Önceki gün dini bilgisine ve inancına çok güvendiğim, yaşça benden hayli büyük bir ağabeyim aradı. Çok ilginç şeyler söyledi. Bakın aramızda nasıl bir konuşma geçti:- Ben de hoş geldin diyorum. Yazmaya başlaman çok iyi oldu.- Teşekkürler.- Yine ilginç konulara giriyorsun.- Sağolun.- İlk yazılarından birinde Türkiye’nin seviye kaybettiğini yazmıştın.- Evet.- O yazı hoşuma gitti ve bende başka çağrışımlar yarattı.- Nasıl?- Bunlar Müslümanlığı da aşağı çekiyorlar.- Evet, zaten biraz da onu kastediyordum.- Türkiye binlerce yıl Müslümanlığın en iyi yaşandığı ülke olmuştu.- Evet bana göre Müslümanlığı koruyan ülke de olduk.- Çok haklısın. Eğer Türkler olmasaydı Müslümanlık bu kadar gelişemezdi.- Müslümanlığa karşı saldırılar tarih boyunca hep Türkler tarafından püskürtüldü.- Aynen öyle. Bunun dışında Türkler Müslümanlığı çok iyi yaşadılar, kendilerini Arap kültüründen ayırmayı bildiler.- Şimdi sanki tersine bir şeyler oluyor.- Aynen öyle. Bak şimdi sana bazı sorular soracağım.- Tabii buyrun?- Annen, baban oruç tutar mı?- İki yıl öncesine kadar tutuyorlardı. Kendimi bildim bile böyleydi.- İki yıldır neden tutmuyorlar.- Her ikisinin de yaşı 70’i geçti. Bazı ilaçlar almak zorunlar.- Peki sen tutuyor musun?- Ortaokul son sınıfa kadar hiç bırakmadım.- Sonra?- Onu anlatmak uzun sürer. Ama bunu bilincimle yaptığımı söyleyeyim sadece.- Peki inancın var mı?- Bugünkü iktidar ölçülerine göre yok denebilir ama elbette var.- Camiye gittin mi, namaz kıldın mı?- İlk kez 4 yaşımda babamla gitmiştim. Sonra oruç tuttuğum zamanlar teravih namazına da gittiğim oldu.- Cuma namazı?- Gittim ama sürekli değildi.- Baban.- O zamanında giderdi.- Sonra bıraktı mı?- Evet ama sebebi var.- Nedir o?- Balıkesir’deyken, bir bayram namazında imam ‘Çoğunuzu normal vakitlerde görmüyorum. Böyle bayramdan bayrama geleceğinine hiç gelmeyin’ demiş. Babam da çok öfkelenmiş.- Ne yapmış sonra?- Müftülüğe şikayet etmişti.- Ne demişti?- Böyle konuşma mı olur demişti.- Başka?- Bu dine saygısızlıktır. Oysa imamın gördüğü kalabalık karşısında ‘Bayramlarda dolduruyorsunuz. Biliyorum günümüzde iş güç nedeniyle ibadetler yeterince yerine getirilemiyor. Ama önce Cumalara uyarsınız, sonra da sıra beş vakite de gelir demeliydi’ demiş.- Baban haklıymış. Peki ailenizde başını örten var mı?- Bizde yok. Rahmetli anneannemle babaannem de başı açık çağdaş insanlardı.- Yakınlarınızda?- Olmaz mı, vardı tabii.- Türban mı?- Yok canım, bildiğiniz başörtüsü işte.- Bayramlar nasıl geçerdi.- Tam geleneklere uygun biçimde. Hani laf aramızda çocukken ve gençken bayramlaşmalardan fenalık geldiği bile olurdu.- Bütün bunları neden sordum biliyor musun?- Neden?- Çünkü biz böyleyiz işte. Herkes kendi çapında dini vecibelerini yerine getirmeye çalışırdı. İnancı içindeydi. Kimse kimseye dine ne kadar bağlı olduğunu kanıtlamaya çabalamazdı. Herkes de herkesi bilirdi.- Evet ve en önemlisi, şimdi bazılarının yalan söylediği gibi kimsenin dini inançlarına da karışılmazdı.- Aynen öyle. Cumhuriyet döneminde dinini özgürce yaşadığı için kimseye karışılmadı, kimseye eziyet edilmedi.- Şimdi başka türlü konuşuyorlar.- Evet zaten fenalık da burada. Bugünkü anlayış Müslümanlığı da geriye çekiyor, aşağı indiriyor, küçük düşürüyor.- Bana göre bugünkü kafa bin yıllık barışı da bozuyor.- Evet öyle. Türk insanının kendine has bir yorumu ve yaşam biçimi vardı.- Siyasi amaçlarla bozuldu bu denge.- Haklısın. 1950’lerde başladı bu. İnançlı ama eğitimsiz kesimleri oy deposu gibi görenler başlattı bunu.- Sonuç ortada işte.- Merak etme Türkiye bunun içinden çıkacaktır.- Ama umutsuzluk da artıyor.- Tamam da, bunlar geçer. Türk halkının mayasında gericilik ve irtica yok. Bu günler de geçecektir.- İnşallah.- Bu konuda daha söylenecek çok şey var. Konuşuruz yine.- Memnuniyetle, her zaman bekliyorum.*****“Kızları güzel ama”Türkmenbaşı toprağa verilirken yıllar önce yaptığımız Türkmenistan gezisinde aklımda yer eden bir anıyı daha hatırladım.Atatürk Orman Çiftliği gibi bir yerdeki yemekte Türkmenbaşı’nın Tansu Hanım’ı dansa davet etmesini birkaç gün önce yazmıştım.İşte bu yemekten önce bazı gazeteci arkadaşlarla birlikte Türkmenbaşı ile ayak üstü sohbet etme imkanı bulmuştuk.Türkmenbaşı gerçekten çok neşeli ve esprili bir devlet adamıydı. Hatta dilinin kemiği yoktu bile denebilir. Kızdığında da espri yaptığında da herkesin kolay kolay söyleyemeyeceği sözleri söylerdi.Örneğin bir keresinde dönemin Enerji Bakanı Cumhur Ersümer’i basın toplantısında herkesin içinde azarlayıvermişti.Neyse, işte o gece bir arkadaşımız “Diğer Türk Cumhuriyetleri’nde Rus nüfusu hayli azalmış. Ama burada gördüğümüz kadarıyla çok Rus var, niye” diye sordu.Türkmenbaşı hain bir gülüş fırlattıktan sonra “Ama onların da kızları çok güzel” demez mi?*****Eskileri araştırıyorBaşbakan Erdoğan’ın parti yetkililerine talimat vererek bugüne kadar Cumhurbaşkanı olan isimlerle ilgili araştırma yapılmasını istediği belirtiliyor. Niyet çok belli. Eski Cumhurbaşkanları’nın hangi koşullarda ve nasıl seçildikleri ortaya çıkarılacak. Böylece Tayyip Bey bundan kendine pay çıkaracak.Çünkü işin gerçeği, Türkiye Cumhurbaşkanları’nın ikisi hariç hiçbirini doğal koşullarda seçmedi.Atatürk’ü hariç tutmak gerek. O zaten devletin kurucusu. Bunun ötesinde İnönü günün koşullarına göre normal yoldan seçildi. Ardından Bayar çok partili demokrasiye geçişin ödülünü aldı.Ondan sonrası karışık. Cemal Gürsel 27 Mayıs’ın lideri olarak o koltuğa oturdu. Ardından Türkiye tekrar demokrasiye geçiş yaptı ama Cumhurbaşkanlığı için “zorunlu!” olarak bir emekli orgeneral aday gösterildi ve Cevdet Sunay Cumhurbaşkanı oldu. Derken 12 Mart muhtırası geldi, Cumhurbaşkanı yine sorun oldu, çare yine emekli bir askerde bulundu. Korutürk Çankaya’ya çıktı.Korutürk’ün görev süresi 12 Eylül 1980’e doğru bitiyordu. Sorun tekrar yaşanmaya başladı. Meclis kurallarına göre Cumhurbaşkanı seçimi bir türlü yapılamadı. Milletvekilleri 100’ün üzerinde seçim turu yaptı, sonuç çıkmadı ve 12 Eylül askeri müdahalesi geldi.Askeri dönemin Başkanı Kenan Evren’di. Tekrar demokrasiye dönüldü. Bayar’dan sonra ilk kez Meclis içinden bir sivil Çankaya’ya çıktı. Ama Turgut Özal da Cumhurbaşkanı seçildiğinde kamuoyundaki desteği yüzde 21’e gerilemişti. Bu kez bu durum sorun oldu. İktidara gelen SHP- DYP hükümeti uzun süre Özal’ı yok saymaya kalktı. Özal küstü. Bir süre sonra kalbine yenildi.Çankaya’ya iktidarın başı Demirel çıktı bu kez. Belki bir tek onun seçiminde çok sorun yaşanmadı. Ama o da partisini bırakıp Çankaya’ya kaçmakla suçlandı.Demirel’in görev süresi de bu kez 28 Şubat sürecinin sonunda bitti. Yeniden arayış başladı. Son iki seçimi Meclis içinden yapan siyaset bu kez gözünü yine dışarı çevirdi.Ecevit’in bir kendisine gelen davetiye üzerinde adını gördüğü Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer tam emekli olacağı sırada kendini Çankaya’da buluverdi.Kısacası Cumhurbaşkanlığı’nın tarihi böyle işte.Sanıyorum Tayyip bey de bunları biraz daha ayrıntılı olarak sıraladıktan sonra “Sanki Cumhurbaşkanlığı seçimini hep huzur içinde yapmışız gibi bana niye karşı çıkıyorsunuz” diyecek.
