Danışmanı olsaydım Başbakan’a “hitabet sanatında öfke unsurunu kullanmaktan artık vazgeçmesi” gerektiğini söylerdim.
Dün partisinin Kızılcahamam kampında konuşan Başbakan, tabanına övünmekte ne kadar haklı olduklarını anlatıyordu.
Ama ses tonu mutluluk yansıtıyordu.
İktidarın başarıları onun dilinde muhalefeti dövmek amaçlı bir sopa oluyordu sanki.
Siyasetin ses tonu konusunda iktidarla muhalefet arasında tam bir çapraz yaşanıyor.
CHP lideri de kürsüleri yumruklasa “yeridir” denilebilecek konuşmaları, torununu uyutan masalcı dedelerin huzur veren sükûneti içinde yapıyor.
Kitlesini heyecanlandırmak yerine düşündürmeye, mümkünse güldürmeye çalışıyor.
Dün iktidarın “zam” sözcüğünü “güncelleme” olarak değiştirdiğini söyleyen Kılıçdaroğlu “Aslında başka bir korkum vardı” diye başlayıp şöyle devam etti:
“Vallahi biz yapmadık, devlet yaptı bu zamları diyebilirlerdi!”
Dikensiz gül bahçesi
CHP iktidar alternatifi olmak istiyorsa Kılıçdaroğlu’nun heyecan dozunu biraz arttırıp eleştirilerine biraz daha içerik kazandırmaya çalışmasında yarar vardır.
Neyse, dönelim Başbakan’ın konuşmasına...
Ekonomide, dış politikada ve genel olarak yaşamda sağlanan başarıları anlattığı konuşmasında Başbakan mutluluk yayan bir ton kullanmalıydı. Her yerde kötülük ve hasım aramak, aslında başarısız siyasetçilerin sığındıkları mazerettir.
Zamlara tepki bağlamında yapılan bir eleştiriyi büyütüp “Milletvekili maaşlarını gündeme getirmek terbiyesizliktir” diye gürlemesi gereksizdi.
Çünkü bu iktidara doğru dürüst muhalefet yapıldığını söyleyen taş olur!
Başbakan medyayı baskı altında tutmaya yarayacak sebepler bulmaya kendini zorladıkça inandırıcılığını kaybediyor.
Çünkü internette küçük bir gezinti yapan medyada zamlara gösterilen tepkinin halktan yansıyan eleştiriler yanında devede kulak kaldığını hemen görür...
Bu da nereden çıktı?
Daha önemli bir konu var:
Biliyorsunuz BDP iç tüzük görüşülürken TBMM genel kurulunda başörtüsü yasağının kaldırılması için teklif verdi.
Başbakan dün şu değerlendirmeyi yaptı:
“Dini Zerdüştlük olan bir anlayışın böyle bir derdi olabilir mi? Dert istismar. Acaba AK Parti’yi nasıl köşeye sıkıştırırız?”
Eğer Başbakan, Öcalan’ın bir kitabındaki “Kürtlerin esas dini Zerdüştlüktür” iddiasına dayanarak bu sözü sarfettiyse, ihanetten hükümlü bir adama lâyık olmadığı bir önemi atfetmiştir.
Ayrıca Kürtlere haksızlık etmiştir. Çünkü hepimizin aynı Allah’a inandığımız gerçeği Kürtlerle uzlaşmak için kullanacağımız ortak zemin değil mi?
Müslümanlık, yani din kardeşliği, uzlaşma umutlarımızın sihirli anahtarı değil mi?
Başbakan yoksa ateşe tapanları (Zerdüşt) sadece BDP’lilerle mi sınırlayacak?
O da hakça ve gerçekçi olmaz. Çünkü bölge halkının yarısı BDP adaylarına oy verdi.
Böyle bir siyaset planlaması Kürt vatandaşları din zemininde bölmek kastını açığa vurur ki, o da tehlikeli olduğu kadar günahtır!
En iyisi siyaset dilinin tonunu ve dozunu Başbakan ile CHP liderinin arasında bir yerde tutmaya dikkat etmek...
Ton ve doz ayarı
Haberin Devamı

