Sevgili okurlar; çok tartışmalı bir haftayı geride bıraktık, ne olacağını kestirmenin güç olduğu bir haftaya girdik. Hatta belki çok iddialı olacak ama AKP’nin iktidarda olduğu 7 yılın en önemli haftalarından birini yaşayabiliriz diyebilirim. Bugün ve yarın yaşanacaklar siyasi tarihimizin temel taşlarına örnekler olarak anılabilir ileride.Askerin zor günleriGenelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ cuma günü basın toplantısı yaparken, söylediklerinin daha konuşması bitmeden yerlerde sürüneceğini hiç düşünmemişti bile. Askerin bu kadar zora düştüğü anlar çok nadirdir. Başbuğ ve onu tam kadro izleyen generaller toplantı bittikten sonra art arda yaşanan gelişmeler üzerine ne yapacaklarını şaşırmışlardır herhalde.Kim takar tavrıGenelkurmay Başkanı belki sert bir tonda ama anlaşılır biçimde “Silahlı Kuvvetler’in siyasete müdahalesi olarak algılanan” belge ile hiçbir ilgisi olmadığını, olamayacağını anlattı. Sivil otoriteye “Bu durumda komployu hazırlayanı bulun” talebini iletti. Sivil otorite ise birkaç saat sonra Başbakan Erdoğan’ın ağzından “Yok öyle şey, buna inanacağımızı sanmayın” mesajını verdi.Sadece albay da değilSivil savcılar adına Ergenekon savcıları Başbakan’dan aldıkları işaretin gereğini anında yerine getirdiler ve Genelkurmay Başkanı’nın “Hiçbir ilgisi yok” dediği Albay Dursun Çiçek’i alelacele ifade vermeye çağırdı. Ergenekon savcıları sadece Albay’la da yetinmeyip, Harp Akademileri’ndeki 8 kurmay subayı da “darbeyle ilintileri olabileceği” şüphesiyle yine aynı gün ifade vermek üzere çağırdı. Davet üslubunda bu subayların hepsinin tutuklanabileceği iması da var.Yeni yöntem mi?Başbakan ve Ergenekon savcıları sanıyorum İlker Başbuğ’a sadece bir konuda saygı göstererek şüpheli saydıkları subayları davet usulü ile savcılığa çağırıyor. Şüpheli sayılanların evlerine bundan önce sabahın erken saatlerinde baskın yapılır, şüpheli varsayılan kişi etkisiz hale getirildikten sonra evi aranır, bilgisayarlarına ve özel eşyalarına el koyulur, götürüldüğü emniyette 4 gün bir sandalye üzerinde oturtulduktan onra ifadesini alınır sonra da tutuklanırdı.Müthiş bir sinir savaşıGelişmelerden anlaşıldığı kadarıyla, siyasi iktidar, Silahlı Kuvvetler’i iyice sindirmek ve darbeyi yapmayı bırakın en küçük bir ağırlığını bile kullandırtmamak için başlattığı savaşı sonuna kadar sürdürecek. Adeta askerin “sinir katsayısını” sınamaya çalışan iktidar kendi hedefine giden yolda hiçbir engel görmek istemiyor. Askerin hiçbir şeye engel olamayacağının kesinlik kazanmasından itibaren, ki iktidar aslında bunun farkında, Türkiye’nin dönüşümünü sağlamak yolundaki adımlar hızlanacaktır.Söz konusu cemaatBu arada adı bu basın toplantısında geçmese de askerin “belgeyi hazırlamış olma olasılığını düşündüğü” cemaatin “Fethullah Gülen cemaati” olduğunu herkes biliyor. Türkiye’nin dönüşümünü sağlamak için bugüne kadar olağanüstü bir çalışma yapan, çok büyük bir sermaye birikimini sağlayan, devletin hemen her organına sızan ve etkili konumları ele geçiren Fethullah Gülen cemaati, son “belge” ile en büyük vuruşu yapacağını düşünüyor. Nitekim belge, finansmanını bu cemaatin sağladığı söylenen bir yayın organında ortaya atıldı, cemaatin tüm medyası da en ağır biçimde Silahlı Kuvvetler’e saldırı başlattı.Başarılı olabilirFethullah Gülen cemaati bu tür operasyonlarda bugüne kadar başarılı oldu. Ergenekon davasının başlatılması, toplumda adı öne çıkan ama AKP’ye destek vermediğini de açıkça belirten hemen herkesle ilgili karalama kampanyaları yapılması, yalan haberde hiç sınır tanınmaması bu durumun basit örnekleri. Ancak “en vurucu” ve hatta “bitirici” olarak düşünülen son operasyon ayaklara dolanabilir.Belgeyi hazırlayan kim?Şu anda kimin elinde ne koz olduğunu bilemiyoruz. Gerçi Fethullah Gülen cemaatinin elindeki kozlar bitmek bilmiyor, devletin tüm bilgilerine ulaşabilecek makamları ele geçirdikleri için her şeyi çarpıtarak, yalana çevirerek ortaya dökme imkânına sahipler. Ama burada bilmediğimiz, belgeyi kimin hazırladığını asker biliyor mu, elinde bu konuda bir bilgi veya belge var mı? Yarın yapılacak MGK’da askerler hükümetin önüne belgenin nasıl hazırlandığının dosyasını koyarlar mı?‘Gerçek anlaşılmaz’ propagandasıAskerin “kâğıt parçası” dediği belgeyi askerin hazırladığına olan inançlarını hiç saklamayan AKP’liler ve yandaşları bunun yanı sıra bir de “bu belgenin ne olduğu ilelebet anlaşılmayacak” propagandası da yapıyorlar. Böylelikle hem belgenin gerçekte kim tarafından hazırlandığını gözlerden kaçırmış oluyorlar hem de olayları sadece bu beyin yıkama operasyonlarıyla izleyenlerin zihnine “Bunu asker yaptı” fikrini adeta kazıyorlar.Erdoğan endişelenebilirBu arada Fethullah Gülen cemaatinin yürüttüğü bu operasyonun bozulma olasılıklarından biri de Tayyip Erdoğan’ın endişelenmesidir. Birkaç yıldır Gülen’le arasının pek olmadığı ileri sürülen Erdoğan, cemaatin devlet içinde çok fazla örgütlenmesinin kendisi için de tehlike olabileceğini düşünebilir. Erdoğan, cemaatin zaten kendisinden çok Abdullah Gül’ün arkasında durduğu gerçeğini de göz önüne alarak yarınki MGK toplantısından sonra askerle işbirliği yapabilir. Hele askerler ortaya belgeyle ilgili somut veriler koyabilirse cemaate bir darbe de Erdoğan indirebilir.Baykal’a tepkinin nedeniİlker Başbuğ’un basın toplantısında CHP liderine neden hakaret etme gereği duyduğunu anlamak zor. Başbakan Erdoğan için yanlış anlaşılabilecek bir söz bile söylemeyen Başbuğ’un Baykal’a duyduğu öfke doğal olarak dinci medyada hayli istismar da edildi. Oysa Baykal ne Başbuğ’u ne de Silahlı Kuvvetler’i rencide edecek bir şey söylemişti. Basın toplantısında sürekli olarak demokrasiye inancından söz eden Genelkurmay Başkanı’nın bir siyasi parti liderine yönelik sözlerini herhalde demokrasiye inançla açıklamak mümkün olamaz.Başka senaryolarSon olarak bugün ve yarın yaşayacağımız gelişmelere başka örnekler de vermek istiyorum. İktidar ve yandaşları askerin üzerine çok gözü kara biçimde yürüyor. Bu da belgenin gerçekten asker işi olduğunu kanıtlayan bilgi ve belgelere sahip oldukları izlenimi yaratıyor. Eğer, Erdoğan yarınki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında belgenin orijinalini ortaya koyarsa Başbuğ ve ekibinin görevde kalması mümkün olamaz. Gerçi bu uzak bir ihtimal çünkü AKP ve yandaşları belgenin asla çözülemeyeceğini söylüyorlarsa demek ki ellerinde belge yok.Gerçeği öğrenmek kolayTabii nedense kimse tartışmak istemiyor ama aslına bakarsanız belgenin ne olduğunu öğrenmek çok kolay. Çünkü belgenin nereden çıktığı biliniyor, kimin getirdiği de malum. Ergenekon savcıları “normal” bir sorgu yapsalar bile gerçeği ortaya çıkarırlar. Sanıyorum sonuçta bu yol mutlaka denenecektir. Ülkeyi birbirine sokabilecek, devletteki güven kurumunu tamamen sarsacak bu belgeyi canının istediği gibi kullanmanın çocuk oyuncağı olmadığını birileri anlayacak ve gerçek soruşturmayı yapacaktır.Hepinize iyi haftalar dilerim.
