Sizi bilmem ama bana çok garip geliyor. Deniyor ki; “Türkiye’de muhalefet yok, CHP muhalefet yapamıyor”. Dağdaki çobandan, ekrandaki mankene, kokoreççiden üniversite profesörüne, ayakkabı boyacısından CHP’lisine kadar herkes “muhalefet eksikliğinden” dert yanıyor. Kısacası hiçbir konuda fikri olmayanların bile fikri CHP’nin muhalefet yapamamasında birleşiyor.Buraya kadar çok güzel. İyi de CHP acaba nasıl muhalefet yapmalı? “CHP muhalefet yapamıyor” diyenler acaba CHP’nin nasıl muhalefet yapmasını istiyor?Üstelik artık Türkiye’nin garipliğinden mi, havasından mı, suyundan mı bilemiyorum “CHP muhalefet yapamıyor” diyenlerin büyük çoğunluğunu AKP iktidarını desteklemek için canhıraş biçimde çırpınanlar oluşturuyor. Buradaki çelişkiyi görmezden gelmemiz mümkün değil.Bunun yanı sıra CHP hangi konuda muhalefet yapmaya kalkarsa kalksın karşısında müthiş bir koro buluyor. Şurası bir gerçek ki Türkiye’de etkili bir muhalefet yapılıyor ama, bu muhalefet aslında muhalefete muhalefet biçiminde.Şimdi diyorum ki, boşuna kendimizi helak etmeyelim, CHP’ye muhalefet öğretelim. CHP ne yapmalı, ne söylemeli, nasıl davranmalı, hangi konulara öncelik vermeli, hasıl örgütlenmeli, bu sorulara cevaplar bulalım.Madem kimse CHP’nin muhalefetini beğenmiyor o halde beğenilecek muhalefet önerilerini getirelim.Öneriler özellikle “CHP muhalefet yapamıyor” diyenlerden, bunları yayınlaması da benden. Haydi biraz muhalefet çalışalım bakalım.*****Karşıt görüş Çok uzun yıllardır beni en illet eden tanımlamalardan biri “karşıt görüşlü” kişilerdir. Medyanın bir kısmı özellikle, bir kısmı da tanım bulamadığından, üniversitelerde çıkan olayları “karşıt görüşlülerin çatışması” olarak sunar.Oysa yaşı en az benim kadar olan ve 68’lerden bu yana olayları bizzat içinde yaşayanlar bilirler ki “karşıt görüşlü öğrenciler” tanımı asla doğru değildir. Ve ben ne zaman “karşıt görüşlü öğrenciler çatıştı” başlığı ile bir haber duysam “demek yine bir grup öğrenci saldırıya uğradı” diye düşünürüm.68’lerde ilk öğrenci hareketleri başladığında ortada “karşıt” gruplar falan yoktu. Sol hareket giderek güçleniyordu. İktidar bundan şiddetle rahatsızdı. Ancak mevcut kolluk kuvvetleriyle ideolojik bir protestoyu önleyemiyordu. Dönemin siyasileri “iti ite kırdırmak” adını verdikleri projeyle sol harekete karşı bir organizasyon geliştirdiler. Ona bir tür ideolojik kılıf giydirdiler ve meydana sürdüler.Sonra başladı “karşıt görüşlü öğrencilerin” çatışması. Oysa bunlar çatışmadan çok saldırı niteliğindeydi. Ama milletin beynine “karşıt görüş” kavramı adeta kazındı.Şimdi aynı oyun yine oynanıyor. Kel kafalı, sakallı eli tabancalı adamın “karşıt görüşle” bir ilgisi olabilir mi sizce?*****“Keşke” hiç “keşke” demesek Son zamanların en başarılı gazete röportajcısı Mine Şenocaklı bu hafta da Vatan’da çok ses getirecek bir ismi konuşturdu. Artık her pazartesi “Bakalım bu hafta kim var?” diye merakla bekliyorum. Bu hafta AKP Anayasası’nı hazırlayan ekipten Doçent Serap Yazıcı vardı. Yazıcı AKP için yazdıkları Anayasa’da laikliğe iyi vurgu yaptıklarını belirttikten sonra “Keşke kamu alanında türban kullanılamayacağını daha açık yazsaydık” diyor.Normal bir zamanda bu açıklamanın üzerinde durmazdım bile. Ama kapatma davasının açılmasından sonra bunun söylenmesi önem kazanıyor. AKP kurmay heyetinin zihniyeti akıl ve zekâdan çok kurnazlığa dayanıyor bana göre. Konuları bilim ve mantıkla açıklamak yerine duyguları ve popülizmi kullanan bunda da başarılı olan bir zihniyet bu. Sayın Yazıcı da “kurnaz!” olma yolunu seçerek “Ah keşke” diyor. Bu kadar basit yani. Eğer AKP Anayasası’nda “Kamu alanlarında türban takılamaz” diye yazılsa laiklikle ilgili kuşkular da ortadan kalkıverecek. Bilim gündem dışına atılıp popülizm öne geçince böyle oluyor işte. Herkesi aptal yerine koyarsınız ve işin içinden sıyrılırsınız.*****Ne diyor ne diyoruz* CHP laiklikle ilgili hassasiyet gösteriyor.“Laiklikten başka bir şey bilmez misiniz?” diyoruz.* CHP hukukun üstünlüğüne dikkat çekiyor. “Siz darbeden yana mısınız?” diyoruz. * CHP tarım ürünlerindeki düşük fiyatlara dikkat çekiyor. “Senin dünya fiyatlarından haberin var mı?” diyoruz.* CHP işçi-memur maaşlarının düşüklüğüne dikkat çekiyor.“Türkiye’nin kaynaklarını biliyor musun?” diyoruz.*CHP özelleştirmeden yana olduğunu söylüyor ama kaynakların peşkeş çekilmemesini istiyor. “Globalleşen Türkiye’yi anlamıyorsun” diyoruz.* CHP ekonominin sadece borsa ve dövizden ibaret olmadığına dikkat çekiyor. “Dünya ekonomisini bilmiyorsun” diyoruz. *CHP sanat ve kültüre gereken önemin verilmediğine dikkat çekiyor.“Senin kültür anlayışın kasabaların şenliklerine para göndermek” diyoruz. * CHP Atatürk ilkelerinden taviz verilmesin istiyor “Yeter artık Atatürk üzerinden siyaset yapma” diyoruz.*****Muhalefet önerilerini yazın bu köşede YayımlayayımCHP’nin iyi muhalefet yapmadığına inananlar; haydi fikirlerinizi açıkça söyleyin. CHP muhalefette hangi unsurları öne çıkarmalı, neler yapmalı? “Muhalefet sadece CHP ile sınırlı değildir” diyorsanız o halde bir ülkede siyasi muhalefet nasıl yapılır, nasıl oluşturulur. Görüşlerinizi yazın. Ancak lütfen bu köşenin boyutunu düşünerek yazacaklarınızı özlü tutun. Önerilerinizi yazın, isterseniz isminizle bu köşede yayımlayayım.*****Sorun Baykal mı?İsterseniz ilk muhalefet yapma önerisi benden gelsin. Aslında bu öneriden ziyade bir “merak”. Kendi kendime “acaba” diyorum, “CHP’yi muhalefet yapamamakla eleştirenler aslında Genel Başkan Baykal’ın tavrından mı rahatsız? Onun yetersiz olduğunu mu düşünüyor? Sadece Genel Başkan’ın değişmesi bile CHP’ye yeni bir ruh ve ivme kazandırır mı?”*****Eğer yürüdüğünüz yolda güçlük ve engel yoksa, bilin ki o yol sizi bir yere ulaştırmaz. Bernard Shaw*****“Saatler geri alınacakmış” Dursun, saatlerin geri alınacağını duyunca, evdeki tüm saatleri toplayıp saatçi Temel’e gitmiş ve “Ula Temel, saatler geri alınacakmış, biz de evdeki saatleri senden satın aldığımız için sana getirdik. Bunları geri alacaksın” demiş. Temel gayet kendinden emin bir tavırla “Öyle yağma yok. Ben de duydum ancak, sadece 1 saat geri alınacakmış. Bir tanesini alırım, gerisini almam” diye cevaplamış.
