Erken seçimin yapılması kaçınılmaz. Çünkü ister Tayyip bey, ister benzer bir AKP’li ve hatta dışarıdan birinin Cumhurbaşkanı seçilmesi için diretilmesi Türkiye’yi bir kaosa itecektir.
(Bu “kaos” sözcüğünü dünkü yazımda da kullanmıştım. Kimileri hemen huylanmış. Bunu daha açık bir biçimde sizlerle yarın paylaşmayı düşünüyorum.)
Seçim sisteminin azizliği sayesinde toplam seçmenin yüzde 25’inin, seçime katılanların ise yüzde 34’ünün desteğini alarak iktidar olabilirsiniz ama iş milletin tümünü temsil eden bir makamı seçmeye gelince bunu da almak için diretemezsiniz.
Öyle sanıyorum ki AKP kurmayları da bunun farkında. Cumhurbaşkanlığı konusunda milletle inatlaşmalarının telafisi zor sıkıntılar yaratacağının bilincindeler.
Ama buna karşın ellerine geçen fırsatı da kaçırmak istemiyorlar.
Şimdi; Ankara’dan AKP’nin yüksek tepelerinden sızan bazı bilgileri size aktarmak istiyorum. (İktidara yakın olduğu bilinen Fehmi Koru da bu konuda ilk ipuçlarını verdi dün)
Tayyip Bey yanındaki bildik isimler erken seçimin asla olmayacağı yönünde konuşmalar yapıyorlar ya, başbaşa kaldıklarında erken seçimi de konuşuyorlar.
Erken seçim ama ne zaman?
Şu anda siyasi çevrelerde ve kamuoyunda tartışılan erken seçim, elbette Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce yapılacak bir erken seçim.
Yani önce seçim ve yeni parlamentonun oluşturulması, sonra Cumhurbaşkanlığı seçimi.
AKP kurmayları da kendi aralarında erken seçimi telaffuz ediyorlar, ancak onlar Cumhurbaşkanlığı seçiminden hemen sonra yapılacak bir seçim formülünü ortaya atmayı planlıyorlar.
Bu ilginç bir taktik bana göre. Sonuçta yine bir erken seçim oluyor da, bu AKP’nin istediği tarihte gerçekleşiyor.
Yani AKP’liler, ülkenin bir sıkıntıya girmemesi için önce Tayyip Bey’i Köşk’e çıkarmayı ondan sonra yeni bir düzen kurmayı hesaplıyor.
İşin özü şu: Anayasa gereği Cumhurbaşkanı’nı seçmek bu Meclis’in hakkı, daha da önemlisi bu Meclis’in görevi. O halde Cumhurbaşkanını seçelim, ama yeni Cumhurbaşkanı herhangi bir karara imza atmadan seçimleri yenileyelim. Yeni hükümet, ortaya çıkacak yeni tablodan sonra kurulsun, hem yeni Meclis hem de yeni Cumhurbaşkanı rahat etsin.
Şimdi gelelim işin can alıcı noktasına. Eğer AKP Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra bile olsa erken seçimi telaffuz ediyorsa cin gerçekten şişeden çıkmış demektir. O halde, erken seçimin Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce yapılması biraz daha kesinlik kazanmaktadır.
Ek bilgi: Konu AKP’nin yılbaşından sonra Kızılcahamam’da yapacağı geniş katılımlı toplantıda ele alınacak.
Verin cezayı Aziz Yıldırım’a
Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a 1 yıl hak mahrumiyeti verdi. buna göre Yıldırım bir yıl boyunca maçlarını şeref tribününden izlemeyecek ve Federasyon nezdinde imza yetkisine sahip olmayacak.
Neden? Çünkü Aziz Yıldırım bir kişinin Fenerbahçe’yi şike yaptığı yolunda ciddi töhmet altında bırakan sözlerine cevap verirken “Bu kadar pisliğe bulaşmış ortamın altından Futbol Federasyonu kalkamaz. Çünkü işin içinde onlar da var. Onların olduğu yerde temizlik olamaz. Bu temizliği ancak devletin teftiş kurulları ile çözebiliriz” demişti de ondan.
Yıldırım’ın sözleri ağır mı? Elbette ağır. Ama aynı zamanda çok da ciddi.
Şimdi Futbol Federasyonu’nun, tek taraflı olarak, hiçbir belge bilgi istemeden Aziz Yıldırım’ı cezalandırması bana tuhaf geliyor.
Peki iddialar ne olacak? Aziz Yıldırım’ın bu sözleri hiçbir belgeye dayanmayan, öfke ile söylenmiş sözler mi?
Aziz Yıldırım’a ceza verin de, söyledikleri de en azından ihbar kabul edilmeli. Savcılık mı yoksa başka bir yetkili kurum mu, harekete geçmeli.
İnsanlar Boğaz’a nasıl taşındı?
İstanbul Boğazı dünyanın en güzel yerlerinden biri. Böyle olunca da burada oturmak bir ayrıcalık oluyor. Bugün Boğaz’ın kıyısında bir ev almaya kalksanız en az birkaç milyon doları gözden çıkarmanız gerek.
Peki ya 100 yıl önce durum neydi?
Geçenlerde tesadüfen elime geçen “Sarıyer” adlı dergide araştırmacı tarihçi Ergun Hiçyılmaz’ın bir incelemesini okudum. Çok ilginç.
100 yıl önce insanlar, Boğaz kıyısında oturmaları için teşvik ediliyorlarmış. Tabii o günün ulaşım imkanları nedeniyle merkeze uzak yerlerde oturmak çok güç. Bu nedenle önce Boğaz kıyılarında yazlık evler yapılmış. 1850’de Şirket-i Hayriye’nin yani bugünkü Şehir Hatları’nın kurulmasından sonra Boğaz cazip hale gelmeye başlamış. Bunu da bizzat Şirket-i Hayriye sağlamış. Çünkü bu şirket, Boğaz kıyısında oturmayı teşvik etmek için buraya taşınanlara 2 yıllık indirimli pasolar verdiği gibi inşaat yapmak isteyenlerin malzemesini de bedavaya taşımış.
O günler indirimli pasolar ve bedava mal taşıma sayesinde Boğaz’da mülk sahibi olanlar, torunlarının dolar milyoneri olacağını akıllarına getirmişler miydi acaba?
Bu arada küçük bir not daha. Yine aynı yazıdan öğrendim. Şirket-i Hayriye kurulduğunda o zamanlar ulaşımı sağlayan kayıkçılar buna çok direnmişler. Hatta vapurların önünü kesip taşlamışlar ve yolcuları bile yaralamışlar.
Sonunda bir kanun çıkmış ve vapurlar önlerini kesen kayıkçıların üzerine sürerek yol açmışlar. Yenilikler bazen bodoslama gitmedikçe gelemiyor.
Gelinler damatlar
Koç Holding ilginç bir karara imza atarak şirket yönetimlerinde gelinlere, damatlara yer verilmeyeceğini açıkladı. Bugünkü iktidar herhalde böyle bir karar alamaz. Çünkü devlet kadrolarında o kadar çok gelin, damat, amca, teyze, yeğen, kardeş var ki.

