Geçen gün YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan seferden dönen muzaffer bir beylerbeyi gibi konuşuyordu:
“Baş örtüsünü üniversite özerkliğinin bir şartı olarak gördük ve yasak uygulamasını tasvip etmedik. Şimdi üniversitelerimizin neredeyse tamamında mesele halledilmiştir. 30-35 hocamızın hâlâ buna karşı duruşu var. Onları yakından takip ediyoruz. Yakında bu mesele de hallolmuş olacak!”
YÖK’ün yönetim anlayışı fiili çözümleri hukukun yerine koymuştur.
Değişen ne?
Türban yüksek mahkeme kararları ile üniversitede yasaklanmıştı.
O yasağın kaynağı olan kanun, nizam, anlayış değişti mi?
Yüksek mahkemeler daha önceki kararlarını değiştiren içtihatlar mı oluşturdu?
Hayır, hiçbiri olmadı. Sadece üniversitelere hükmeden otoritenin başına “Mahkeme kararlarını dinlemeyeceksiniz, yoksa yakarım” diyen bir başkan getirildi.
Şu anda direnen 17 üniversitede 34 öğretim üyesi kalmış; YÖK Başkanı’nın dediğine göre onlar da takipteymiş ve yakında hepsi hizaya getirilecekmiş...
Anlaşıldığına göre AKP türban yasağını Meclis’te de aynı yöntemle aşmaya hazırlanıyor.
Niçin sessizce?
Oysa BDP’nin verdiği “Meclis’e baş örtülü de girebilsin” önergesi iyi bir fırsat sunmuştu.
İktidar, kadın vekillere pantolon giyme izni tanıyan içtüzük değişikliğini geri çekerek bu yolu tıkadı.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in “Meclis’te baş örtülü hanım olabilir. Bunun için kanuni bir düzenlemeye gerek yok” demesi, iktidarın türban yasağına son darbeyi YÖK yöntemi ile indirmek niyetini açığa vuruyor.
CHP’nin bile yasağı delmek üzere Meclis’e girecek bir kadın milletvekiline itiraz edeceğini kimse beklemiyor.
O zaman Hüseyin Çelik, neden rejim tartışmalarına girmeden bu meselenin sessizce çözülmesini istiyor?
Hukuka dayanan bir yasağı kaldırmanın yolu yine hukuk içinde aranmalıdır.
Türban yasağını Meclis’ten kaldırmak suç değildir, ayıp değildir. Ama şu şartla:
Meclis’teki tüm partiler bu önemli kararın sorumluluğunu taşıyacak cesareti gösterecek, hukuk “oldu bitti” darbelerine terk edilmeyecek.
Fiili durum yaratmak yolu ile sorun çözmek moda olursa ülke cehennem olur. Aman!..
Jürili mahkeme
Köstebek tartışmasına Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da katıldı.
Önceki akşam 32. Gün’de oyunu açık etti; “Kılıçdaroğlu Beşir Atalay’a ne kadar kalın bir dosya sallarsa sallasın, üzerine ne kadar büyük harflerle köstebek yazarsa yazsın, içinin boş olduğunu biliyorum” dedi.
Deniz Feneri davasını baştan beri partisi adına takip eden CHP Milletvekili Atilla Kart, Arınç’ın mahcup olacağı iddiasında bulundu.
Mevcut olduğunu söylediği “yığınla kanıt”tan birini şöyle anlattı:
Bakan Atalay’ın Koruma Müdürü verdiği ifadede, Kırıkkale Belediye Başkanı’nı aradığını kabul etmiş. Ama Deniz Feneri sanıklarını polis baskınına karşı uyarsın diye değil “Sayın Bakan ertesi sabah Kırıkkale’yi teşrif edecekler” haberini vermek için aradığını söylemiş.
Bu telefon konuşması gece yarısı oluyor.
Ertesi gün ve onu izleyen gün İçişleri Bakanı Atalay Irak’ta temaslar yapıyor.
Deniz Feneri olayı, jürili bir mahkemenin gerilimini kazanıyor.
Günler bomba gibi patlayacak açıklamalara gebe...

