Türkiye’nin ekseni Ortadoğu’ya ne kadar kayarsa savaş riski de o kadar artar.
Birkaç gündür AKP iktidarının Sünni dünyadaki lider boşluğunu doldurmaya aday olduğunu gösteren hevesler yansıttığını yazıyorum.
Ortadoğu’da İran’ı dengeleyecek bir gücün varlığından Amerika başta bütün Batı memnun olur. O nedenle Ortadoğu’yu ateşe atmadan Türkiye’nin teşvik edilmesi dahi mümkündür.
Ama dün konuştuğum “devlet adamı” kalitelerine sahip tecrübeli bir diplomat, Türkiye’nin taraf olacağı bir savaş ihtimalinin artmadığını, azaldığını söyledi.
Evet, orduda yargı eliyle yürütülen tasfiye hareketi, silâhlı kuvvetlerin dış politika üstündeki etkilerini nerede sıfırladığı için atak hale gelmiştir ama Türkiye’nin geleneksel dış politika çizgisinden sapma ihtimali yine de doğmamıştır.
Üstelik son başarısızlıklardan aldığı derslerle iktidar limitlerini fark etmiştir.
Bundan sonra Türkiye, sesi yüksek çıkan bir dış politika yürütecek ama büyük devlet olmanın gereği olarak maceralardan uzak durmaya devam edecektir.
Nereden mi çıkardım?
Düne ait iki haber bile yeterince ikna edici göründü bana:
Washington’daki Büyükelçimiz Namık Tan ABD Kongresi Dışişleri Komitesi’ne çağrıldı ve “İsrail’in güvenliği söz konusu olduğu her zaman Amerika’nın sürece dahil olacağı” kendisine güzelce anlatıldı.
Dünkü Radikal’de de Birleşik Arap Emirlikleri’nin Haliç gazetesinden Muhammed Nureddin adlı yorumcunun tahlili ilginçti.
Çelişkilerin dinamiğinden üreyen bu disiplin sanki bizi koruyor. Arap yazar soruyor:
“Türkiye’nin İsrail’e yönelik kararları, kendi topraklarına füze kalkanı yerleştirilmesine onay vermesinin neresinde? Türkiye’nin NATO’nun boyunduruğundan, ABD ile ilişkilerinden ve AB üyelik talebinden vazgeçmesi mümkün mü?”
Kimse endişe etmesin.
Türkiye’nin sebep olacağı ve içinde olacağı bir savaş olmayacaktır!
Kalite iyi değil ama...
İktidar partisi sözcüleri bunu kasıtlı mı yapıyor?
Hizmetinden yararlandıkları halkla ilişkiler şirketi, ülkeyi sürekli olarak seçim atmosferinde tutmalarında yarar bulunduğunu mu söylediler acaba?
Biliyorsunuz Perşembe günü AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in tuhaf konuşmasıyla açıldı son perde.
Kılıçdaroğlu hükümetin dış politikasını, muhalefet görevinin sınırları içinde sözlerle eleştirmişti. Bunu Başbakan “Suriye’nin avukatlığı” olarak yorumladı. Hüseyin Çelik ise CHP liderinin Alevi olmasını gündeme getirmek kastıyla şu soruyu formüle etti:
“Acaba Kılıçdaroğlu mezhep yakınlığı dayanışmasıyla mı Suriye’ye sahip çıkıyor?”
Bu çirkinliğe verilebilecek en güzel cevabı Kılıçdaroğlu verdi. İddia sahibi Hüseyin Çelik için “Ciddiye alınacak birisi değil” dedi.
Orada durmalıydı; duramadı.
Başbakan’a da dokundurdu.
Tayyip Erdoğan’ın Gazze’ye yapılacak yardımlara Türk savaş gemilerinin eşlik edeceği açıklamasına “Gazze Limanı’na kadar gidecekseniz seni alnından öpeceğim” diye tepki gösterdi.
Ve Başbakan’dan derhal karşılığını aldı:
“Kusura bakma, ben bu tertemiz alnımı senin o lekeli dudaklarına sürdürmem!”
Başka bir ülkede olsa güler, eğlenirdik ama bizde yaşanıyor ve bizim siyaset kalitemizi dışa vuruyor. Ağlasak yeridir.
Ama yine de bir tesellimiz var:
Düşmanlık yapan komşuların bile avukatlar bulabildiği bir rejime ve demokratik bir meclise sahibiz.
Hiç eksik olmaz inşallah!
Savaş neden olmaz?
Haberin Devamı