Menemen olayının yıldönümüydü cumartesi günü. Bazı gruplar her yıl olduğu gibi bu yıl da Menemen’de gericiliği telin eden bir gösteri düzenlediler. Bu yıl katılımın biraz daha fazla olması için çağrılar yapıldı.Sonuçta Menemen’de her yıldan daha fazla bir katılımla gericilik protesto edildi.Siyasal İslamcı basın Menemen’deki gösterileri dün alaya almıştı. Onlara göre katılım çok düşüktü ve bir avuç “Ulusalcı- laikçi” rezil olmuştu.Bana göre öyle değil. Menemen’e günü birliğine gitmek herhalde o kadar kolay değil. Buna rağmen toplanan kalabalık azımsanamaz.Siyasal İslamcı basın bir konuda yanılıyor. Onlar Türk halkının içindeki Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine bağlılık konusunu fazla küçümsüyorlar.Menemen’i ölçü almak, oradaki kalabalıkla alay etmek yerine Anıtkabir’i son bir yılda ziyaret edenlerin sayısına ve yıllara göre artışına baksınlar.Türk halkı tepkisini batı ülkelerinde olduğu gibi sokağa dökülerek, çok büyük mitingler yaparak göstermez.Türk halkı eylemini bireysel olarak gösterir. Sessizce bekler. Kendince eylemler yapar. Bunlar öyle gösterişli, şatafatlı, basına da yansıyan eylemler değildir.10 Kasım’da saat dokuzu beş geçe nerede olursa olsun sirenleri duyduğu an saygı duruşuna geçer.Çoluğunu çocuğunu alır hiç olmadık bir günde Anıtkabir’i ziyaret eder. Örneğin bu yıl 8 milyonu aşkın insan Anıtkabir’e gitmiş.Dolmabahçe Sarayı’nı ziyaret edip Ata’nın öldüğü odada göz yaşlarını tutamaz. İlkokuldaki çocuğuna hiç olmazsa bir tane Atatürk şiiri ezberletir.Bayram namazlarında, cenazelerde dua okunurken içinden Kurtuluş Savaşı Şehitleri’ni ve Atatürk’ü mutlaka anar.Bayramlarda milli günlerde Türk Bayrağı’nı büyüğüne küçüğüne bakmadan balkonuna penceresine asar.Başbakan’ın ziyaret ettiği yerlerde evinin camına küçücük de olsa bir Atatürk resmi asar.Kısacası Türk halkının bu konudaki tepkisi içindedir. Bekler. Zamanını kollar. Sokaklara dökülüp eylem yapmaz. Ancak milleti derinden etkileyen bir cenaze sırasında biraz daha aktifleşir.Bu nedenle Menemen’deki kalabalığı azımsayıp da “Bir avuç laikçi” veya “Üç beş ulusalcı” gibi alaycı iğnelemeler yapmak bu kesimin duygularını okşamaktan ileri gitmez.Halkın sessizliğine bakıp “Bundan sonrası artık çok kolay. Bir de Çankaya’yı ele geçirdik mi bizi kimse tutamaz” diye düşünmek büyük hayal kırıklığı yaratabilir.Şunu unutmamak gerek. Bugüne kadar halkın bu sessizliğini görmeyen ve bunu yanlış yorumlayan bütün iktidarlar ummadıkları anda tepetaklak oldular.*****Türkiye ne ilginç ülkeİki haber çok ilgimi çekti. Biri Porsche satışlarını üçe katlamış. İkincisi de ilk kez bu yıl yılbaşı çamı satışlarında düşüş olmuş.Bu iki haber de Türkiye’nin nasıl ilginç bir ülke olduğunun göstergesi bana göre.Bir taraftan çok ciddi geçim sıkıntısı çeken milyonlarca insan varken bazıları yüzbinlerce dolarlık arabalar için sıraya bile giriyor. Tabii burası Pakistan ya da Afganistan değil. Toplumda o kadar derin uçurumlar yok. Türkiye kaynaklarıyla, iş gücüyle, verimliliği ile sürekli yukarı giden bir ülke.Ama yine de bu kadar lüks arabalar satın almak için insanların adeta yarışması tuhaf geliyor.Çam satışlarının düşmesi ise Türkiye’nin bir başka çelişkisi.Efendim bu yıl yılbaşı ile kurban bayramı aynı güne denk geldi ya çam satışlarının düşmesi bu nedenle olmuş. Kurban Bayramı ile Hıristiyanların Noel’nin simgesi olan çam süslemenin birlikte olmasının dinen uygun olmayacağını düşünüyor pek çok kişi herhalde.Bizde Müslümanlığı yaşamak başka İslam ülkeleriyle pek kıyaslanamaz. Herkes hem dini inancını hem de sosyal yaşamını çatışmadan ve tartışmadan sürdürmeye çalışır. Belki bugünkü iktidarın anlayışı ve dine bakışı bu dengeyi bozuyor.Bu konuyu dini bilgilerine çok güvendiğim toplumda da saygın bir ismi olan büyüğümle konuşmuştum geçenlerde. O konuşmayı size yarın nakletmek istiyorum.Bu arada yıllar önce de yazmıştım tekrar hatırlatmak isterim, şu çam olayının gerçeği de ilginçtir.Herkes yılbaşı için çam katliamı yapıldığını düşünür ve bazıları da buna çok öfkelenir. Oysa durum bu değil. Aralık ayı çamların budanma dönemiymiş. Kimbilir kaç yıl önce birileri budanan bu çam dallarını evine götürüp süslemeyi düşünmüş. Dönem de Noel’e denk geldiğinden böyle bir adet çıkmış.Yani süslenen çamlar aslında kökünden kesilmiyor. Uzayan ve dallar bunlar.*****Öldüren sigaraSigaraların üzerinde “sigara öldürür” falan gibi yazılar var ya, işte bunlarla ilgili üretilmiş pek çok espri var. Çok konuşulduğu için bilen de çoktur ama bilmeyenlerin benimle güleceğini sanıyorum. Bir ara bazı sigaraların üzerinde “sigara erkeklik gücünü azaltır” türünde yazılar da vardı.Temel bakkala girmiş ve istediği sigarayı söylemiş. Bakkal sigarayı vermiş. Temel bir bakmış ki paketin üzerinde “sigara erkeklik gücünü azaltır” yazıyor. Temel suratını asmış ve paketi bakkala uzatarak “kardeşim sen bana şunun öldüreninden versene” demiş.Bir arkadaşım var, çok sigara içiyor. Üşenmemiş evindeki bilgisayardan tıpkı sigaraların üzerinde yazan sloganların tersini yazıp çıkış almış. Bunları da aldığı paketlerin üzerine yapıştırıyor.Sonra kalabalık yerlerde sigarayı masanın üzerine bırakıyor. Tabii görenler hayretler içinde.Çünkü sloganlar şöyle: “Sigara sağlıktır” “Sigara uzun yaşatır” “Sigara erkekliği güçlendirir” “Sigara iç hayat bul.” Tamam, taktız espriler ama, insan yine de gülmeden edemiyor.*****Hamas ve Tayyip BeyBaşbakan Erdoğan’ın Filistin’de erken seçim yapılmasına gerek olmadığını söylemesinin dış siyasetimizde nasıl bir etki yapacağı henüz pek görünmedi.Ama AB konusunda Türkiye’ye yırtınırcasına destek veren İngiltere’nin buna çok sessiz kalmayacağını söylemek yanlış olmaz. Nitekim dış yorumlar da bu yönde. Ancak şu sıralar Noel nedeniyle tüm Avrupa kendi içine kapandığından olay unutuldu gibi görünüyor.Bunu bir kenara bırakalım da Tayyip Bey, Hamas konusunda neden bu kadar hassa davrandı ona bakalım.Çünkü Filistin’de erken seçim talepleri Türkiye’dekini andırıyor. Orada da Hamas’ın iktidara gelişi endişe ile karşılanıyor. Ve bu durumdan kurtulmak için erken seçim talepleri öne sürülüyor. Başbakan eğer Filistin’de erken seçim olması yönünde görüş bildirirse Türkiye’de açmaza düşecek. Böyle olunca da uluslar arası tepkiyi bile göze alıp Hamas’ın yanında görünmeyi tercih ediyor.
