Hemen yine genç okurlar için belirtmek istiyorum, belki bilmeyenler vardır, sine göğüs anlamına gelir.Sine-i millet de “milletin göğsü” olarak tanımlanabilir. Yani milletvekilinin istifa edip, kendini seçenlere dönmesi anlamında bir deyim.Son günlerde sık sık “sine-i millete dönme” sözleri duyuyoruz da bunun iyi bir şey olup, olmadığına bakmak istiyorum.Demokratik bir ortamda si-ne-i millete dönmek elbette gerektiğinde yapılması gereken bir eylemdir. Bugüne kadar bireysel olarak millete dönen milletvekilleri oldu ama topluca bir sine-i millet hareketine rastlamadık.Tayyip Bey’in ısrarla Çankaya’ya çıkma isteği üzerine, bunun önüne geçmek için CHP’nin bu yola başvurması için sesini yükseltenler var.CHP Ankara Milletvekili Özden Toker’in açıkladığına göre Cumhurbaşkanı Sezer de CHP’nin sine-i millete dönmesinin iyi olacağını söylemiş.CHP sine-i millete dönerse yani topluca istifa ederse ne olur?Birincisi, istifa eden bir milletvekili kendi iradesiyle milletvekilliğini düşüremiyor. Bunun için Meclis Genel Kurulu’nun bunu oylarıyla onaylaması gerekiyor.Bu durumda AKP salt çoğunluğu elinde tuttuğu için istifa eden CHP’lilerin hiçbirinin istifasını onaylamaz ve bu durumda CHP’liler istifa etmiş sayılamaz.Ancak bu onay olmasa bile CHP’liler Meclis’i tamamen terk edip hiçbir oturuma ve tabii ki Cumhurbaşkanlığı seçimine de katılmazlar. Böylelikle Cumhurbaşkanı sadece AKP’lilerin oylarıyla seçilir. Bu da yakışık almaz.İkincisi Meclisin üçte biri boşalacağı için iktidar kendini erken seçime gitmeye zorunlu hisseder.Ki, CHP’ye yapılan “Sine-i millete dön” çağrısının asıl nedeni budur.Peki, CHP’nin sine-i millete dönmesi ve Meclis’i boşaltması iyi mi olur?Bu bu konuda şüpheliyim.Açıklayayım: CHP’nin sine-i millete dönmesiyle birlikte ortaya bir siyasi kriz çıkacaktır. Bu durumdan etkilenen piyasalar, borsa, faiz ve döviz çevreleri paniğe kapılırsa ve ortalık bir anda yangın yerine dönerse ne olacak?Düşünsenize borsa çökmüş, dolar bir anda 2 lirayı bile geçmiş, faizler fırlamış, enflasyon yükselişe geçmiş, Türkiye’ye giren sıcak para anında kaçmış.Bunun hesabını kim verecek?AKP o zaman haklı olarak “Ben iktidardayken ekonomiyi ve piyasaları ayakta tutmuştum. Ülkeye dünyanın dört bir yanından para akıtıyordum. Ama CHP siyasi hırsı uğruna kriz yarattı” propagandası yapmayacak mı?O zaman yapılacak bir erken seçimde AKP ister istemez yine cazibe alanı olmayacak mı?Bir de, tabii tamamen kişisel tahminimdir, ben böyle bir durumdan AKP’nin de yararlanmak için krizi körükleyebileceğini düşünüyorum. En azından kendi kontrollerindeki bazı yabancı para akışını bir süre durdurup piyasaları sıkıntıya sokabilirler.Canı yanacak halkın o panik havası içinde ne yapacağını kestirmek pek zor olmasa gerek. *****Herkesin sorduğu soru: Kime oy vereyim?Seçim yılındayız ya, artık herkes de bunu konuşmaya başladı.Ama daha iki gün önce bizim gazetede bir araştırma sonucu vardı. Halkın yarıdan fazlası gönlüne uygun olarak oy verebileceği bir parti olmadığını söylüyor.Bana da bu tür sorular çok geliyor. Öyle olunca da bana soran kişiyle aramızda şöyle bir konuşma geçiyor:- Kime oy vereceğiz?- Beğendiğin bir parti yok mu?- Yok.- Ama olmalı.- Hiçbiri Türkiye’ye fayda sağlamaz.