Türkiye dün, devletin kalbini hedef alan bir terör saldırısına hedef oldu.
Ankara’da Başbakanlık, bakanlıklar ve Genelkurmay Başkanlığı binalarına en çok bin metre uzaklıkta bulunan bir bölge, korkunç bir patlama ile cehenneme döndü.
Terör uzmanları, devlete meydan okuma gösterisi yapan saldırgan örgütün büyük ihtimalle PKK olacağını tahmin ediyorlar.
Masum insanların kanı ile beslenen bir canavardır PKK.
Dünyada böyle masum insanların hayatı ile oynayarak siyaset yaptığını zanneden terör örgütleri neredeyse tükenmiştir.
PKK ihanetin ve alçaklığın lânetini taşıyan sonuncu örgüt olmaya kararlı görünüyor.
Bu onların becerisi mi yoksa Türkiye’yi yönetenlerin acizliği mi, kararı siz verin.
Devletin güçlü görünmeye ihtiyaç duyduğu bir dönem geldiğinde dış düşmanların bir numaralı taşeronu bu örgüt oluyor.
Katil sürüleri Türkiye’yi sırtından bıçaklıyor.
Dün Ankara’da üç vatandaş hayatını yitirdi 30’dan çok yaralanan oldu.
PKK dün sergilediği alçaklıkla ülke yöneticilerine devamlı “Teröristle pazarlık olmaz” diyenleri bir kez daha haklı çıkarmıştır.
Lânetli olay ülkenin iç ve dış güvenliğinden sorumlu olanları çok şaşırtmış olamaz.
Oslo buluşmasının internete sızdırılan ses kayıtlarındaki bir diyaloğa bakarak yürütüyorum bu tahmini.
MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş örgütün Reşadiye baskınını yapacak gücü ne zaman bulduğunu soruyor Sabri Ok’a.
Sabri Ok PKK’nın 1984’teki ilk eylemlerini planlayan adamdır.
Afet Güneş’e şu cevabı veriyor:
“Bizim güçler her tarafta var, onu söyleyelim. Karadeniz’de de, Toroslarda da...”
Afet Güneş: “Biliyoruz; metropolleri de doldurdunuz bu arada; patlayıcılarla doldurdunuz!”
Sabri Ok: “Yok canım.”
Afet Güneş: “Hepsini biliyoruz.”
Dünkü saldırının önemli bir sembolik anlamı var.
Bölücü terör örgütünün kentlere patlayıcılar taşıdığını devlet biliyor ama kullanılmasını önleyemiyor.
Başkentin kalbinde patlatılan bomba terörün 1 numaralı sorunumuz olduğunu anlamamıza ve PKK’yı bitirmeden güvenli bir gelecek kuramayacağımızı fark etmemize yararsa, bu da kazanç olur!
Hiç zamanı değil!
İktidar sözcüleri Atatürk’ten bahsetmek zorunda kaldıkları zaman onun “çağdaş uygarlık hedefi” ile ilgili sözlerini tekrar eder dururlar hep.
Şu sıralar “Yurtta sulh, cihanda sulh” deyişini de hatırlasalar iyi olur...
Etrafa baktığımızda “Türkiye’yi bölgesel güç haline getirmenin tam zamanı” dememek mümkün değil.
Ama kontrolü kaçırdığımız zaman neler olabileceği de gözümüzün önünde.
Yakın zamana kadar bölgede sorunlu tüm taraflarla konuşabilen tek devlet konumundaydık.
Şimdi çatışma riski altındayız ve gitgide Orta Doğu sorununun bir parçası haline geliyoruz.
Davos’ta başlayan “one minute” sürecini kontrol altına almakta yarar vardır.
Frene basmak gerekiyor.
Özellikle Doğu Akdeniz’deki haklarımızı savunurken savaşmaya mecbur kalmayan bir devlet olabilmeyi başarmalıyız.
Potansiyel hasımlarımızı, güçlerinden ötürü değil, sorunlarından ötürü ciddiye almak zorundayız.
İsrail düşmanla çevrili olduğu için kuruntu yaşıyor, Mavi Marmara’da olduğu gibi havaya ihtar ateşi açağı yerde enseye kurşun sıkıyor.
Yunanistan deseniz... İflâsı atlatmak için ona savaş öneren sivri akıllılar var.
Allah bizi kazalardan belâlardan korusun.