Ankara’da yapılan TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Toplantısı’nda konuşulanlar son günleri siyasi gelişmelerine damgasını vurdu. Büyük işadamları erken seçimden Cumhurbaşkanı’na, AB’den apronda deve kesmeye kadar pek çok konuda görüş bildirdiler. Büyük bölümü basına kapalı yapılan toplantının perde arkasını ve satırarası mesajlarını öğrenmek için bir TÜSİAD üyesi ile görüştüm. Aramızda şu konuşma geçti:- Ortalığı karıştırdınız yine?- Yok canım, neden?- Erken seçim istemiyorsunuz.- Onu pek çok kişi istemiyor.- CHP’yi de kızdırmışsınızdır.- Kızmasınlar- Hayır Baykal TÜSİAD’tan destek istemişti de.- O yanlış bir talepti.- Neden?- Çünkü TÜSİAD’ı da sıkıntıya sokan bir talepti.- Ama siz çok güçlü bir sivil toplum kuruluşu görünümündesiniz.- Tamam da böyle açık açık siyaset içine çekme talebi rahatsız edici.- Neden erken seçim istemiyorsunuz?- Sorunu çözebileceğini düşünmüyor kimse.- Seçim çare değil mi?- Elbette çare ama şu anda Türkiye’nin sıkıntısını aşmaya yaramayacak.- Ne fark eder, zaten bu yıl seçim var biraz erken olsa ne olur?- Zamanında yapılmasında sorun yok. Onu herkes biliyor. Ama erkene alınırsa özellikle ekonomide tamiri güç yaralar açılabilir.- Ama aksi takdirde toplumda tamiri güç sıkıntılar oluşmaz mı?- O kadar sıkıntı olacağını sanmıyorum.- Cumhurbaşkanlığı seçimi toplumun büyük kesiminde endişe yaratıyor.- Bizde de yaratıyor.- Ama siz bu Meclis seçsin istiyorsunuz.- Evet, doğrusu bu.- Yani Tayyip Bey Cumhurbaşkanı olsun diyorsunuz.- Hayır öyle demiyoruz.- Cumhurbaşkanı’nı bu Meclis seçsin demek o kapıya çıkmıyor mu?- Neden o kapıya çıksın?- Bu Meclis kimi seçecek peki?- Orada uzlaşma olsun diyoruz.- Uzlaşma olmaz ki, Tayyip Bey ayağına gelen kısmeti teper mi?- Satıraralarını iyi okumak lazım.- Okuyoruz da, toplantının büyük bölümü basına kapalı, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemiyoruz ki.- Tayyip Bey Cumhurbaşkanı olsun demiyoruz- Ama o anlaşılmıyor mu?- Yoruma bağlı.- Herkes istediği tarafa çekebilir yani.- Öyle değil. Cümleye dikkat et, bu konuda uzlaşma olmasını tavsiye ediyoruz.- Uzlaşma olur mu?- Makul olan odur. Türkiye’de aklı selimin galip geleceğine inanıyoruz.- Yani Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olabilir.- Cinlik yapma.- Cinlik yapmıyorum, niyet çözmeye çalışıyorum.- Tayyip Erdoğan’ın durumunu koruması daha iyi.- Yani Cumhurbaşkanı başkası olsun.- Bu daha doğru gibi geliyor.- Neden?- Tayyip Bey’in Cumhurbaşkanlığı sorun yaratabilir.- Nasıl?- Bir kere toplumda tepki olacak.- Sonra?- Partisi sıkıntıya girecek.- Girsin, bu sizi neden ilgilendiriyor.- Parti bizi ilgilendirmez, ülkenin durumu ilgilendirir.- İlgisi?- AKP seçimden zayıflayarak ama birinci çıkabilir.- Çıkabilir tabii.- O zaman çok ortaklı koalisyonlar gündeme gelir.- Bu kaçınılmaz görünüyor.- Doğru da, kaçınılmazı daha da karmaşık hale getirmemek lazım.- Seçimden sonra koalisyon olacağını düşünüyorsunuz.- Bugünkü manzara öyle.- Yani AKP tekrar tek başına iktidar olamaz mı?- Şahsi fikrim tabii, bana göre ilk seçimden koalisyon çıkacaktır.- AKP içinde yer alır mı?- Bunu bilmek mümkün değil ancak günü gelince göreceğiz.- Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı’nı da eleştirdiniz.- Nereden çıktı bu?- Siyasal İslamcı basının yorumu böyle.- Ülke çıkarları için tek sesten söz ediyorsunuz.- Oradan Cumhurbaşkanı eleştirisi mi çıkıyor?- AKP yandaşları öyle diyor.- Yanılıyorlar, bu mesaj herkese.- Demokrasilerde tek ses var mıdır?- Bunun demokrasi ile ilgisi yok ki.- Nasıl yok?- Ülke çıkarından söz ediyoruz. Burada herkesi tek ses olmaya çağırmak yanlış mı?- Yanlış değil de, ülke çıkarlarının ne olduğu konusunda fikir birliği yok.- Olabilir, bu bizim görüşümüz.*****Neden şimdi soruyorsunuz?AKP’liler ve yandaşları Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça “şekli demokrasiyi” şiar edinip kendilerini uyaranlara salvo atışları yapıyorlar. “Cumhurbaşkanlığı neden şimdi sorun oluyor, Anayasa ve yasalara uymak neden sizi rahatsız ediyor, AKP neden Cumhurbaşkanı’nı seçemezmiş” gibi sorular soruyorlar.Bunun cevabı çok basit. Çünkü kamuoyunun büyük bölümünde AKP’nin icraatları sonucu Cumhuriyet’in temel ilkelerinin zedeleneceği korkusu ve endişesi var. Bunu yok sayarak ve demokrasicilik oynayarak sanki çok masum bir şey soruyor ifadesi takınmak kimseyi kandıramaz. Ama ne yazık ki bu oyunu sorun çözülünceye kadar oynamaya da mahkumuz.*****Her şeye birebir basit bir ilaçBaşta kolesterol olmak üzere, mide barsak sorunu yaşayan, strese bağlı rahatsızlıklar çekenlerle kilolarından şikayetçi olanlara tavsiye edebileceğim çok basit ama sonuçları müthiş bir ilaç öğrendim.Bir litre limon sıkıyorsunuz. Bu limonun içine 40 diş sarımsağı ezerek atıyorsunuz. Hazırladığınız karışımı içine ışık sızmayacak şekilde kapattığınız tercihan bir cam kaba koyuyorsunuz. Sonra bu kabı 25 gün süreyle her gün en az bir kere iyice çalkalıyorsunuz.25 gün sonra kıvamına gelen bu karışımdan her sabah aç karnına bir kahve fincanının yarısına kadar doldurup içiyorsunuz.Tadı çok ekşi ve elbette müthiş bir sarımsak kokusu var. Ama ardından kahvaltı edip bir de dişlerinizi fırçaladığınızda sorun gideriliyor.Bunu deneyen birkaç kişi biliyorum. Yüksek olan kolesterolleri inanılmaz biçimde düştü. Ayrıca diğer sorunlarını çözenleri de biliyorum. Bu basit ilacın pek çok kişiyi memnun edecek özelliği de uzun vadede kilo verdirmesi.