Geçen hafta yazdığım “Sine-i millet iyi bir şey mi?” başlıklı yazı üzerine CHP’li bir milletvekili dostum aradı. Aramızda şu konuşma geçti:
- Sine-i milletin iyi bir şey olmadığını yazmışsın.
- Hayır öyle demedim.
- Peki ne dedin?
- Sonuçları beklenenden farklı olabilir dedim.
- Ama olumsuz bir yazıydı.
- Farkındayım, dikkat çekmek istediğim o değildi.
- Neydi?
- Ekonomi zaten pamuk ipliğine bağlı. Sine-i millet sonucu ekonomik kriz çıkarsa bunun faturası CHP’ye kesilebilir.
- Bu mümkün ama biraz zorlama.
- Neden zorlama?
- Çünkü bu hükümet ülkeyi eninde sonunda krize sokacak.
- Eee o zaman fatura niye size çıksın?
- Bize çıkmaz. Herkes farkında.
- Bana pek öyle gelmiyor?
- Sen galiba iş dünyası ile bağlarını koparmışsın.
- Medyaya yansıyan beyanlar müthiş. Herkes sanki altın yılları yaşıyormuşuz gibi konuşuyor.
- Sen bakma ona. Satıraralarında durumun hiç de iyi olmadığı söyleniyor.
- Ben mi anlamıyorum?
- Tabii sen anlamıyorsun. Üç yıl ara verince yeteneklerini mi kaybettin yoksa?
- Yok canım, niye öyle olsun?
- Bak, TÜSİAD’ın, TOBB’un, Sanayi ve Ticaret Odaları’nın, sivil toplum kuruluşlarının her açıklamalarında ciddi eleştiriler var.
- Tamam da, sonunu hep tatlıya bağlıyorlar.
- Ne yapacaklardı. İktidar bu, oyuncak mı sandın. Elbette herkes gardını da alacak.
- ??????
- Şimdi boşver onu. Gelelim sine-i millete.
- Peki gelelim.
- CHP 130 küsur milletvekiliyle Meclis’i boşaltırsa. Bunu ANAP da izlerse. DYP, GP milletvekilleri ile bağımsızlar da çekilirse ne olur?
- Acayip bir şey olur.
- Evet ya, acayip bir şey olur. Bu hükümet o andan itibaren istediği gibi davranabilir mi?
- Bu iktidar, davranabilir.
- Sana öyle geliyor. O kadar da uzun boylu değil.
- Hiçbir şey olmamış gibi yola devam ederler.
- Hayır edemezler.
- Nasıl edemezler.
- Bayağı edemezler işte. Sen CHP’nin Meclis’ten çekilmesinin toplumda yaratacağı heyecanı ve coşkuyu hesaplayabiliyor musun?
- Valla bilemiyorum.
- Bil o zaman.
- Ne olur yani?
- Ne mi olur. Bütün Türkiye ayağa kalkar. Bu iktidar tek başına yola devam edemez. Meclis’te sadece kendi oylarıyla Cumhurbaşkanı seçemez. Buna cesaret edemez.
- Ya ederse.
- Çocuk musun sen?
- ???
Engin Cezzar’a neden kıydınız?
Kanal D ekranlarında heyecan dozu giderek artan biri dizi yayınlanıyor. “Sağır oda” adlı dizi yakın tarihimizde aynen olmasa bile bir benzerinin yaşandığı iddiasında.
Bu dizinin önemli isimlerinden biri de Engin Cezzar’dı. 50 yılı aşkın süredir Türk tiyatro sahnelerinde pek çok başarıya imza atmış olan Engiz Cezzar çok fazla olmayan rolüne rağmen diziye müthiş bir tat katıyordu.
Ama son bölümü heyecanla izlerken bir de ne görelim? Engin Cezzar’ın canlandırdığı karakter ölüyor. Bunun dizilerdeki anlamı “diziden çıkarılıyor.”
Bunu çok yadırgadım. Böyle önemli bir tiyatro üstadını, belki 100 bölüm bile sürebilecek bir diziden çıkarmak bana pek mantıklı gelmiyor. Senaryo yazarları “Bu baştan belliydi” diyebilir. Ama sorup öğrendiğime göre Engin Cezzar’la anlaşma yapılırken “8. bölümde öleceksiniz” denmemiş.
Çok yazık. Tiyatroya yarım asır emek verenlere dizilerde bu kadar hoyrat davranılmamalı.
Aynı şekilde yine çok değerli bir tiyatro sanatçısı olan Köksal Engür de aynı diziden benzer şekilde çıkarıldı.
Gün demek ki yakışıklı ve kılı kıpırdamadan adam öldüren erkeklerle, güzel mankenlerin günü.
Irak’a mı gideceğiz?
Yeniden yazmaya başlığım güne mi denk geldi yoksa biraz daha mı önceydi tam hatırlamıyorum. Tayyip Bey’e atfen bir yabancı dergide şöyle bir haber çıkmıştı:
“Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan Amerikan Başkanı Bush’a, Türk Ordusu’ndaki şahin generallere söz geçiremeyebileceğini ve silahlı kuvvetlerin bahar aylarında Irak’ta bir sınır ötesi operasyon yapabileceğini söyledi.”
Bu haberle ilgili tek tük yorumlar çıktı ama harhangi bir yalanlama yayınlanmadı.
Bu kadar ciddi bir konuda hükümet tarafından hiçbir açıklama gelmemesi çok manidar. Demek ki yazılanlar doğru.
O halde sormak gerek miyor mu? Türk Silahlı Kuvvetleri içinde Irak’a sınır ötesi operasyon yapmak isteyen komutanlar mı var? Varsa bu komutanlar sınır ötesi harekata girişmek için emri kimden alacaklar? Hükümet böyle bir emri vermezse müdahale emrivaki mi yapılacak? Bunun eğer olumsuz olursa, sonuçlarının hesabını kim verecek?
Ama bu sorulardan da daha önemli bir soru var kafamda.
Bir ülkenin Başbakanı, bir başka ülke başkanına “Şahin generaller var, onları tutamayabilirim” diyor.
Amerika mı tutsun istiyor yani?
Çobanın Hipokrat’ı
Konya’daki “testis vakası” karıştıkça karışıyor. Siyasal İslamcı basın böyle bir şey olmadığını anlatmak için bin dereden su getiriyorlar.
Aslında bu işi çözmek o kadar zor olmasa gerek. Konya Numune Hastanesi’nin Radyoloji Bölümü’ndeki tüm hekimler bir araya gelir, ortak bir açıklama yaparlar. mesele çözülür.
Böylelikle burada çalışan iki kadın doktorun tesettürlü olup olmadığı da anlaşılır.
Bu arada Siyasal İslamcı basında olayın kahramanı olan 17 yaşındaki çobanın babası da konuşmuş. Çobanın babasının beyanında bir cümle var ki beni çok sevindirdi.
Diyor ki “Hipokrat yemini var da, gazetecilerin yemini yok mu?”
Çok güzel. Türkiye’de dağ köyünde yaşayıp çobanlık yapanlar bile hipokrat yemini biliyorsa bizi Avrupa Birliği değil, uzay birliği bile tereddütsüz içine alır.

