Yaygın inanç ve hatta AKP’li olmayan çevrelerdeki korku şu; kapatma çözüm olmaz, bu parti daha da güçlenir. Bunu söyleyenlerin elbette maddi kanıtları da var. Gerçekten bugüne kadar yaşadığımız kapatma olaylarından sonra benzer şeyler yaşadığımız düşünülüyor çünkü.
Peki öyle mi olacak? Bana göre hayır. Üstelik bu kez mümkün değil. Çünkü şartlar bu kez çok farklı. Geçen hafta pazartesi günkü yazımda bunları ayrıntıları ile anlatmıştım.
Bugün de AKP’nin oy dağılımını irdelemek ve bundan sonra olabilecekleri yazmak istiyorum.
AKP’nin oyu son seçimde yüzde 46.7 idi. Seçimden sonra bunun daha da arttığı söylendi, hele kapatma ile bunun yüzde 60’ları geçeceği ileri sürülüyor. AKP bunu iddia ediyor, AKP’li olmayan da bundan korkuyor.
Bana göre AKP’nin yüzde 47 oyunun yüzde 20’sini şu ya da bu nedenle istikrarın kendisine yarar getireceğini uman, şimdilik bir maceraya atılmak istemeyenler oluşturuyor. Bunlardan kiminin işlettiği ve yüksek kazanç sağladığı parası kiminin borcu var. Önemli bir bölümü de yardım alıyor ve kesilmesi işine gelmiyor.
Yüzde 10’luk bir bölüm geçmişe öfke duyan, özellikle merkez sağdan soğumuş kesimler.
Yüzde 10 mütedeyyin insanlarımız. Bu insanların Cumhuriyet ilkeleri ve hele laiklikle hiçbir sorunu yok. Kimi olaylar canlarını sıkıyor belki ama rejimle kavgalı değiller. Sadece AKP’yi de “daha dindar ve ahlaklı” görüyorlar.
Geriye ne kalıyor? Yüzde 7. İşte yıllardır iddia ediyorum. Türkiye’de Siyasal İslamcılığın gerçek tabanı budur. Ama bu yüzde 7 şu anda ülke yönetiminin yüzde 90’ına hükmediyor. Sorun da bu zaten.
Bu durumda kapatılırsa AKP’nin oyu artmayacak tam tersine çökecektir. Çünkü Türk halkı eğer kapatılırsa AKP’nin Türkiye’de ikilik yarattığını, din faktörünü duygusal ve psikolojik bir propaganda aracı olarak kullandığını belgeleriyle anlayacaktır. Bin yıldır Anadolu topraklarında barış içinde yaşamayı beceren halkımız bunu devam ettirecek akıl ve güçtedir.
Ölümden dönüş
Bir İtalyan bir Yahudi ve bir Türk aynı trafik kazasında ölmüş. Cenazeleri kaldırılmış. İki-üç gün geçmiş, bir de bakmışlar ki İtalyan çıkmış mezardan üstünü silkeleyerek geliyor. Önce büyük bir panik yaşanmış haliyle, sonra bakmışlar adam bayağı kanlı canlı, cesaret edip yanına yanaşmış ve merakla sormuşlar: “Yahu öteki dünyadan sen nasıl geri döndün?”
Anlatmış İtalyan: “Öteki tarafta da işler buradaki gibi yürüyormuş meğer rüşvet, yolsuzluk, haksızlık. Geri döndürmek için 5 bin dolar istediler, bastım parayı geri geldim.”
Dinleyenler sormuşlar: “Eee diğer iki arkadaş niye gelmedi?” Yukarıdan dönüş yapan İtalyan: “Vallahi ben gelirken Yahudi (3 bin 500 dolara olmaz mı, ya bir indirim yap ayağımız alışsın!) diye pazarlık ediyordu.”
Yine sormuşlar: “Peki Türk ne oldu?” İtalyan gülümsemiş, “Onu anlamadım, meleklere ‘Bana ne, ben vermem devlet versin’ diye inat ediyordu...”