*****Meğer o çiftçi değilmiş!Tayyip Bey televizyonda konuşuyor. Sunucu “O çiftçiye söylediğiniz sözler” derken Tayyip Bey sözünü kesiyor ve “ne çiftçisi canım, onun öyle olmadığı anlaşıldı. Bu işi profesyonel hale getirmiş, Tansu Hanım’a da yapmış” diyor. Ve konu kapanıyor.Burada dikkatimi çeken şu: Başbakan karşısındaki vatandaşa “Al ananı da git” diyor. Bunu söylediği sırada karşısındaki kişinin kim olduğunu bilmiyor. Yani adamın düzgün biri olması ya da sahtekar olmasının bir önemi yok. O adam o sırada Başbakan’ın karşısındaki bir vatandaş. Başbakan da onu hayli argoya kaçan bir üslupla azarlıyor.Efendim adam meğer çiftçi değilmiş. İyi de bu sonra öğrenilmiş. Olay sırasında bilinmiyor.Burada önemli olan Başbakan’ın herhangi bir vatandaşa davranışı mı, yoksa bu kişinin sahtekar olması mı?Adam söylediği kişi çıkmayınca Tayyip Bey’in o üslubu kullanması doğru mu oluyor?Bir Başbakan’ın canlı yayında böyle bir demagoji yapması hiç hoş değil.
1995 yılıydı. DYP-SHP koalisyonu hükümeti vardı. Tansu Çiller de Başbakan. Yaz dönemiydi yanlış hatırlamıyorsam. Uzun bir Orta Asya gezisine çıkmıştı. Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan’ı kapsayan bir gezi.Ben de hiç görmediğim ve merak ettiğim bu ülkeleri görme fırsatı bulmuştum bu gezide. Son durak Türkmenistan’dı.Türkmenistan o sıralar hızla kalkınmaya çalışıyordu. Başkent tam bir şantiye görünümündeydi. Hele Ankara’daki Çankaya bölgesini andıran kente hakim bir tepeye birbirinden lüks devlet binaları ve çok lüks konutlar inşa ediliyordu. Bu konutlarda devlet yöneticileri ve bürokratların oturacağını söylemişlerdi.İlk gün resmi temaslar yapıldıktan sonra Türkmenbaşı’nın Çiller ve beraberindekilerin onuruna bir ziyafet vereceğini haber verdiler.Akşamüzeri hepsi kırmızı renkli Volvo otomobillere doluşup ziyafetin verileceği yere gittik.Burası tıpkı Ankara’daki Atatürk Orman Çiftliği gibi bir yerdi. Zaten Niyazov, Türkmenbaşı adını alarak aslında kendine Atatürk demek istemişti. Her şeyi ile O’nu taklit etmeye çalışıyordu.Derken yemeğe geçildi. Rusya başta olmak üzere eski Sovyet Cumhuriyetleri’ne gidenler bilir. Bu tür yemeklerde masada yok yoktur. Ve tabii en önemlisi votka da baş köşededir.Votkaları bizdeki gibi bardakla da içmiyorlar. Küçücük kadehlerde içiliyor ve her kadeh bir kerede içilmek zorunda.Garsonlar başımızın üstünde bekliyor, votka içildiği an mutlaka yenisi konuluyor. Votkayı içmeden önünüzde tutmanın imkanı yok, çünkü birkaç dakikada bir yemekteki biri şerefe kadeh kaldırıyor.Baktım Tansu Hanım durumu idare ediyor. İçmiyor ama kadehi kaldırıyor. Özer bey teklifsiz götürüyor kadehleri.Derken işin eğlence kısmı başladı. Türkmen şarkıcılar çıktı önce. Sonra dans gösterisi yapıldı.Müzik, bizim müziğimize de benziyor. Biz masadaki Türkler daha ağırbaşlı oturuyoruz da, Türkmenler müzik çaldıkça yerlerinde duramıyor.Türkmenbaşı’nın işaretiyle birkaç Türkmen kalkıp oynamaya başladı. Sonra ortalık biraz daha kalabalıklaştı. Bizim Türklerden de, hatta bazı gazeteciler de vardı, kalkıp oynayanlar oldu.Bu sırada Türkmenbaşı Tansu Hanım’ın kolunu tutup “Haydi biz de dansa kalkalım” demez mi? Hepimiz olayı izliyoruz. Tansu Hanım kalksa ne olur? Neyse Tansu Çiller çok kibarca bunun şu sırada uygun kaçmayacağını söyledi herhalde ki Türkmenbaşı ısrardan vazgeçti. Ama kendisi ellerini şaklatarak yerinde oynamaya başladı. Özer bey de ona eşlik etti.Dün bizim gazetenin başlığı “En renkli diktatör öldü” şeklindeydi. Bir başlık bu kadar doğru olabilir. Niyazov yani Türkmenbaşı’nın ölümünü öğrenince bu hatıra canlandı gözümün önünde.*****Sine-i milletle alay etmeyinAKP’liler sine-i millete dönme konusunu alaya almaya başladılar. CHP’liler istifa etse bile bunu Meclis onaylamak durumunda ya, AKP’liler “Biz istersek onaylarız istemezsek onaylamayız” diyorlar.Hatta işi daha da alaya alıp “bazılarını onaylarız, bazılarını onaylamayız” bile diyorlar. Esprili dedikodulara göre örneğin Baykal ve parti yöneticilerinin istifası onaylanacak, diğerlerininki onaylanmayacakmış.AKP’lilere tavsiyem, sine-i millet konusunda bu kadar alaycı olmasınlar. “Baykal’ın istifasını kabul ederiz haa” türündeki sözde komiklikler AKP tabanının bir bölümünü güldürebilir tabii ki.Ancak iş o kadar da ucuz değil. 130’un üzerindeki CHP’li sine-i millete dönme kararı verip istifa ettikten sonra siz onaylasanız ne olur onaylamazsanız ne olur.Bunun bugünkü iktidara içte ve dışta vereceği hasarı hesap etmek gerek. Şimdilik kararsız görünüyorlar, ama sıra gerçekten sine-i millete gelirse ve CHP toptan Meclis’ten çekilirse, durum AKP’lilerin alaya aldığı kadar komik olmayacaktır. Bu alaycı koroya perşembe akşamı canlı yayına çıkan Tayyip bey de katıldı. Belli ki CHP’yi bu yolla tahrik etmeye çalışıyor. İzlediğim kadarıyla Tayyip bey eğer sine-i millet başına gelirse durumun vahametini anlayamayacak.*****Bir adam öldüOlay pek çok gazetede, çok büyük yer almıştı geçen hafta. İstanbul’un en büyük alışveriş merkezlerinden Cevahir’de arka arkaya iki küçük çocuk, yürüyen merdiven boşluğuna düşerek ölmüştü. Kıyamet kopmuştu doğal olarak. Bir de üstüne merkezin güvenlik görevlilerinin hırsızlık yaptığı şüphesiyle küçücük bir çocuğu sopayla dövmesi işin tuzu biberi olmuştu.Bunlardan iki gün sonra gazetelerin iç sayfalarında çok da büyük olmayan bir haber daha yayınlandı. Cevahir alışveriş merkezinin Güvenlik Müdürü Mithat Piroğlu kalp krizi geçirerek ölmüştü. Belli ki yapılan eleştiriler ve üst üste meydana gelen çok ciddi olaylar Piroğlu’nu derinden sarsmıştı. Demek ki bu sarsıntılara kalbi dayanamadı.Bu haberi öğrendiğimde tıpkı o çocukların ölümünde duyduğum sızıyı hissettim yüreğimde.Üç kuruşluk bir tedbirin düşünülememesi, ihmal edilmesi bu hayatta pek çok iş yaptığını sandığım bir insanı da aramızdan alıp götürdü.Hayatın gerçeği belki de bu. Dram artı dram.