Mustafa Kıran bu hafta da “çimdikleyen duvar yazılarından” gönderdi. Birlikte okuyalım:- Toplumca çok garip bir süreçten geçiyoruz. Çocuklarımız daha ergenlik dönemine bile giremeden Ergenekon çağına girdiler.* Bendeniz de Ergenekon Caddesi’nde oturuyorum. 24 saat kapım açık. Buyrun beklerim, özellikle de sabaha karşı.- Dünya insanları karanlıkta yaşamayı çok seviyor artık, çünkü ne denli karalara büründüklerini ancak o zaman göremeyip kendilerini kandırabiliyorlar.- Hayat sihirli kocaman bir mucizedir. İlk önce bizi şapkadan sonra da baştan çıkarır. *** Yıldırım Tuna’dan pazar fıkralarıYine formunda Yıldırım Tuna. Artık çok sayıda müptelası olan Tuna’nın fıkralarından bu pazar gününe düşenleri birlikte okuyalım:Kırışıklıklar“Sütyenimi çıkardım, böyle beni daha çekici buluyor musun?” diye sormuş yaşlı kadın kocasına. “Evet tatlım!” demiş adam, “Böyle yapınca yüzünün kırışıklıkları kayboluyor!” Sinirli kocaKadının biri ikinci el satış için gittiği adreste bütün malları incelemiş, beğendiği hemen her şeyi satın aldıktan sonra “Arabada bekleyen kocam burada alışveriş yaptım diye çok sinirlenecek..” demiş ona eşlik eden ilgili bayana.. “Eminim aldıklarınızın fiyatlarını öğrenince sizi anlayacaktır..” demiş yardımcı bayan. “Genelde evet..” demiş kadın, “Fakat bir saat önce ayağını kırdı.. Bir an evvel onu hastaneye götürüp müdahale ettirmemi istiyor!..” Bekleme odasıAdamın biri arkadaşına eşi ile seks hayatlarının ne kadar monoton olduğundan şikâyet ediyormuş... “Değişik bir şey yapın!” demiş arkadaşı “Mesela bir saat doktorculuk oynayın!..” “Harika!” demiş adam, “Ama bir saat nasıl sürdürebiliriz?” Arkadaşı “Yahu önemli mi?” demiş, “Önce bekleme odasına al, 55 dakika beklesin kerata!..” Eyvah annemPolis süratli araba kullanmaktan durdurunca “Acil bir durum vardı da memur bey” demiş adam, “Arka koltuktaki annem insanı büzüştürüp eriten ilaçtan aşırı dozda almış hastaneye yetiştirmeye çalışıyorum.” Arka koltuğu kontrol eden polis kafasını olumsuzca iki yana sallayıp “Arka koltukta kimseyi göremiyorum” deyince geriye doğru ani bir dönüş yapıp bakan adam “Olamaaazzz..!” diye çığlık atmış ağlayarak, “Çok geç kaldım desenizeee..!” Yaşın kaç?Adamcağız yıllar sonra zar zor para biriktirip bir araba almış. Şoförlüğü son derece kötü olan karısı birkaç yüz metre ilerideki markete gitmek için anahtarı isteyince, “Boşver aşkım..” demiş adam, “Allah korusun şimdi kaza yapsan yarın gazetelerde isminin yanına parantez içerisinde yaşını da yazarlar!” İçkici kocaKadın kuaförde makyajını yapan güzellik uzmanına dönüp “Yaptığınız makyaj bitince kocam benim güzel olduğumu düşünecek mi dersiniz?..” diye sormuş.. “Sanırım..” demiş makyaj uzmanı, “Eşiniz hâlâ sürekli içiyor değil mi?..” Ya eşinize?Son derece lüks bir otelde oda servisini yapan garson pencerenin önüne iki kişilik özenli bir akşam yemeği masası hazırlamış ve “Başka bir emriniz var mı efendim?” diye sormuş... “Yok, teşekkür ederim” diye cevap vermiş adam, “Hepsi bu kadar.” Garson, odadan tam çıkarken yatağın üzerindeki siyah saten geceliği görünce tekrar durup “Eşiniz için herhangi bir şey?” diye nazikçe yinelemiş sorusunu. “Ah, evet, iyi fikir” demiş adam, “Bana resepsiyondan bir kartpostal getirebilir misiniz?” *** Kendi işini kendin görMehtap Erel aradı geçenlerde. “Çatlatan diyaloglar” kitabını yazmıştı. Günlük hayatımızda hepimizin başından geçen olaylar ve verdiğimiz tepkileri diyaloglarla anlatan kitap.Erel “İkinci kitabımı da bitirdim, basıldı çıktı bile” dedi. Yeni kitabın adı “Ben, edebiyat, karpuz ve kayınvalidem.” İsminden de anlaşılacağı gibi hep yaşadığımız “çatlatan” diyaloglar bunlar.Kitaptan bir tane seçtim. Bozulan arabanın başındaki tamirci, koca ve kadın arasında geçiyor konuşmalar. Kadın öfkeli çünkü erkekler “Sen bir şey yapıp bozmuşsundur arabayı” havasında:Ben: Çalışmıyor işte gördüğünüz gibi, muhtemelen elektriksel bir arıza var.Usta: Farları açık bıraktınız mı?Ben: Hayır, zaten ötüyor açık kalırsa, ayrıca da kendi kapatıyor bir süre sonra.Usta: ...Ben: Ama bunu sizin biliyor olmanız gerekmiyor mu zaten?Sarhan: Sen istersen yukarı çık, ben hallederim gerisini.Usta: Hayır yani, bir yeriyle oynadınız mı arabanın?Ben: Oynadım evet, geçen hafta kürtaj yaptırdıydım arabaya, ondan olabilir mi?Sarhan: Ya kızım çıksana eve sen, ne biçim konuşuyorsun?Ben: Olur, ben eve çıkayım, Usta Bey de suçu bana atsın! Hayır eendim, hiçbir yeriyle “oynamadım”, oynayabilirdim de nitekim, bozulmamalıydı.Usta: Yenge boşuna kızıyon sen, arabayı bilgisayara bağlayınca o söyleyecek zaten ne yaptığını.Ben: Ha, sen kesin kararlısın, olay benden kaynaklı; ayrıca arabam beni gammazlamaz, di mi kızım, ehihehe!Sarhan: Mehtap, sus iki dakika! Usta, şimdi bunu nasıl götürücez servise, yürümüyor?Usta: Çekici gelecek.Ben: Siz şimdi çekiciye çıkarırken orasını burasını çizersiniz, ben çıkarıcam arabamı çekiciye.Çekiçi gelir...Ben: N’apıcaz şimdi?Usta: Abla istersen ben yapiim ya da abi yapsın.Ben: Ne münasebet, ben yapamaz mıyım?Sarhan: Kızım nasıl çıkıcan oraya? Bırak işte!..Ben: Hayır! Siz nasıl çıkacaksanız, öyle çıkarım ben de...Usta: Abla ben alışkınım, ben çıkarım.Ben: Beyefendi muhtemelen siz İstanbul’u daha resimlerden tanıyorken, ben burada araba kullanıyordum...Sarhan: Terbiyesizlik yapma, tamam çık o zaman! Bırak usta, çıksın kendi!Usta: Abla beni sevmedi abi, ehihihe!Sarhan: O kimseyle geçinemez zaten.Arabamı son derece başarılı bir şekilde çekiciye çıkardım. Usta kamyonun rampasını kaldırdı, el frenini çektim, kapıyı açtım aşağı ineceğim ama...Küütttttt!Sarhan: Mehtap iyi misin?Ben: Ne oldu ya?Usta: Yenge önüne niye bakmıyon, aha düştün ya burdan.Ben: Ah kolum!Sarhan: Kızım niye önüne bakmıyorsun, nasıl becerdin oradan düşmeyi ya?Ben: Yüzüm çizilmiş mi?Usta: Abla kafayı boşver, golunu gırmadın işallah, pis düştün.Ben: Sarhan sustur şunu, travma geçiriyor olabilirim.Sarhan: İyi oldu sana, ne işin var tepelerde, bazı şeyleri erkekler yapar, sen her şeye atlıyacaksın illaki, b....k var!Ben: Ah kolum, dava edicem, mahkemeye vericem!Usta: Niye ki?Sarhan: Sen bir ayağa kalk önce.Ben: Ah kolum, kendim çıkardım ama arabamı, ehihi!Sarhan: ...Ben: Sarhan, yüzüm çizilmiş mi?