Sevgili okurlar; geçen hafta “Anayasa Mahkemesi Yargıtay’ın parti kapatma davasını kabul eder-etmez” tartışmalarına son nokta konuldu ve AKP’nin kapatılması ile ilgili açılan dava resmen yürürlüğe girdi. Artık sıra AKP’nin savunmasında.Başbakan Erdoğan davanın resmi kabulüne kadar ortamı gerginleştirmeyi tercih etti. Ne zaman ki Anayasa Mahkemesi’nden “oy birliği ile” karar çıktı, Erdoğan’ın üslubunda da değişiklik başladı. 17 gün boyunca özellikle üst üste topladığı AKP kadın kolları toplantılarında etrafa ateş saçan Erdoğan “Yargı görevini yapacak, biz de kendi işimizi” demeye başladı.“Kendi işimiz!” dediği, belli ki AKP’nin kapatılmasını önleyecek Anayasa değişikliğini kotarmak. Bunu yaparken de “Kendimiz için bir şey istiyorsak namerdiz, maksat demokrasi” diyecekler.İzleyenler hatırlayacaktır, geçen hafta Skytürk’te Enver Aysever’in sunduğu tartışma programında Mehmet Metiner “AKP davayı bir kenara bırakmalı ve bundan bağımsız olarak Anayasa değişikliği yapmalı” demişti. Ben de “Bütün halkı aptal yerine koymak istiyorsunuz yani” demiştim. Öyle yapacaklar anlaşılan.Sevgili okurlar; bir taraftan kapatma davası sürerken, diğer taraftan kapatma gerekçelerini ortadan kaldıracak olan Anayasa değişikliği düzenlemesi elbette tartışma yaratıyor. Gerçi bunun en azından Anayasa’ya aykırı olduğu biliniyor ama yine de tartışılıyor.AKP ve yandaşı çevreler demokrasiyi kendi çıkarları adına yorumladıkları için “En büyük güç meclis, Meclis’in çıkardığı bir karar nasıl olur da hakimler tarafından yok sayılır, böyle demokrasi mi olur?” diye sorarak demokrasinin temel nitelikleri hakkında yeterli bilgisi olmayan normal vatandaşların zihinlerini kirletmeye çabalıyor.Demokrasinin üç temel erki yasama-yürütme-yargı ilkesini yok sayan bu anlayış Türkiye’yi 1800’lerdeki tartışmaya sokmak istiyor. Çağdaş ülkeler yargı denetimini tartışmayı yüz yıldan fazla zaman önce bıraktı.Sevgili okurlar; elbette yasama demokrasinin en temel ve vazgeçilmez unsuru. Ama sayısal çoğunluk her şey değildir. Tabii buna karşın sayısal çoğunluğu elde tutarak aklınıza gelen her kararı çıkarabilirsiniz. Örneğin bir parlamento “Dünya tepsi gibi düzdür” şeklinde bir kararı oylamaya sunabilir ve bu kabul de edilebilir. Meclis’in çıkardığı her karar doğru olmayabilir. İşte bunun için demokrasilerde yargı denetimi de konulmuştur. Yargı, iktidarın yanında ya da karşısında değildir. Hepinize iyi haftalar dilerim.*****-miş’li zamanlarYıldırım Tuna’dan; yaşlı çift yataklarına girmişler, adam uykuya geçmek üzere... Ama hanımı aniden bastıran bir romantik dalganın tesirinde... Kocasıyla sohbet etmek istemiş. Dudaklarında hülyalı bir gülümseme, gözleri uzaklardaki zamanlarda: “Bana kur yapacağında elimi tutardın...” demiş. Adam, gözleri hâlâ uykuda, elini uzatmış, elini hanımının elinin üzerine koymuş. Birkaç dakika geçmiş. “Sonra beni öperdin...” demiş hanımı. Adam uykusu ile hanımı arasında bocalamış, uykusunu kaçırmaktan imtina ederek uzanmış ve yanağına bir öpücük kondurmuş, aynı ağır çekimle başını yastığına tekrar yerleştirmiş. Artık huzurlu bir uykuya geçmeye tamamen hazır... Ama hanımı devam etmiş: “Sonra boynumdan hafifçe ısırırdın...” Adam oyuncağı elinden alınmış çocuk huzursuzluğuyla yorganı kaldırmış, yataktan kalkmış. Hanımı sormuş: “Nereye gidiyorsun?” Adamın cevabı, “Dişlerimi takmaya” olmuş.*****Anayasa Mahkemesi elbette taraftır Bir yanlış düşünce var. Kimileri yargının tarafsızlığına gölge düşürmeye çalışarak AKP’yi kurtarma çabasında. Bunun için de özellikle Anayasa Mahkemesi üyelerinin çoğunun 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından seçildiğini, bu nedenle ne karar vereceklerinin de zaten belli olduğunu yaymaya çalışıyor.Bu görüş teknik olarak doğru ama hukiki olarak tamamen yanlıştır. Evet, Anayasa Mahkemesi taraftır. Sadece Türkiye’de değil bütün dünyada taraftır. Anayasa mahkemeleri bulundukları ülkelerin kuruluş felsefelerinden ve anayasalarından taraftır ve bunun için kurulmuşlardır.Bu nedenle Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi de laik, demokratik cumhuriyetten yana taraftır ve onu korumak için kurulmuştur. Bugün AKP hakkında kimileri tarafından beğenilmediği için kapatma davası açılmamıştır. AKP Anayasa’nın en temel ilkesi olan laikliğe aykırı davranmakla suçlanmaktadır.Anayasa Mahkemesi duygularını siyasetle karıştırarak karar vermeyecektir. AKP’nin laiklik ilkesini ihlal edip etmediğine bakacaktır. Eğer AKP’nin laiklikle ilgili suç işlediği konusunda güçlü delillere dayanarak bir kanaat oluşursa elbette kapatma kararı verecektir.Bu mahkeme Türkiye Cumhuriyeti’nin ayakta kalması için vardır ve hep olacaktır. Bunun böyle bilinmesi gerek.*****Liberaller rahatladı Erdoğan’ın öfkesi, yarattığı gerginlik üstüne bir de AB ilişkilerindeki soğuma gelince bazı liberallerin kafası karışmıştı. Körü körüne destekledikleri AKP’yi savunamaz hale gelenler “ince ince” eleştirilere de başlamışlardı.Aslında iyi niyetli eleştirilerdi bunlar ama Tayyip Bey daha da öfkelenmiş ve bu tür liberallere “hain” demekten çekinmemişti.Başbakan İsveç’ten müjde vererek AB’ye tekrar asılacaklarını söyledi. Bu açıklama liberal kesime rahat bir nefes aldırdı. Şimdi kaldıkları yerden AKP’yi desteklemeye devam edebilecekler artık.*****Çay kimin? Karadeniz sahilindeki şirin bir kasabadan geçerken çay bahçesinde mola verdik. Masada üç kişiyiz. Garsona çay söyledik. Az sonra bir başka garson elinde üç çayla yanımıza geldi. Arkadaşlardan biri “Çay benim” dedi. Garson çayı verdi. Diğer arkadaşım da “Çay benim” der havasıyla elini uzattı ve çayını aldı. Garson bana çay vermeden yanımızda beklemeye başladı. Ben de şaşırmış bir şekilde garsonun yüzüne bakıyorum. Garson hiç istifini bozmadan “Bu çay kimin?” diye sormaz mı! (N. A.)*****Elinden geldiği halde kötülüğe engel olmayan, onu teşvik ediyor demektir. Latin atasözü