Bence temel soru şu: Tayyip Erdoğan mı Cumhurbaşkanı olmasın, yoksa o dahil herhangi bir AKP’li mi?Cumhurbaşkanlığı tartışmaları genellikle ve özellikle Tayyip Bey çevresinde gelişiyor.O henüz hiçbir açıklama yapmasa da hemen herkes onun Çankaya’ya çıkmak için can attığına inanıyor.Tayyip Bey neden Cumhurbaşkanı olmak ister?Bu çok yönlü ve hayli uzun bir tartışma. Zaman zaman onu da yazmaya çalışırım.Odak noktasında Tayyip Bey var ama izlediğim kadarıyla, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkanların ezici çoğunluğu burada herhangi bir başka AKP’liyi de görmek istemiyor.Bu da ister istemez “Karısının başı açık mı, yoksa kapalı mı?” gibi akılsız tartışmalara yol açıyor.Bana göre Çankaya’ya çıkacak kişinin eşinin başının kapalı ya da açık olması birinci öncelikte önem taşımıyor. (Çok önemli ama birinci değil.)Çünkü sonuçta kadın başını kapatarak kimliğini gösteriyor. Peki erkeği nasıl anlayacağız. Karısının başı açık olup da kendisi yobazın önde gideniyse ne olacak?Bu nedenle Cumhurbaşkanı adaylığını şu örtü meselesine takılarak konuşmayalım hiç.AKP hükümeti gökten birden inmedi.Yıllarca görüşlerini, fikirlerini ve ideolojilerini anlattılar.Sonuçta seçim sisteminin cilvesiyle iktidar koltuğuna oturdular.Farklı bir hükümet oldukları kesin. IMF talimatlarını harfiyen uygulayarak, büyük sermayenin keyfini pek kaçırmamaya dikkat ederek ve kalabalık yığınları da Avrupa Birliği ile oyalayarak 4 yılı geçirdiler.Bu süre içinde halkın taleplerini yeterince yerine getiremedikleri gibi, memurun, işçinin, çiftçinin ve esnafın dertlerini çözemediler. Hatta onların önemli bir bölümünü sefalete ittiler.AKP iktidara “yolsuzlukların toplum üzerinde yarattığı tahribat” sayesinde çıkmıştı. Ama gelin görün ki, en çok yolsuzluk da onların iktidarı sırasında ortaya çıktı.Bütün bunların üstüne Cumhuriyet’in temel ilkeleri, Atatürk devrimleri ve laik düzen bu 4 yıl içinde çok ciddi yaralar aldı.Türkiye’nin ruhsal çehresinde önemli değişiklikler oldu.Gelişme ve ilerleme teknolojinin yardımıyla dış görünüşlerde yeşerdi ama sosyal seviye, bilim, sanat, kültür, yaşam biçimleri, gelenek ve örfler giderek aşağı doğru bir ivme kazandı.Cumhurbaşkanlığı makamı bu iktidarın elde etmek istediği son kaledir.İşte Tayyip Bey’e yönelik direnişin temel kaynağı bu.O halde Çankaya’ya Tayyip Bey çıkmış ya da bir başka AKP’li. Far keden bir şey yok. Ezici bir çoğunluğun görüşü aynen böyle.Peki Tayyip Bey dışında bir AKP’linin Cumhurbaşkanı olmasına olumlu bakan var mı?Var tabii. Başta CHP. Genel Başkanı da söyledi; CHP içine sinen bir AKP’linin Köşk’e çıkmasına fazla itiraz etmeyecek.*****İstinye yakında boğulacakİstanbul’u bilmeyenler için hemen söyleyeyim, İstinye Boğaz’ın en nadide koyuna sahip semtlerinden biri. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası da burada.İstinye eskiden arkasında taş ocaklarının bulunduğu, sahildeki küçük bir köy gibiydi.Şimdi o taş ocaklarının üstünde onbinlerce konut var.Ayrıca giderek büyük hizmet yatırımlarının da cazibe alanı oluyor.Bu yatırımlardan biri de Park İstinye Projesi.Söylendiğine göre içinde Türkiye’nin en büyük alışveriş merkezinin bulunduğu proje içinde binlerce konut ve ortak hizmet alanları var.Bu çok güzel. İstinye ve çevresi böylesi müthiş bir komplekse kavuşacağı için çok sevinçli. Ama aynı zamanda da tedirgin.Çünkü İstinye’nin, Maslak, Sarıyer ve Beşiktaş bağlantılarını sağlayan yollar hala aynı.Oysa Park İstinye bittiğinde sadece bu tesisin yaratacağı günlük otomobil hacminin 20 bini aşacağı belirtiliyor.İyi de bunlar nereden gelip gidecekler ve nerede park edecekler?Gözlediğim kadarıyla, Baltalimanı düzenlemesi dışında buranın trafiğini rahatlatacak hiçbir çalışma yok. Bu dev tesis hizmete girdikten sonra mı akla gelecek bu sorun?İstinyeli bir dostum güzel söyledi geçenlerde: “Fena olmayacak. İstinye’den dışarı çıkamayacağımız için kendi halimizde yaşayıp gideceğiz. Kentin başka yerlerindeki stres bizi ilgilendirmeyecek.”*****İVİG adlı serumAdını yeni duydum bu serumun. Allah kimsenin başına vermesin, bazı hastalıklarla karşılaşmadan da bu isimleri öğrenmek mümkün değil.Bir okurum arayıp söyleyince ben de öğrendim. İVİG adlı bir serum başta kas hastalıkları olmak üzere bazı kanser türlerinde ve çocuklarda kullanılıyormuş.Bu serum Türkiye’de üretilmediği için ithal ediliyor.Ancak ithalatçı firmalar ile Sağlık Bakanlığı arasında sık sık anlaşmazlık çıktığı için bu serum piyasaya bir veriliyor bir verilmiyormuş. Tabii sıkıntıyı da bu seruma ihtiyacı olanlar çekiyormuş.Uzmanlara danıştım. Yeni parti serum eczanelere dağıtılmış. Ama sorun kökünden çözülemediği için korkarım yakın bir gelecekte hastalar yine mağdur olacak.Lütfen bir çare.*****AKP seçim mi kazandı?Başta Tayyip Bey olmak üzere bütün AKP’liler hemen her fırsatta “Seçim kazandıklarını” veya “halkın kendilerini seçtiğini” ve bu nedenle “Halkın isteklerini yerine getirdiklerini” söylüyorlar.Bu söylemler tam olarak doğru değil.Bir kere “Biz seçildik, o halde istediğimizi yaparız, çünkü bizi seçen halk da bunu istiyor” türündeki bir söylem asla demokrasi ile bağdaşmaz.Çünkü demokrasinin temel özelliklerinden biri seçenlerin her istediğini yerine getirmek değil, seçen seçmeyen herkese eşit yaklaşmaktır.“Seçim kazandık” sözü de aslında yanlış. AKP 2002’de seçimleri kazanmadı. Birinci parti oldu. Arasında büyük fark var.Yarın-öbür gün çok daha az oy almış partiler de iktidarda olabilirler. Seçim kazanmak gerçek anlamda halkın çoğunluğunun desteği alındığında söylenebilir.Terminolojiye dikkat etmek gerek.