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ çok net konuştu; Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik yıpratma kampanyasının “devletin bekasını” etkileyeceğini söyledi.Komutan bir başka deyişle Türkiye’yi bekleyen tehlikeyi anlattı.“Beka” eski bir kelime. Anlamı şu: “Kalıcılık, varlığını sürdürme.” Devletin bekası, devletin varlığını sürdürmesi, kalıcı olması, yaşaması anlamına geliyor.Genelkurmay Başkanı “kâğıt parçası” olarak nitelediği belgeyi hazırlayanların devletin bekasını tehdit ettiklerini söylerken, herhalde bu konuda bazı bilgi ve kanaatleri olduğunu da belirtmek istiyor.Her ne kadar “Bu belgeyi kimler hazırlamış olabilir?” sorusuna “Elimizde henüz belge, bilgi yok” diye cevap verdiyse de, bu konuda dağarcıklarının o kadar da boş olmadığını söylemiş oldu.Peki komutanın altını çizdiği “devletin bekasını” kim tehdit ediyor?Silahlı Kuvvetler’in bu konuda bir kanaate vardığını hissedebiliyoruz. Şu anda devletin bekasını tehdit eden en önemli unsur “Türkiye Cumhuriyeti’nin yerine bir İslam devleti kurma hayali içinde” yaşayanlardır. Asker bunu bugüne kadar hiç saklamadı.Nitekim bugüne kadar toplanan milli güvenlik kurullarında Türkiye’deki en önemli tehdit unsurlarının başında irticanın geldiği her seferinde vurgulanmıştır.Ancak bugüne kadar, izlenen ve raporlanan çeşitli faaliyetler MGK’da gündeme getirilirken; ilk kez MGK dışındaki bir ortamda, üstelik komplo yapıldığı beyan ediliyor. Bu çok önemli bir gelişmedir.Bundan sonrası artık AKP iktidarının işidir. Eğer bugüne kadar olduğu gibi medyadaki kalemşorlarıyla olayı çıkmaza itmeye çalışmaz da komployu yapanları ortaya çıkarmak için çaba harcarsa Türkiye demokrasi sınavını başarıyla geçer.Yok yine eski kafayla devam ederse demokrasiye ve hukuka inançsızlığını bir kez daha kanıtlamış olur.*****AKILSIZ BİR TARTIŞMADikkatinizi mutlaka çekmiştir, belge ile pek çok şey yazdım ama şu imza meselesine hiç girmedim.Hâlâ bilmediğimiz bir şey var. Belge denilen şey yazılı bir kağıt mı yoksa bilgisayardaki bir görüntü mü?Belgenin nasıl bulunduğu şöyle anlatılıyor: Ergenekon sanıklarından birinin avukatı da sanık sıfatıyla gözatına alınıyor ve bilgisayarında inceleme yapılıyor. Bu inceleme sonunda bir yazı bulunuyor. Bu durumda imzanın gerçek olup olmadığını tartışmanın hiçbir anlamı yok. Gerçek ya da değil, fark etmez. İmza albayın değil Genelkurmay Başkanı’nın da olabilir, Başbakan’ın da, Cumhurbaşkanı’nın da. Çünkü fotokopiye istediğiniz kişinin gerçek imzasını koyabilirsiniz.O halde “imza gerçek mi değil mi?” diye tartışmak, albayın 20 tane eski imzasını bulup karşılaştırmak hiç de akıllıca değildi.Milleti aptal yerine koyanlar bu akılsız tartışmayı günlerce sürdürdüler. *****HABER KAYNAĞINI AÇIKLAMAMAK NE KADAR AHLAKİ?Genelkurmay “Belge benim değil, şimdi siz bunu kimin hazırladığını bulun” diyor. Belgenin kim tarafından hazırlandığını ortaya çıkarmanın çok basit bir yolu var ama bunu önerince işin içine basın özgürlüğü ve haber kaynağının gizliliği kavramları giriyor.Belge denilen yazı Taraf Gazetesi’nde yayınlandı. Savcılar belgeyi getiren muhabirin bilgisine başvurdu ancak muhabir haber kaynağını açıklamadı.Bu dünyanın her yerinde geçerli bir kuraldır. Muhabir haber kaynağını açıklamak zorunda değildir. İşte ahlaki tartışma da tam bu noktada önem kazanıyor. Haber kaynağının gizliliği hangi durumda korunur? Örneğin haber yalan çıkarsa, belgenin sahte olduğu anlaşılırsa haber kaynağını açıklamamak ahlaki midir?Şu anda Türkiye “darbe” ile ilgili bir belgeyi tartışıyor. Üzerinde tartışılan konu Türkiye’ye ağır bedeller ödetebileceği gibi pek çok kişinin de mağdur olmasına neden olabilir. Belgeyi bulan muhabir ve yayınlayan gazetenin bunu nereden aldığını açıklaması halinde belgenin doğru olup olmadığı konusundaki gerçek büyük ihtimalle ortaya çıkacaktır.Şu anda “böyle yapılmalı” gibi bir yargıya varmak istemiyorum, ama başta Taraf Gazetesi olmak üzere medyanın bu konuyu tartışması gerektiğini belirtmeye çalışıyorum.*****SAVAŞ İLANIGenelkurmay Başkanı “Belge denilen kâğıt parçası ile ilgimiz yok. Konu sivil mahkemelerin işi. Ama biz bu belgenin doğru olup olmadığını incelemelerini değil, bu komployu kimin hazırladığının ortaya çıkmasını istiyoruz” dedi.Ergenekon savcıları bu açıklamadan üç saat sonra belgede imzası olduğu ileri sürülen Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek’i ifadeye çağırdılar. Komutan “Demokrasi dışı faaliyetleri olan kimseyi barındırmayız” dedi. Ergenekon savcıları 8 subayı ifadeye çağırdı. Demek ki Ergenekon savcıları da AKP’liler gibi Genelkurmay Başkanı’nın doğru söylemediğine inanıyor. Sivil savcılar bir anlamda Genelkurmay Başkanı’na savaş ilan etmiş durumda artık.*****İLGİNÇ KELİMELERGenelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ basın toplantısındaki konuşmasının başında çok sertti. Bu sert üslup ilerleyen dakikalarda yumuşadı.Başbuğ’un kullandığı bazı kelimeler ise çok ilginçti.Örneğin “belge” için “kâğıt parçası” dedi ki herhalde bu tanımlama basın toplantısının en önemli sözüydü.Saygısız, küçümseyici, fitne, fesat, çıkarcı, abes, asimetrik saldırı gibi kelimeleri bu tür toplantılarda pek duymayız aslında. ***** SALİHLİ KİRAZI ARTIK PATENTLİTürkiye’nin dünyaca ünlü Salihli kirazı Türk Patent Enstitüsü’nden patent almış. Salihli Ticaret ve Sanayi Odası’nın üç yıl süren çabasından sonra Salihi Kirazı artık “coğrafi işaret koruması” altındaymış.Bunları Sanayi ve Ticaret Odası’ndan gelen mektup sayesinde öğrendim, Salihli kirazının özelliği yüksek yerlerde yetişmesiymiş. En bilinen üretim yerleri de Allahdiyen, Gökköy ve Bahçecik köyleriymiş.Hiç dikkat etmemiştim, Salihli kirazının görünümü kalp gibiymiş. Dün elime bir kiraz alıp inceledim, gerçekten kalp gibi.Ayrıca sapı diğer kiraz saplarından daha ince, hatta incecik... Alırken siz de dikkat edin.Ayrıca kabuğu parlak kırmızı olan Salihli kirazı etli, tatlı ve sulu. Bahar ve yazların en güzel iki meyvesi bana göre erik ve kiraz. İkisinden de her gün kilolarca yiyebilirim. Keşke bütün yıl boyunca bulunsa. Bu arada Arjantin’den kış ortasında gelen kiraz var ama Salihli kirazı ile kıyaslanamaz bile.