- O zaman AKP’ye ver.- Ona zaten vermeyeceğim.- Bak şu, şu, şu partiler var, bunlardan birini beğen.- Olmaz, hepsi üç kağıtçı.- Sen de kimseyi beğenmiyorsun.- Nelerini beğeneyim?- O zaman kendin siyasete soyun.- Ben nasıl yaparım?- Niye yapamayasın, yapanların senden fazlası mı var?- Öyle de siyaset bize göre değil.- O zaman yapacağına inandığın birilerini zorla.- Kimi zorlayacağım?- Ülkede adam kıtlığı mı var?- Yok ama, kimse istemiyor.- Kimse istemezse, hele bu ülkeye fayda sağlayacak, akıllı, fikirli, sağduyulu insanlar bu işten kaçarsa, o zaman işte bu beğenmediğin adamların eline düşersin.- Orası öyle ama..- Aması maması yok. Kimseyi beğenmeyeceğiz, ne kendimiz siyasete atılacağız, ne de atılmasında yarar umduğumuz insanları yüreklendirmeyeceğiz, peki nasıl çıkacağız bu işin içinden?- ????- Zaten çıkanı da aşağı çekmekte üstümüze yok. Böyle olunca da meydan siyaset tüccarlarına kalıyor.- Ben yine oy kullanmayacağım.- Bari onu yapma.- İyi de kimseye oy vermedikten sonra ne diye sandık başına gideyim.- Bu kafayla gidersen ve pek çok kişi de senin gibi yaparsa istemediğin iktidarlardan asla kurtulamazsın, ayrıca bu sana müstehaktır da.- Valla ne diyeceğimi bilemiyorum, haklısın da.- Madem haklıyım, bir kere daha düşün. Arkadaşlarınla da konuş. Siyasete yeni insanlar kazandıralım.- İyi de bugünkü partilere girmek, yükselmek de kolay değil.- Ne kolay ki, siyaset kolay olsun. Öyle şıp diye tepeden inme istiyorsan tabii yedirmezler. Ama biz kaliteli düzgün insanları bulup siyasete ittikçe siyasi partiler de bundan etkilenecek ve direnemeyecektir.- Öf tamam, seninle başa çıkılmaz. O zaman gidip geçersiz oy kullanırım.- Bulduğun çözüm buysa, ne diyeyim.*****Özür-kabahatTHY şu “deve kesme” olayı yüzünden battıkça batıyor.Özellikle Genel Müdür’ün açıklamaları tam fıkradaki gibi. Meşhur fıkradır. Belki bilmeyenler vardır anlatayım.Padişah’ın biri vezirine “Öyle bir kabahat yap ki, özrü kabahatinden büyük olsun” demiş. Vezir Padişah sarayın loş koridorlarından birinde yürürken arkasından yaklaşmış ve mabadını olanca gücüyle sıkmış. Padişah hışımla bağırmış “Be hey densiz ne yaptın böyle?” Vezir “Affedin padişahım sizi Hanım Sultan sandım” demiş. Fıkrada gülüyor insan da koca THY Genel Müdürü bir kabahati örtmek isterken daha büyük kabahat işleyince insanın canı çok sıkılıyor. Ne diyor THY Genel Müdürü, “Bilinseydi bu sonuç olmazdı, karambole gelmiş.” İnanılır gibi değil. Bu nasıl bir kurumdur ki, apronda deve kesilmesi karambole geliyor.Bugün deve kesilmesi karambole gelirse yarın bomba konması hatta Allah yazdıysa bozsun uçak düşmesi karambole gelir.Düştüğümüz seviyeye bakar mısınız?
Erken seçimin yapılması kaçınılmaz. Çünkü ister Tayyip bey, ister benzer bir AKP’li ve hatta dışarıdan birinin Cumhurbaşkanı seçilmesi için diretilmesi Türkiye’yi bir kaosa itecektir.(Bu “kaos” sözcüğünü dünkü yazımda da kullanmıştım. Kimileri hemen huylanmış. Bunu daha açık bir biçimde sizlerle yarın paylaşmayı düşünüyorum.)Seçim sisteminin azizliği sayesinde toplam seçmenin yüzde 25’inin, seçime katılanların ise yüzde 34’ünün desteğini alarak iktidar olabilirsiniz ama iş milletin tümünü temsil eden bir makamı seçmeye gelince bunu da almak için diretemezsiniz.