerin ve deprem uzmanlarının festivali haline dönüşüyor her defasında.Van ve Erciş’te yaşanan felâketin haber verildiği dakikadan beri yine hocaların fay kırığı tartışmalarını ve uyku kaçıran kehanetlerini izliyoruz.Eğer korkutmak, ihmal edilen bir mecburiyeti kabul ettirmenin çaresi ise o araç fazlasıyla kullanılmış ve görevini yapmıştır.Bizim sorunumuz anlamak değil, çabuk unutmak.1999 Gölcük depreminde yaşadığımız utanç verici hezimeti yaratan asıl sebepler aynen bugün de yaşıyor.İnşaat Mühendisleri Odası dün şu açıklamayı yaptı:“Van’daki binaların göçme nedeni neyse Gölcük’teki binaların göçme nedeni de odur!”Bilim adamları tartışıyor ama şunu tartışmıyor:İstanbul depremi mutlaka olacak.Bir saniye sonra da olabilir, elli sene sonra da.. Ne kadar hızlı davranırsak o kadar can kurtarırız.Boşa geçen yıllarRisk, katlanılamaz boyuttadır.Japonların raporu İstanbul depreminde 50-60 bin yapının yıkılacağı, 70 ile 90 bin can kaybı olacağı ve 100 milyar dolar maddi kayıp doğacağı tahminini içeriyor.Bunun cevabı “Ağzından yel alsın şom ağızlı” itirazı değildir. Marmara depreminden bu yana 12 yılı boşa geçirmişiz.Zaman bize sadece “yara sarma, arama kurtarma beceresi” kazandırdı.Artık çareleri hayata geçirmekle yükümlü olanları ikna etmemiz gerekiyor.Unutmamak lâzım ki depreme hazırlanmak yolunda harcanacak her kuruş, bin misliyle geri dönecektir. Tahmin edemeyeceğiniz kadar çok hayatı kurtaracaktır.Devleti yönetenler baskıyı hissetmeliler:Çağdaş bir ülkede duvar çatlağı bile yaratmayan depremler bizde çok katlı binaları iskambil kâğıdı gibi yere indiriyor.Ölenlere de, geride kalanlara da hakarettir böyle bir kader.Çağdaş devletin güvencelerini halk iktidardan talep etmeli.Yüzde elli oy alan bir iktidar değilse kim göze alacak bu mecburiyetin yüklediği fedakârlığı?Kardeş kokusuVan depremi bir kez daha kanıtladı ki halkımız “başını sokacak bir ev” yapayım derken gerçekte mezarını kazmanın yanlışında direniyor.Vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamak anayasal yükümlülüktür. İktidar devlet gücünü asıl bu alanda kullanmaya artık karar vermelidir.Mevcut yapılar hemen denetlenmeli dayanıksız olanlar ya güçlendirilmeli ya yıkılmalı; okul, hastane gibi yapılar büyük depremlere dayanıklı inşa edilmeli, mevcutlar o kaliteye yükseltilmeli; zemini çürük alanlar yerleşime yasaklanmalı ve...Bundan böyle mühendis eli değmemiş yapı bırakılmamalıdır ülkede.Ağıtlar ve başsağlığı mesajları ile kararmış bu hayata “yeter” diyelim artık.Son bir not...BDP Genel Başkanı Demirtaş dün deprem bölgesinde şunu demiş:“Türkiye’nin dört bir yanından gelen yardımlarda kardeş kokusu, kardeş selâmı var. Herkese teşekkürler.”Vicdanı sağırlaşmamış herkes bu kardeşliği zaten kokluyor, yaşıyordu.Demirtaş deprem sayesinde fark ettiyse yine de bir şeydir. Ama dileğimiz şu ki...Allah hiçbirimizi acıyla terbiye etmesin!