Beş yaşındaydım. Rahmetli babaannem, pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi ve aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu. Çocukluk işte, “Aman babaanne...” dedim, “Bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya, yorulmaya değer mi?” Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu, “Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun” dedi, “Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?” diye çıkıştı. Utancımdan kıpkırmızı olmuştum. İsveç’te tıraş bıçaklarıOn dokuz yıl evveldi. Stockholm’e gitmiştim. Bir otele yerleştim. Sabahleyin, tıraş olmak için lavoboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm. “Lütfen” diyordu, “Tıraştan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanda bir kutu var, oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun.” Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde “İsveç çeliğinden yapılmıştır” diye yazardı. İşte o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.Japonya’da tasarrufJaponlar son derece sade, basit, yalın, mütevazı yaşayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir. Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır. Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi toplar. Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve “Şu andan itibaren” der, “Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.” Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder. Zalimler sınıfı gibiGerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan boş yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz? Hayat akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, ilkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım: “Bir mıh bir nalı kurtarır. Bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu, bir ordu bir ülkeyi kurtarır” (Bir okurdan gelen yazıyı özetledim. C.A)***** “Ne kadar şanssızım!”Üzgün ve pısırık görünüşlü bir adam barda tünemiş oturuyormuş. Önünde bir türlü içemediği bir içki bardağı, suratı asık.. O sırada barın kapısı açılmış. İri yarı, külhanbeyi tavırlı bir adam, sert adımlarla barın tezgahına doğru yürümüş ve pısırık adamı iteleyerek tabureye oturmuş. Hiç soru sormadan adamın önündeki içki kadehini alıp başına dikmiş. Elinin tersiyle ağzını kuruladıktan sonra, “Ne o, neden böyle surat asıyorsun, gemilerin mi battı?” diye sormuş. “Sorma, ben çok talihsiz bir adamım” demiş pısırık. “Neden?” diye sormuş adam tekrar. Şöyle cevaplamış pısırık, “Bu sabah karımla kavga ettik, beni evden kovdu. O sinirle işe geç kaldım. Patronum zaten bahane arayıp duruyordu, beni işten attı. İşten çıktım, yolda yürürken araba çarptı. Eve gideyim, belki karımla barışırız dedim, eve gittim ve karımı başka bir erkekle yatakta yakaladım. Bu kadarı da fazla artık dedim, kendimi öldürmeye karar verdim. Tabancayla vuracaktım, silah tutukluk yaptı. İple asmaya kalktım, ip koptu. Doğalgazla öleyim dedim, faturayı ödemediğim için gaz kesikti. Eczaneden fare zehiri aldım, buraya geldim, içki bardağıma koydum. Onu da geldin sen içtin. Of görüyorsun ne kadar şanssız olduğumu değil mi?”*****İşte ulemadan yeni fişler İlkokullarda öğretmenler okuma yazma öğretirken üzerinde çok basit cümleler yazılı fişler asarlar sınıflara. “Ali Topu At, Emel Eve Gel” gibi cümlelerle çocuklar hem kelimeleri seçmeyi hem de bir tam cümle görmeyi öğrenir.Eğer iktidar amacına ulaşır ve Türkiye bir “İslam Devletine” dönüşürse acaba bu okuma fişleri nasıl olur?- Börtegül başını ört, ört börtegül ört.- Bak Berkecan ne güzel sarık, sende sar Berkecan.- Hedenur yakanı kapa, kapa yakanı kapa.- Cemile mevlüte pilav yap.- Işık ılık zemzem iç.- Oruç aç Ali.- Sadık hoca iftar topunu patlat.- Mülayim minareye çık.- Tayyip Amca yasa çıkar.- Onayla Abdullah Amca onayla.- Tayyip Amca tabana oyna- Kömür dağıt oy topla- Tayyip Amca Atatürk’ün resimlerini indir. - İndir Tayyip Amca indir- Dağıt ihale dağıt- Sat sat sat- İpek başını ört- Tayyip Amca seni çok severiz.- Gül Abdullah gül.- Kapat başını kapat *****Geyik muhabbeti * Atalarımız zamanında Orta Asya’dan çıkıp da ters yöne gitselerdi, şimdi Japon olurduk.* Aşk bir pencere gibidir. Fazla açarsan havanı alırsın. * Kaynanamı kaybettim görenlerin görmemezlikten gelmeleri rica olur.* Aşk sözle başlar, dudak ile beslenir, dokuz ay sonra da “baba” diye seslenir. * Offff... Çok sıkıldım bu hayatın ikinci kanalı yok mu? * İnsanlar Ay’a benzer. Kimseye göstermedikleri karanlık bir yüzleri muhakkak vardır.* Akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine deli ol dünya senin kahrını çeksin. * Oturarak başarıya ulaşan tek varlık tavuktur. * Türküm, Doğruyum, Çalışkanım, iyi gelirli bir bayanla evlenmek istiyorum. * Ben seni bir zamanlar eşşek gibi sevmiştim lakin sende benim aşkımı inek gibi tepmiştin. * Bir zencinin koluna düşen karınca ne der? Cevap: Eyvah! Yine karakola düştüm. * Hayat battaniye gibidir; yukarı çekersin ayak parmakların isyan eder, aşağı çekersin ayakların titrer. Benden sana tavsiye, dizlerini karnına çek de rahat uyu. *****Başkalarının bilgisi ile bilgin olabilsek bile ancak kendi aklımız ile akıllı olabiliriz. Montaine