Geçen hafta yazdığım “Sine-i millet iyi bir şey mi?” başlıklı yazı üzerine CHP’li bir milletvekili dostum aradı. Aramızda şu konuşma geçti:- Sine-i milletin iyi bir şey olmadığını yazmışsın.- Hayır öyle demedim.- Peki ne dedin?- Sonuçları beklenenden farklı olabilir dedim.- Ama olumsuz bir yazıydı.- Farkındayım, dikkat çekmek istediğim o değildi.- Neydi?- Ekonomi zaten pamuk ipliğine bağlı. Sine-i millet sonucu ekonomik kriz çıkarsa bunun faturası CHP’ye kesilebilir.- Bu mümkün ama biraz zorlama.- Neden zorlama?- Çünkü bu hükümet ülkeyi eninde sonunda krize sokacak.- Eee o zaman fatura niye size çıksın?- Bize çıkmaz. Herkes farkında.- Bana pek öyle gelmiyor?- Sen galiba iş dünyası ile bağlarını koparmışsın.- Medyaya yansıyan beyanlar müthiş. Herkes sanki altın yılları yaşıyormuşuz gibi konuşuyor.- Sen bakma ona. Satıraralarında durumun hiç de iyi olmadığı söyleniyor.- Ben mi anlamıyorum?- Tabii sen anlamıyorsun. Üç yıl ara verince yeteneklerini mi kaybettin yoksa?- Yok canım, niye öyle olsun?- Bak, TÜSİAD’ın, TOBB’un, Sanayi ve Ticaret Odaları’nın, sivil toplum kuruluşlarının her açıklamalarında ciddi eleştiriler var.- Tamam da, sonunu hep tatlıya bağlıyorlar.- Ne yapacaklardı. İktidar bu, oyuncak mı sandın. Elbette herkes gardını da alacak.- ??????- Şimdi boşver onu. Gelelim sine-i millete.- Peki gelelim.- CHP 130 küsur milletvekiliyle Meclis’i boşaltırsa. Bunu ANAP da izlerse. DYP, GP milletvekilleri ile bağımsızlar da çekilirse ne olur?- Acayip bir şey olur.- Evet ya, acayip bir şey olur. Bu hükümet o andan itibaren istediği gibi davranabilir mi?- Bu iktidar, davranabilir.- Sana öyle geliyor. O kadar da uzun boylu değil.- Hiçbir şey olmamış gibi yola devam ederler.- Hayır edemezler.- Nasıl edemezler.- Bayağı edemezler işte. Sen CHP’nin Meclis’ten çekilmesinin toplumda yaratacağı heyecanı ve coşkuyu hesaplayabiliyor musun?- Valla bilemiyorum.- Bil o zaman.- Ne olur yani?- Ne mi olur. Bütün Türkiye ayağa kalkar. Bu iktidar tek başına yola devam edemez. Meclis’te sadece kendi oylarıyla Cumhurbaşkanı seçemez. Buna cesaret edemez.- Ya ederse.- Çocuk musun sen?- ???*****Engin Cezzar’a neden kıydınız?Kanal D ekranlarında heyecan dozu giderek artan biri dizi yayınlanıyor. “Sağır oda” adlı dizi yakın tarihimizde aynen olmasa bile bir benzerinin yaşandığı iddiasında.Bu dizinin önemli isimlerinden biri de Engin Cezzar’dı. 50 yılı aşkın süredir Türk tiyatro sahnelerinde pek çok başarıya imza atmış olan Engiz Cezzar çok fazla olmayan rolüne rağmen diziye müthiş bir tat katıyordu.Ama son bölümü heyecanla izlerken bir de ne görelim? Engin Cezzar’ın canlandırdığı karakter ölüyor. Bunun dizilerdeki anlamı “diziden çıkarılıyor.” Bunu çok yadırgadım. Böyle önemli bir tiyatro üstadını, belki 100 bölüm bile sürebilecek bir diziden çıkarmak bana pek mantıklı gelmiyor. Senaryo yazarları “Bu baştan belliydi” diyebilir. Ama sorup öğrendiğime göre Engin Cezzar’la anlaşma yapılırken “8. bölümde öleceksiniz” denmemiş.Çok yazık. Tiyatroya yarım asır emek verenlere dizilerde bu kadar hoyrat davranılmamalı.Aynı şekilde yine çok değerli bir tiyatro sanatçısı olan Köksal Engür de aynı diziden benzer şekilde çıkarıldı.Gün demek ki yakışıklı ve kılı kıpırdamadan adam öldüren erkeklerle, güzel mankenlerin günü.*****Irak’a mı gideceğiz?Yeniden yazmaya başlığım güne mi denk geldi yoksa biraz daha mı önceydi tam hatırlamıyorum. Tayyip Bey’e atfen bir yabancı dergide şöyle bir haber çıkmıştı:“Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan Amerikan Başkanı Bush’a, Türk Ordusu’ndaki şahin generallere söz geçiremeyebileceğini ve silahlı kuvvetlerin bahar aylarında Irak’ta bir sınır ötesi operasyon yapabileceğini söyledi.” Bu haberle ilgili tek tük yorumlar çıktı ama harhangi bir yalanlama yayınlanmadı.Bu kadar ciddi bir konuda hükümet tarafından hiçbir açıklama gelmemesi çok manidar. Demek ki yazılanlar doğru.O halde sormak gerek miyor mu? Türk Silahlı Kuvvetleri içinde Irak’a sınır ötesi operasyon yapmak isteyen komutanlar mı var? Varsa bu komutanlar sınır ötesi harekata girişmek için emri kimden alacaklar? Hükümet böyle bir emri vermezse müdahale emrivaki mi yapılacak? Bunun eğer olumsuz olursa, sonuçlarının hesabını kim verecek?Ama bu sorulardan da daha önemli bir soru var kafamda.Bir ülkenin Başbakanı, bir başka ülke başkanına “Şahin generaller var, onları tutamayabilirim” diyor.Amerika mı tutsun istiyor yani?*****Çobanın Hipokrat’ıKonya’daki “testis vakası” karıştıkça karışıyor. Siyasal İslamcı basın böyle bir şey olmadığını anlatmak için bin dereden su getiriyorlar.Aslında bu işi çözmek o kadar zor olmasa gerek. Konya Numune Hastanesi’nin Radyoloji Bölümü’ndeki tüm hekimler bir araya gelir, ortak bir açıklama yaparlar. mesele çözülür.Böylelikle burada çalışan iki kadın doktorun tesettürlü olup olmadığı da anlaşılır.Bu arada Siyasal İslamcı basında olayın kahramanı olan 17 yaşındaki çobanın babası da konuşmuş. Çobanın babasının beyanında bir cümle var ki beni çok sevindirdi.Diyor ki “Hipokrat yemini var da, gazetecilerin yemini yok mu?” Çok güzel. Türkiye’de dağ köyünde yaşayıp çobanlık yapanlar bile hipokrat yemini biliyorsa bizi Avrupa Birliği değil, uzay birliği bile tereddütsüz içine alır.
