İnatlaşma olmazsa demokrasi dışı çözüm yolları konuşulmaz

Son zamanlarda kiminle karşılaşsam genellikle hep aynı soruyla karşılaşıyorum.“Ne olacak?”

Haberin Devamı

Son zamanlarda kiminle karşılaşsam genellikle hep aynı soruyla karşılaşıyorum.

“Ne olacak?”

Ben de anlamazdan gelip “Ne, ne olacak?” diye karşılık veriyorum.

Tabii sorunun amacı belli. Tayyip Cumhurbaşkanı olabilmek için ülkeyi gerdikçe geriyor, Anayasa’nın arkasına saklanıp “şekli demokrasi” yi öne sürerek Cumhurbaşkanı olabileceğini belirtiyor.

Ama unuttuğu, daha doğrusu hiç dile getirmediği bir şey var. Başında olduğu parti seçmenin yüzde 25’inin, seçime katılanların ise yüzde 34’ünün desteğini almış durumda.

Yani halkın 2002 yılı itibarıyla yüzde 75’i kendisine karşı. Şu anda bu oran tahmin ediyorum daha da büyümüştür.

Bu durumda insanların büyük bölümünün Tayyip Bey’i Cumhurbaşkanlığı makamında görmek istememesi son derece normal.

Ancak Tayyip Bey de direndikçe direniyor. İşte daha bir gün önce bütçe görüşmelerinde, “Cumhurbaşkanı’nı biz seçeceğiz, adayımızı da Nisan’da açıklayacağız” dedi.

Anayasa ve yasalar çerçevesinde bu Meclis’in Cumhurbaşkanı seçmesini engelleyecek, Tayyip Bey’in Çankaya’ya çıkmasının önüne geçebilecek hiçbir unsur yok.

Yok ama bunun da çok ciddi bir kaosa yol açacağı şimdiden belli.

83 yıllık Cumhuriyet’in, bin yıllık devlet geleneğinin Tayyip Bey’in bu inadına sessiz kalması mümkün değil.

Böyle olunca da Tayyip Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkma ihtimalinden son derece tedirgin olan on milyonlarca insan “bir şeylerin olmasını” bekliyor.

Peki nedir bu beklenen “bir şeyler.”

Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce genel seçimlerin yapılması akla mantığa en uygun çözüm yolu.

Eğer AKP erken genel seçimde de birinci parti çıkarıp, yine seçim sisteminin cilvesiyle tek başına iktadar olabilirse o zaman kimsenin bir diyeceği kalmaz.

Ben pek ihtimal vermiyorum ama bazı çevreler bundan da endişe ediyor.

Çünkü gerçekten de AKP bir seçim ve parlamentoda aritmetik zaferi kazanırsa yapılacak hiçbir şey yok.

Bu durumda insanların aklına hemen “demokrasiyle pek bağdaşmayan” çözümler geliyor.

Bunu kimse yadırgamamalı. İnsanlar iyi yaşamak, güven altında olmak, çağdaş ülke seviyesine çıkmak istiyor. Küçük bir azınlık dışında kalanların sözde inançlar adına bazı ülkelerde görülen baskı ve yasaklar altında yaşamak istemediği bir gerçek.

Kimse demokrasi dışı bir çözümün iyi olduğunu söyleyemez ama milyonlarca insan Atatürk ilke ve devrimleri ile Cumhuriyet’in temel ilkelerinin yok edileceği endişesini taşıyorsa, bu tür görüşlerin öne atılması kaçınılmaz olur.

O halde bu tür demokrasi dışı yöntemleri dillendirenlere öfkelenmek yerine, bu endişenin kaynağını iyi saptamalı ve başta iktidar olmak üzere iktidardan yana tavır koyan çevreleri Türkiye’nin geleceği için ikna etmeli.

*****

“Darbe” lafını en çok siyasal İslamcılar kullanıyor
Herkes birbirine “Ne olacak?” diye soruyor ama açık açık askeri bir müdahaleden söz eden de yok.

Yanılmıyorsam bir tek tiyatro sanatçısı Ferhan Şensoy “Her sabah inşallah darbe olmuştur diye kalkıyorum” mealinde bir konuşma yapmıştı.

Çok eleştirildi ama sonuçta sanatçılar toplumun öncü isimleridir, doğru bulsak da bulmasak da kimsenin söyleyemediği pek çok şeyi önce sanatçılar söyler.

AKP’den rahatsız olan ve özellikle bir de Tayyip Bey’in Çankaya’ya çıkmasını istemeyenler açıkça “darbe” sözünü etmiyorlar ama maaşallah siyasal İslamcı basın her gün darbe ile yatıp darbe ile kalkıyor.

Açın bakın bu kesimin gazetelerine. İki köşe yazarından biri hemen hergün “darbeden” söz açıyor.

Peki bunun anlamı nedir? Neden siyasal İslamcı basın “darbe” sözcüğünü bu kadar telaffuz ediyor?

Çünkü endişe ediyorlar. Halkın gelişmeler karşısındaki “sessiz” ama kendi arasında “mırıldandığı” tepkisinden ürküyorlar.

Bu nedenle bu kesimin yazarları ısrarla “demokrasi dışı bir çözümün felaket olacağını” böyle bir durumda “Avrupa Birliği hayalinin çökeceğini” hatta “Türkiye’nin dünyadan tecrit edileceğini” yazıyorlar.

Oysa bu tür yayınlarla sanal bir dehşet ve korku yaratacaklarına sağduyunun hakim olması ve inatlaşmanın önüne geçilmesi için çaba harcamalalılar.

*****

Amerikano çılgınlığı
Ben de öğreneli çok olmadı. Meğer ortalıkta bir Amerikano çılgınlığı yaşanıyormuş,

Amerikano kelimesine bakıp da bunun Amerika ile ilgili olduğunu sanmayın.

Amerikano bir tür kağıt oyunu. İki deste ile oynanıyor. Kuralları tıpkı konken gibi. Ama bir farkı var, her el değişik biçimde oynanıyor. Kuralları istediğiniz gibi koyabiliyor ve oyunu istediğiniz kadar uzatıyorsunuz.

Son zamanlarda aileler arasındaki en büyük eğlence bu olmuş.

Çünkü birincisi aile içinde oynandığı için kumar olmuyormuş. İkincisi her seferinde ayrı bir oyun oynadığınız için uzun zaman ayırsanız bile sıkılmıyormuşsunuz. Üçüncüsü televizyon izlemekten veya dedikodu yapmaktan kurtuluyormuşsunuz.

Duyduğuma göre Amerikano meraklıları kendi aralarında oynadıkları gibi internetten de haberleşerek yeni ekipler kuruyor ve hatta turnuvalar da düzenliyorlarmış.

*****

İnternet için yasa
Şu çocuk pornosu çıktı da herkesin aklına internet üzerinden yapılan yayınlarla ilgili gerçekçi ve kalıcı bir yasa çıkması gerektiği geldi.

Gerçi son basın kanununda interneti de kapsayan düzenlemeler var ama herkes biliyor ki, bu yasa yeterli değil.

Çocuk pornosu ile gündeme gelen internet yasaları hiç zaman kaybetmeden ele alınmalı ve Meclis’ten çıkmalı.

Çünkü ne yazık ki, özellikle Türkiye’de internet zaman zaman amacından çıkıyor ve bazı kişilerin kendi öfke ve komplekslerini tatmin aracı haline geliyor.

Dünyanın en müthiş haberleşme aracının bu kadar hoyratça kullanılmasının mutlaka önüne geçilmeli.

DİĞER YENİ YAZILAR