Yaygın inanç ve hatta AKP’li olmayan çevrelerdeki korku şu; kapatma çözüm olmaz, bu parti daha da güçlenir. Bunu söyleyenlerin elbette maddi kanıtları da var. Gerçekten bugüne kadar yaşadığımız kapatma olaylarından sonra benzer şeyler yaşadığımız düşünülüyor çünkü.Peki öyle mi olacak? Bana göre hayır. Üstelik bu kez mümkün değil. Çünkü şartlar bu kez çok farklı. Geçen hafta pazartesi günkü yazımda bunları ayrıntıları ile anlatmıştım.Bugün de AKP’nin oy dağılımını irdelemek ve bundan sonra olabilecekleri yazmak istiyorum.AKP’nin oyu son seçimde yüzde 46.7 idi. Seçimden sonra bunun daha da arttığı söylendi, hele kapatma ile bunun yüzde 60’ları geçeceği ileri sürülüyor. AKP bunu iddia ediyor, AKP’li olmayan da bundan korkuyor.Bana göre AKP’nin yüzde 47 oyunun yüzde 20’sini şu ya da bu nedenle istikrarın kendisine yarar getireceğini uman, şimdilik bir maceraya atılmak istemeyenler oluşturuyor. Bunlardan kiminin işlettiği ve yüksek kazanç sağladığı parası kiminin borcu var. Önemli bir bölümü de yardım alıyor ve kesilmesi işine gelmiyor.Yüzde 10’luk bir bölüm geçmişe öfke duyan, özellikle merkez sağdan soğumuş kesimler.Yüzde 10 mütedeyyin insanlarımız. Bu insanların Cumhuriyet ilkeleri ve hele laiklikle hiçbir sorunu yok. Kimi olaylar canlarını sıkıyor belki ama rejimle kavgalı değiller. Sadece AKP’yi de “daha dindar ve ahlaklı” görüyorlar.Geriye ne kalıyor? Yüzde 7. İşte yıllardır iddia ediyorum. Türkiye’de Siyasal İslamcılığın gerçek tabanı budur. Ama bu yüzde 7 şu anda ülke yönetiminin yüzde 90’ına hükmediyor. Sorun da bu zaten.Bu durumda kapatılırsa AKP’nin oyu artmayacak tam tersine çökecektir. Çünkü Türk halkı eğer kapatılırsa AKP’nin Türkiye’de ikilik yarattığını, din faktörünü duygusal ve psikolojik bir propaganda aracı olarak kullandığını belgeleriyle anlayacaktır. Bin yıldır Anadolu topraklarında barış içinde yaşamayı beceren halkımız bunu devam ettirecek akıl ve güçtedir. *** Ölümden dönüşBir İtalyan bir Yahudi ve bir Türk aynı trafik kazasında ölmüş. Cenazeleri kaldırılmış. İki-üç gün geçmiş, bir de bakmışlar ki İtalyan çıkmış mezardan üstünü silkeleyerek geliyor. Önce büyük bir panik yaşanmış haliyle, sonra bakmışlar adam bayağı kanlı canlı, cesaret edip yanına yanaşmış ve merakla sormuşlar: “Yahu öteki dünyadan sen nasıl geri döndün?” Anlatmış İtalyan: “Öteki tarafta da işler buradaki gibi yürüyormuş meğer rüşvet, yolsuzluk, haksızlık. Geri döndürmek için 5 bin dolar istediler, bastım parayı geri geldim.” Dinleyenler sormuşlar: “Eee diğer iki arkadaş niye gelmedi?” Yukarıdan dönüş yapan İtalyan: “Vallahi ben gelirken Yahudi (3 bin 500 dolara olmaz mı, ya bir indirim yap ayağımız alışsın!) diye pazarlık ediyordu.” Yine sormuşlar: “Peki Türk ne oldu?” İtalyan gülümsemiş, “Onu anlamadım, meleklere ‘Bana ne, ben vermem devlet versin’ diye inat ediyordu...” *** Atlasjet olayında çözülmeyen noktalar Atlasjet Havayolları’na ait MD-83 tipi yolcu uçağının Isparta’ya inerken düşmesinin üzerinden 4 ay geçti. Ama bu olayla ilgili hâlâ çözülmeyen pek çok nokta olduğu gibi her nedense soruşturma da bir türlü bitirilemiyor ve dava açılamıyor.Kazada yakınlarını yitirenlerden, çok değer verdiğim İstanbul Erkek Liseli bir ağabeyim aradı geçenlerde. İnanılmaz acısının üzerine bir de bu işle ilgili birimlerin duyarsızlığının eklenmesi kendisini perişan etmiş.“Aylar geçti hâlâ kaza kırım raporu açıklanmıyor, bu rapora esas teşkil edecek uçak parçaları dünyada başka hiçbir yerde görülmeyecek şekilde uçak firması tarafından toplanıp satılıyor, ama ne Adalet Bakanlığı ne de İçişleri Bakanlığı harekete geçiyor” diyen acılı ağabeyim adeta haykırarak soruyor, “Hakkında bu kaza nedeniyle rüşvet dedikoduları çıkan bir bürokratın Ulaştırma Bakanlığı tarafından ‘en başarılı bürokrat’ seçilmesini anlamak mümkün değil.” Kazayla ilgili acılı aileleri en çok üzen noktalardan biri de şahsi eşyaların hâlâ teslim edilmemiş olması. Kayıp yakınları “Eşyaları delil olmadığı gerekçesiyle vermiyorlar. Oysa bizim istediğimiz altınlar, paralar değil ki, günlük şahsi eşyalar, onlar da zaten güvenlik kameralarında görülüyor. Babamın kravatını, ceketini almak istiyorum, onlar bize kalan manevi anılar, ama verilmiyor, herkes topu birbirine atıyor” diyorlar.İstanbul Erkek Liseli ağabeyim feryatlarını Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, İçişleri, Adalet ve Ulaştırma bakanlarına mektupla bildirdiklerini ama tek cevap bile alamadıklarını söylüyor.Sahi, Atlasjet olayı nasıl oldu da kapanıp gitti. Uçağı kiralayan şirket isim değiştirdi, kaza ile ilgili kimseye dava açılmadı. Bu nasıl şey böyle? *** Mağdur kazanır mı? Geçen hafta Türk halkının mağduru pek sevmediğini yazmıştım. Şimdi siyasi hayatımızda mağdur edilenlere ve uğradıkları akıbete birkaç örnek vereyim.Yıl 1971. Generaller 12 Mart’ta Muhtıra veriyor. Başbakan Demirel şapkasını alıp gidiyor. İki yıl sonra yapılan seçimlerde Demirel kaybediyor CHP kazanıyor. 28 Şubat Erbakan ve Çiller’e karşı yapılıyor. Bu arada Refah Partisi de kapatılıyor. Ardından yapılan ilk seçimde Erbakan’ın yeni partisi de Çiller’in DYP’si de ağır yenilgi alıyor.2002 seçimlerinde Erbakan’ın Fazilet yerine kurduğu parti olan Saadet Partisi de Çiller’in DYP’si de baraj altı kalıyor. Mağduru çok severiz ya. *** Tüketici haklarıİnsanlar “Tüketici Hakları” konusunda gerçekten bilgisiz. Geçen gün iç gıcıklayıcı kadın çamaşırları satan bir mağazaya gittim, “Danışma” bankosuna yüzü buruş buruş, kıpkırmızı ruju dudak çizgilerinden taşmış yaşlı bir kadın, elinde tuttuğu askılı, minicik, siyah ipekten seksi geceliği bankodaki kıza gösterip, “Bakar mısınız?..” dedi, sigara içmekten iyice kartlaşmış bir ses tonu ile “Bunu, bu gece işe yaramazsa yarın geri getirebilir miyim?..” diye sordu. Tüketici hakları dendiğinde insanların sınırları nereye kadar gidiyor çok merak ediyorum. (S. G.) *** Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır. Goethe