Genelkurmay Başkanlığı imza ve belge konusunda çok net bir açıklama yaptı. Açıklamayı okuyunca anlaşılan şu:1- Bu belge Genelkurmay’da hazırlanmamıştır.2- Bu belge Genelkurmay’daki herhangi bir bilgisayarda yazılmamıştır.3- Belgenin altında bulunan imzanın Albay Çiçek’e ait olup olmadığı tespit edilememektedir.4- Bu nedenle albay konusunda kovuşturma yapılmasına gerek görülmemiştir ama bu konuda itiraz eden olursa dikkate alınacaktır.5- Konu doğrudan İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın işidir.Böylelikle Genelkurmay günlerdir AKP ve yandaşlarının yürüttüğü kampanyaya karşı açık kapı bırakmadı. “Belge sivil savcılar tarafından incelensin” kampanyasına karşı “Buyrun bakın” demiş oldu.Şimdi artık konu tamamen siyasi hale gelmiştir. Burada kararı verecek olan bizzat Başbakan Erdoğan’dır.Bu durumda Erdoğan’ın önünde iki yol var. Ya Genelkurmay’dan yapılan açıklamanın doğru olduğunu kabul edecek suç duyurusunu geri çekerek olayı kapatacak ya da açıklamanın doğru olmadığını belirterek soruşturmayı büyütecek.Erdoğan açıklamaya inanırsa elindeki tüm güçleri harekete geçirerek bu tezgâhı kimin yaptığını ortaya çıkarmak zorunda.Yok eğer Erdoğan askerin açıklamasına inanmaz ve sivil savcıları Genelkurmay’a sokarsa, öncelikle başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere Genelkurmay’daki komutanları ve belgeyi hazırladığı ileri sürülen albayı görevden almak durumundadır. Çünkü açıklamaya inanmamak, Genelkurmay Başkanı’nın “yalan söylediğini” kabul etmektir ki, devletin en önemli kurumunun başındaki kişinin “yalan söylediğine” inanıyorsanız artık onunla birlikte çalışma imkânınız da yok demektir.Sözde demokrasi mücadelesini verdiğini söyleyen zihniyetin Türkiye’yi getirdiği nokta budur.*****Bugün 20.00’de SKY Türk’teyimSalı ve perşembe günleri Eren Eğilmez tarafından sunulan İki Nokta programının bu akşamki konuklarından biriyim. Saat 20.00’de başlayacak programda başta ‘belge’ olmak üzere son günlerin önemli gelişmelerini konuşacağız.*****Çok sık söylenen iki yalan Belçika yerel parlamentosuna seçilen türbanlı Türk kadın bahane edilerek bir süredir üzerinde pek durulmayan türban istismarı yine kendisini gösterdi.CHP’li Kılıçdaroğlu’nu sıkıştıran türbanlı kızların sözlerini okurken, çok sık başvurulan iki yalana yine rastladım. Kızların türban ısrarına karşı Kılıçdaroğlu “Biz inançların ve ırkların siyasete alet edilmesini istemiyoruz” deyince kızlardan biri “Yani tamamen çıkarılsın istiyorsunuz” diye sözünü kesiyor.Kılıçdaroğlu asla böyle bir düşüncelerinin olmadığını anlatabilmek için hayli dil döküyor.İşte çok sık başvurulan yalanlardan biri bu. Ne zaman türban istismarı ile ilgili bir tartışma yapılsa hemen “Sizin derdiniz türbanı çıkarttırmak” saldırısı yapılır.Oysa Türkiye’de aklı başında hiç kimse başını örten birine “aç” dememiştir, diyemez de.Söz konusu olan; laik devlet anlayışı gereği dini inançlara dayalı giysilerin kamu alanlarında kullanılamamasıdır. Başı açtırmak ile bazı yerlerde bu tür giysilerin giyilmesine izin verilmemesi çok farklı şeylerdir.Aynı konudaki ikinci yalan ise şu: “Türkiye’de başını örtmek yasak.” Dinci kesim bu yalana da çok sıklıkla sarılıyor.Türkiye’nin hiçbir yerinde kadınların başını örtmesi yasak değildir. Kimsenin aklına böyle bir yasak koymak gelmediği gibi bunun düşünülmesinin bile abes olduğunu yine herkes bilir. Ama siyasette dini sömürerek iktidar olmak isteyenler her konuda yalana dolana başvurduğu gibi bu konuda da ahlaki ve vicdani tüm değerleri ayaklar altına almaktan asla çekinmiyorlar.*****Belçika’da da aynı tipler sahnede Biliyorsunuz dini inançları gereği başına türban taktığını söyleyen bir Türk kadın Belçika’da başkent Brüksel’in yerel parlamentosuna Hırıstiyan Demokrat Parti’nin adayı olarak seçildi. Mahinur Özdemir türbanıyla yemin edeceğini ve parlamentoya böyle gireceğini açıkladıktan sonra Belçika’da bir dizi tartışma yaşandı.Siyasette hiçbir dini sembolün yer almaması gerektiğini belirtenler buna karşı çıktı. Ancak tartışmalara rağmen Mahinur Özdemir türbanıyla yemin etti. Elbette Özdemir’in türbanıyla yemin etmesine karşı çıkanlar türbandan hoşlanmadıkları ya da İslam dinine karşı oldukları için yapmadılar bunu. Avrupa’da çağdaş siyaset ve hukuka inananlar siyasette hiçbir şekilde dini veya ırkı sembolize eden kılık kıyafet ve işaretlerin kullanılmamasını istiyorlar.Çünkü siyaset hiçbir ayrım yapmadan herkese hizmeti öngörüyor ve eğer bunun içine din ve ırkları sokarsanız hizmetin adil biçimde yapılamayacağına inanılıyor. Bu arada ilginçtir; türbanlı Türk kadın tıpkı Türkiye’deki gibi liberallerin ve sosyalistlerin desteği ile engeli aştı ve kürsüye çıkıp yemin etti. Demek inançlarla fikirleri aynı potaya koyup bunu demokrasi gibi yutturmaya çalışarak menfaat sağlamak tıpkı bizdeki gibi Avrupa’da da liberal ve sosyalistlerin işiymiş.