Atalarımız “zararın neresinden dönülse kârdır” demişler. Operasyonun ilk sonuçları bile bu sözü doğruluyor.Genelkurmay Başkanlığı dün iki günde 49 teröristin öldürüldüğünü duyurdu.Bölgedeki sıcak takibin ve ona eşlik eden nokta operasyonların hız kesmeden sürdüğü bildiriliyor.Yorulan birlikler yeni, zinde kuvvetlerle değiştiriliyor.Terör örgütünün verdiği kayıpların artacağı söyleniyor.Çukurca’nın intikamının alınıyor olması, “kanları yerde kalmayacak” sözlerinin boş lâf olmadığının ispat edilmesi elbette önemlidir.Ama daha önemli olan, karar vermiş bir devlet karşısında hiçbir kötücül gücün ayakta kalamayacağı gerçeğinin dosta düşmana kanıtlanıyor olmasıdır.Bir önemli deyiş daha var:Ya devlet başa, ya kuzgun leşe...Devlet ayağa kalktığı zaman meselenin yarısı halledilmiş oluyor zaten. Gerisi inanarak mücadele etmek, güvenerek sabretmektir.Yanlışlar dizisi...Düne kadar kışlalarına çekilen adeta düşman baskını bekleyen askeri birliklerin yarattığı boşluk terör örgütüne geniş hakimiyet alanları ve psikolojik üstünlük kazandırmıştı.PKK’nın acımasızlığı, bölgedeki pek çok vatandaşı tarafını tayin ederken can kaygısı ile yanlış seçimlere sürüklemişti.Devletin terör örgütü ile müzakere sürdürmesi, PKK’ya da büyük hesap hataları yaptırmıştır. Örgüt, uyguladığı şiddetin iktidarı hak pazarlığında cömert davranmaya mecbur ettiğini sanmıştır.Bölücü cephenin bir kanadı devleti uysal bir pazarlıkçı olarak görmek hayali ile terör saldırılarına itiraz etmemiş, şahin kanat ise zaten demokratikleşmeyi istemediği ve şiddetten vazgeçmeye niyetli olmadığı için terörü arttırmıştır.Yani bir kanat müzakere masasında elleri güçlensin diye terör örgütünün saldırılarına itiraz etmezken öteki kanat yeni Anayasaya bağlanan demokratik hak umutlarını sabote etmeye uğraşıyor.Vuran kaçamasınŞu anda kontrol, terörü amaç haline getirmiş ve hayat tarzı yapmış PKK’dadır.Onu etkisiz hale getirmedikçe çözüm, huzur, barış gelmeyecektir ülkeye.Doğru yolu olaylar işaret ediyor:1. Terörle şu anda ulaştığımız bilinç kalitesinde savaşmayı, sonuç alana kadar sürdüreceğiz;2. Yeni Anayasa’yı yaratacak uzlaşma zemininde de bölücü terörün bahanelerini yok edecek uzlaşmaları, çözümleri arayacağız.Bize bir “ılımlı“ modeller yaratma hastalığı musallat oldu. “Ilımlı İslâm” ve “Ilımlı Laiklik” gibi, her şeyi sulandırıyoruz.AKP iktidarının anladığı manada mücadele terörü geriletmemiş, azdırmıştır. Örgütün etkisini ve cüretini arttırmıştır. Düne kadar ne yapılmışsa, artık aksi yapılmalıdır.Meselâ... Askeri birlikler kışlalarında oturmamalı, sürekli hareket halinde olmalı ve terörist gruplara değil kırı, dağları bile dar etmelidir.Seçkin birlikler de nokta operasyonlar için kullanılmalıdır.“Vur-kaç” yapan alçakların vursa bile kaçamaması ve örgütün çökertilmesi ancak böyle sağlanabilir.Hiç bir neden Çukurca’yı unutturmamalıdır...