AKP’nin kapatılmasına karşı çıkan ve “temel amaç” olarak Avrupa Birliği’ne tam üyeliği gören çevrelerde bir telaş var. Diyorlar ki “Türkiye Avrupa Birliği’nden uzaklaşacak.” Hiçbir temele dayanmayan gerçek dışı bir beyan bu. Çünkü şurası biliniyor ki AKP’ye oy vermeyen kitleler AKP’ye oy verenlerden çok daha fazla Avrupa Birliği’ne girmek istiyor.AKP’nin ana partisi Refah zamanında Avrupa Birliği’ne karşı çıkarken, onların dışında kalan büyük bir kitle Avrupa Birliği için mücadele ediyordu.AKP’yi neredeyse ölümüne savunanlar bilgi kirliliği yaratarak AKP’li olmayan herkesi çağdaşlığa, değişime, Avrupa Birliği’ne, demokrasiye karşıymış gibi göstermeye çalışıyor.Gerçeğin bu olmadığını aklı başında herkes biliyor. Daha önce de yazdım ve ısrar ediyorum, Avrupa asıl AKP zihniyetinin iktidarı sürdükçe Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne asla girmeyeceğini biliyor. Türkiye’nin aydınlık çağdaş yüzü her zaman Avrupa’dan yana olmuştur ve olmaya da devam edecektir.*****Otobüs şoförüHidayet ölünce cennetin kapısında kuyruğa girer. Hemen önünde bekleyen adam pederdir. Kapıda bekleyen melek pedere sorar: “Hiç günahın var mı peder?” Peder, “Aziz melek ben rahiptim. Tüm hayatım boyunca hep Tanrı’ma dua ettim. Karıma ve çocuklarıma sadık kaldım, insanlara ve hayvanlara hep yardım ettim” der. Melek: “Bunları biliyorduk zaten” diyerek cennetin gümüş anahtarını verir.Ve sonra Hidayet’e döner ve sorar: “Senin hiç günahın var mı?” Hidayet cevaplar: “Ben de her zaman hayvanlara ve insanlara iyilik yapardım. Tanrı’ya dua etmedim açıkçası, inancım da zayıftı ve bir günahım vardı... Çok sert ve hızlı otobüs kullanırdım.” Melek Hidayet’e döner ve “Bunu da biliyoruz... Çok iyi, al sana cennetin altın anahtarı!” der. Peder bu olaya çok sinirlenir “Ben hayatımı Tanrı’ya adadım, siz de gidip bu adamı cennette benden üstün tutuyorsunuz”deyince melek cevabı yapıştırır “Oğlum sen vaaz verirken herkes uyuyordu ama Hidayet otobüs kullanırken herkes dua ediyordu. Skor farklı yani.”*****Gazete okurken bile objektif olamıyorlarSabahları haber kanallarını izleyerek günle ilgili ilk fikirlerimi edinmeye çalışıyorum. Bu arada gazete özetlerini de kaçırmıyorum.Pazartesi sabahı gazete özetleri veren Samanyolu televizyonunu izliyorum. Sunucu gazeteleri eline alıyor ve hepsinin öncelikle manşetini okuyor. Ama dikkat ettim, özellikle dinci basın dışındaki gazeteleri okurken, iktidarı eleştiren, kapatma davası hakkında farklı görüş sergileyen haberleri görmezden geliyor.Haydi görüşleri öyle diyelim, ama Vatan Gazetesi’ni okurken her nedense manşeti okumadığı gibi ekranda da göstermedi. Pazartesi günü Vatan’ın manşeti “Yazık Çanakkale’yi de böldüler” şeklindeydi. Dinci bazı grupların Çanakkale’yi çarşaflı, sarıklı cüppeli kıyafetlerle ziyaret etmesine karşı bazı grupların da anıt önünde Onuncu Yıl Marşı’nı söyledikleri belirtiliyordu.Samanyolu bu manşeti yok saydı. Çünkü belli ki işine gelmiyordu.Bu arada komik bir durum daha var. Sunucu eline gazeteyi alıyor. Örneğin başlık “AKP’nin önünde üç yol var” şeklinde. Ama bunu “Ak Parti’nin önünde üç yol var” diye okuyor. Ekranda nal gibi AKP görüyorsunuz ama sunucu “Ak Parti” diyor. Yazılı olanı bile değiştirme tekniği bu. Çünkü bu kanalda AKP demek yasak. İşte objektiflik ve tarafsızlık anlayışı bu.*****Resmi görüş hakiki görüşYıllar önce bir bakanın Doğu gezisine katılmıştım. Bakan bey resmi temaslarını bitirdikten sonra halkla sohbet etmeye başladı. Bir kahveye girdi. Oturanlara “Nasılsınız ağalar, bir derdiniz var mı?” diye sordu. Oturanlardan yaşlı biri “Sagolasın beg, heç bir derdimiz yoktir, Allah devlete millete zeval vermesin, sizi başımızdan eksik etmesin” dedi.Bakan memnun ayrıldı. Bakan çıktıktan sonra biraz daha kaldım kahvede, bakana cevap veren yaşlı adamın yanına oturdum. “Gerçekten hayatınızdan çok mu memnunsunuz?” diye sordum. Yaşlı adam derin bir iç geçirdikten sonra onu dinleyenlerin onaylayan bakışları arasında şöyle dedi: “Yok be oglim, ne iyisi, anamiz aglamiştir, cepte para yoktir, borç bini aşmiştir, oglanları bile everemiyik.” Ben de “İyi de amca, bakana niye bunları söylemedin ki?” diye sorunca aldığım cevabı yıllardır unutmuyorum. “O bizim resmi görişimizdir.” Kıssadan hisse: Bugün de pek çok kişi ortalık yerlerde “resmi görüşünü” dile getiriyor, özel sohbetlerde ise “gerçek” görüşünü söylüyor. (F. B.)*****Yalnız verilene bakma; verene de bak. SENECA*****Manava bile baskıAKP’nin eleştiri ve uyarılara hiç tahammülü olmadığı biliniyor. Bu iktidar kendinden olmayan herkese karşı vicdan ve ahlak ölçülerine sığmayacak biçimde müdahalelerde bulunabiliyor. Büyük küçük dinlemeden üstelik.Bakın size bir olay anlatayım: Eve giderken zaman zaman uğradığım bir manav var. Eve uzak olmasına rağmen önünde arabayla trafiği aksatmadan durabildiğim için bazen onu tercih ediyorum. İki gün önce yine uğradım. Manav “kapatma davasından” ötürü pek mutlu. “Neden?” diye sordum. “Abi” dedi “Bunca yıldır bu işi yaparım, bunca hükümet bilirim, ama bunlar kadarını hiç görmedim” dedi. “Hayrola?” diye sordum tekrar. Manav sürdürdü konuşmasını: “Abi bunlar bir acayip. Buradaki esnafın ne olduğunu tek tek biliyorlar. Mesela benim AKP’li olmadığım biliniyor. Zaten hep konuşuyorum. Ama ne oluyor biliyor musun, bir sabah maliye ekipleri geliyor. Şu gördüğün manavı didik didik ediyor.” Ben de gülerek “Canım ne olacak, bakarlar giderler, üzme kendini” dedim. Manav “Öyle deme abi, hiçbir şey bulamasalar faturaların neden buruşuk olduğunu sorup işlem yapmaya kalkıyorlar. Henüz açılmamış sandıkları sanki faturasız satıyormuşum gibi kayda geçirmeye çalışıyorlar. Bu sadece bana olmuyor. Şu gördüğün caddedeki AKP’li olmayan bütün esnaf aynı durumda” karşılığını verdi.Bir iktidar, kendisinden olmadığı için küçük esnafı bile devlet gücüyle korkutmaya çalışıyorsa, işin çivisi çıkmış demektir.
