Haddini bilen çırak daha iyi!

Haberin Devamı

Ekonomik öngörülerine güvendiğim bir dostum ilginç gelen bir şey söyledi dün.

“Usta olduğuna inanan kişilerden korkarım. En kötü kazaları kendini usta sayan şoförler yapıyor” dedi.

Konu Başbakan Erdoğan’ın il başkanları toplantısındaki konuşmasıydı.

Başbakan son zamanlarda büyüme rakamlarından duyduğu memnuniyet sebebiyle ekonomik konulara aşırı bir ilgi gösteriyor.

Bu kötü değil ama yanlış bir ifade, dışarıdaki krizin de etkisiyle iç dengeleri bir anda altüst edebiliyor.

Erdoğan sekiz yıl boyunca ustalık iddiasında bulunmadı.

Acemi olduğunu bilen komplekssiz adamların doğru davranışlarını benimsedi.

İşi bilenlere emanet etti ve bu sayede piyasaları rahat ettirdi.

Büyüme rakamlarının kışkırttığı övünme duygusu ile ekonomi konuşmaya başlamasa, ondan cesaret alan politik ve teknik aktörler birbiriyle çelişen demeçleri ile ortalığı karıştırmasa belki son krizi daha hafif hasarlarla atlatabilecektik.

Fazla böbürlenmemek lâzım.

Başbakan “Biz sağlamız. Kriz bu kez teğet bile geçmeyecek” diyor ama ödediğimiz bedel, krizin kaynağı ülkelerden daha beter.

Borsamız ve milli paramız büyük kayba uğramıştır.

Başbakan’ın ekonomi kurmayları ile salı günü yaptığı toplantıda cari açığa tedbir ararken saptanan strateji doğrudur.

Doğru desteklerle de hayat bulabilirse Türkiye daha güçlü bir geleceğin kapılarını açabilir.

Cari açık sorununu aşmanın temel tedbiri bizce “tam isabet”tir. Üretim Türkiye’nin uzun zamandan beri unuttuğu bir değerdi.

Ürettiğimizden fazlasını tükettik el kesesinden yiyip içtik, hak etmediğimiz lüksleri yaşadık.

Daha ağır bir faturayı bile hak etmiştik. O bakımdan kendimizi ucuz kurtulmuş sayabiliriz.

Üretimle barışık bir model doğru tercihtir.

Ve hiç terk edilmemelidir.

Başbakan üretimi teşvik etsin, israfa karşı dursun ama ekonomi yönetiminde usta olduğuna hiçbir zaman inanmasın.

Ekonomide tedbirli bir kalfa allâme olduğu duygusuna kapılan bir ustadan daima daha güvenlidir!

*****


Paşa firar ikramını kabul etmedi

Hükümet hakkında kara propaganda yapmak amacıyla kurulan internet siteleri davası kapsamında Emekli Orgeneral Hasan Iğsız’ın tutuklanması bayağı maceralı oldu.

Her tutuklama bir dramdır ama bu, Levent Kırca’nın “Olacak O Kadar Televizyonu”na lâyık mizah ögeleri de içerdi.

Hakkındaki yakalama kararı nedeniyle Paşa erkenden Beşiktaş’taki adliyeye gitti. Yarım saat bahçede bekledi.

Kendisine öğleden sonra gelmesi söylenerek gönderildi.

Yakalama emri, kaçması muhtemel sanıklar için çıkarılır.

“Şimdi git, sonra gel” demek Iğsız Paşa’ya “kaçma hakkı”nı kullanması için tanınan bir fırsat mıydı?

Eğer öyleyse Paşa bu hakkı kullanmadı!

Öğle vakti döndü, mahkemeye çıktı, tutuklandı.

Niye tutuklandı?

Delilleri karartması mümkün değil; çünkü emekli olmuş.

Suçluluğuna dair güçlü kanaat oluşması zor; çünkü iddianamede yeterli delil bulunmuyor.

“Kaçma ihtimali var” diyemez kimse; çünkü ikram edilen o şansı reddetmiş, geri dönüp teslim olmuş.

Bu davalardaki tutuklamaların bir adli tedbir değil, intikamcı bir ceza aracı olarak kullanıldığı ne kadar da açık ve bir o kadar da kaba biçimde anlatılıyor!

DİĞER YENİ YAZILAR