Bunca yıllık meslek deneyiminin bana öğrettiği gerçek şudur:Siyasi iktidarlar, hele demokrasi geleneğinin yerleşmediği toplumlarda mutlaka başarılı olmalıdır.Aksi takdirde devlet gücü başarısızlığı halktan saklamak için kullanılacağından tehlikeli maceralara kapı açabilir.Bölücü terörün yarattığı toz duman, çözüm arayışlarına verimli bir ortam yaratmıyor. İktidar ve muhalefet kanatlarından gelen ezberlerin daha çok bağırarak tekrarına yarıyor; o kadar.Halbuki tehlikeye müdahale etmek için zaman azalıyor. Ülkeyi yönetenlerin kendilerini ve halkı kandırmaktan vazgeçip bir an önce çarelere ulaşmaları gerekiyor.Ülkenin kaderini elinde tutanların seyirciye oynamaktan vazgeçip çözümlerde birleştiklerini ne zaman göreceğiz?Askerler bile aynı yanlışa düşebiliyor:Genelkurmay dün, operasyonların ağırlıklı olarak yurt içinde, Çukurca bölgesinde yoğunlaştığı konusunda bir açıklama yayınladı dün.Oysa bir gün önceki açıklamada, harekâtın sınır ötesine, Kuzey Irak’taki hedeflere öncelik tanıdığını düşündüren ifadeler yer almıştı.Halkın öç alma duygusunu tatmin kaygısı değersizdir diyemeyiz ama şartlar, teselli amaçlı da olsa kandırma, saptırma çabalarına geçit vermiyor.Meclis terör birleşimini çarşamba günü yapacak.Bu toplantı da gizli yapılmalı, muhalefet merak ettiği ne varsa sormalı, iktidar tekelindeki gizli bilgileri (PKK ile yapılan müzakereler dâhil) paylaşmalı, fotoğraf tam olarak meydana çıkmalıdır.Popülist kaygılar, seyirci baskısı, doğru bir yeni başlangıç yapma şansına zarar vermemelidir.Şimdiye kadar yaşadığımız acıları, sorumluluk bilinci ile değerlendirmedik. “Halkın gazını almak” marifet sayıldı.Gerçek tedbirleri erteleyen siyasetler de sonunda bizi Çukurca’ya götürdü işte!Önümüze feci bir güvenlik çukuru açıldığını anlamak, bu tehdidin nasıl oluştuğunu görmek ve çaresini bulmak zorundayız.Terör tehdidi altında çözüm konuşulamaz.Operasyonlar, Başbakan’ın dediği gibi “netice alınana kadar” durmamalı, asker kışlasına kapanıp kalmamalı, meydanı PKK’ya bırakma yanlışı asla tekrarlanmamalıdır!****Deniz Feneri gol yedi!Deniz Feneri davasının tutuklu sanıklarından altısı serbest bırakıldı.Bildiğiniz gibi bu dava Almanya’da toplanan yardım paralarının Türkiye’deki bazı şirketlere yasa dışı yollardan transferiyle ilgili soruşturmaya dayanıyor.Sanıkların iktidara yakın kişiler olması davayı muhalefetin öncelik taşıyan gündemi durumuna yükseltiyor.Eski RTÜK Başkanı Akman ve arkadaşlarının tahliye kararı CHP üzerinde dün “ofsayttan gol yeme” duygusu yarattı.Ülke teröre verdiği şehitlerin yasını tutarken bu tahliyelerin gerçekleşmesi, sanıklar için az rastlanır bir şanstır.Zaten haberi öğrenen insanların çoğu, tahliyeleri “karambolda atılan gol, kullanılan fırsat” olarak değerlendirdi.Hâkim doğru karar vermiş olsa bile bu kanaat değişmeyecektir. Çünkü dava siyasi etkilere baştan beri hep açık olmuştur.Sanıklar 3 ay 10 gündür içerdeydi. Hâkim kararında “daha fazlası cezaya dönüşürdü” demiş.Doğrudur.Ama bu doğru neden her yerde geçerli değil?Ankara’nın doğrusu Silivri’de geçmiyor;nasıl iş?