Parti kapatmak elbette iyi bir şey değil. Ama eğer bu yasalarınızda varsa ve siz bugüne kadar böyle bir maddeyi yeniden düzenlememişseniz, dava açılmasına da aşırı tepki gösteremezsiniz.Bunu söyledikten sonra gelelim “Çağdaş demokrasilerde parti kapatma diye bir şey yoktur, asla da olamaz” şeklinde dile getirilen yalana. Bu görüşleri dile getirenler özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkeler örnek göstererek “Bakın orada 40 yılda üç parti kapatılmış, aynı süre içinde Türkiye’de 24 parti kapatılmış” diyorlar.1- Herhangi bir Avrupa ülkesinde, anayasalarını çiğnediği halde hakkında işlem yapılmayan parti yok. AB ülkelerinde bu açıdan tartışılan parti de yok. 2- Türkiye’de partiler ya laikliği ihlal ya da bölücülük suçlarından kapatıldı. Geri kalanlar ise usul hataları nedeniyle kapatılmak durumunda kalındı. Şimdi “Avrupa’da parti kapatılmaz” diyenlere küçük bir test yapmalarını öneriyorum. Bugün çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşayan ve o ülkelerin vatandaşı olmuş pek çok Türk var. Diyorum ki bu Türkler bir parti kursunlar. Programlarına “İktidara gelirsek Almanya’yı din kurallarına göre yöneteceğiz” desinler ve amblem olarak da Gamalı Haç’ı seçsinler. Bakalım bu parti kapatılacak mı kapatılmayacak mı? Hatta kurulmasına izin verilecek mi?Çok kolay değil mi? Haydi kolları sıvayın, hem de Avrupa için “demokrasi testi” yapmış oluruz.*****Bugüne kadar kapatılan partiler İşçi-Çiftçi Partisi (1968) Milli Nizam Partisi (20.05.1971)Türkiye İleri Ülkü Partisi (24.06.1971)Türkiye İşçi Partisi (20.07.1971) Büyük Anadolu Partisi (19.12.1972) Türkiye Emekçi Partisi (8.05.1980)Büyük Anadolu Partisi (24.11.1992)Sosyalist Parti (10.07.1992) Yeşiller Partisi (10.02.1994) Halk Partisi (25.09.1991) Türkiye Birleşik Komünist Partisi (16 07.1991) Halkın Emek Partisi (14.07.1993)Özgürlük Demokrasi Partisi (30.04.1993)Sosyalist Türkiye Partisi (30.11.1993)Demokrasi Partisi (16.06.1994)Demokrat Parti-2 (13.09.1994)Demokrasi ve Değişim Partisi (19.04.1996)Diriliş Partisi (1996) Emek Partisi (1997)Sosyalist Birlik Partisi (7.06.1994)Refah Partisi (16.01.1998)Demokratik Kitle Partisi (26.02.1999)Fazilet Partisi (22.06.2001)Halkın Demokrasi Partisi (13.03.2003)DEHAP kendini feshettiği halde davası sürüyor. HAK-PAR’ın kapatılması istemiyle açılan dava da Anayasa Mahkemesi’nde sürüyor.***** Alemdağ ve Çekmeköy’de orman katliamı olmasın Hava Savunma Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı, 10 senedir İstanbul’da Çekmeköy ve Alemdağ kışlalarında konuşludur. Ancak 28 Şubat tarihinde birliğimizin Konya’ya taşınnacağı açıklandı. Elbette her asker verilen emri uygular ama tesisin alelacele boşaltılacak olması personel içinde rahatsızlık yarattı.Ayrıca, Çekmeköy ve Alemdağ kışlalarının yarısına yakını orman arazisidir. Çekmeköy’de son 5-10 senede imara açılan yerleşim bölgelerinin hemen yanında yer almaktadır. Bölge rant alanı olarak kullanılmaya son derece müsaittir. Acaba Milli Savunma Bakanlığına kiralanmış bu araziler ne maksatla kullanılacaktır? Kışlaların içinde bulunan orman arazilerinin durumu yakın gelecekte ne olacaktır? Unutulmamalıdır ki Çekmeköy ve Alemdağ kışlaları büyüklük olarak neredeyse halihazırdaki Çekmeköy yerleşim alanının dörtte birine tekabül etmektedir. Buranın boşaltılması halinde yeni bir orman katliamı olmasından da korkuyoruz. (Hava Savunma Okul ve Eğitim Merkezi Komutanlığı’nda görevli bir grup subay.)*****O halde niye kazanmadınız? Pazartesi günü Anayasa Mahkemesi kapsamında Abdullah Gül’ün de bulunduğu AKP’yi kapatma davasını kabul etmiş. Televizyonlar heyecanlı yayınlar yaparak çeşitli kesimlerden görüşler alıyor. Habertürk ekranında Refah ve Fazilet Partisi’ni kapatma davalarında savunan Şeref Malkoç var. Malkoç diyor ki “Bu iddianame çok kötü hazırlanmış. Hukuk fakültelerinin birinci sınıflarında okuyan çocuklardan bu konuda iddianame hazırlamasını isteseler bundan daha iyisini yazarlar.” Yargıya müdahale niteliğinde ama sonuçta bir görüş. Görüş sahibi ise iki kez kapatma davasında yaptığı savunmalarda başarısız olmuş ve kapatma kararını önleyememiş bir avukat.Fıkra gibi değil mi? Aynı avukat daha önceki iki kapatma davasında da benzer şeyler söylemiş ama sonuç alamamıştı. Demek ki “İddianame çok kötü, yetersiz, hukuka aykırı” demekle sorun çözülmüyor. İyi savunma yapmak gerekli.*****Her gün garta oturan jokey Joe ile iki arkadaşı barda sohbet ederlerken biri, “Karım beni herhalde bir elektrikçi ile aldatıyor..” demiş, “Ne zaman eve gelsem masanın üzerinde bana ait olmayan pense, tornavida, kontrol kalemi falan buluyorum!..” Diğer arkadaşı da, “Sanırım benimki de beni bir su tesisatçısı ile aldatıyor...” demiş ve “Ben de ne zaman eve gelsem yatağın yanında İngiliz anahtarı, çeşitli contalar, vana falan var...” diye devam etmiş. “Benim karım da beni bir at ile aldatıyor...” demiş Joe. Şaşırmış iki arkadaşı “Bir at ha? Sen bu kanıya nasıl vardın?” “Şeyy...” demiş Joe, “Ne zaman eve gelsem mahalleye yeni taşınan jokey gardırobun içinde!”*****Siyasetle ahlâkı ayıranlar, ikisinden de bir şey anlamamışlardır. JOHN MORLEY*****AB kriterine bakın Avrupa Birliği’nin kimi sözcüleri AKP’nin gitme ihtimalinden panikleyerek Türkiye’yi suçlayan ifadeler kullanıyorlar. Dillerinden düşürmedikleri de demokrasi.Diyorlar ki “Demokrasilerde parti kapatma olmaz. Seçimle gelen seçimle gider.” Parlak söz ama acaba Avrupa buna ne kadar uyuyor?Avusturya Başbakanı Haider seçimle geldi ama seçimle gitmedi. Tüm AB ülkeleri ayaklandı, “Biz bu adam başbakan olduğu sürece Avusturya ile ilişki kurmayız, AB’den de atarız” dediler. Sonuçta Haider gitti. Partisinin de bir hükmü kalmadı.Peki hani seçimle gelen seçimle giderdi? Kendi işlerine gelmediği zaman seçim falan dinlemeyenlerin Türkiye üzerine ahkam kesmeleri mizah oluyor.