Öyle sanıyorum ki AKP kurmayları da bunun farkında. Cumhurbaşkanlığı konusunda milletle inatlaşmalarının telafisi zor sıkıntılar yaratacağının bilincindeler.Ama buna karşın ellerine geçen fırsatı da kaçırmak istemiyorlar.Şimdi; Ankara’dan AKP’nin yüksek tepelerinden sızan bazı bilgileri size aktarmak istiyorum. (İktidara yakın olduğu bilinen Fehmi Koru da bu konuda ilk ipuçlarını verdi dün)Tayyip Bey yanındaki bildik isimler erken seçimin asla olmayacağı yönünde konuşmalar yapıyorlar ya, başbaşa kaldıklarında erken seçimi de konuşuyorlar.Erken seçim ama ne zaman?Şu anda siyasi çevrelerde ve kamuoyunda tartışılan erken seçim, elbette Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce yapılacak bir erken seçim.Yani önce seçim ve yeni parlamentonun oluşturulması, sonra Cumhurbaşkanlığı seçimi.AKP kurmayları da kendi aralarında erken seçimi telaffuz ediyorlar, ancak onlar Cumhurbaşkanlığı seçiminden hemen sonra yapılacak bir seçim formülünü ortaya atmayı planlıyorlar.Bu ilginç bir taktik bana göre. Sonuçta yine bir erken seçim oluyor da, bu AKP’nin istediği tarihte gerçekleşiyor.Yani AKP’liler, ülkenin bir sıkıntıya girmemesi için önce Tayyip Bey’i Köşk’e çıkarmayı ondan sonra yeni bir düzen kurmayı hesaplıyor.İşin özü şu: Anayasa gereği Cumhurbaşkanı’nı seçmek bu Meclis’in hakkı, daha da önemlisi bu Meclis’in görevi. O halde Cumhurbaşkanını seçelim, ama yeni Cumhurbaşkanı herhangi bir karara imza atmadan seçimleri yenileyelim. Yeni hükümet, ortaya çıkacak yeni tablodan sonra kurulsun, hem yeni Meclis hem de yeni Cumhurbaşkanı rahat etsin.Şimdi gelelim işin can alıcı noktasına. Eğer AKP Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra bile olsa erken seçimi telaffuz ediyorsa cin gerçekten şişeden çıkmış demektir. O halde, erken seçimin Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce yapılması biraz daha kesinlik kazanmaktadır. Ek bilgi: Konu AKP’nin yılbaşından sonra Kızılcahamam’da yapacağı geniş katılımlı toplantıda ele alınacak.***Verin cezayı Aziz Yıldırım’aProfesyonel Futbol Disiplin Kurulu Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti verdi. buna göre Yıldırım bir yıl boyunca maçlarını şeref tribününden izlemeyecek ve Federasyon nezdinde imza yetkisine sahip olmayacak.Neden? Çünkü Aziz Yıldırım bir kişinin Fenerbahçe’yi şike yaptığı yolunda ciddi töhmet altında bırakan sözlerine cevap verirken “Bu kadar pisliğe bulaşmış ortamın altından Futbol Federasyonu kalkamaz. Çünkü işin içinde onlar da var. Onların olduğu yerde temizlik olamaz. Bu temizliği ancak devletin teftiş kurulları ile çözebiliriz” demişti de ondan.Yıldırım’ın sözleri ağır mı? Elbette ağır. Ama aynı zamanda çok da ciddi.Şimdi Futbol Federasyonu’nun, tek taraflı olarak, hiçbir belge bilgi istemeden Aziz Yıldırım’ı cezalandırması bana tuhaf geliyor.Peki iddialar ne olacak? Aziz Yıldırım’ın bu sözleri hiçbir belgeye dayanmayan, öfke ile söylenmiş sözler mi?Aziz Yıldırım’a ceza verin de, söyledikleri de en azından ihbar kabul edilmeli. Savcılık mı yoksa başka bir yetkili kurum mu, harekete geçmeli.***İnsanlar Boğaz’a nasıl taşındı?