Kutuplaşma gerçekten var mı?

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; artık çok belli ki sular kolay durulmayacak. En azından AKP hakkındaki kapatma davası sonuçlanıncaya kadar bu keşmekeşi yaşayacağız, tabii ondan sonrası ayrı konu.

“Sağduyu” ve “uzlaşma” çağrıları geçen hafta en dikkat çekici gelişmelerin başında geliyordu. Hemen söylemek istediğim bir şey var; kendisini ortada görerek sağa sola akıllar vermeye çalışanların en çok bağırarak dile getirdikleri şu: “Türkiye giderek kutuplaşıyor, bu çatışmaya yol açacak.”

Buna şiddetle karşı çıkıyorum. Türkiye’de böyle bir kutuplaşma yok. Kutuplaşma olduğunu, bundan yarar uman ve özellikle AKP’nin kapatılmasını engellemek isteyenler söylüyor. Bugün elbette halk arasında bir şaşkınlık, özellikle AKP’nin kapatılması konusunda görüş ayrılığı ve tartışmalar var, ama kutuplaşma tanımı bana göre çok ağır.

Yargının siyasallaşması

Yine AKP ve yandaşlarının geçen hafta özellikle televizyonlarda sıkça dile getirdikleri konuların başında “Yargının siyasallaşması” vardı. Bu çevre ısrarla “Halk yargının siyasallaştığını düşünüyor, bu da devletin çökmekte olduğunu gösteriyor” söylemine sarıldılar.

Oysa yargı siyasallaşmıyor, yargı en temel görevi olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı ve Cumhuriyet ilkelerini korumak adına hareket ediyor. Eğer bu ülkeyi bir siyasi hareket İslam devletine doğru götürmek istiyorsa, elbette yargı da üzerine düşeni yapacaktır. Burada önemli olan şu: Hakkında dava açılan parti bunu önlemek için hukuk ve demokrasiyi yaralayacak önlemler almaya çabalayacağına, Türkiye’yi laiklikten saptırıp bir İslam Devleti’ne götürmediğini kanıtlamalıdır.

Erdoğan’ın tavrı

Başbakan Erdoğan “sağduyu” ve “ortak akıl” çağrıları yapıldığı sırada Balkan gezisindeydi. Tartışmaya oradan katıldı. “Neden geri adım atacakmışım?” diye sorduktan sonra da çağrıları olumlu bulduğunu söyledi. Başbakan herhalde biraz yorgun. Çünkü bir başbakan için bu tür çağrıların yapılması herhalde övünülecek bir durum değil. 6 ay önce seçim yapıldı. AKP yüzde 47 ile tek başına iktidar oldu. Ama bu kadar kısa süre içinde Türkiye’nin her tarafından öfke sesleri yükselirken partisi de kapatma davası ile karşı karşıya. Tayyip Bey’in önce bu duruma nasıl gelindiğini oturup düşünmesi gerek. Herhalde güçlü bir yönetim gösterip halkın ihtiyaçlarını karşılasa bu hale düşmezdi. Bu nedenle bir taraftan “Neden geri adım atayım” diye kahramanlık yaparken öte taraftan “Sağduyu çağrıları olumlu” diyerek hem merdi kıpti fıkrasını hatırlatıyor hem de yine mağduru oynamaya soyunuyor.

Avrupa Birliği’nin garipliği

Geçen hafta Avrupa Birliği’ne üye ülkelerden gelen bazı sesler de kamuoyunda yankı yarattı. Örneğin bir Batı gazetesinin İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasını “Demokrat yazar Orhan Pamuk’u öldürmek isteyen faşistlere darbe” başlığı ile sunması şaşırtıcı oldu. Ancak şunu da biliyoruz ki yabancı basın dediğimiz gazetelerde çıkan yazılar genellikle bu dergilerin Türkiye muhabirleri tarafından yazılır. Hatta Türkiye’ye duyurulmak istenen bir konu yabancı basına gönderilir, sonra oradan alıntı yapılarak “Batı bizi böyle görüyor” denir, klasik yöntemdir bu. Belli ki bu tür haberler de yine buradaki Türkler tarafından yazılıp gönderiliyor.

Medyada gariplikler

Geçen haftanın ilginç gelişmelerinden biri de Ergenekon adı verilen çeteleşme olayına pek çok gazetecinin adının karıştırılması hevesiydi. Sabah Gazetesi’nin garip bir tutumla ortaya attığı sözde belge ve iddialar elbette hak ettiği cevabı da buldu. Son zamanlarda AKP yanlısı medyanın gayretkeşliği gözden kaçmıyor. İktidardan bile daha ateşli biçimde iktidarı savunan bir kısım medya, gazeteciliğin temel ilkelerini ayaklar altına aldığı gibi her insanda bulunması gereken temel özellik, ahlakı da yerle bir ediyor. Bu ibret verici gelişmeler herhalde bir yerde duracak. Özellikle kurulduğundan çok kısa bir süre öncesine kadar hep dimdik ayakta duran, basına tüm yenilikleri getiren Sabah Gazetesi’ni hasbelkader yönetenlerin akıbetini de merak etmiyor değil insan.

Genç siviller

Genç hafta pazar günü kendilerine Genç Siviller diyen İslamcı oluşumun yargı ile dalga geçen sloganlarını yayınlamıştım. Hemen ertesinde bu kesimden cılız tepkiler aldım. Tepkiler tamamen benim tanımlamamdan kaynaklanıyordu. Kendilerine Genç Siviller diyenler, İslamcı ve şeriatçı olmadıklarını ileri sürerek aralarında dinsizlerin, Ermenilerin, Yahudilerin şeytana tapanların da olduğunu bildirdiler.

Gelen mesajlarda bu Genç Siviller’in şeriatçıdan çok tiki boy’ları andırdıkları anlaşılıyor. Dünyadan habersiz, Türkiye’ye pek sempati ile bakmayan, ordudan nefret eden, Türk olmaktan utanan bir kesim bunlar. Siyaset olarak ilgilendikleri tek şey ise AKP’nin iktidarını sürdürmesi. Nitekim bu grubun başkanı AKP’den milletvekili adayı olmuş, ama bilemiyorum artık Tayyip Erdoğan kabul mü etmedi yoksa seçilecek yere mi koymadı. Neyse, toplumdaki bu küsurat takıma daha da fazla önem vermemek gerek herhalde. Geçen hafta gülüp geçtik, yine öyle yapalım olsun bitsin.

*****

Her siyasi parti, kendi yalanını yutarken ölür. JOHN ARBUTHNOT

*****

SSK hastanesi

Turistleri antik şehir turuna götüren turizm acentası cazip bir sunum yapmak için rehberlerine ‘Eski Romalı Konsül’ kostümü giydirerek görev yaptırmaya başlamış. Alınlarında defne yapraklarından taçları, tek omuzlarının üzerinden sarkan pelerinleri ve ayaklarında deri sandaletleri ile...

Bir gün rehberlerden biri tarihi kolonların üzerinde sunum yaparken düşmüş ve ayağını kırmış... O şehirdeki sigorta hastanesinin acil servisine götürmüşler, bekleme salonunda kendisi ile ilgilenecek doktoru beklerken içeriye yaşlı bir emekli girmiş, rehberi görür görmez “Aman Tanrım..!” demiş gözleri şaşkınlıktan büyüyerek, “Sigorta hastaneleri için söylerlerdi de inanmazdım.. Ne kadar zamandır bekliyorsunuz?..”

DİĞER YENİ YAZILAR