Böylelikle “demokratik seçimle tek başına iktidar olma gücüne kavuşsa bile” anayasa suçu işleyen bir siyasi parti hakkında kapatma davası açılabileceği kesinleşti.Üstelik davanın kapsamına Başbakan ve bakanlar girdiği gibi Cumhurbaşkanı da giriyor. Şimdi kimse “Kapatma davası oy birliği ile kabul edildi ama Cumhurbaşkanı’nın durumu konusunda karşı görüş var” söylemine sarılmasın. Sonuçta AKP hakkında kapatma davası açılmıştır ve kapsama Cumhurbaşkanı da katılmıştır. Gerçek olan budur.Şu andan itibaren “geri adım atma” çağrılarının da bir anlamı kalmamıştır. Kim hangi geri adımı atarsa atsın, Yüce Mahkeme’nin bundan etkilenmesini ve kararını buna göre vermesini kimse beklemesin.AKP’nin “hukuku çetrefilli yollara sokarak” kendini kurtarma formülleri aramak yerine en iyi savunmayı hazırlaması akıllıca olan yoldur. Eğer AKP anayasanın temel ilkelerini değiştirme niyet ve emelinde olmadığını anlatabilirse Yüce Mahkeme’den beraat kararı alır olur biter.Ama bunun yerine anayasayı yırtarak partiyi kurtarma çabalarına başlanırsa gerginliğin önüne geçmek mümkün olmaz. Bu tavır AKP’nin kapatılmasıyla sona erer, buna karşın ülke de yangın yerine çevrilmiş olur. Başbakan sık sık “Bizim için Türkiye önemli, eğer Türkiye için yararlıysa bizim bir önemimiz yok” diyerek bir tür cesaret gösterisi yapıyor. Bunu sözde bırakmaması ve hileye kaçma yerine kendini iyi savunması çok daha iyi olur.*****Oy birliği-oy çokluğu kafa karıştırmasınAnayasa Mahkemesi AKP hakkındaki kapatma davasını kabul etme kararı alırken Cumhurbaşkanı Gül ile ilgili fikir farklılığı olduğunu da ortaya koydu. Öyle sanıyorum ki Anayasa Mahkemesi’nin bu “ikili” açıklaması önümüzdeki günlerde spekülasyonlara yol açacaktır.AKP’nin kapatılmasını önlemek için çırpınan çevreler bunu bahane ederek mahkemeyi etkilemeye çalışacaktır. Nitekim dün karar açıklandığı andan itibaren TV ekranları bunu dile getirenlerle doldu taştı.Ancak şunu söylemeliyim mi, davanın böyle açılması kafa karıştırmasın, çünkü bu mahkemenin vereceği kararı etkilemez. Eğer AKP kendini iyi savunursa beraat eder, aksi takdirde mahkûm olur.Peki “Neden ikili karar?” Anayasa’da yazılı maddeye göre Cumhurbaşkanı’nın kapatma davasında adının geçip geçemeyeceği pek açık değil. Bu nedenle hukuki görüş farklılığı çıkabilir.Sonuçta dava açılmıştır. Gül de kapsam içindedir. Bundan sonrası mahkemenin kararını beklemek olmalıdır. Kapatma da çıkabilir, beraat de. Kimse telaşlanmasın.*****60 yıllık nostaljiÜlkü Erakalın bugün 74 yaşında. Tam 60 yılını Türk sinemasına hizmet ederek geçirdi. Geçen hafta çarşamba gecesi Gazanfer Özcan Gönül Ülkü Tiyatrosu’nda Ülkü Erakalın’ın “Gökte yaşar yıldızlar” adını verdiği tek kişilik gösterisine gittim.Erakalın tek kişilik gösteride tiyatro yapmıyor, izleyiciyle sohbet ediyor. 60 yıllık anılarını anlatıyor.Fatma Girik’ten Türkan Şoray’a, Cüneyt Arkın’dan Zeki Müren’e, Ekrem Bora’dan Sadri Alışık’a, Neriman Köksal’dan Hülya Avşar’a gelmiş geçmiş pek çok Türk Sineması ünlüsünün hiç duymadığım anılarını dinlerken bazen gözüm doldu.Yaşı 50’yi bulmuş, 60’lı yıllardan bu yana Türk sinemasını izleyen herkese ve yaşı genç olan ama Türk sinemasına meraklı olan herkese tavsiye ederim. Tek kişilik gösteri çarşamba geceleri saat 20.30’daBenim gittiğim gece Erakalın gösteriye yürek burkan bir sitemle başladı. Dedi ki “Bugünün yıldızları Yeşilçam denince dudak büküyor. Yeşilçam’ı küçük görüyor. Ama ne ibret verici olaydır ki birkaç gün önce bu Yeşilçam’a dudak bükenler, Yeşilçam ödüllerini almak için sıraya girmişlerdi. Ve biliyor musunuz beni o geceye davet bile etmediler.” Herkes sustu sadece. Sonra da alkış....***Ekonomiye bir şey olmazYargıtay’ın “AKP’yi kapatma” istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğu günden beri kıyameti koparan AKP ve yandaşlarının en büyük savunmalarından biri ekonominin ağır hasar göreceği.Dinci basın ve AKP yanlısı medya günlerdir Türkiye’den kaçan parayı, gelmeyecek yatırımları yazıyor. Bunu bir tehdit aracı olarak kullanarak “Kapatma olursa Türkiye ekonomisi yerle bir olur” diyorlar.Nitekim dün karar beklenirken döviz fiyatlarında hissedilir bir yükseliş olurken, borsa önce hızla düştü sonra toparlandı. Ancak hemen söyleyeyim ki, bu durum geçicidir. Birkaç gün içinde her şey yine kendi dengesine oturacaktır. Çünkü AKP kurmaylarını ısrarla savundukları “İstikrarı biz koruyoruz” görüşü doğru değil, çünkü istikrarı asıl koruyan piyasalar.Kimse iktidar zora girdi diye kendi çıkarına aykırı işlemlere imza atmaz. Kısa süreli bir çalkantı sonunda “aklı selim” galip gelir ve denge kurulur.Tabii şunu da eklemek gerek. Dünya bir krize gidiyor ve Türkiye’nin bunun dışında kalmasını düşünmek mümkün değil. Bu nedenle zaten kaçınılmaz olarak görülen ekonomik krizin Türkiye’yi sıkıntıya sokacağını söylemek de yanlış olmaz.*****Kötüler kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar. Tolstoy***Olli Rehn baklayı ağzından çıkardıAB komiseri Olli Rehn AKP kapatılırsa Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinin askıya alınabileceğini söyledi. Çok normal. Bunu şiddetle savunacaklardır.Geçen hafta yazdığım bir yazıyı hatırlayanlar bileceklerdir. AB AKP’nin kapatılmasına karşı çıkacak, çünkü biliyor ki AKP iktidarda olduğu sürece Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi mümkün değil. Çünkü bunu AKP istemiyor.Bunu ben söylemiyorum, bizzat AB sözcüleri dile getirerek “Son zamanlarda Türkiye zaten ilişkileri askıya almış gibi. Hiçbir ilerleme sağlanamıyor. Üstelik iktidar sözcüleri AB aleyhine konuşuyor” diyorlar.Yani AB diyor ki “AKP AB’ye girmeye pek istekli değil” sonra ekliyor “Ama AKP olmazsa Türkiye AB’ye giremez.” Çifte standardı ve mantığı görüyor musunuz? Türkiye’yi AB’ye almak istemeyenler başka ne diyecekler ki?