Kalıbının adamı olmak diye bir söz vardır hani bu sözün yüklediği mecburiyeti nihayet göze aldık.Ordumuzun en seçkin birliklerinden oluşan 10 bin kişilik bir gücü, dün hava desteğinde Irak’a gönderdik.Türkiye’ye düşmanlık etmenin ağır bedeli olacağını dünyaya gösterdik.Aslında geç bile kalmış bir hamledir bu.PKK Amerikan işgalinde otorite boşluğuna sürüklenen Kuzey Irak’ı, alçakça amaçlarının güvenli bölgesi ve saldırı mevzii olarak yıllardan beri kullanmıştır.Kürt açılımı hayalinin yarattığı kafa karışıklığı müzakere yoluyla bir çözüme ulaşma amacına iktidarı yoğunlaştırırken terör örgütü ile mücadele mecburiyeti ihmale uğramıştır.PKK da bu dağınıklıktan yararlanıp Güneydoğu’da egemenliğini tesis ettiği “adalar” oluşturmaya başlamıştır.Son seçimin ardından da müzakerelerin tıkandığını bahane ederek terör saldırılarını katliamlar dizisi halinde tırmandırmış ve alçaklık nihayet 24 askerimizin şehit edildiği Çukurca’ya gelip dayanmıştır.TSK’nın Irak’a girişi, olumlu yönde kırılma anıdır.BDP Genel Başkanı Demirtaş dün “Geldiğimiz noktada uçurumun kenarında falan değiliz, uçurumdan düşüyoruz” dedi ama bu tespit belki PKK ve yandaşları için geçerli olsa da Türkiye’nin güvenliği bakımından doğru değildir.Son birkaç yılın tecrübesi terör örgütü bastırılmadan müzakere yapmanın çare olamayacağını öğretmiştir.Terör örgütü akrebe benzer. Dereyi sırtında geçtiği kurbağayı bile sokmaktan kendini alamayan akrebe..PKK, devletle sürdürdüğü müzakereyi en umut veren aşamasında sabote etmedi mi?Devlet böyle bir örgütü muhatap alamaz. Terör örgütünün sömürdüğü bahaneleri ortadan kaldırmak mutlaka gerekir ama bunun terör örgütünü alçaklık yapmaktan vazgeçireceğini sanma saflığına kimse düşmemelidir.Terör örgütüne karşı bütün yurttaşların ve demokratik güçlerin birleşmesi insanlık görevi, içerde ve dışarda peşini bırakmamak ve yok etmeye çalışmak devlet olmanın şartıdır.Mehmetçik’in yolu açık olsun. Allah hepsini korusun..LiderlikCumhuriyet tarihinin hassas dönemlerinden birini yaşıyoruz.Ülkenin varlığına yönelmiş ihaneti defetmek için örnek bir liderliğe muhtacız. O liderlik, tek bir ferdi dahi kaybetmeyi göze alamaz.Erdoğan dün başbakanlık konutunda medya sahipleri ve yayın yönetmenleriyle bir araya geldi.Başbakan toplantıda “medyanın teröre hizmet etmemesi hususunu” değerlendirdiklerini söyledi.Böyle bir amacı böyle bir zeminde aramanın yerinde olup olmadığını tartışmayı bir yana bıraksak bile acaba üç gazetenin (Cumhuriyet, Sözcü ve Aydınlık) davet edilmemesini haklı görmek mümkün müdür?Gazeteleri ayırmak Başbakan’ın kişisel takdir yetkisinde mi olmalı?Hele o Başbakan ulusun tüm gücünü birleştirmek için yola çıktığını söylüyorsa.Sonra TBMM’nin gizli birleşimi... Başbakan’ın programı çok yoğundu.Ama programının hiçbir ayrıntısı, terör sorununu konuşmak için kapalı toplantı yapan Millet Meclisi’nde hazır bulunmasından daha önemli sayılamazdı.Milli bütünlüğü sağlamanın birinci durağının Meclis olduğunu unutmamalıydı.