İstanbul Boğazı dünyanın en güzel yerlerinden biri. Böyle olunca da burada oturmak bir ayrıcalık oluyor. Bugün Boğaz’ın kıyısında bir ev almaya kalksanız en az birkaç milyon doları gözden çıkarmanız gerek.Peki ya 100 yıl önce durum neydi?Geçenlerde tesadüfen elime geçen “Sarıyer” adlı dergide araştırmacı tarihçi Ergun Hiçyılmaz’ın bir incelemesini okudum. Çok ilginç.100 yıl önce insanlar, Boğaz kıyısında oturmaları için teşvik ediliyorlarmış. Tabii o günün ulaşım imkanları nedeniyle merkeze uzak yerlerde oturmak çok güç. Bu nedenle önce Boğaz kıyılarında yazlık evler yapılmış. 1850’de Şirket-i Hayriye’nin yani bugünkü Şehir Hatları’nın kurulmasından sonra Boğaz cazip hale gelmeye başlamış. Bunu da bizzat Şirket-i Hayriye sağlamış. Çünkü bu şirket, Boğaz kıyısında oturmayı teşvik etmek için buraya taşınanlara 2 yıllık indirimli pasolar verdiği gibi inşaat yapmak isteyenlerin malzemesini de bedavaya taşımış.O günler indirimli pasolar ve bedava mal taşıma sayesinde Boğaz’da mülk sahibi olanlar, torunlarının dolar milyoneri olacağını akıllarına getirmişler miydi acaba?Bu arada küçük bir not daha. Yine aynı yazıdan öğrendim. Şirket-i Hayriye kurulduğunda o zamanlar ulaşımı sağlayan kayıkçılar buna çok direnmişler. Hatta vapurların önünü kesip taşlamışlar ve yolcuları bile yaralamışlar.Sonunda bir kanun çıkmış ve vapurlar önlerini kesen kayıkçıların üzerine sürerek yol açmışlar. Yenilikler bazen bodoslama gitmedikçe gelemiyor.***Gelinler damatlarKoç Holding ilginç bir karara imza atarak şirket yönetimlerinde gelinlere, damatlara yer verilmeyeceğini açıkladı. Bugünkü iktidar herhalde böyle bir karar alamaz. Çünkü devlet kadrolarında o kadar çok gelin, damat, amca, teyze, yeğen, kardeş var ki.
Cumhurbaşkanı’nın da dolaylı yoldan erken seçim tartışmalarına katılmasına Tayyip Bey’in tepkisi pek sert oldu. Nezaket kurallarını da aşan üslupla Cumhurbaşkanı’nı eleştirmesi şık kaçmadı.Ancak Başbakan’ın, nezaketsiz sözlerini arındırdıktan sonra, konuşmasını tekrar değerlendirdiğimizde, söylediklerinin yanlış olmadığını görüyoruz.Elbette Cumhurbaşkanlığı seçimleri yasalar ve daha önemlisi Anayasa tarafından güvence altına alınmış durumda.Cumhurbaşkanlığı seçiminin ne zaman yapılacağı, bunun yöntemi belli.Ancak içinde bulunduğumuz koşullarda, Anayasa ve yasaları öne sürerek haklı olduğunu anlatmaya çalışmak, sadece “şeklî demokrasi”dir.Ne olursa olsun kurallara sadece şekil açısından uymaya çalışırsanız, yanılırsınız.Bugün başta muhalefet olmak üzere toplumun önemli bir kesimi Tayyip Bey’in Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkıyorsa bunun bir nedeni var.Kimse durup dururken “Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce genel seçimi yapalım, Cumhurbaşkanı’nı yeni Meclis seçsin” demiyor.Eğer mevcut Meclis Cumhurbaşkanı’nı seçerse, seçilecek kişi kim olursa olsun, ister Tayyip Bey ister bir başka AKP’li hatta Meclis dışından biri, bu seçim ulusal iradeye karşı saygısızlık olur.AKP Meclis çoğunluğunu elinde tutuyor.Ama Meclis’in tamamı milletin çoğunluğunu yansıtmıyor.Milli iradenin neredeyse yarısı Meclis’te temsil edilmiyor.Demokrasiye pek uymasa da, bizdeki seçim sistemi nedeniyle herhangi bir parti Meclis’te halktan aldığı oyun çok üzerinde bir temsil kabiliyetine kavuşabilir.AKP bu yolla etkin bir çoğunluk sağladı 2002 seçimlerinde.Yarın bir başka parti yine bu sistemle ve çok