Sevgili okurlar; artık çok belli ki sular kolay durulmayacak. En azından AKP hakkındaki kapatma davası sonuçlanıncaya kadar bu keşmekeşi yaşayacağız, tabii ondan sonrası ayrı konu.“Sağduyu” ve “uzlaşma” çağrıları geçen hafta en dikkat çekici gelişmelerin başında geliyordu. Hemen söylemek istediğim bir şey var; kendisini ortada görerek sağa sola akıllar vermeye çalışanların en çok bağırarak dile getirdikleri şu: “Türkiye giderek kutuplaşıyor, bu çatışmaya yol açacak.” Buna şiddetle karşı çıkıyorum. Türkiye’de böyle bir kutuplaşma yok. Kutuplaşma olduğunu, bundan yarar uman ve özellikle AKP’nin kapatılmasını engellemek isteyenler söylüyor. Bugün elbette halk arasında bir şaşkınlık, özellikle AKP’nin kapatılması konusunda görüş ayrılığı ve tartışmalar var, ama kutuplaşma tanımı bana göre çok ağır.Yargının siyasallaşmasıYine AKP ve yandaşlarının geçen hafta özellikle televizyonlarda sıkça dile getirdikleri konuların başında “Yargının siyasallaşması” vardı. Bu çevre ısrarla “Halk yargının siyasallaştığını düşünüyor, bu da devletin çökmekte olduğunu gösteriyor” söylemine sarıldılar.Oysa yargı siyasallaşmıyor, yargı en temel görevi olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı ve Cumhuriyet ilkelerini korumak adına hareket ediyor. Eğer bu ülkeyi bir siyasi hareket İslam devletine doğru götürmek istiyorsa, elbette yargı da üzerine düşeni yapacaktır. Burada önemli olan şu: Hakkında dava açılan parti bunu önlemek için hukuk ve demokrasiyi yaralayacak önlemler almaya çabalayacağına, Türkiye’yi laiklikten saptırıp bir İslam Devleti’ne götürmediğini kanıtlamalıdır.Erdoğan’ın tavrıBaşbakan Erdoğan “sağduyu” ve “ortak akıl” çağrıları yapıldığı sırada Balkan gezisindeydi. Tartışmaya oradan katıldı. “Neden geri adım atacakmışım?” diye sorduktan sonra da çağrıları olumlu bulduğunu söyledi. Başbakan herhalde biraz yorgun. Çünkü bir başbakan için bu tür çağrıların yapılması herhalde övünülecek bir durum değil. 6 ay önce seçim yapıldı. AKP yüzde 47 ile tek başına iktidar oldu. Ama bu kadar kısa süre içinde Türkiye’nin her tarafından öfke sesleri yükselirken partisi de kapatma davası ile karşı karşıya. Tayyip Bey’in önce bu duruma nasıl gelindiğini oturup düşünmesi gerek. Herhalde güçlü bir yönetim gösterip halkın ihtiyaçlarını karşılasa bu hale düşmezdi. Bu nedenle bir taraftan “Neden geri adım atayım” diye kahramanlık yaparken öte taraftan “Sağduyu çağrıları olumlu” diyerek hem merdi kıpti fıkrasını hatırlatıyor hem de yine mağduru oynamaya soyunuyor.Avrupa Birliği’nin garipliğiGeçen hafta Avrupa Birliği’ne üye ülkelerden gelen bazı sesler de kamuoyunda yankı yarattı. Örneğin bir Batı gazetesinin İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasını “Demokrat yazar Orhan Pamuk’u öldürmek isteyen faşistlere darbe” başlığı ile sunması şaşırtıcı oldu. Ancak şunu da biliyoruz ki yabancı basın dediğimiz gazetelerde çıkan yazılar genellikle bu dergilerin Türkiye muhabirleri tarafından yazılır. Hatta Türkiye’ye duyurulmak istenen bir konu yabancı basına gönderilir, sonra oradan alıntı yapılarak “Batı bizi böyle görüyor” denir, klasik yöntemdir bu. Belli ki bu tür haberler de yine buradaki Türkler tarafından yazılıp gönderiliyor.Medyada garipliklerGeçen haftanın ilginç gelişmelerinden biri de Ergenekon adı verilen çeteleşme olayına pek çok gazetecinin adının karıştırılması hevesiydi. Sabah Gazetesi’nin garip bir tutumla ortaya attığı sözde belge ve iddialar elbette hak ettiği cevabı da buldu. Son zamanlarda AKP yanlısı medyanın gayretkeşliği gözden kaçmıyor. İktidardan bile daha ateşli biçimde iktidarı savunan bir kısım medya, gazeteciliğin temel ilkelerini ayaklar altına aldığı gibi her insanda bulunması gereken temel özellik, ahlakı da yerle bir ediyor. Bu ibret verici gelişmeler herhalde bir yerde duracak. Özellikle kurulduğundan çok kısa bir süre öncesine kadar hep dimdik ayakta duran, basına tüm yenilikleri getiren Sabah Gazetesi’ni hasbelkader yönetenlerin akıbetini de merak etmiyor değil insan.Genç sivillerGenç hafta pazar günü kendilerine Genç Siviller diyen İslamcı oluşumun yargı ile dalga geçen sloganlarını yayınlamıştım. Hemen ertesinde bu kesimden cılız tepkiler aldım. Tepkiler tamamen benim tanımlamamdan kaynaklanıyordu. Kendilerine Genç Siviller diyenler, İslamcı ve şeriatçı olmadıklarını ileri sürerek aralarında dinsizlerin, Ermenilerin, Yahudilerin şeytana tapanların da olduğunu bildirdiler.Gelen mesajlarda bu Genç Siviller’in şeriatçıdan çok tiki boy’ları andırdıkları anlaşılıyor. Dünyadan habersiz, Türkiye’ye pek sempati ile bakmayan, ordudan nefret eden, Türk olmaktan utanan bir kesim bunlar. Siyaset olarak ilgilendikleri tek şey ise AKP’nin iktidarını sürdürmesi. Nitekim bu grubun başkanı AKP’den milletvekili adayı olmuş, ama bilemiyorum artık Tayyip Erdoğan kabul mü etmedi yoksa seçilecek yere mi koymadı. Neyse, toplumdaki bu küsurat takıma daha da fazla önem vermemek gerek herhalde. Geçen hafta gülüp geçtik, yine öyle yapalım olsun bitsin.*****Her siyasi parti, kendi yalanını yutarken ölür. JOHN ARBUTHNOT*****SSK hastanesi Turistleri antik şehir turuna götüren turizm acentası cazip bir sunum yapmak için rehberlerine ‘Eski Romalı Konsül’ kostümü giydirerek görev yaptırmaya başlamış. Alınlarında defne yapraklarından taçları, tek omuzlarının üzerinden sarkan pelerinleri ve ayaklarında deri sandaletleri ile...Bir gün rehberlerden biri tarihi kolonların üzerinde sunum yaparken düşmüş ve ayağını kırmış... O şehirdeki sigorta hastanesinin acil servisine götürmüşler, bekleme salonunda kendisi ile ilgilenecek doktoru beklerken içeriye yaşlı bir emekli girmiş, rehberi görür görmez “Aman Tanrım..!” demiş gözleri şaşkınlıktan büyüyerek, “Sigorta hastaneleri için söylerlerdi de inanmazdım.. Ne kadar zamandır bekliyorsunuz?..”