Coca Cola bir kitap hazırlamış. “Mutluluğun kitabı” yazıyor üzerinde. Mutluluğun paylaşıldıkça büyüdüğü fikrinden yola çıkarak “mutlu insanların deneyimlerinden yararlanmak” istemişler. Bunun için de çok farklı alanlardan 41 kişinin “mutluluk fotoğrafları” çekilmiş ve bu kişilere “mutlulukla” ilgili görüşleri sorulmuş. Ortaya gerçekten çok hoş bir kitap çıkmış.Şimdi gelelim bu kitapla ilgili benim konuma: Halkla İlişkiler konusunda çok önemli işlere imza atan Berna Sağlam bir mesaj göndermiş. Coca Cola’nın “Mutluluk Kitabı” için düzenlenen tanıtım gecesine davet ediyor...Normal koşullarda Berna Sağlam’ı kırmam mümkün değil, ama o gün son anda çıkan bir aksilik yüzünden gidemedim. Aradan iki gün geçti, gazeteye geldiğimde masamın üzerinde “Mutluluk Kitabını” buldum.Sayfaları çevirmeye başladım, 30’uncu sayfaya geldiğimde bir de ne göreyim, kızım Tuvana’nın harika bir fotoğrafı ve mutlulukla ilgili sözleri.Hiç haberim yoktu, Tuvana söylemedi, Berna Sağlam da sürpriz yapmak istemiş, bu nedenle ısrarla geceye davet ediyormuş.Ne yazık ki kızım olduğu için bugüne kadar fazla bir şey diyemedim bir yazar olarak ama Tuvana Türkiye’nin en iyi, en yaratıcı ve en özgün modacılarından biri. Ünü Türkiye’den çok yurt dışında biliniyor.Moda tasarımı dışında eşi Selim ve çok yakın arkadaşları Arda ile birlikte özel günlerin konsept ve tasarımlarını da yapıyor.Örneğin son olarak İzzet Çapa’nın Mayadrom’da açtığı Quienn ve Hippi’nin dekorasyonu bu ekibin işi. Gördüğümde gerçekten küçük dilimi yutuyordum, böyle bir renk cümbüşü ve ilginç tasarımlar bana göre dünya çapında.Tuvana Mutluluk kitabına “Bir kostüm, bir şamdan ya da bir toka, insanları mutlu edecek tasarımlar yapmak ve bunu dünyayla paylaşabilmek benim için en büyük mutluluktur: Harrods’da koleksiyonumun satıldığını duyduğumda mutluluktan elbiselerimle denize atlamıştım” diyor.Bugün kızımdan söz ettim biraz, ama insan yaptıklarıyla çok gurur duyunca sizlerle paylaşmadan edemiyor bazen. *****BAŞBAKAN “TERÖR ÖRGÜTÜ” DİYEBİLİR Mİ?Ergenekon davası ile ilgili herkes bir şey söyleyebilir, yazabilir. Nitekim öyle de oluyor.Gazeteci, yazar, akademisyen sıfatıyla Ergenekon üzerine konuşmak, yazmak mümkün. Bu konuda ahlaki kurallara pek uyulduğu söylenemese de, bu kadar önemli bir olayda her şeyi kontrol etmek mümkün değil.Ancak resmi kimliği olan kişilerin devam etmekte olan bu davaya karşı daha özenli olmaları gerekiyor.Örneğin Başbakan Erdoğan geçenlerde CHP lideri Deniz Baykal’ı eleştirmek için “Ergenekon terör örgütünün avukatlığına soyundu” dedi. Oysa bizzat bu davayı yürüten mahkeme “Devam etmekte olan bu davada örgütün henüz terör örgütü olup olmadığı saptanmamıştır, bu nedenle Ergenekon terör örgütü tanımının kullanılması suçtur” açıklaması yapmıştı.Başbakan bunu bile bile “terör örgütü” tanımını kullanmaktan çekinmiyor. Bu hukuka da devlet adamlığına da çok aykırı.Aynı şekilde devletin televizyonu TRT de pek çok tartışma programında “terör örgütü” tanımını kullanmaktan çekinmiyor. Oysa sunucuların bırakın kullanmayı, bu tanımı yapan konukları uyarması gerekir.Anladığım kadarıyla iktidar ve yandaşları “darbe paranoyasını” sürdürmek adına bu konuda hukuku ve ahlakı hiçbir şekilde umursamayacaklar.*****ŞARIK TARA’NIN KENDİ İŞİNİ KURAN ÇALIŞANLARIPazar akşamı sevgili dostumuz Elçin Gümrükçüoğlu’nun evindeki davetteydik. Elçin Hanım Benice- Ayşe Gümrükçüoğlu çiftinin evlilikleri nedeniyle yakın dostlarına bahçe partisi verdi. İstanbul’un tanınmış pek çok ismi bir aradaydı.Ben gece boyunca Şarık Tara ile sohbet etme imkânı buldum. Tara çok ilginç konulara değindi ve çok hoş bazı bilgiler verdi.Örneğin yaptıkları bir araştırmayı anlattı. Şarık Bey, Enka’nın yurt dışı taahhütlerinde bugüne kadar çalışanların sayısını ve iş bittikten sonra ne yaptıklarını merak etmiş. Sonuçları şöyle anlattı: “Bizim yurt dışı işlerimizde pek çok alanda uzmanlığı olan kişiler çalışıyor. Bunlar bulundukları ülkede çok harcamayıp güzel para biriktiriyorlar. Yüz binlerce dolar biriktiren mühendisler olduğunu gibi 30- 40 bin dolar biriktiren normal işçilerimiz de var.” Tara “Bak şimdi” dedikten sona asıl ilginç bilgiye geldi: “Bu çalışanların yüzde 80’i bizden ayrıldıktan sonra kendi işlerini kurmuşlar ve neredeyse hepsi de bu işlerine devam ediyorlar.” Ben de “Ne güzel, demek hem para biriktiriyor hem de kendi işlerini kuracak kadar bilgi ve deneyim sahibi oluyorlar” dedim.Bunun üzerine Şarık Bey “Peki bu çalışanların sayısını tahmin edebilir misin?” diye sordu. Bu sorudan belli ki sayı çok yüksek. Ama ne kadar olabilir.“Galiba 20 bin” dedim. Şarım Tara “Tam 250 bin kişi çalışmış. Bunun yüzde 80’i yaklaşık 200 bin eder. Demek ki bizden yetişen 200 bin kişi tasarruflarıyla kendi işlerini kurmuşlar. İşsizliğe daha iyi bir çözüm olur mu?” cevabını verdi.Şarık Bey gece boyunca eskilerden de anlattı. Türkiye’ye gelişini, ilk işlerini alışını, Adnan Menderes’le yakınlığını, yabancı ülkelerin önemli isimleriyle olan arkadaşlıklarını keyifle dinledim. Çok ciddi araştırmacılar Şara ailesinin tarihini yazıyorlarmış bu arada. 3 cilt olacakmış ve ilk cildi de geliyormuş. Ailenin tarihi 1300’lü yıllardan başlıyormuş. Merakla bekliyorum.*****BAŞBAKANLIK İYİ MESLEK GALİBABaşbakan Erdoğan pek çok konuşmasında bulunduğu makamı “bir meslek” olarak değerlendiriyor biliyorsunuz. Oysa başbakanlık, bakanlık, milletvekilliği bir meslek değildir. Seçimle gelinen bir hizmet yapma yeridir.Ben de bunu pek çok yazımda eleştirmiştim; şimdi anlıyorum ki Erdoğan “meslek” derken bilerek söylüyormuş. Çünkü bir mesleğiniz olursa çok kazanma şansınız olabilir. Görüldüğü kadarıyla Erdoğan’ın mesleği iyi kazandırıyor. Çok değil 7 yıl önce çocuklarını okutacak parası bile olmayan bu nedenle aile dostu bir iş adamının burs vermesine razı gelen Erdoğan’ın 1’er milyon dolar değerinde 5 villası olduğu ortaya çıktı.Başbakanlık mesleğinin maaşını bilemiyorum, demek ki çok yüksek. Yoksa bu kadar yılda böyle bir servet edindirecek kadar kazanç sağlayabiliyor. Tabii kafam VATAN’daki haberi okuyunca daha da karıştı. Çünkü haberde “villaların varlığının 4 yıl önce yazıldığı” belirtiliyordu. Bu durumda başbakanlık mesleği 5 villayı üç yılda kazandırmış. Çok güzel... *****ŞARIK TARA’NIN KENDİ İŞİNİ KURAN ÇALIŞANLARIPazar akşamı sevgili dostumuz Elçin Gümrükçüoğlu’nun evindeki davetteydik. Elçin Hanım Benice- Ayşe Gümrükçüoğlu çiftinin evlilikleri nedeniyle yakın dostlarına bahçe partisi verdi. İstanbul’un tanınmış pek çok ismi bir aradaydı.Ben gece boyunca Şarık Tara ile sohbet etme imkânı buldum. Tara çok ilginç konulara değindi ve çok hoş bazı bilgiler verdi.Örneğin yaptıkları bir araştırmayı anlattı. Şarık Bey, Enka’nın yurt dışı taahhütlerinde bugüne kadar çalışanların sayısını ve iş bittikten sonra ne yaptıklarını merak etmiş. Sonuçları şöyle anlattı: “Bizim yurt dışı işlerimizde pek çok alanda uzmanlığı olan kişiler çalışıyor. Bunlar bulundukları ülkede çok harcamayıp güzel para biriktiriyorlar. Yüz binlerce dolar biriktiren mühendisler olduğunu gibi 30- 40 bin dolar biriktiren normal işçilerimiz de var.” Tara “Bak şimdi” dedikten sona asıl ilginç bilgiye geldi: “Bu çalışanların yüzde 80’i bizden ayrıldıktan sonra kendi işlerini kurmuşlar ve neredeyse hepsi de bu işlerine devam ediyorlar.” Ben de “Ne güzel, demek hem para biriktiriyor hem de kendi işlerini kuracak kadar bilgi ve deneyim sahibi oluyorlar” dedim.Bunun üzerine Şarık Bey “Peki bu çalışanların sayısını tahmin edebilir misin?” diye sordu. Bu sorudan belli ki sayı çok yüksek. Ama ne kadar olabilir.“Galiba 20 bin” dedim. Şarım Tara “Tam 250 bin kişi çalışmış. Bunun yüzde 80’i yaklaşık 200 bin eder. Demek ki bizden yetişen 200 bin kişi tasarruflarıyla kendi işlerini kurmuşlar. İşsizliğe daha iyi bir çözüm olur mu?” cevabını verdi.Şarık Bey gece boyunca eskilerden de anlattı. Türkiye’ye gelişini, ilk işlerini alışını, Adnan Menderes’le yakınlığını, yabancı ülkelerin önemli isimleriyle olan arkadaşlıklarını keyifle dinledim. Çok ciddi araştırmacılar Şara ailesinin tarihini yazıyorlarmış bu arada. 3 cilt olacakmış ve ilk cildi de geliyormuş. Ailenin tarihi 1300’lü yıllardan başlıyormuş. Merakla bekliyorum.