Atlasjet olayında çözülmeyen noktalar
Atlasjet Havayolları’na ait MD-83 tipi yolcu uçağının Isparta’ya inerken düşmesinin üzerinden 4 ay geçti. Ama bu olayla ilgili hâlâ çözülmeyen pek çok nokta olduğu gibi her nedense soruşturma da bir türlü bitirilemiyor ve dava açılamıyor.
Kazada yakınlarını yitirenlerden, çok değer verdiğim İstanbul Erkek Liseli bir ağabeyim aradı geçenlerde. İnanılmaz acısının üzerine bir de bu işle ilgili birimlerin duyarsızlığının eklenmesi kendisini perişan etmiş.
“Aylar geçti hâlâ kaza kırım raporu açıklanmıyor, bu rapora esas teşkil edecek uçak parçaları dünyada başka hiçbir yerde görülmeyecek şekilde uçak firması tarafından toplanıp satılıyor, ama ne Adalet Bakanlığı ne de İçişleri Bakanlığı harekete geçiyor” diyen acılı ağabeyim adeta haykırarak soruyor, “Hakkında bu kaza nedeniyle rüşvet dedikoduları çıkan bir bürokratın Ulaştırma Bakanlığı tarafından ‘en başarılı bürokrat’ seçilmesini anlamak mümkün değil.”
Kazayla ilgili acılı aileleri en çok üzen noktalardan biri de şahsi eşyaların hâlâ teslim edilmemiş olması. Kayıp yakınları “Eşyaları delil olmadığı gerekçesiyle vermiyorlar. Oysa bizim istediğimiz altınlar, paralar değil ki, günlük şahsi eşyalar, onlar da zaten güvenlik kameralarında görülüyor. Babamın kravatını, ceketini almak istiyorum, onlar bize kalan manevi anılar, ama verilmiyor, herkes topu birbirine atıyor” diyorlar.
İstanbul Erkek Liseli ağabeyim feryatlarını Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, İçişleri, Adalet ve Ulaştırma bakanlarına mektupla bildirdiklerini ama tek cevap bile alamadıklarını söylüyor.
Sahi, Atlasjet olayı nasıl oldu da kapanıp gitti. Uçağı kiralayan şirket isim değiştirdi, kaza ile ilgili kimseye dava açılmadı. Bu nasıl şey böyle?
Mağdur kazanır mı?
Geçen hafta Türk halkının mağduru pek sevmediğini yazmıştım. Şimdi siyasi hayatımızda mağdur edilenlere ve uğradıkları akıbete birkaç örnek vereyim.
Yıl 1971. Generaller 12 Mart’ta Muhtıra veriyor. Başbakan Demirel şapkasını alıp gidiyor. İki yıl sonra yapılan seçimlerde Demirel kaybediyor CHP kazanıyor.
28 Şubat Erbakan ve Çiller’e karşı yapılıyor. Bu arada Refah Partisi de kapatılıyor. Ardından yapılan ilk seçimde Erbakan’ın yeni partisi de Çiller’in DYP’si de ağır yenilgi alıyor.
2002 seçimlerinde Erbakan’ın Fazilet yerine kurduğu parti olan Saadet Partisi de Çiller’in DYP’si de baraj altı kalıyor.
Mağduru çok severiz ya.
Tüketici hakları
İnsanlar “Tüketici Hakları” konusunda gerçekten bilgisiz. Geçen gün iç gıcıklayıcı kadın çamaşırları satan bir mağazaya gittim, “Danışma” bankosuna yüzü buruş buruş, kıpkırmızı ruju dudak çizgilerinden taşmış yaşlı bir kadın, elinde tuttuğu askılı, minicik, siyah ipekten seksi geceliği bankodaki kıza gösterip, “Bakar mısınız?..” dedi, sigara içmekten iyice kartlaşmış bir ses tonu ile “Bunu, bu gece işe yaramazsa yarın geri getirebilir miyim?..” diye sordu. Tüketici hakları dendiğinde insanların sınırları nereye kadar gidiyor çok merak ediyorum. (S. G.)
Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır. Goethe