Erken seçim tartışmaları bütün hızıyla devam ediyor. Benim iddialı biçimde “erken seçim olacak” diye yazmam üzerine siyasi görüşlerine güvendiğim bir dostum aradı. Aramızda şu konuşma geçti:- Erken Seçim kesin olacak demişsin.- Evet- Olmama ihtimali daha ağır basıyor.- Bence öyle değil.- Ama seçim olmazsa zora düşeceksin.- Orası doğru da, ben aklı selimin galip geleceğine inanıyorum.- Siyasette her şey aklı selimle olmaz.- Neden olmasın?- Sen idealist bakıyorsun.- Nasıl bakacağım?- Realite başka.- Nasıl?- Bir kere bakalım seçimi istemeyen sadece AKP mi?- CHP istemez mi?- Parti yöneticileri belki ister de sor bakalım milletvekillerine.- Onlar ne diyor?- Bir şey demiyorlar da, seçime 11 küsur ay var. Kimse rahatını bozmak istemez.- Ne yapalım, olacak o kadar.- Bunun yanı sıra seçim kararı alırlar da.... yapamaya da bilirler.- Neden, Meclis karar alacak..- Seçim kararından kaç gün sonra seçim olur diyorsun?- Yasada 60 gün ama Meclis 45’e çekebiliyor.- Sen öyle san.- Neden?- Çünkü 90 günü hesapla. - Neden?- Bir parti su koyverirse seçim suya düşer.- Nasıl olacak o?- Bak şimdi, Meclis seçim kararı alır. Diyelim ki Şubat’ta.- Eeee- Herkes 45 gün sonra, yani Cumhurbaşkanlığı seçiminden öncesine göre hazırlanmaya başlar.- Sonra ne olur?- Seçime 40 parti katılıyor. Biri gider Yüksek Seçim Kurulu’na, adayları ön seçimle belirleyeceğini söyler.- Söylesin, ne var bunda?- Öyle deme. Önseçim için 45 gün yetmez.- Kaç gün yeter?- 90 gün. Ve hiç kuşkun olmasın Yüksek Seçim Kurulu bu yönde karar alır.- Alabilir mi?- Tabii ki. Bu kurul Türkiye’nin en yetkili kurulu hatta mahkemesi.- Peki ne olur?- Ne olacağı var mı, erken seçim 90 gün sonra olur. o zaman da Cumhurbaşkanı’nı yine bu Meclis seçer.- O zaman Cumhurbaşkanlığı seçimi ertelenir.- O mümkün tabii de, AKP de bir taşla iki kuş vurabilir.- Nasıl?- Seçim istediğini ama kendi dışında nedenlerle bunun yapılamadığını söyler ve Cumhurbaşkanı’nı seçer.- Bu durumda seçim kararı için kaç gün var?- Bugün 17 Aralık (dün) yılbaşına 13 gün var. 10 Nisan’da Cumhurbaşkanı adayları belli olacak. Yani son tarih o. Ona da yılbaşından itibaren 110 gün var. 17 artı 110 127 gün eder. 90’ı çıkar kalır 27 gün.- Demek en geç 14 Ocak’ta karar alınmak zorunda.- Zorunluluk değil de, her türlü olasılığı hesap etme günü diyelim istersen.*****Missouri’nin gelişi olay olmuştuDün toprağa verdiğimiz Ahmet Ertegün’ün babası Münir Ertegün 1934 ile 1944 yılları arasında Türkiye’nin Washington Büyükelçisi idi.Münir Ertegün Türkiye’yi, ülkemizin ciddi sıkıntılar çektiği 2. Dünya Savaşı sırasında Amerika’da temsil etmiş ve Başkan Roosevelt iyi çok iyi arkadaş olmayı başarmıştı.Roosevelt yakın dostu olan Münir Ertegün’ün cenazesini, o zamanlar Amerikan donanmasının en gözde gemilerinden biri olan Missouri ile Türkiye’ye göndermişti.Tabii bu jest Ertegün’e olduğu kadar Türkiye’ye de yapılmıştı. Savaş sonrası bu kez Sovyet sistemi ile Soğuk Savaş’ın başladığı ilk yıllarda Türkiye ile dostluk ve işbirliğinin çok önemli olduğunu gören Amerikan yönetimi böylelikle Türkiye’ye hoş görünmeye çalışıyordu.Nitekim bu çabanın boşa çıkmadığı da hemen görüldü.Missouri zırhlısının İstanbul’a gelmesi gerçekten bir olay olmuştu. Türk halkı Amerika’nın bu jestinden müthiş etkilenmiş ve Amerikalı askerleri tam anlamıyla bağrına basmıştı.Bunda dönemin hükümeti de etkili olmuştu elbette.Missouri zırhlısı gelecek diye Karaköy’den Beşiktaş’a kadar bütün evler aynı renge boyanmıştı.Amerikalı askerler nasıl olsa geneleve de gider diye düşünülerek, Yüksek Kaldırım Caddesi ve genelevler de baştan aşağı boyanmış, bütün kadınlar sağlık kontrolünden tekrar geçirilmiş, hepsinin iyi elbiseler giymesi sağlanmıştı.Hükümet Missouri zırhlısının İstanbul ziyaretinin anısına “Missouri” adlı lüks bir sigarayı bile piyasaya sürmüştü. (O tarihlerde sigara içmek şimdiki gibi algılanmıyordu. Amerikalılar da Türkler de fosur fosur sigara içiyordu ve bu adeta bir statü sembolü gibiydi. Bugün kimsenin aklına önemli bir olay için sigara üretmek gelmez.)Missouri zırhlısı Dolmabahçe önlerinde demirlemişti. Onbinlerce İstanbul’lu ziyaret süresince sahillere birikmiş ve görkemli görünüşüyle duran savaş gemisini seyretmişti.Dev zırhlının Türkiye ziyareti beklenen etkisini göstermiş ve Türkiye o tarihlerden itibaren Amerika’nın “sadık” bir dostu olmuştu.Bu kadar coşkulu geçen Missouri zırhlısı ziyaretinden 22 yıl sonra Amerikan 6. Filosu İstanbul’u ziyaret etmişti. Bu ziyaret ise Missouri ziyaretine pek benzememiş, Amerikan karşıtlığının da sembolü haline gelmişti.Taksim’den Dolmabahçe’ye yürüyen on binlerce üniversiteli öğrenci, burada karaya çıkmakta olan Amerikalı askerleri denize atmıştı.Bu olayla birlikte Türkiye çok uzun yıllar sürecek toplumsal çatışmalar ortamına girmişti.*****Testis vakasıKonya’da testisleri şişen 17 yaşındaki genç acilen hastaneye götürülmüş. Konya Numune Hastanesi’ndeki radyoloji uzmanı tesettürlü bir kadın doktormuş ve gencin testislerine ultrason yapmayı reddetmiş.Böylelikle talihsiz genç testislerinden birini kaybetmiş, baba olma şansı da gitmiş.Eğer bu doğruysa ortada inanılmaz vahim bir durum var. İnancı uğruna yaşamayı seçtiklerini ilan edenlerin, bu doğrultuda en temel insani görevleri bile yerine getirmemesi büyük facialara neden olacaktır.Burada ilginç olan bir nokta ise siyasal İslamcı medyanın bu olaydan müthiş ürkmesi ve olayı başka taraflara yönlendirmeye çalışması.Daha önce “deve vakasında” da yapmışlardı bunu. Medyada bir 28 Şubat dönemi başlıyor galiba diyorlar.Hiç endişe etmesinler. 28 Şubat olmaz artık. Çünkü ortada o kadar çok garabet var ki, bunları eleştirmek için ille de organize bir şeye kalkışmanın anlamı yok.