Terörün amacı halkta telâş ve karamsarlık yaratmaksa PKK dün bunu en azından benim üstümde başardı.Sabah sarsıcı haberi duyduğum anda gözyaşlarımı tutamadım. Yaşadığım duygunun yetmiş milyonla çarpımından oluşan enerji, o insanlık düşmanı katil sürüsünü neden durduramıyor; bir yandan bunu düşündüm.Gün ilerledikçe sorular yavaş yavaş aydınlandı.1. Terörle mücadelede devletin zaaf yaşadığı dönemi PKK iyi değerlendirmiş ve işi büyütmüştür. Terör örgütü, aynı anda sekiz noktasına saldırdığı NATO’nun ikinci büyük ordusunu gafil avlamıştır.Bu tecrübenin sağlayacağı özgüven duygusu PKK’nın cüretini artırabilir.2. Dün yaşanan saldırı ve baskınlar, utanç verici bir istihbarat rezaletidir!PKK’nın bu işi başarmak için bölgede en az yüz militan kullandığı tahmin ediliyor.Güvenlik kuvvetleri, ajanları ve onca teknolojik imkânları ile olan biteni görmüyor duymuyorsa, birileri bunun hesabını vermek zorundadır. İstihbaratçılar, kentlerde özel hayatları izlerken gösterdikleri mahareti asıl bebeklere bile acımayan bu vatan hainleri üzerinde tekrarlamalılar.İntikam mı, itidal mi?Terör saldırısı, Cumhurbaşkanı Gül’ün sınır birliklerine yaptığı moral ziyaretleri ardından ve yeni Anayasa için meclisteki komisyonun toplanacağı gün gerçekleşti.Bunun anlamı var. Önce Cumhurbaşkanı Gül’ün temsil ettiği devlet otoritesine meydan okuma gösterisi gerçekleştirilmiş, ikinci olarak da yeni anayasayı yapacak TBMM’ye “Beni unutmayın” mesajı gönderilmiştir.Yaşadığımız şok, hatalarından arınmış yeni bir terörle mücadele stratejisi belirleme amacına yardım etmelidir.Cumhurbaşkanı Gül dün “Bu saldırıların intikamı çok büyük olacaktır ve misliyle alınacaktır” dedi. Cumhurbaşkanı “intikam” derken Başbakan “itidal” önerdi.İtidal elbette onur kırıcı bir kabullenme değildir. Başbakan bir yandan terörle mücadele edileceğini, ama bir yandan da terörün beslendiği istismar zemininin yok edileceğini söyledi.Çözümün anahtarı bizce burada; yani terörle mücadelenin yeni bir tarifi yapılacak mı?Eğer yapılmayacaksa değişen bir şey olmayacaktır. Ne olacaktır?Güvenlik kuvvetleri kışlalarından dışarı çıkmayacak, terör örgütü de saldırı gerçekleştireceği yeri ve zamanı seçme imkânını elinde bulunduracaktır.Teröre saldırmak gerekHer kanlı saldırı ardından klişe başsağlığı mesajları ve lânet okumalar, sınırın öbür tarafına topçu ve hava bombardımanı, gök yüzünü kaplayan helikopterler ve kapanış olarak yürek parçalayan cenaze törenleri...Bu çaresiz tekrarı daha sık yaşamaya başladık. Terörle mücadele böyle olmaz.Terörle mücadele eden kuvvet, kışlasında oturup baskına uğramayı beklemez.Kışlasından sadece saldıranı kovalamak için çıkmaz. Onun zamanını kendi tayin eder.Amacı da terör örgütüne göz açtırmamak, onu yok etmek olur.Terörle mücadele hiçbir nedenle kesintiye uğramamalıdır.Koskoca devleti teröre karşı savunma konumunda kalmaya mecbur etmek büyük vebaldir.Teröristin Allah’ı mı var ki Ramazan’da teröre karşı operasyonları durduruyoruz?Sıfıra yaklaşmış terörü bugünkü hale getiren hata ve günahları cesaretle saptayıp düzeltmek zamanı gelmiştir artık.Meclis’in bugün yapacağı kapalı birleşim fırsattır.Milletvekilleri Mehmetçiklere karşı özür borcu altında olduklarını bilmeliler!