Kurumsal Sosyal Sorumluluk Enstitüsü Direktörü Nezahat Doğan, ödül törenine davet etmeseydi Türkiye’de “Etik Hesap Verilebilirlik Değerlendirmesi” yapıldığını ve bunun ciddi firmalar için çok önemli bir itibar konusu olduğunu öğrenemeyecektim.İngilizce Accountability kelimesiyle ifade edilen Etik Hesap Verilebilirlik Değerlendirmesi Türkiye’de ikinci kez yapılıyormuş.Olan şu: Türkiye’nin ilk 50 şirketinin faaliyet alanı içinde yer alan Kurumsal Sosyal Sorumluluk performansları, sadece kamuya açık bilgilerle değerlendiriliyor. Bunu yapan kurum Kurumsal Sosyal Sorumluluk Enstitüsü.Değerlendirme ise şöyle yapılıyor: Öncelikle şirketlerin sosyal çevresel sorunlara kurum stratejisi içinde yer verilip verilmediği araştırılıyor.Ardından üst düzey yöneticilerin bunlarda sorumlu davranıp davranmadıkları inceleniyor. Sonra bilgilerin kamuya açık alanda (internet) paylaşılıp paylaşılmadığı ve bilgilerin bağımsız bir denetim kuruluşunca doğrulanıp doğrulanmadığına bakılıyor. Ayrıca şirketlerin sorunlara çözüm bulabilmek için işbirliği yapıp yapmadığı da inceleniyor.Tabii bu bir yarışma değil, şirketler burada birinci olmak için çaba harcamıyor. Ama daha ciddi, daha verimli, daha sorumlu ve en önemlisi daha ahlaki davrandıklarını göstermek için bütün kurallara uyuyorlar.Bu yıl yapılan değerlendirme sonunda 15 firmaya ödül verildi. Burada dikkatimi en çok çeken nokta şu oldu: Büyük kuruluşlar, etik kurallara uymaya başladıkları andan itibaren bu her tarafa sirayet ediyor ve toplam kalite artıyor.Örneğin bu yıl ilk 15 şirket içinde Koç Grubu’na ait 7 şirket var. Bu şunu gösteriyor: Koç Grubu kalite standartlarını tüm şirketlerinde uyguluyor ve doğal olarak hepsi de bu tür değerlerdirmelerde en ön safta yer alıyor.Sonucuna bakınca bir tür yarışma gibi anlaşılsa da yapılan değerlendirmeler toplam kalitemizi, çağdaşlığımızı, verimliliğimizi ve faydacılığımızı artırıyor.Bu açıdan İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yapılan törene katıldığım için kendi adıma çok mutlu oldum. Yepyeni bir kavramla tanışmak ise bilgi dağarcığımı zenginleştirmesi bakımından çok yararlı oldu. ***Bu yıl ödül kazananlarAccountability Etik Hesap Verilebilirlik Değerlendirmesi sonuçlarına göre bu yıl ödül alan şirketler şöyle sıralandı:1- Coca Cola İçecek 2- Türkiye Petrol Rafinerileri AŞ3- Arçelik AŞ4- Aygaz AŞ5- Anadolu Efes Biracılık ve Malt Sanayi AŞ6- Unilever Türkiye7- Ereğli Demir ve Çelik Fabrika TAŞ8- BSH Ev Aletleri Sanayi ve Ticaret AŞ9- Ford Otomotiv Sanayi AŞ10- Migros Türk AŞ11- Vestel Elektronik Sanayi ve Ticaret AŞ12- Tofaş Türk Otomobil Fabrika AŞ13- Vestel Beyaz Eşya Sanayi ve Ticaret AŞ14- Petrol Ofisi AŞ15- Grundig Elektronik AŞ *** Artık eskiyi bırakın Bakan BeyEtik Hesap Verilebilirlik Değerlendirmesi ödül töreninin “bakan konuğu” AB’den Sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış’tı. İlk üç şirkete ödül veren Bağış bir de konuşma yaptı.Egemen Bağış’ın konuşmalarını ve üslubunu biliyorum ama ilk kez kanlı canlı olarak izleme fırsatı buldum. Tabii ilk kez de bir konuşmasını baştan sona dinlemiş oldum. İyi konuştuğu kesin de, dağarcığında hiç yeni bir şey yok izlenimi verdi bana. Çünkü bütün konuşması boyunca sadece eskiyi eleştirdi. Bağış özetle şunları söyledi: “Türkiye artık başbakan astığı dönemleri geride bıraktı. Artık şiir okuduğu için hapse giren belediye başkanı yok. Anayasa fırlatıldığı için kriz çıkmıyor. Çeteler artık siyasete egemen olamıyor.” Bunlar yanlış değil de hem abartılı hem de gereksiz. Her şey yaşandığı dönemde kalır; Türkiye AKP iktidarda olduğu için başbakan asmıyor değil ki. Ya da AKP iktidarda olduğu için anayasa krizi ve ardından ekonomik kriz yaşanmıyor da değil.Egemen Bağış geçmişi ve tabii ki üstü kapalı Cumhuriyet’i eleştirmek yerine, asli görevi olan Avrupa Birliği için “gerçek” çaba harcamalı bana göre. Çünkü bütün aksi beyanlara rağmen Avrupalılar Türkiye’nin AB konusunda frene bastığını söylüyor. Egemen Bey, bize propaganda yapıyor belki de Avrupa buna pek inanmıyor. *** Çelik’in yanlışıEski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik baltasını bilediğini söylemiş. Belli, bir savaşa hazırlanıyor. Bu savaş parti içindeki bir savaş mı yoksa dışa karşı mı yazıdan anlaşılmıyor. Konuşmuşken bir de günün modası darbe konusuna girmiş. İlginç de bir örnek vermiş. Diyor ki “Bir site kuruyorsunuz, sonra korunmak için siteye bir de güvenlik birimi kuruyorsunuz. Sonra bu güvenlikçiler önce kıyafetlere karışmaya başlıyor, sonra her şeye karışıyor ve daha sonra yönetime el koyuyor.” Çelik orduyu kastediyor tabii, “Güvenliğimizi sağlasın diye parasını verdiğiniz insanlar yönetime el koyabilir mi, öyle komiklik olur mu?” demek istiyor.İlk bakışta mantıken haklı. Ama unuttuğu ya da görmek istemediği bir şey var.Bu Cumhuriyeti Çelik gibi düşünenler kurmadılar zaten. Cumhuriyeti kuranlar askerlerdi. Önce kurdular sonra da korudular. Yani Cumhuriyeti kuranlar, güvenlik şirketi kiralar gibi orduyu oluşturmadılar. Çelik de bunu biliyor ama... *** Karar çoktan verilmişAKP medyasına bakarsanız belge ile ilgili artık hiçbir kuşku kalmadı. Belge Genelkurmay Başkanlığı’nda hazırlandı, uygulamaya konuldu ama deşifre oldu. İki gündür AKP medyasında albayın imzalarından geçilmiyor. O kadar iyi çalışılmış ki, albayın bundan önce attığı 20’den fazla imza bulunmuş, hepsi yan yana konulmuş. Büyük operasyon yani. Bu durumda Ergenekon savcıları da albayı çağıracaklar ve ifadesini alacaklar. AKP medyasının yayınlarına göre albayın ifade verdikten sonra tutuklanması gerekiyor çünkü zaten her şey ortada. Çok daha az belge veya bilgiyle onlarca kişi tutuklandığına göre darbe belgesi yazan albayın tutuklanmaması zaten mümkün değil. Tabii bunun sadece albayla sınırlı kalmaması gerekiyor. Eğer AKP medyasının dediği gibi belge gerçekten Genelkurmay Başkanlığı’nda hazırlanmışsa başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere tüm kuvvet komutanlarının da görevden alınması gerekir. Bakalım AKP iktidarı mağduru oynamaya devam mı edecek yoksa iktidar olmanın gereklerini mi yerine getirecek.
