Bence temel soru şu: Tayyip Erdoğan mı Cumhurbaşkanı olmasın, yoksa o dahil herhangi bir AKP’li mi?
Cumhurbaşkanlığı tartışmaları genellikle ve özellikle Tayyip Bey çevresinde gelişiyor.
O henüz hiçbir açıklama yapmasa da hemen herkes onun Çankaya’ya çıkmak için can attığına inanıyor.
Tayyip Bey neden Cumhurbaşkanı olmak ister?
Bu çok yönlü ve hayli uzun bir tartışma. Zaman zaman onu da yazmaya çalışırım.
Odak noktasında Tayyip Bey var ama izlediğim kadarıyla, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkanların ezici çoğunluğu burada herhangi bir başka AKP’liyi de görmek istemiyor.
Bu da ister istemez “Karısının başı açık mı, yoksa kapalı mı?” gibi akılsız tartışmalara yol açıyor.
Bana göre Çankaya’ya çıkacak kişinin eşinin başının kapalı ya da açık olması birinci öncelikte önem taşımıyor. (Çok önemli ama birinci değil.)
Çünkü sonuçta kadın başını kapatarak kimliğini gösteriyor. Peki erkeği nasıl anlayacağız. Karısının başı açık olup da kendisi yobazın önde gideniyse ne olacak?
Bu nedenle Cumhurbaşkanı adaylığını şu örtü meselesine takılarak konuşmayalım hiç.
AKP hükümeti gökten birden inmedi.
Yıllarca görüşlerini, fikirlerini ve ideolojilerini anlattılar.
Sonuçta seçim sisteminin cilvesiyle iktidar koltuğuna oturdular.
Farklı bir hükümet oldukları kesin. IMF talimatlarını harfiyen uygulayarak, büyük sermayenin keyfini pek kaçırmamaya dikkat ederek ve kalabalık yığınları da Avrupa Birliği ile oyalayarak 4 yılı geçirdiler.
Bu süre içinde halkın taleplerini yeterince yerine getiremedikleri gibi, memurun, işçinin, çiftçinin ve esnafın dertlerini çözemediler. Hatta onların önemli bir bölümünü sefalete ittiler.
AKP iktidara “yolsuzlukların toplum üzerinde yarattığı tahribat” sayesinde çıkmıştı. Ama gelin görün ki, en çok yolsuzluk da onların iktidarı sırasında ortaya çıktı.
Bütün bunların üstüne Cumhuriyet’in temel ilkeleri, Atatürk devrimleri ve laik düzen bu 4 yıl içinde çok ciddi yaralar aldı.
Türkiye’nin ruhsal çehresinde önemli değişiklikler oldu.
Gelişme ve ilerleme teknolojinin yardımıyla dış görünüşlerde yeşerdi ama sosyal seviye, bilim, sanat, kültür, yaşam biçimleri, gelenek ve örfler giderek aşağı doğru bir ivme kazandı.
Cumhurbaşkanlığı makamı bu iktidarın elde etmek istediği son kaledir.
İşte Tayyip Bey’e yönelik direnişin temel kaynağı bu.
O halde Çankaya’ya Tayyip Bey çıkmış ya da bir başka AKP’li. Far keden bir şey yok. Ezici bir çoğunluğun görüşü aynen böyle.
Peki Tayyip Bey dışında bir AKP’linin Cumhurbaşkanı olmasına olumlu bakan var mı?
Var tabii. Başta CHP. Genel Başkanı da söyledi; CHP içine sinen bir AKP’linin Köşk’e çıkmasına fazla itiraz etmeyecek.
İstinye yakında boğulacak
İstanbul’u bilmeyenler için hemen söyleyeyim, İstinye Boğaz’ın en nadide koyuna sahip semtlerinden biri. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası da burada.
İstinye eskiden arkasında taş ocaklarının bulunduğu, sahildeki küçük bir köy gibiydi.
Şimdi o taş ocaklarının üstünde onbinlerce konut var.
Ayrıca giderek büyük hizmet yatırımlarının da cazibe alanı oluyor.
Bu yatırımlardan biri de Park İstinye Projesi.
Söylendiğine göre içinde Türkiye’nin en büyük alışveriş merkezinin bulunduğu proje içinde binlerce konut ve ortak hizmet alanları var.
Bu çok güzel. İstinye ve çevresi böylesi müthiş bir komplekse kavuşacağı için çok sevinçli. Ama aynı zamanda da tedirgin.
Çünkü İstinye’nin, Maslak, Sarıyer ve Beşiktaş bağlantılarını sağlayan yollar hala aynı.
Oysa Park İstinye bittiğinde sadece bu tesisin yaratacağı günlük otomobil hacminin 20 bini aşacağı belirtiliyor.
İyi de bunlar nereden gelip gidecekler ve nerede park edecekler?
Gözlediğim kadarıyla, Baltalimanı düzenlemesi dışında buranın trafiğini rahatlatacak hiçbir çalışma yok. Bu dev tesis hizmete girdikten sonra mı akla gelecek bu sorun?
İstinyeli bir dostum güzel söyledi geçenlerde: “Fena olmayacak. İstinye’den dışarı çıkamayacağımız için kendi halimizde yaşayıp gideceğiz. Kentin başka yerlerindeki stres bizi ilgilendirmeyecek.”
İVİG adlı serum
Adını yeni duydum bu serumun. Allah kimsenin başına vermesin, bazı hastalıklarla karşılaşmadan da bu isimleri öğrenmek mümkün değil.
Bir okurum arayıp söyleyince ben de öğrendim. İVİG adlı bir serum başta kas hastalıkları olmak üzere bazı kanser türlerinde ve çocuklarda kullanılıyormuş.
Bu serum Türkiye’de üretilmediği için ithal ediliyor.
Ancak ithalatçı firmalar ile Sağlık Bakanlığı arasında sık sık anlaşmazlık çıktığı için bu serum piyasaya bir veriliyor bir verilmiyormuş. Tabii sıkıntıyı da bu seruma ihtiyacı olanlar çekiyormuş.
Uzmanlara danıştım. Yeni parti serum eczanelere dağıtılmış. Ama sorun kökünden çözülemediği için korkarım yakın bir gelecekte hastalar yine mağdur olacak.
Lütfen bir çare.
AKP seçim mi kazandı?
Başta Tayyip Bey olmak üzere bütün AKP’liler hemen her fırsatta “Seçim kazandıklarını” veya “halkın kendilerini seçtiğini” ve bu nedenle “Halkın isteklerini yerine getirdiklerini” söylüyorlar.
Bu söylemler tam olarak doğru değil.
Bir kere “Biz seçildik, o halde istediğimizi yaparız, çünkü bizi seçen halk da bunu istiyor” türündeki bir söylem asla demokrasi ile bağdaşmaz.
Çünkü demokrasinin temel özelliklerinden biri seçenlerin her istediğini yerine getirmek değil, seçen seçmeyen herkese eşit yaklaşmaktır.
“Seçim kazandık” sözü de aslında yanlış. AKP 2002’de seçimleri kazanmadı. Birinci parti oldu. Arasında büyük fark var.
Yarın-öbür gün çok daha az oy almış partiler de iktidarda olabilirler. Seçim kazanmak gerçek anlamda halkın çoğunluğunun desteği alındığında söylenebilir.
Terminolojiye dikkat etmek gerek.