Dünya, tarihin en eşitsiz esir değişimine tanıklık etti dün.İsrail, Hamas’ın 5 yıldır esir tuttuğu askeri Gilad Şalit’e özgürlüğünü kazandırmak için 1027 Filistinli tutuklu ve hükümlüyü serbest bırakmaya başladı.İki taraf da “iyi iş” yaptıklarını düşünerek başarılarını kutluyorlar!Gerçekleşen takas, insanları kelle hesabıyla sayan bir “âlem”i o değerler sistemini geride bırakmış bir toplumla karşı karşıya getiriyor.Hamas kendi hesabına göre “büyük ikramiye” kazanmıştır. Çünkü “dava” bine yakın bilenmiş savaşçıyı yeniden saflarına katacaktır.Öte yanda İsrail daha ince hesapların takipçisi olmuştur.Mesela bazı Orta Doğu uzmanları, bu anlaşmanın dikkatleri Arap Baharı’ndan Filistin meselesine yeniden çevireceğini, bunun da Hamas’ın kazancı olacağını söylüyorlar.Öte yanda İsrail’in iki hedef gözettiğini düşünüyorlar:1. BM başvurusundan sonra Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın konumu güçlenmişti. Takas anlaşması şimdi Hamas’a yarayacağı için bu örgütle El Fetih’in birleşerek İsrail’in karşısında bütünlük kazanması geciktirilecektir.2. Arabuluculuk rolünün Mısır’a itibar kazandıracağı hesaplanmıştır. Bunun yararı devrimden sonra Mısır’da yükselecek İsrail karşıtlığını kontrol etmek, ayrıca Türkiye’nin artan etkinliğini Mısır’la dengelemek olacaktır.Anlaşmanın bize çıkardığı fatura, 10 tutuklunun Türkiye’ye gönderilecek olmasıdır.Bırakılan Filistinli mahkûmlar içinde en üst düzeylisi olan Kassam Tugayları’nın kurucusu ve lideri Zekeriya Velid’in Türkiye’ye gönderilmesi, dertli başımıza yeni bir dert açabilir.Dileriz ki Çeçen direnişçilerin varlığı nedeniyle yaşadığımız kötü tecrübelerin başka bir versiyonunu bu olay nedeniyle yaşamaya mahkûm olmayız.Çünkü gizli servislerin av sahası olmak, terörle savaşan bir ülke için katlanılması imkânsız bir risktir.Türkiye’nin bölgedeki önemini ve rolünü artırması kötü değildir ama maliyetlidir. Duracağımız yeri iyi bilmektir mesele.İlgimizin sebebi Hamas değil Filistin olmalı.Eğer Batı bizi “Arap dünyasına yakın bir Orta Doğu ülkesi” olarak görmeye başlarsa çok şeyi kaybederiz!***Ellerinde yine bebek kanıTerör örgütü, seri katil disiplini içinde cinayetlerine devam ediyor.Dün Bitlis’in Güroymak ilçesinde köprü menfezine yerleştirdikleri güçlü patlayıcıyı ateşleyen PKK’lı teröristler, hedef aldıkları zırhlı araçtaki 5 polisi öldürdüler.O arada bir sivil araç da tahrip oldu, içindeki üç sivil vatandaş hayatını kaybetti. Ölenlerden biri 2 yaşında bir kız çocuğu idi.Kandil’de oturan örgütbaşının Kürt sorununa çözüm aramak için çeşitli zeminlerde harcanan çabaları sabote etmek gibi bir amaç peşinde koştuğundan ciddi olarak şüphe etmek gerekiyor.Hiçbir gelişme PKK’nın cinayetlerini durdurmaya yetmiyor.Geçen hafta kendisini ziyaret eden kardeşi vasıtasıyla Öcalan’ın Kandil’e mesajlar gönderdiği duyurulmuştu.O bile işe yaramıyor.Çünkü PKK hiçbir nedenle devletin müzakereyi sürdürmekten vazgeçmeyeceğini biliyor.Ve masaya otururken elleri ne kadar kanlı olursa istediğini almakta o kadar güçlü olacağını sanıyor.BDP bari bu konuda Kandil’i ikna edemeyecekse ne işe yaradığını söyleyebilir mi?
