Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) da onun bir kurumu.
Ama UEFA’nın talebi ile Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden meneden TFF sömürge yönetimlerine yakışan, onur kırıcı bir itaat örneği sergilemiştir.
Aldığı karar, onurlu bir ikna oluşun yansıması değildir.
Çünkü 3 Temmuz sabahından bu yana gelişen şike soruşturması bir anda beklenmedik kırılma göstermiş, Fenerbahçe birkaç saat içinde adeta yok edilmiştir!
Federasyon şikeye dair kuvvetli şüphe duysa zaten ipi başta kendisi çekerdi.
Kurumsal vicdanında böyle bir kanaat oluşmadığı için savcı iddianamesinin beklenmesine karar verildi.
TFF’nin bulamadığı kanıtları UEFA mı ele geçirdi ki bir anda patladı:
“Fenerbahçe çekilsin. Çekilmezse TFF men kararı verip tebliğ etsin. Yoksa...”
Yoksa uyarısı Türkiye’ye Avrupa kapılarını uzun yıllar kapatacak müeyyidelerin tehdidini içeriyor. UEFA bu yaptırımı haklı çıkaracak delillere mi ulaşmıştır?
Hayır. Amaç “Şampiyonlar Ligi” adındaki değerli markayı korumaktır..
Buna itiraz eden yok ama sonunda Fenerbahçe temize çıkarsa ne olacak?
Onun yolunu kim kesmişse büyük tazminatlar ödemeye mecbur kalacak.
UEFA bu ihtimalin az olmadığını hissetmiş olmalıdır. Tüm riski TFF’nin sırtına yüklemesi bunu gösteriyor.
Bu bir krizdir ve çok kötü yönetilmiştir.
Fenerbahçe’nin uğradığı hak mahrumiyeti bir yargısız infazdır.
Yarın soruşturma tamamlanıp Türk mahkemelerinde dava açıldığı zaman, bu haksız kararın tsunami yıkıcılığında ikinci tahribatı yaşanacaktır.
Çünkü TFF’nin UEFA dayatması ile verdiği men kararı, şike suçunun işlenmiş olduğuna dair kanaatin mahkemede güçlenmesine sebep olacaktır.
Federasyon bir de şu soruya cevap versin:
Avrupa’da oynaması sakıncalı görülen bir kulübün Türkiye liginde oynaması nasıl göze alınacak?
Krizin kötü yönetilmesi Türk futbolunu geri götürecektir.
Oysa yeni TFF Başkanı’nın acemiliğinde uğradığımız bu talihsizliği haysiyetimizi koruyarak ve bu kadar ağır bedel ödemeden aşabilirdik.
“Şüphelerimiz var; geçen sezonun sonuçlarını dondurup yargının kararını bekleyeceğiz” demeyi bilsek UEFA’nın müdahalesini önleyebilirdik.
Şimdiki durum meşhur deyimi hatırlatıyor:
Binmişiz bir alâmete, gidiyoruz kıyamete!
Delikler tıkandı mı?
Eski Genelkurmay Başkanı Koşaner’in bir yıl önce bazı komutanlarla yaptığı konuşmanın yeni bölümleri dün yayınlandı.
Güncel sorunlar üstüne eleştiriler yapan Koşaner, Balyoz davasına konu olan 2003 tarihli plan seminerini irdeliyor.
“Birinci Ordu’da her şeyimizi çaldırmışız. Seminerle ilgili neyimiz var neyimiz yok, çaldırmışız” diyor.
“Karargâhtan böyle planlar nasıl dışarı çıkar, izahı yok.
Ne konuşuyorsak var adamların elinde” diye şikâyet ediyor.
Plan tatbikatı, sanal savaş oyunudur.
O tatbikatla ilgili belgeleri çaldıran bir karargâh mazallah bir savaş olsa sırlarını planlarını düşmandan koruyabilir mi?
Meselenin hafife alınır yanı yok.
Çünkü eski Genelkurmay Başkanı gizliliğin korunamadığını, bilgi güvenliğinin eleğe döndüğünü söylüyor, eleştiriyor, silâh arkadaşlarını silkeliyor.
Ve o konuşması bile kayda alınıp piyasaya sürülüyor!

