Türk halkının en az yarısı AKP’nin onuncu yaş günü kutlamasına “İyi ki doğdun” diyerek katılıyor olmalıdır.
Geri kalan yüzde 50 içinde de önemli bir kesim, gelecek adına şüphe bile taşısa bir “başarı hikâyesi” ile karşı karşıya olduklarını biliyordur.
AKP, iktidar fırsatlarını milleti hoşnut edecek biçimde kullandığını kanıtlayan bir parti.
Her defasında arttırdığı oylarını üçüncü genel seçimde yüzde 50’ye ulaştırması büyük başarıdır.
Recep Tayyip Erdoğan da liderliğindeki hareketin sürükleneceğinden korkulan tehlikeleri aşmayı ve İslâmcılık yerine muhafazakârlık temelinde oluşturduğu çağrıya cevap almayı bilmiştir.
AKP benzersiz bir projelendirme başarısıdır.
Erdoğan ve arkadaşları daha parti kurulmadan “yeni oluşum hareketi” adıyla anıldığı günlerden başlayarak, iyi düşünülmüş bir strateji ve benzersiz bir disiplin içinde çalışmış, bunun da ödülünü almıştır.
Lider kadronun kuruluş aşamasında ezberlediği “Türkiye Projesi“ AKP’nin yolun başındaki taahhüdüne bağlı kaldığını hatırlatıyor.
O aşamada Tayyip Erdoğan rapora dayanarak şunları demişti:
“İslâm devleti veya şeriat devleti modeli Türkiye’nin şartlarına uygun değildir. Erbakan modeli İslâmın karikatürüdür. Varlığımızın temel şartı Batı’yı anlamak. Kapitalizme alternatif ekonomi rejimi yoktur.”
Dışardan çok etkileyici
Erdoğan Türk seçmeninin ne din, ne ekonomik model olarak militan bir bağlılığa tutsak olmadığını gören bir önder olarak ülke kaynaklarını hizmet ve refah arttırıcı amaçlara harcarken kendi zenginini yaratmaktan da uzak durmamıştır.
On yaşındaki parti, iktidardaki dokuzuncu yılına girerken -atalarımız “yiğidi öldür hakkını yeme” demişler- Türkiye’ye bölgesel güç kimliğini kazandırmıştır.
Bu bir böbürlenme değil, dışardan da görünüyor.
Önceki gün Wall Street Journal şunları yazıyordu:
“Modern Türkiye göz kamaştırıyor ve şaşırtıyor. İki haneli büyüme ve her yerde parlak yeni binalarıyla bir zamanlar Avrupa’nın hasta adamı, Avrasyalı bir Çin’e benziyor.”
Fransız Le Figaro gazetesi ise Türkiye için “bölgenin Almanyası“ deyimini kullanıp Osmanlı’yı canlandırmakta olduğunu yazdı.
Ekonomik kazanımlar ve bağlı olarak artan diplomatik etkinliklerin iktidara haklı bir övünç vermesi doğaldır.
Ama AKP iktidarı asıl tatmini, kendi varlığına yönelik olduğunu düşündüğü iki risk faktörüne karşı yürüttüğü mücadelede aradı.
Onarım dönemi başlasın
Kapatılacağı korkusunu tekrar yaşamamak için yargıyı kontrol altına aldı;
Keza askeri darbe korkusuna son vermek için TSK’da ölçüsü kaçmış bir temizliği, evrensel hukuka meydan okuyarak ve yargıyı kullanarak gerçekleştirdi.
Darbeler de, parti kapatma davaları da artık geride kalmıştır.
Kazanılan güven duygusu AKP’yi şimdi nasıl bir rotaya sokacak?
Askeri vesayete son vermek adına yapılan yargı reformları Türkiye’yi hukuktan, adaletten uzaklaştırmış, ülke özgür fikirlerin havasız kaldığı boğucu bir baskı rejimine sürüklenmiştir.
Evet; laiklik başta korkulduğu kadar zarar görmemiştir belki ama demokrasi ve hukuk devleti hasar görmüştür.
İktidar partisi bu gerçeği kabul edecek özgüveni acaba gösterir mi?
Yeni Anayasa, yıkılmış olan kuvvetler ayrılığı ilkesini yeniden inşa etmek için fırsattır.
Ama değerlendirir mi?
Eğer Cumhuriyetin 100’üncü yılında halâ iktidar olacağı iddiasını hak etmek istiyorsa buna mecburdur!
Onuncu yıl
Haberin Devamı