Son zamlar ve vergi artışları ile ilgili haberler magazinci bakış açısından yansıdı medyamıza.İktidar önderleri belki bunu kasıtlı olarak yaptılar.Başbakan “İşi sıkı tutmayalım da Yunanistan gibi mi olalım?” diye sordu.Zamlardan korunmak isteyenlere “sigara içme, içkiyi az iç, Porsche yerine Fiat’a bin” tavsiyesi yaptı, oy tabanına da “zenginden alıyorum” diyerek teselli verdi.Başbakan Yardımcısı Arınç’ın desteği, zam yapan otoriteyi kutsama kurnazlığı idi:“Vardır bir hikmeti!”Yani “Sorgulamayın çarpılırsınız!”Kamu ve özel sektör tecrübesi taşıyan ekonomistlerle dün yaptığım görüşmeler, bu haberlerin daha ciddi tartışılmayı hak ettiğini düşündürüyor.Avrupa’nın yaşadığı krizi 2008 yılındaki ABD merkezli krizden daha fazla önemsemek gerekiyor. IMF, Dünya Bankası ve merkez bankalarından yapılan uyarılar bunu söylüyor.Yani Başbakan’ın hoşuna giden dış faaliyetleri azaltmak pahasına tüm enerjisini ekonomi alanına yoğunlaştırmasında her bakımdan fayda vardır.Unutulmasın; AKP beş yıl sürekli olarak büyüyen bir ekonominin ödülü olarak 2007 seçiminde yüzde 47 oy aldı.2009 yerel seçimleri, eksi büyümenin yaşandığı döneme denk geldi ve iktidarın oyları 10 puana yakın geri gitti.Sebep sadece ekonomideki küçülme idi.Yani AKP iktidarı için Arap mahallesinde yükselen bir Başbakan değil, büyüyen bir ekonomi her zaman daha değerlidir.Görüştüğüm uzmanlar, zamların gerekli olduğunu kabul ediyorlar ama yeterli olmayacağını söylemekten geri durmuyorlar.Cari işlemler açığında yaşanan sürekli büyüme hastalığına mutlaka çare bulunması gerekiyor.Fakat dikkat; özel sektörün dış borcundaki aşırı şişme, doğurabileceği tehlikeye karşı gösterilmesi gereken dikkatten nasibini almıyor.Özel sektörün dış borcu 2003 yılında 43 milyar dolardı; şu anda 200 milyar dolara dayanmış bulunuyor.Yaşanan son devalüasyon nedeniyle bu borcun TL karşılığı yüzde 30 artmıştır.Henüz kapıya dayanmış bir tehdit bulunmuyor ama Başbakan’ın ekonomi bakanları ile sürekli çalışacak bir acil durum komitesi oluşturmasında yarar vardır.Başbakan’a krize karşı direnç artırıcı tedbirler ararken, kendi yakın çevresi dışındaki kişi ve kurumları da dinlemeyi ihmal etmemesini öneriyorum.Işıkları açın...Deniz Feneri sanıkları suçun niteliğini değiştirerek hapisten kurtulmaya çalışıyor.Suçlamanın “çıkar amaçlı örgüt kurmak” yerine “güveni kötüye kullanmak” olarak değişmesi halinde ceza ineceği için sanıklar tutuksuz yargılanma şansı elde edecekler.Ve avukatlar tahliye istemekte daha avantajlı duruma gelecekler.Ama şöyle bir engel çıkabilir:Derneğin bazı fakir vatandaşların kimlik bilgilerini elde ederek onlara yardım yapılmış gibi sahte makbuzlar düzenlediği saptanmış ve sahte makbuzlar Almanya’ya giden Türk savcılara Alman yargısı tarafından teslim edilmişti.Adlarına sahte makbuz düzenlenen vatandaşların birçoğu, yardım almadıkları gibi imzaların da kendilerine ait olmadığını söylediler.“Güveni kötüye kullanmak” suçunun oluşması için sanıkla mağdur arasında bir ilişkinin doğması gerekiyor.Burada o şart mevcut değil.Ama şimdilik değil.Bakarsınız yarın “O imza benim” diyen bir sürü insan çıkabilir. Ve çıkar amaçlı örgüt, yardım amaçlı örgüte dönüşüverir.İlgilenenler gözünü açsın!
