Maddede değil ruhlardaki banallik

Havaalanında deve kurbanını gazeteler ve yazarlar güzel yorumlamış. Özellikle Türk dilinin inceliklerinde saklı olan hafif argo başlıklar da kelimenin tam anlamıyla “cuk” oturmuş

Haberin Devamı

Havaalanında deve kurbanını gazeteler ve yazarlar güzel yorumlamış. Özellikle Türk dilinin inceliklerinde saklı olan hafif argo başlıklar da kelimenin tam anlamıyla “cuk” oturmuş.

Tabii yorumlar genellikle “Bu çağda bu kafa olur mu?” ortak noktasında toplanmış.

Ben size yine bu açıdan ama bir başka noktadan dikkat çekmek istiyorum.

AKP iktidarı ile birlikte Türkiye’nin yaşadığı en önemli ve kalıcı sorun bu.

AKP iktidarı, kendi tabanını çeşitli vaatlerle ve hatta avantajlarla tutarken, asıl gücünü kendinden olmayan ama para ve sermaye gücüne yönük kesimlere yöneltti.

Borsa ve döviz piyasalarının ayakta tutulması, IMF’nin sözünden hiç çıkmayarak ekonomide ağır bir kırılganlık yaratmama çabaları, Avrupa Birliği hedefini sanki kendilerinin de 40 yıllık rüyasıymış gibi sunmaları bunun belli başlı örnekleri.

AKP iktidarı maddi alanda gerçekten parlak başarılara imza atıyor.

Yüksek ve teknolojik binalar, büyük kentlerdeki yollar kavşaklar, metro ve duble yollar, ister istemez Türkiye’nin çehresini değiştiriyor.

Oysa aynı iktidar görünen ama tehlikesi pek ciddiye alınmayan uygulama ve yöntemleriyle ruhları tahrip ediyor.

İlkellik, çağdışılık, banallik, düzeysizlik toplumun en eğitimsiz küçük bir kesiminin özelliği olmaktan çıkıp hızla yükseliyor.

İşte havaalanındaki deve kurban etme olayına bu açıdan bakmalıyız.

O deveyi apronun ortasında kurban eden kalabalığın büyük çoğunluğu üniversite mezunu.

Üstelik hemen hepsi de pozitif bilimler almış insanlar.

Ama hiç birinin aklına apron ortasında, üstelik de bir uğur bahanesi ile kurban kesmenin garabeti gelmiyor. Tehlike işte bu.

AKP iktidarında toplumun daha iyi eğitimli, daha güngörmüş çevreleri de genel havadan etkilenerek seviye kaybediyor.

Maddi olarak büyümek önemli değil.

Ruhsal olarak çökersek o maddi büyümenin hiç bir anlamı olmaz.

*****

O zaman televizyona çıkmayın
Sabah bir kanalda haberleri izliyorum. Konu Cumhurbaşkanı Sezer’in kendisine nezaket ziyareti yapan MHP Genel Başkanı Bahçeli ve diğer heyet üyelerine söylediği bir söz.

iddiaya göre Sezer, “Bu Meclis’in Cumhurbaşkanı’nı seçmemesi gerek. En geç nisan ayında bir erken seçim yapılmalı ve Cumhurbaşkanı’nı bu Meclis seçmeli” dedi.

Çok tartışılacak bir konu.

TV kanalı da bu konuda görüşler alıyor.

Mikrofonda MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır var.

Şandır ilk cümle olarak “Bu bilgi bizden verilmemiştir” oldu.

Bu ayıp değil mi?

Siz 10 kişilik bir heyetle gidiyorsunuz Çankaya’ya. Cumhurbaşkanı ise tek başına.

“Bu bilgi bizden çıkmamıştır” demek “Bunu Cumhurbaşkanı söyledi” anlamına gelir.

Peki bu kadar çekinerek, ürkerek hatta korkarak siyaset yapılır mı?

Eğer bu iddia doğru değilse çıkarsınız “Bu haber zaten yanlış, böyle bir konuşma olmadı. Bu nedenle bu yayına gerek yok” dersiniz.

Yok eğer iddia doğruysa ve yazıldıysa çıkar birinci ağızdan gerçeği anlatırsınız.

Sorumluluktan kaçarak siyaset yapmayın ne olur...

*****

Yazılıda bir şey yok sorun irticalende
İrticalen kelimesini belki gençler bilmez. Hemen söyleyeyim, irticalen sözlü olarak yapılan, daha önce yazılıp hazırlanmamış konuşma anlamına geliyor. Tayyip Bey biliyorsunuz genellikle irticalen yaptığı konuşmalarındaki “alışılmadık” üslup ve zaman zaman kullandığı argo sözler yüzünden eleştiriliyor.

“Ananı da al git”, “Ulan”, “Askerlik yan gelip yatma yeri değil”, “Ben sakatatçı mıyım” gibi sözleri Tayyip Bey’in başını hayli ağrıttı. Tayyip Bey dün de muhtemelen Cumhurbaşkanı Sezer’i kastederek “kavgada bile söylenmeyecek” sözler sarfetti.

Burada çok dikkat çekici nokta bana göre şu.

Tayyip Bey’in başı yazılı konuşmalarındaki cümlelerinden veya üsluptan dolayı hiç sıkıntıya girmedi.

Meclis kürsüsündeki konuşmaları, çeşitli toplantılarda yaptığı konuşmalar son derece düzgün ve siyasi adaba da uygun. Çünkü bu konuşmalar başkaları tarafından yazılıyor, Başbakan üzerinde gerekli düzeltmeleri yapıyor.

Bu nedenle öncelikle cümleler düzgün, Türkçe’ye uygun ve anlamlı oluyor.

Ama Tayyip Bey ne zaman irticalen, yani önceden yazılmamış konuşmalar yapsa durum değişiyor.

Başbakan’ın üslubu, konuşma tarzı, seçtiği kelimeler anında değişiyor.

O zaman insanın kafası da karışıyor.

Aynı gün biri yazılı diğeri sözlü iki konuşmaya baktığınızda “Bunların hangisi gerçek Tayyip Erdoğan?” diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz.

*****

Teşekkür
Çok sevindim, mutlu oldum, bazen göz yaşlarımı bile tutamadım, hatta şaşırdım.

Üç yıl aradan sonra mesleğime yeniden başlama fırsatı bulduğum ilk gün arayan, kutlayan, destek veren herkese çok teşekkür ederim.

Unutulmamak, desteklenmek, yüreklendirilmek gerçektek çok güzel.

Milyonlarca teşekkür.

DİĞER YENİ YAZILAR