daha az oy alarak bile iktidar koltuğunda oturabilir.Bu demokrasi adına hoş olmasa da kaçınılmaz.Oysa iş Cumhurbaşkanlığı’na geldiğinde durum farklı.Cumhurbaşkanı icra konumunda değil. Temsili ağırlığı çok daha fazla doğrudan Cumhur’u yani milleti temsil ediyor.Bu durumda “şekli demokrasi” nin inkar edilemez kurallarını öne sürerek “Biz bu seçimi yaparız” demek tüm milletle inatlaşmak anlamına gelir.Bu nedenle Tayyip Bey’in sözleri belki doğru kabul edilebilir, ama bu gerçeği yansıtmamaktadır.*****Erken seçim olacakHerkes artık erken seçimi tartışmaya başladı..Konuya Cumhurbaşkanı da girince tartışmalar hayli alevlendi.Ben biraz iddialı yazmak istiyorum. Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce Türkiye mutlaka bir erken seçime gidecektir.Eğer bu tahmin yanlış çıkarsa, nasıl olsa birileri çıkıp bu yazıyı suratıma çarpar ama ben yine de bunu yazmak istiyorum.Çünkü; Türkiye’de aslında hiç akılda yokken bile “erken seçim” sözleri ortalıkta dolanmaya başlamışsa, ardından mutlaka erken seçim yapıldı bugüne dek.Bu konu şişeden cinin çıkması gibi bir şeydir.Cin şişeden çıktıktan sonra onu tekrar içine sokmak neredeyse imkansızdır.Nitekim “erken seçim cini”de şişeden çıktı. Artık bundan dönüş olması bana pek mümkün görünmüyor.Şahsi fikrimi de sormak istiyorsanız, Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce bir erken seçime gidilmesinin yararlı olacağına inanıyorum.Aksi takdirde Mayıs ayında Türkiye, daha sonra telafisi için çok çaba harcamak zorunda kalacağımız bir kaos ortamına girecektir.Bu konuyu bundan böyle çeşitli açılardan sizlerle paylaşmaya çalışacağım.*****Havalar bir tuhafHavaların biraz sıcak gitmesi bizi keyiflendiriyor ama aslında bu hiç de hoş değil. Moskova’da papatyaların açması, ayıların kış uykusuna yatamaması, İsviçre’de bile hala kar yağmaması özellikle bilim adamlarını endişeye sevkediyor. Herkes “Ne oluyor?” diye soruyor.Bu sorular sorulunca aklıma hep Burak Eldem’in “Marduk 2012 ile Randevu” kitabı geliyor. Muhtemelen 2012’de dünyanın sonu olmasa da altının üstüne gelmesi ihtimali var bu kitaba göre.Meraklısı için müthiş bir bilimsel temeli olan eser.*****İki koyunu güdebilir misiniz?Deyimi ilk kez Süleyman Demirel kullanmıştı yanlış hatırlamıyorsam. “Bunlar iki koyunu güdemezler” demişti. Demirel aynı deyimi bir de kazlar için kullanmıştı. Şimdi aynı deyimi bu kez Tayyip Bey kullandı. Tabii tahminen kastettiği kişiyi biliyoruz ve bu hiç şık olmadı, o da ayrı mesele. Kendi kendime düşünüyorum. Acaba iki koyunu güdebilir miyim?Siz de kendinize sorun bakalım, gerçekten iki koyunu gütmek kolay bir iş mi? Çobanlık herhangi bir eğitim gerektirmeyen iş olduğundan koyun gütmek de çok sıradan ve kolay iş gibi görünüyor herhalde.Oysa koyun gütmek, tahmin ediyorum o kadar da kolay bir iş değil.Eğer kolay olsa kurban bayramlarında bir koyunu devirmek veya kesim yerine götürmek için çabalayan hatta bu arada yaralanan insanların manzarasına tanık olmayız.