Sevgili okurlar; ortaya bir belge atıldı. Buna göre Silahlı Kuvvetler AKP’yi ve Fethullah Gülen cemaatini bitirmek için bir plan hazırlıyor. Bu planın uygulanması ile AKP ve Gülen zora sokulacak, halkın gözünden düşürülecek ve bu iktidar bir daha gelmemek üzere bitirilecek.Gözler ordudaBelge doğal olarak sadece Silahlı Kuvvetler’i hedef alıyor. Zaten bu tür bir eylemi sevk ve idarede ordudan başkası da başarılı olamaz. Ama ortadaki sorun belgenin doğru olup olmadığı konusundaki kuşkular. Gerçekten Silahlı Kuvvetler böyle bir plan hazırladı mı hazırlamadı mı?Orduya hakaret fırsatıBelge olayı ortaya atıldığından bu yana Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik çok ağır bir suçlama ve hakaret kampanyası sürdürülüyor. Silahlı Kuvvetler ise bu konuda nedense sessiz. Sadece Genelkurmay Başkanı olayın ortaya atılmasından 4 gün sonra “inceleme yapılacağını” ve “sorumluların ortaya çıkarılacağını” söyledi.Bu sessizlik neden?İlk günden beri merak ettiğim bir nokta var. Genelkurmay neden 4 gün boyunca hiçbir açıklama yapmadı? Neden ardından “muğlak” ifadelerle dolu bir açıklama yapıldı? Ve Genelkurmay Başkanı neden belgenin sahte olduğu konusunu kamuoyuna açıklamak için bir gazetenin genel yayın müdürünü seçti?Cevapsız sorularGenelkurmay Başkanı “Belge kesin sahte, ama yine de inceliyoruz” açıklamasını bir gazeteciye yaptı ama arkası gelmedi. O açıklamadan bu yana neredeyse bir hafta geçti, bir arpa boyu yol alınmadı. Buna karşı “belgenin doğru olduğu” ve “ordunun darbeye hazırlandığı” iddiaları ayyuka çıktı. Silahlı Kuvvetler’in bu tavrı gerçekten demokrasi ve hukuk devletine inananları ciddi biçimde sıkıntıya sokuyor.Hedefe giden yolBugünkü iktidar ve yandaşlarının ana hedefi, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel felsefesini, Atatürk ilke ve devrimlerini ve en önemlisi laiklik kavramını ortadan kaldırmak. Bu konuda tek engel olarak görülen Silahlı Kuvvetler’in yıpratılması ve etkisiz hale getirilmesi büyük önem kazanıyor. Son üç yıldır yapılan da budur. Ve üzülerek söylemeliyim ki asker de bu baskı karşısında demokrasiye saygı adına etkisizleşmiyorsa da kimliksizleşiyor.Demokrasi aldatmacasıZihinlerinde asla demokrasi ve hukuk devleti kavramına yer olmayanlar, İslam devletine giden yolda kitleleri etkilemek ve muhalefeti sindirmek için demokrasiye inanmanın temel koşullarından birinin askere hakaret etmek olduğu fikrini kabul ettirmek istiyorlar. Ne yazık ki özellikle 12 Eylül’den sonra adeta afyonlanan kitleler bu demokrasi aldatmacasının kurbanı oluyor.Bu bir paranoyadırBundan önce de defalarca yazdım. Türkiye’de darbe olacağını sanmak büyük bir paranoyadır. Geçmişteki müdahaleleri bahane edip “Peki bunlar neydi?” diye sormak tarihi ve siyaseti bilmemektir. Günümüzde ne askerin buna kalkışması ne de çağdaş dünyanın böyle bir şeye izin vermesi mümkün. Öte yandan bugün liberallik adına gürültü çıkaranlar 10 yıl önce askeri müdahaleleri dış desteklere bağlıyordu. Bu bile bugün sahtekârlık yaptıklarının kanıtı değil midir?Temel gıda mağdurlukBunun böyle olduğunu AKP ve yandaşları da elbette çok iyi biliyor. Ama bildikleri bir şey daha var ki, bu iktidarın en temel gıda maddesi mağduru oynamak. Bu nedenle sürekli asker tehdidi gündeme getiriliyor, bu nedenle sonuçsuz kalması planlanan türban atakları yapılıyor, bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nden döneceği bilinen yasalar çıkarılıyor.Darbeyle didişmekİşte temel anlayış böyle olunca AKP iktidarı darbeyle didişiyor ama hesap sormayı akıl edemiyor. Oysa eğer AKP ve yandaşları söylemlerinde samimiyseler darbeyle didişmek yerine çıkaracakları kanunlarla darbeden ve darbeciden hesap sormalıdırlar. 12 Eylül’e ve anayasasına bu kadar eleştiri yöneltmek yerine Anayasa’daki geçici maddenin kaldırılması ve darbe yapanlardan hesap sorulması daha doğru olur.Eylem yerine şovOysa AKP eylem yapmak yerine anlamsız şovlarla kamuoyunu oyalamayı tercih ediyor. Ne olduğu henüz belirsiz bir belgeye dayanarak savcılık kapısına koşmak ve bir hedef göstermeden suç duyurusunda bulunmak sadece bir gösteridir, milleti kandırmaktır. Üstelik zaten şikâyet edilen belge savcıların elinde. Savcılar acaba neden harekete geçmemişler de, belgenin bir gazeteye sızdırılmasını beklemişler?Görevini yapsın yeterBu durumda hükümet suç duyurusu komikliği yerine gereğini yerine getirmek durumundadır. Eğer bir darbe belgesi savcıların elindeyse, öncelikle savcılara neden harekete geçmedikleri sorulmalıdır. Hükümet ise bu konuda hesap sormak yerine savcıların da elini kolunu bağlıyor. Bu suç duyurusu ile savcılar ne yapacaktır? Genelkurmay Başkanı’nı çağırmaktan başka çare var mıdır? Kim bilir belki de amaç bu.O albay oturuyorAslına bakarsanız içinde isim geçmeyen ve hedefi belli olmayan suç duyurusu iktidarın da bir kaçış kapısı gibi. Normal koşullarda belge ortaya çıktığı andan itibaren en azından adı geçen albay açığa alınmalıydı. Genelkurmay Başkanı’na bir gazeteci değil Başbakan “Bu belge doğru mu” diye sormalıydı. Oysa Başbakan üç gün hiç bir şey sormadı ve belgeyi doğru kabul ederek konuşma bile yaptı.Arınç şaşırtıyorSevgili okurlar; hükümete yeni giren Bülent Arınç beni şaşırtmaya devam ediyor. Deniz Feneri konusunda gerçekten alkışlanacak bir çıkış yapan, ama lafı yerlerde sürünen Arınç, sanıyorum buradaki mahcubiyetini örtmek için henüz ne olduğu kanıtlanamayan belgeye sarıldı. Arınç bu tür çıkışlarıyla belki fanatiklerin alkışını alır ama itibarının hızla düştüğünü de görmeli.Devlete meydan okuyan valiBülent Arınç’ın konuştuğu Fethullah Gülen cemaatinin Abant toplantısında kürsüye çıkan Bolu Valisi ise devlete ve rejime meydan okumanın doruklarında dolaştı adeta. Kendisini AKP hükümetin koruyucusu ilan eden bu vali AKP iktidarının kadrolaşma konusunda ne kadar gözü kara davrandığının da kanıtıdır. Ama ne yazık ki normal koşullarda hemen görevden alınması gereken bu vali iki bakan tarafından da şiddetle alkışlandı.Bugün ART’deyimBu akşam ART’de Lale Şıvgın’ın sunduğu Beyin Fırtınası programına katılıyorum. Son günlerin gelişmelerini konuşacağımız programın diğer konuğu Süheyl Batum. ART’deki program saat 21.00’de başlayacak. Haber vereyim istedim.