Son zamanlarda kiminle karşılaşsam genellikle hep aynı soruyla karşılaşıyorum.“Ne olacak?” Ben de anlamazdan gelip “Ne, ne olacak?” diye karşılık veriyorum.Tabii sorunun amacı belli. Tayyip Cumhurbaşkanı olabilmek için ülkeyi gerdikçe geriyor, Anayasa’nın arkasına saklanıp “şekli demokrasi” yi öne sürerek Cumhurbaşkanı olabileceğini belirtiyor.Ama unuttuğu, daha doğrusu hiç dile getirmediği bir şey var. Başında olduğu parti seçmenin yüzde 25’inin, seçime katılanların ise yüzde 34’ünün desteğini almış durumda.Yani halkın 2002 yılı itibarıyla yüzde 75’i kendisine karşı. Şu anda bu oran tahmin ediyorum daha da büyümüştür.Bu durumda insanların büyük bölümünün Tayyip Bey’i Cumhurbaşkanlığı makamında görmek istememesi son derece normal.Ancak Tayyip Bey de direndikçe direniyor. İşte daha bir gün önce bütçe görüşmelerinde, “Cumhurbaşkanı’nı biz seçeceğiz, adayımızı da Nisan’da açıklayacağız” dedi.Anayasa ve yasalar çerçevesinde bu Meclis’in Cumhurbaşkanı seçmesini engelleyecek, Tayyip Bey’in Çankaya’ya çıkmasının önüne geçebilecek hiçbir unsur yok.Yok ama bunun da çok ciddi bir kaosa yol açacağı şimdiden belli.83 yıllık Cumhuriyet’in, bin yıllık devlet geleneğinin Tayyip Bey’in bu inadına sessiz kalması mümkün değil.Böyle olunca da Tayyip Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkma ihtimalinden son derece tedirgin olan on milyonlarca insan “bir şeylerin olmasını” bekliyor.Peki nedir bu beklenen “bir şeyler.” Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce genel seçimlerin yapılması akla mantığa en uygun çözüm yolu.Eğer AKP erken genel seçimde de birinci parti çıkarıp, yine seçim sisteminin cilvesiyle tek başına iktadar olabilirse o zaman kimsenin bir diyeceği kalmaz.Ben pek ihtimal vermiyorum ama bazı çevreler bundan da endişe ediyor.Çünkü gerçekten de AKP bir seçim ve parlamentoda aritmetik zaferi kazanırsa yapılacak hiçbir şey yok.Bu durumda insanların aklına hemen “demokrasiyle pek bağdaşmayan” çözümler geliyor.Bunu kimse yadırgamamalı. İnsanlar iyi yaşamak, güven altında olmak, çağdaş ülke seviyesine çıkmak istiyor. Küçük bir azınlık dışında kalanların sözde inançlar adına bazı ülkelerde görülen baskı ve yasaklar altında yaşamak istemediği bir gerçek.Kimse demokrasi dışı bir çözümün iyi olduğunu söyleyemez ama milyonlarca insan Atatürk ilke ve devrimleri ile Cumhuriyet’in temel ilkelerinin yok edileceği endişesini taşıyorsa, bu tür görüşlerin öne atılması kaçınılmaz olur.O halde bu tür demokrasi dışı yöntemleri dillendirenlere öfkelenmek yerine, bu endişenin kaynağını iyi saptamalı ve başta iktidar olmak üzere iktidardan yana tavır koyan çevreleri Türkiye’nin geleceği için ikna etmeli.*****“Darbe” lafını en çok siyasal İslamcılar kullanıyorHerkes birbirine “Ne olacak?” diye soruyor ama açık açık askeri bir müdahaleden söz eden de yok.Yanılmıyorsam bir tek tiyatro sanatçısı Ferhan Şensoy “Her sabah inşallah darbe olmuştur diye kalkıyorum” mealinde bir konuşma yapmıştı.Çok eleştirildi ama sonuçta sanatçılar toplumun öncü isimleridir, doğru bulsak da bulmasak da kimsenin söyleyemediği pek çok şeyi önce sanatçılar söyler.AKP’den rahatsız olan ve özellikle bir de Tayyip Bey’in Çankaya’ya çıkmasını istemeyenler açıkça “darbe” sözünü etmiyorlar ama maaşallah siyasal İslamcı basın her gün darbe ile yatıp darbe ile kalkıyor.Açın bakın bu kesimin gazetelerine. İki köşe yazarından biri hemen hergün “darbeden” söz açıyor.Peki bunun anlamı nedir? Neden siyasal İslamcı basın “darbe” sözcüğünü bu kadar telaffuz ediyor?Çünkü endişe ediyorlar. Halkın gelişmeler karşısındaki “sessiz” ama kendi arasında “mırıldandığı” tepkisinden ürküyorlar.Bu nedenle bu kesimin yazarları ısrarla “demokrasi dışı bir çözümün felaket olacağını” böyle bir durumda “Avrupa Birliği hayalinin çökeceğini” hatta “Türkiye’nin dünyadan tecrit edileceğini” yazıyorlar.Oysa bu tür yayınlarla sanal bir dehşet ve korku yaratacaklarına sağduyunun hakim olması ve inatlaşmanın önüne geçilmesi için çaba harcamalalılar.*****Amerikano çılgınlığıBen de öğreneli çok olmadı. Meğer ortalıkta bir Amerikano çılgınlığı yaşanıyormuş,Amerikano kelimesine bakıp da bunun Amerika ile ilgili olduğunu sanmayın.Amerikano bir tür kağıt oyunu. İki deste ile oynanıyor. Kuralları tıpkı konken gibi. Ama bir farkı var, her el değişik biçimde oynanıyor. Kuralları istediğiniz gibi koyabiliyor ve oyunu istediğiniz kadar uzatıyorsunuz.Son zamanlarda aileler arasındaki en büyük eğlence bu olmuş.Çünkü birincisi aile içinde oynandığı için kumar olmuyormuş. İkincisi her seferinde ayrı bir oyun oynadığınız için uzun zaman ayırsanız bile sıkılmıyormuşsunuz. Üçüncüsü televizyon izlemekten veya dedikodu yapmaktan kurtuluyormuşsunuz.Duyduğuma göre Amerikano meraklıları kendi aralarında oynadıkları gibi internetten de haberleşerek yeni ekipler kuruyor ve hatta turnuvalar da düzenliyorlarmış.*****İnternet için yasaŞu çocuk pornosu çıktı da herkesin aklına internet üzerinden yapılan yayınlarla ilgili gerçekçi ve kalıcı bir yasa çıkması gerektiği geldi.Gerçi son basın kanununda interneti de kapsayan düzenlemeler var ama herkes biliyor ki, bu yasa yeterli değil.Çocuk pornosu ile gündeme gelen internet yasaları hiç zaman kaybetmeden ele alınmalı ve Meclis’ten çıkmalı.Çünkü ne yazık ki, özellikle Türkiye’de internet zaman zaman amacından çıkıyor ve bazı kişilerin kendi öfke ve komplekslerini tatmin aracı haline geliyor.Dünyanın en müthiş haberleşme aracının bu kadar hoyratça kullanılmasının mutlaka önüne geçilmeli.