Havaalanında deve kurbanını gazeteler ve yazarlar güzel yorumlamış. Özellikle Türk dilinin inceliklerinde saklı olan hafif argo başlıklar da kelimenin tam anlamıyla “cuk” oturmuş.Tabii yorumlar genellikle “Bu çağda bu kafa olur mu?” ortak noktasında toplanmış.Ben size yine bu açıdan ama bir başka noktadan dikkat çekmek istiyorum.AKP iktidarı ile birlikte Türkiye’nin yaşadığı en önemli ve kalıcı sorun bu.AKP iktidarı, kendi tabanını çeşitli vaatlerle ve hatta avantajlarla tutarken, asıl gücünü kendinden olmayan ama para ve sermaye gücüne yönük kesimlere yöneltti.Borsa ve döviz piyasalarının ayakta tutulması, IMF’nin sözünden hiç çıkmayarak ekonomide ağır bir kırılganlık yaratmama çabaları, Avrupa Birliği hedefini sanki kendilerinin de 40 yıllık rüyasıymış gibi sunmaları bunun belli başlı örnekleri.AKP iktidarı maddi alanda gerçekten parlak başarılara imza atıyor.Yüksek ve teknolojik binalar, büyük kentlerdeki yollar kavşaklar, metro ve duble yollar, ister istemez Türkiye’nin çehresini değiştiriyor.Oysa aynı iktidar görünen ama tehlikesi pek ciddiye alınmayan uygulama ve yöntemleriyle ruhları tahrip ediyor.İlkellik, çağdışılık, banallik, düzeysizlik toplumun en eğitimsiz küçük bir kesiminin özelliği olmaktan çıkıp hızla yükseliyor.İşte havaalanındaki deve kurban etme olayına bu açıdan bakmalıyız.O deveyi apronun ortasında kurban eden kalabalığın büyük çoğunluğu üniversite mezunu.Üstelik hemen hepsi de pozitif bilimler almış insanlar.Ama hiç birinin aklına apron ortasında, üstelik de bir uğur bahanesi ile kurban kesmenin garabeti gelmiyor. Tehlike işte bu.AKP iktidarında toplumun daha iyi eğitimli, daha güngörmüş çevreleri de genel havadan etkilenerek seviye kaybediyor.Maddi olarak büyümek önemli değil.Ruhsal olarak çökersek o maddi büyümenin hiç bir anlamı olmaz.*****O zaman televizyona çıkmayınSabah bir kanalda haberleri izliyorum. Konu Cumhurbaşkanı Sezer’in kendisine nezaket ziyareti yapan MHP Genel Başkanı Bahçeli ve diğer heyet üyelerine söylediği bir söz.iddiaya göre Sezer, “Bu Meclis’in Cumhurbaşkanı’nı seçmemesi gerek. En geç nisan ayında bir erken seçim yapılmalı ve Cumhurbaşkanı’nı bu Meclis seçmeli” dedi.Çok tartışılacak bir konu.TV kanalı da bu konuda görüşler alıyor.Mikrofonda MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır var.Şandır ilk cümle olarak “Bu bilgi bizden verilmemiştir” oldu.Bu ayıp değil mi?Siz 10 kişilik bir heyetle gidiyorsunuz Çankaya’ya. Cumhurbaşkanı ise tek başına.“Bu bilgi bizden çıkmamıştır” demek “Bunu Cumhurbaşkanı söyledi” anlamına gelir.Peki bu kadar çekinerek, ürkerek hatta korkarak siyaset yapılır mı?Eğer bu iddia doğru değilse çıkarsınız “Bu haber zaten yanlış, böyle bir konuşma olmadı. Bu nedenle bu yayına gerek yok” dersiniz.Yok eğer iddia doğruysa ve yazıldıysa çıkar birinci ağızdan gerçeği anlatırsınız.Sorumluluktan kaçarak siyaset yapmayın ne olur...*****Yazılıda bir şey yok sorun irticalendeİrticalen kelimesini belki gençler bilmez. Hemen söyleyeyim, irticalen sözlü olarak yapılan, daha önce yazılıp hazırlanmamış konuşma anlamına geliyor. Tayyip Bey biliyorsunuz genellikle irticalen yaptığı konuşmalarındaki “alışılmadık” üslup ve zaman zaman kullandığı argo sözler yüzünden eleştiriliyor.