Danışmanı olsaydım Başbakan’a “hitabet sanatında öfke unsurunu kullanmaktan artık vazgeçmesi” gerektiğini söylerdim.Dün partisinin Kızılcahamam kampında konuşan Başbakan, tabanına övünmekte ne kadar haklı olduklarını anlatıyordu.Ama ses tonu mutluluk yansıtıyordu.İktidarın başarıları onun dilinde muhalefeti dövmek amaçlı bir sopa oluyordu sanki.Siyasetin ses tonu konusunda iktidarla muhalefet arasında tam bir çapraz yaşanıyor.CHP lideri de kürsüleri yumruklasa “yeridir” denilebilecek konuşmaları, torununu uyutan masalcı dedelerin huzur veren sükûneti içinde yapıyor.Kitlesini heyecanlandırmak yerine düşündürmeye, mümkünse güldürmeye çalışıyor.Dün iktidarın “zam” sözcüğünü “güncelleme” olarak değiştirdiğini söyleyen Kılıçdaroğlu “Aslında başka bir korkum vardı” diye başlayıp şöyle devam etti:“Vallahi biz yapmadık, devlet yaptı bu zamları diyebilirlerdi!”Dikensiz gül bahçesiCHP iktidar alternatifi olmak istiyorsa Kılıçdaroğlu’nun heyecan dozunu biraz arttırıp eleştirilerine biraz daha içerik kazandırmaya çalışmasında yarar vardır.Neyse, dönelim Başbakan’ın konuşmasına...Ekonomide, dış politikada ve genel olarak yaşamda sağlanan başarıları anlattığı konuşmasında Başbakan mutluluk yayan bir ton kullanmalıydı. Her yerde kötülük ve hasım aramak, aslında başarısız siyasetçilerin sığındıkları mazerettir.Zamlara tepki bağlamında yapılan bir eleştiriyi büyütüp “Milletvekili maaşlarını gündeme getirmek terbiyesizliktir” diye gürlemesi gereksizdi.Çünkü bu iktidara doğru dürüst muhalefet yapıldığını söyleyen taş olur!Başbakan medyayı baskı altında tutmaya yarayacak sebepler bulmaya kendini zorladıkça inandırıcılığını kaybediyor.Çünkü internette küçük bir gezinti yapan medyada zamlara gösterilen tepkinin halktan yansıyan eleştiriler yanında devede kulak kaldığını hemen görür...Bu da nereden çıktı?Daha önemli bir konu var:Biliyorsunuz BDP iç tüzük görüşülürken TBMM genel kurulunda başörtüsü yasağının kaldırılması için teklif verdi.Başbakan dün şu değerlendirmeyi yaptı:“Dini Zerdüştlük olan bir anlayışın böyle bir derdi olabilir mi? Dert istismar. Acaba AK Parti’yi nasıl köşeye sıkıştırırız?”Eğer Başbakan, Öcalan’ın bir kitabındaki “Kürtlerin esas dini Zerdüştlüktür” iddiasına dayanarak bu sözü sarfettiyse, ihanetten hükümlü bir adama lâyık olmadığı bir önemi atfetmiştir.Ayrıca Kürtlere haksızlık etmiştir. Çünkü hepimizin aynı Allah’a inandığımız gerçeği Kürtlerle uzlaşmak için kullanacağımız ortak zemin değil mi?Müslümanlık, yani din kardeşliği, uzlaşma umutlarımızın sihirli anahtarı değil mi?Başbakan yoksa ateşe tapanları (Zerdüşt) sadece BDP’lilerle mi sınırlayacak?O da hakça ve gerçekçi olmaz. Çünkü bölge halkının yarısı BDP adaylarına oy verdi.Böyle bir siyaset planlaması Kürt vatandaşları din zemininde bölmek kastını açığa vurur ki, o da tehlikeli olduğu kadar günahtır!En iyisi siyaset dilinin tonunu ve dozunu Başbakan ile CHP liderinin arasında bir yerde tutmaya dikkat etmek...