Tartışma kalitesine bakarak gelişmiş ve geri kalmış toplumları birbirinden ayırabilirsiniz.
Gelişmiş toplumlarda tartışma, gerçeğin aydınlığa çıkmasına hizmet eder.
Geri kalmış toplumlarda ise gerçekleri saptırmaya, halkın kafasını karıştırmaya...
CHP ve BDP belediyelerinin Almanya’dan sağladıkları kredilerle PKK’ya para aktardıkları iddiası birkaç gündür siyaset gündemini işgal ediyor.
İddianın sahibi olan Başbakan, CHP’nin “Alman Kalkınma Bankası’ndan kredi alan belediyemiz yok. Ama AKP’li belediyeler var” cevabına rağmen geri adım atmadı.
Aksine, imalarını dün açık suçlama şekline dönüştürdü:
“Bu kuruluşlar aynı zamanda istikamet belirliyorlar. Bunu hangi müteahhit firmaya vereceksin? Sonra işin muvazaa kısmı başlıyor. CHP kendine çekidüzen versin, gidişleri iyi değil!”
Başbakan CHP’nin kredi veren kuruluştan işi ihale edeceği firma konusunda direktif aldığını, o firmanın da terör örgütüne para aktardığını söyleyip uyarı yapıyor!
Başbakan’ın sözünü ettiği suç, öyle “kendine çekidüzen ver” deyip geçilecek bir suç değildir.
Ortaya kanıt koymak zorundadır.
“İddia eden iddiasını ispatla mükelleftir” sözünü en çok o kullanmıyor mu?
Ayrıca Başbakan koltuğu dedikodu veya ihbar mevkii değildir, suç şüphesi varsa yasal işlem yapma makamıdır.
Başbakan’ın vicdani ve ahlâki sorumluluğu kanıtlarını vererek yargıya suç duyurusunda bulunmaktır.
Yanılmış veya yanıltılmışsa da muhataplarından ve halktan özür dilemek...
Tozu dumanı dağıtmak ona düşüyor.
Aksi halde Deniz Feneri soruşturmasında artan sıkıntılarını aşmak ve dikkatleri dağıtmak amacıyla bu polemiği başlatıp sürdürdüğü inancı yer edecektir.
Başbakan’ın ustalık dönemi, başarılı karambollere değil, sorun çözen, doğruyu eğriden ayıran berraklıklara, kalitesi yükselmiş tartışmalara hizmet etmelidir.
Bir yargıç vardı
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şeref Akçay’ın emekliliği geniş bir kitle için kötü sürpriz oldu.
O, adalet arayanlara “İstanbul’da hâkimler var” diyebilme ümidi veren biriydi.
Kamuoyu onu Balyoz davası sanıklarının tahliye taleplerini reddeden mahkemenin karara muhalefet eden cesur başkanı olarak tanıyor.
Şeref Akçay şunu istiyordu:
“Ben yargılanmasınlar demiyorum; yargılansınlar. Suç işleyen varsa ceza alsın ama adil yargılansın...”
Otuz duruşma ardından delillerin hâlâ toplanmadığı bahanesi ile tahliye isteklerine verilen ret kararını, takdir hakkının keyfi kullanıldığına işaret sayıyordu.
En önemlisi de şu:
2003 yılında listelenmiş sanıkların ihtilâl yapacakları kabul ediliyor. Sanıkların bu ihtilali bunca yıl sonra yapma iradelerinin sürdüğünü söyleyebiliyor musunuz? Hayır.
Ceza vermeniz için o iradenin sürdüğünün somut deliller ile ortaya konması gerekir!
Başkan Akçay’ın muhalefet şerhi gün ışığına çıktığı gün HSYK meğer emeklilik isteğini yerine getiriyormuş.
HSYK keşke sebebini sorsa ve başkanı veda etmeye mecbur eden sebepleri ortadan kaldırmayı seçseydi.
Şeref Akçay’a sağlık ve huzur içinde bir emeklilik dileriz.
Böyle istifalar, değerlerin tehlikede olduğunu topluma duyuran alârmlardır.
Ama ben bırakıp gitmek yerine kalıp mücadele etmesini dilerdim.
Çünkü bu şekilde adalet kazanmadı, güçlü bir savunucusunu kaybetti!
Karambol ayıbı
Haberin Devamı

