Demokrasi her gün tekrarlanan bir “devam mı, tamam mı referandumu” değildir elbet!
Ama keşke demokrasimizin sağlam güvencelere sahip olduğundan emin olsak da rejim için her gün “yazı-tura” atmak bize korkutucu gelmese...
Yeni anayasa devlet ve millet için yeni bir şanstır. Mesele bu şansı iyi kullanmakta ne kadar başarılı olacağımızdır.
Çünkü iktidar gücünü kullanma ve partiler arası ilişkileri yürütme geleneği, sürekli risk altında yaşamaya bizi mahkûm ediyor.
Aslında Anayasa’yı değiştireceğimiz hukuki zemini yürürlükteki Anayasa tayin edecektir. Değiştirilemez maddeler “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti”nin sigortasıdır.
Ama uygar ilişkiler ortamında çalışacak bir sigorta...
İktidar partisi “4-5 milletvekili ayartarak değiştirilemez maddeleri bile değiştiririm” diyecek olursa o da başka bir kumar olur.
12 Eylül referandumuyla değişen Anayasa Mahkemesi ilk dört maddeyi korumakta eski heyet kadar kararlı olmayabilir mesela.
Peki o tehlikeye tedbir yok mu; var.
Bunlardan ilki, Meclis’teki oylamalarda gizli oy kullanacak olan milletvekillerinin ettikleri yemini hatırlayacakları umududur.
Fakat anahtar yine de iktidar partisidir.
Yeni Anayasa’yı yapacak komisyona adını veren “uzlaşı”dan AKP ne anlıyor?
Eğer tarifi doğru yapılır ve dürüst işletilirse uzlaşı, bizi yeni Anayasa’ya götürecek yolun yöntemin ve aracın garantisi olur.
Meclis Başkanı’nın öncülüğünde partilerden eşit katılımla bir komisyon oluşturulması fikri uzlaşı adına ümit veren bir başlangıçtı.
Fakat AKP’nin “patron benim” havalı parti ziyaretleri, eşit katılımın psikolojik kazançlarını gerileten bir hareket oldu.
CHP bu yüzden AKP’nin çoğunluk gücünü mecbur kaldığı anda kullanacağından daha fazla şüphe duymaya başladı.
Uzlaşma Komisyonu ilk toplantısında varlık nedenini güvence altına almalıdır.
Eğer toplumsal sözleşme tarifine yakışan bir anayasa yapılacaksa Meclis genel kurulu komisyondan gelen metinleri ya kabul ya ret edebilmeli, değişiklik önerisi varsa onlar da komisyonda ele alınarak yine Meclis’in oluruna sunulmalıdır.
Yani ilk mesele, uzlaşının kurallarında uzlaşmaktır.
Dileriz partilerdeki uzlaşı ruhu, siyasetçileri teslim almış olan kandırma, kazıklama huyuna baskın çıkar!
İran’ı ne bozdu?
“Arap Baharı” da dâhil son gelişmelerin İran’ı tedirgin ettiği görülüyor.
Ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in askeri danışmanı Orgeneral Safevi dün Türkiye’ye tehdit kokan bir uyarıda bulundu.
NATO füze kalkanı ve Suriye konularında izlediğimiz politikalardan vazgeçmeliymişiz.
Aksi halde sonuçlarına katlanırmışız!
Bu uyarının NATO ayağı “kenar süsü”dür. Çünkü Türkiye’nin Sovyetler Birliği hayattayken bile NATO konusunda böyle tehditlere kulak asmadığını Tahran iyi bilir.
Asıl sebep başkadır. Ve Orgeneral Safevi’nin şu sözlerinde ifadesini bulmaktadır:
“Suriye ve Arap dünyasında laikliği teşvik etme politikalarını Türkiye radikal şekilde yeniden gözden geçirmelidir!”
Gerçekten de Başbakan Erdoğan’ın Mısır, Tunus ve Libya’ya laik anayasalar tavsiye eden sözleri, uyanış anlamında kafaları karıştırmış bulunuyor.
Laikliği ılımlı İslâm’la harmanlayan Türkiye’nin Müslüman toplumlar katındaki cazibesini artırdığını görmesi Tahran rejimini rahatsız ediyor.
Mollalar o nedenle asıl rahatsızlıklarını Füze Kalkanı’na sararak sergiliyor!
Uzlaşı ruhu ve kazıklama huyu
Haberin Devamı