“Ananı da al git”, “Ulan”, “Askerlik yan gelip yatma yeri değil”, “Ben sakatatçı mıyım” gibi sözleri Tayyip Bey’in başını hayli ağrıttı. Tayyip Bey dün de muhtemelen Cumhurbaşkanı Sezer’i kastederek “kavgada bile söylenmeyecek” sözler sarfetti.Burada çok dikkat çekici nokta bana göre şu.Tayyip Bey’in başı yazılı konuşmalarındaki cümlelerinden veya üsluptan dolayı hiç sıkıntıya girmedi.Meclis kürsüsündeki konuşmaları, çeşitli toplantılarda yaptığı konuşmalar son derece düzgün ve siyasi adaba da uygun. Çünkü bu konuşmalar başkaları tarafından yazılıyor, Başbakan üzerinde gerekli düzeltmeleri yapıyor.Bu nedenle öncelikle cümleler düzgün, Türkçe’ye uygun ve anlamlı oluyor. Ama Tayyip Bey ne zaman irticalen, yani önceden yazılmamış konuşmalar yapsa durum değişiyor.Başbakan’ın üslubu, konuşma tarzı, seçtiği kelimeler anında değişiyor.O zaman insanın kafası da karışıyor.Aynı gün biri yazılı diğeri sözlü iki konuşmaya baktığınızda “Bunların hangisi gerçek Tayyip Erdoğan?” diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz.*****TeşekkürÇok sevindim, mutlu oldum, bazen göz yaşlarımı bile tutamadım, hatta şaşırdım.Üç yıl aradan sonra mesleğime yeniden başlama fırsatı bulduğum ilk gün arayan, kutlayan, destek veren herkese çok teşekkür ederim.Unutulmamak, desteklenmek, yüreklendirilmek gerçektek çok güzel.Milyonlarca teşekkür.
BUNU YAZMAK GEREK27 yıl neredeyse aralıksız çalıştıktan sonra mesleğe ara vermek gerçekten çok zor.Dışımda gelişen olaylar, ne ilginçtir ki orta noktasına beni koyunca çok sevdiğim mesleğimden yaklaşık üç yıl ayrı kaldım.Bu süre elbette çok zor geçti.Özellikle maddi açıdan çok ağır hasar gördüm.Sonuçta 27 yıl sadece maaşı ile geçinmiş, geçmişinde bazı dostlarını kıracak hatalar dışında utanılacak hiçbir şeyi olmayan, başarısızlığa imza atmamış, arkadaşlarını ve birlikte çalıştığı kişileri satmamış biri olarak işsiz kalabileceğim hiç aklıma gelmiyordu.Ama beklenmedik bir şey oldu.Mesleğimi tümden kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldım. Olmayan birikimim de anında uçtu gitti. Elbette her şey para değil.Mesleğimiz insanlarla ilişki mesleği. İşimiz gereği pek çok insan tanıyor, onların bazen aşırı ilgisine maruz kalabiliyoruz.Gazetecilikte yukarı çıkmaya başladığım günlerde hep şunu düşünürdüm: “Bir gün bu işi yapmadığım halde, eğer insanlar beni seviyor ve arıyorsa, işimi doğru yapmışımdır.” İşte mesleğe verdiğim zorunlu ara sırasında yıllardır belki de biraz korkarak beklediğim gerçekle yüz yüze geldiğimde, yıllarımı boşa harcamamış olduğumu sevinçle gördüm.Dostlarımın hiç biri beni terk etmemişti. Sadece ellerinden bir şey gelmiyordu.Ama beni ve ailemi asıl ayakta tutan bugüne kadar yanımdan hiç ayrılmayan gazete okurlarım ve televizyon izleyicilerimdi.Üç yıl araya rağmen hâlâ unutulmadığımı görmek, sokakta önümü kesen hiç tanımadığım yüzlerce insanın “Seni özledik” sözlerini duymak geleceğin umutlu mesajlarıydı.Bugün mesleğime yeniden kavuştum.Yıllarca omuz omuza çalıştığım, mesleğimizin onuru adına olağanüstü mücadeleler verdiğim eski arkadaşlarım Vatan Gazetesi’nde bana kucaklarını açtı.Yeniden mesleğe dönüş sevinciyle herkese merhaba diyor ve teşekkür ediyorum.MERAK ETTİKLERİMİZİyi mi kötü mü anlayan var mı?Avrupa Birliği’nin son toplantısından söz ediyorum. Eğer birkaç gazete okuyor ve birkaç televizyon kanalının haberlerini izliyorsanız kafanız iyice karışmıştır.AB ülkeleri Dışişleri Bakanları’nın aldığı karar olumlu mu, olumsuz mu?Bu karar Türkiye’nin iyi bir politika izlemesinin sonucu mu yoksa dış politikanın iflası mı?Okuduğunuz gazete ve izlediğiniz televizyonlara göre kararı siz verin de, benim merak ettiğime de bir göz atın.