AKP olmasa da Türkiye Avrupa Birliği’ne girer

Haberin Devamı

AKP’nin kapatılmasına karşı çıkan ve “temel amaç” olarak Avrupa Birliği’ne tam üyeliği gören çevrelerde bir telaş var. Diyorlar ki “Türkiye Avrupa Birliği’nden uzaklaşacak.”
Hiçbir temele dayanmayan gerçek dışı bir beyan bu. Çünkü şurası biliniyor ki AKP’ye oy vermeyen kitleler AKP’ye oy verenlerden çok daha fazla Avrupa Birliği’ne girmek istiyor.
AKP’nin ana partisi Refah zamanında Avrupa Birliği’ne karşı çıkarken, onların dışında kalan büyük bir kitle Avrupa Birliği için mücadele ediyordu.
AKP’yi neredeyse ölümüne savunanlar bilgi kirliliği yaratarak AKP’li olmayan herkesi çağdaşlığa, değişime, Avrupa Birliği’ne, demokrasiye karşıymış gibi göstermeye çalışıyor.
Gerçeğin bu olmadığını aklı başında herkes biliyor. Daha önce de yazdım ve ısrar ediyorum, Avrupa asıl AKP zihniyetinin iktidarı sürdükçe Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne asla girmeyeceğini biliyor. Türkiye’nin aydınlık çağdaş yüzü her zaman Avrupa’dan yana olmuştur ve olmaya da devam edecektir.


*****



Otobüs şoförü

Hidayet ölünce cennetin kapısında kuyruğa girer. Hemen önünde bekleyen adam pederdir. Kapıda bekleyen melek pedere sorar: “Hiç günahın var mı peder?”
Peder, “Aziz melek ben rahiptim. Tüm hayatım boyunca hep Tanrı’ma dua ettim. Karıma ve çocuklarıma sadık kaldım, insanlara ve hayvanlara hep yardım ettim” der. Melek: “Bunları biliyorduk zaten” diyerek cennetin gümüş anahtarını verir.
Ve sonra Hidayet’e döner ve sorar: “Senin hiç günahın var mı?” Hidayet cevaplar: “Ben de her zaman hayvanlara ve insanlara iyilik yapardım. Tanrı’ya dua etmedim açıkçası, inancım da zayıftı ve bir günahım vardı... Çok sert ve hızlı otobüs kullanırdım.”
Melek Hidayet’e döner ve “Bunu da biliyoruz... Çok iyi, al sana cennetin altın anahtarı!” der. Peder bu olaya çok sinirlenir “Ben hayatımı Tanrı’ya adadım, siz de gidip bu adamı cennette benden üstün tutuyorsunuz”deyince melek cevabı yapıştırır “Oğlum sen vaaz verirken herkes uyuyordu ama Hidayet otobüs kullanırken
herkes dua ediyordu. Skor farklı yani.”


*****



Gazete okurken bile objektif olamıyorlar

Sabahları haber kanallarını izleyerek günle ilgili ilk fikirlerimi edinmeye çalışıyorum. Bu arada gazete özetlerini de kaçırmıyorum.
Pazartesi sabahı gazete özetleri veren Samanyolu televizyonunu izliyorum. Sunucu gazeteleri eline alıyor ve hepsinin öncelikle manşetini okuyor.
Ama dikkat ettim, özellikle dinci basın dışındaki gazeteleri okurken, iktidarı eleştiren, kapatma davası hakkında farklı görüş sergileyen haberleri görmezden geliyor.
Haydi görüşleri öyle diyelim, ama Vatan Gazetesi’ni okurken her nedense manşeti okumadığı gibi ekranda da göstermedi. Pazartesi günü Vatan’ın manşeti “Yazık Çanakkale’yi de böldüler” şeklindeydi. Dinci bazı grupların Çanakkale’yi çarşaflı, sarıklı cüppeli kıyafetlerle ziyaret etmesine karşı bazı grupların da anıt önünde Onuncu Yıl Marşı’nı söyledikleri belirtiliyordu.
Samanyolu bu manşeti yok saydı. Çünkü belli ki işine gelmiyordu.
Bu arada komik bir durum daha var. Sunucu eline gazeteyi alıyor. Örneğin başlık “AKP’nin önünde üç yol var” şeklinde. Ama bunu “Ak Parti’nin önünde üç yol var” diye okuyor. Ekranda nal gibi AKP görüyorsunuz ama sunucu “Ak Parti” diyor. Yazılı olanı bile değiştirme tekniği bu. Çünkü bu kanalda AKP demek yasak. İşte objektiflik ve tarafsızlık anlayışı bu.