İşte size yine Yıldırım Tuna imalatı fıkralardan bir demet...Beraat KadInIn biri kasabalarında kurulan panayırda şöhretini duyduğu falcının çadırına girmiş. Falcı, karanlık ve dumanlı bir ortamda önündeki ışıklı kristal topa bakarak gelecek hakkında kendisine gelen mistik haberleri iletmeye başlamış..“Bunu söylemem kolay değil ama sözü dolandırmayacağım..” demiş üzgün bir ifade ile, “Dul kalmaya hazırlan evladım.. Kocan bu sene feci bir şekilde ölecek!..” Kadın, titreyerek yanan mum ışığında hafif ürpererek falcının yüzüne bakmış, kendine gelebilmek için birkaç defa derin nefes alıp vermiş, heyecandan kuruyan genzini temizleyerek“B.. Bir şey sorabilir miyim?..” demiş,“Evet?..” “Pekii.. Beraat edebilecek miyim?..” Sen seçMüthİŞ üzüntülü görünen adam bara girmiş, barmene sokulmuş, “Bak” demiş, “Karım beni terk etti, işimden kovuldum, biraz önce bütün paramı çaldılar ve beş kuruşum kalmadı, deli gibi de içkiye ihtiyacım var bana bir çıkış yolu gösterebilir misiniz?” “Tabii” demiş barmen, “Seni buradan enseni tokatlayarak servis kapısından da çıkarttırabilirim, kollarından ve bacaklarından tutup karşı kaldırımın üzerindeki yalağa da fırlattırabilirim... Sen artık birini seç!..” Heyecansız seksAdamcaĞIZ by-pass ameliyatı geçirmiş.“Bol bol sebze yiyeceksin!” demiş doktoru, “Günde sekiz saat uyuyacaksın, yorulmak yok!” “Pekii, seks.. Seks yapabilir miyim?” diye sormuş adam..“Sadece karınla!” demiş doktor..“Peki ama neden?” diye sormuş adam!..“Fazla heyecanlanman doğru olmaz da ondan!..” 40 yıllık büyüAdam bunalımının çözümü için son çare olarak büyücüye gitmiş. “40 yıl önce bana yapılan, her geçen yıl daha da ağırlaşarak yaşantımı kısıtlayan şu büyüye bir son verin yalvarırım efendim” demiş. “Hallederiz” demiş büyücü “Size 40 yıl önce o büyü yapılırken kullandıkları son sözcükleri hatırlıyor musunuz? Bu işimizi hayli kolaylaştırır da...” Adam “Dün gibi hatırlıyorum” demiş, “Sizi, belediyenin bana verdiği yetkiye dayanarak karı - koca ilan ediyorum falan gibi bir şeyler demişlerdi...” Param yokÜnİversİte öğrencisi haytalık yapıp kaldığı apartman dairesinin kirasını ödeyemeyince sokağa atılmış. Kontörü de yok, o da girmiş bir internet kafeye ve babasına bir mail göndermiş... “Hemen para gönder sokaktayım...” Cevap hemen gelmiş: “Beş kuruşum yok, arabalara dikkat et!..” Geldik mi? Aİlece tatile çıkmadan önce çocukların “Geldik mi?.. Geldik mi?” diye sıkboğaz etmelerini önlemek için “Bakın, ha bire sorup durmayın çocuklar, yolumuz uzun ve ancak hava kararınca orada olacağız” diye baştan uyardım. 15 dakikalık sessiz bir yolculuktan sonra oğlum “Babaa” dedi, “Hava karardı mı?” Aşırı dikkatAdam karısı ile kaldırımda yürürlerken karşı yönden gelen çok güzel bir kızla karşılaşmışlar. Kadın geçer geçmez “Kadınları anlayamıyorum” demiş karısı, “Gümüş gerdanlık, iki bilezik, telkâri küpeler takmış, tırnaklarına Cutex oje sürmüş, kulak arkalarına Chanel 5 sıkmış, Yves Saint Laurent çantası var...” Kocası “Hepsine nasıl dikkat ettin yahu?” demiş, “Şu kadınlardan korkulur..” Karısı lafı yapıştırmış hemen: “Sen dikkat etmedin mi sanki?” Adam “Yoo” diye karşılık vermiş, “Sadece uzun bacakları, küçücük poposu var, dolgun göğüsleri vardı ve yüzüğü yoktu!..” Kaç kaç?Bütün bir pazar günü TV’de maç seyreden adam sızıp salondaki koltukta uyuya kalmış. Pazartesi sabahı karısı onu uyandırıp “Kalk” demiş, “Yedi - on beş oldu”“Hadi ya?..” demiş heyecanla koltuktan fırlayan adam, “Hangisi galip?..” *****‘Çimdikleyen’ duvar yazılarıMustafa Kıran’ı hiç tanımıyordum. Bir gün gazeteye gelen bir zarfın içinden 5 tane kitap çıktı. Hepsinin yazarı Mustafa Kıran.İki tanesi Fenerbahçe ile ilgili. “Tek kalemde şampiyon, Fenerbahçe günlüğü” ve “Futbolun asil ruhu Zico” Diğer kitaplardan biri mizahi “Adımız çıkmış Türklere” diğerleri de deneme niteliğinde; “Hayat bana lazım” ile “Bir mucize tut içinde.” Kendi kendime “Vay canına” dedim ve Kıran’ı aradım. Sonra bir gün gazeteye uğradı. Hayli sohbet ettik. Sıkı bir Fenerbahçeli, kitaplar da yazmış ama talihsizliğe bakın ki Zico kitabı çıktığında Fenerbahçe Zico’yu göndermiş. Aslında bir sanayici Mustafa Kıran, hobi olarak yazıyor, güzel de yazıyor. Geçenlerde “çimdik” adını verdiği duvar yazılarından gönderdi. Benim hoşuma gitti, bakalım beğenecek misiniz...* Tarih yazmayı çok seven bir toplumuz. Ah bir de o yazılanları okumayı sevebilseydik ne güzel olurdu dimi?* Bütün dünyayı dolamışsın parmağına, herkes senin etrafında dönüyor. Bir parmağını durdursan bütün dünya duracak. Onun için de herkes seni istese de istemese de misafir edip ağırlıyor, dahası yere göğe koyamıyor. Kısacası; Sen dünyanın şeref misafirisin, şerefsiz para.* Güzellik çağırdı beni ama gitmedim, kralın gelse gitmem dedim. Zaten güzellik ayağıma gelinceye kadar çoktan gelmiş de geçmiş olacak.* Hayatta kimseyi kandıramadım, bırakın da kendimi kandırayım bari bunu çok görmeyin.* Zaman her şeyi hallediyor ama sadece kendi istediği gibi. Bizim arzumuza göre değil.*****Babam dedi kiBABAM çok şey öğretti bugüne kadar. “Dürüst ol” dedi en başta. Sonra “Yalan söyleme sakın” dedi. Adil olmamı istedi. “Ne olursa olsun insanlara hakaret etme” dedi ısrarla.Bütün bu öğütleri tuttum bugüne kadar. Taviz vermedim bunlardan.Faydası oldu mu? Her şeye para olarak bakarsanız faydası olmadı elbette.Ama gece yattığım zaman rahat uyuyorum, kabuslar görmüyorum.Sevgili babamın ellerinden öperim.Tüm babaların “Babalar günü” kutlu olsun.