Şimdi; Başbakan zamanında liman ve havaalanlarını açacağımız konusunda taahhütname imzaladı mı?İmzaladı. Ama karşılığında KKTC’ye uygulanan izolasyonların kaldırılmasını istedi mi? İstedi. AB buna uydu mu? Uymadı.Başbakan da bu olmazsa kimsenin liman ve havaalanlarını açtıramayacağını söyledi mi?Söyledi. Peki; bundan on gün önce Avrupa Konseyi toplantısında eğer limanlar ve havaalanları açılmazsa Türkiye ile görüşmelerde 8 maddenin askıya alınması, diğer maddelerin de görüşülmesi ama konu başlıklarının kapatılmaması tavsiye kararı alındı mı?Alındı. Bu Türkiye’de şok etkisi yaratmadı mı? Yarattı.Sonra Başbakan ve Dışişleri Bakanı, bırakın Cumhurbaşkanı’nı, ana muhalefet liderini, kendi hükümetini bile bilgilendirmeden yeni bir öneri sundu mu? Sundu.AB Dışişleri Bakanları bunu ciddiye alıp gündeme soktu mu? Sokmadı.AB Dışişleri Bakanları tavsiye kararına uyarak 8 maddenin askıya alınmasını, diğerlerinin görüşülmesini ama kapatılmamasını kararlaştırmadı mı? Aynen öyle yaptı.Peki burada başarı var mı?Bana yok gibi geliyor. İşler önceden nasılsa aynen öyle hale geldi. Tek fark beklendiği gibi daha ağır bir karar çıkmadı.Hükümet de habersiz yaptığı öneri nedeniyle ülke içinde ağır eleştiriler aldı ve kendini zora soktu.Başarı buysa. Tamam.Şimdi kararınızı bir daha gözden geçirin.HOŞUMA GİDEN ŞEYLEROrhan Pamuk şimdi seviliyorNobel Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un bir süre önce Alman Der Spiegel dergisine söylediği “Türkler bir milyon Ermeni’yi katletti” sözlerine tepki gösterebilisiniz.Ancak bir Türk romancısının, dünyanın en önemli edebiyat ödülünü kazanması hepimizi mutlu etmeliydi.Ne yazık ki Türkiye’de yaratılan suni ayrımcılık nedeniyle toplumun önemli bir kesimi Orhan Pamuk’un bu olağanüstü başarısının tadını çıkaramadı.Ancak İsveç Kraliyet Akademisi’nde yapılan ödül töreni izlediğim kadarıyla toplumdaki bu yanlış yargıyı önemli ölçüde törpüledi.Pamuk’un ödül töreninden önce onuruna düzenlenen toplantıda son derece duygusal ve Türkçe yaptığı konuşma, ardından ödül törenindeki göz kamaştıran şatafat ve sunucunun hayli uzun bir cümleyi Türkçe söylemesi halkın duygularını da yumuşattı.Toplum belki de pek bilmediği Orhan Pamuk’u tanıma fırsatı buldu. Sanıyorum Orhan Pamuk ülkeye hakettiği sevgi ve saygıyı görerek dönmüş olacak. Doğrusu da budur.ÜZÜLDÜMCeri Susar hızlı ve keyifli yaşadıCeri Susar ikinci nesil genç iş adamları arasında çok sevilen bir isimdi. Her zaman canlı, heyecanlı, ataktı.Çok genç yaşta beklenmedik bir biçimde dünyadan göçtü.Bir süre önce beyninde bir ur çıkmıştı.Doktorlar ağır bir tedavi uygulamak istiyorlardı. Ama Ceri Susar, kurtulma ihtimaline karşın kaçınılmaz sona gittiğine inanmıştı.Yapılacak tek şey kalmıştı onun için.Yaşadığı süreyi dolu dolu geçirmek.Sevdikleriyle, dostlarıyla bir arada olmak, ölümlü dünyayı kısa bir süre için bile olsa keyifli hale getirmekti amacı.Yakın arkadaşları “intihar ediyorsun” diyorlardı ama o aldırmadı.Herkesin göze alamayacağı bir sonu seçti.Ömrünün son günlerini hızlı yaşadı.Gittiği yerde huzur bulsun.