*****


Resmi görüş hakiki görüş

Yıllar önce bir bakanın Doğu gezisine katılmıştım. Bakan bey resmi temaslarını bitirdikten sonra halkla sohbet etmeye başladı. Bir kahveye girdi. Oturanlara “Nasılsınız ağalar, bir derdiniz var mı?” diye sordu. Oturanlardan yaşlı biri “Sagolasın beg, heç bir derdimiz yoktir, Allah devlete millete zeval vermesin, sizi başımızdan eksik etmesin” dedi.
Bakan memnun ayrıldı. Bakan çıktıktan sonra biraz daha kaldım kahvede, bakana cevap veren yaşlı adamın yanına oturdum. “Gerçekten hayatınızdan çok mu memnunsunuz?” diye sordum. Yaşlı adam derin bir iç geçirdikten sonra onu dinleyenlerin onaylayan bakışları arasında şöyle dedi: “Yok be oglim, ne iyisi, anamiz aglamiştir, cepte para yoktir, borç bini aşmiştir, oglanları bile everemiyik.”
Ben de “İyi de amca, bakana niye bunları söylemedin ki?” diye sorunca aldığım cevabı yıllardır unutmuyorum. “O bizim resmi görişimizdir.”
Kıssadan hisse: Bugün de pek çok kişi ortalık yerlerde “resmi görüşünü” dile getiriyor, özel sohbetlerde ise “gerçek” görüşünü söylüyor. (F. B.)


*****



Yalnız verilene bakma; verene de bak. SENECA


*****



Manava bile baskı

AKP’nin eleştiri ve uyarılara hiç tahammülü olmadığı biliniyor. Bu iktidar kendinden olmayan herkese karşı vicdan ve ahlak ölçülerine sığmayacak biçimde müdahalelerde bulunabiliyor. Büyük küçük dinlemeden üstelik.
Bakın size bir olay anlatayım: Eve giderken zaman zaman uğradığım bir manav var. Eve uzak olmasına rağmen önünde arabayla trafiği aksatmadan durabildiğim için bazen onu tercih ediyorum. İki gün önce yine uğradım. Manav “kapatma davasından” ötürü pek mutlu. “Neden?” diye sordum. “Abi” dedi “Bunca yıldır bu işi yaparım, bunca hükümet bilirim, ama bunlar kadarını hiç görmedim” dedi.
“Hayrola?” diye sordum tekrar. Manav sürdürdü konuşmasını: “Abi bunlar bir acayip. Buradaki esnafın ne olduğunu tek tek biliyorlar. Mesela benim AKP’li olmadığım biliniyor. Zaten hep konuşuyorum. Ama ne oluyor biliyor musun, bir sabah maliye ekipleri geliyor. Şu gördüğün manavı didik didik ediyor.”
Ben de gülerek “Canım ne olacak, bakarlar giderler, üzme kendini” dedim. Manav “Öyle deme abi, hiçbir şey bulamasalar faturaların neden buruşuk olduğunu sorup işlem yapmaya kalkıyorlar. Henüz açılmamış sandıkları sanki faturasız satıyormuşum gibi kayda geçirmeye çalışıyorlar. Bu sadece bana olmuyor. Şu gördüğün caddedeki AKP’li olmayan bütün esnaf aynı durumda” karşılığını verdi.
Bir iktidar, kendisinden olmadığı için küçük esnafı bile devlet gücüyle korkutmaya çalışıyorsa, işin çivisi çıkmış demektir.

DİĞER YENİ YAZILAR