Hesap verebiliyor musunuz?

Haberin Devamı

Kurumsal Sosyal Sorumluluk Enstitüsü Direktörü Nezahat Doğan, ödül törenine davet etmeseydi Türkiye’de “Etik Hesap Verilebilirlik Değerlendirmesi” yapıldığını ve bunun ciddi firmalar için çok önemli bir itibar konusu olduğunu öğrenemeyecektim.

İngilizce Accountability kelimesiyle ifade edilen Etik Hesap Verilebilirlik Değerlendirmesi Türkiye’de ikinci kez yapılıyormuş.

Olan şu: Türkiye’nin ilk 50 şirketinin faaliyet alanı içinde yer alan Kurumsal Sosyal Sorumluluk performansları, sadece kamuya açık bilgilerle değerlendiriliyor. Bunu yapan kurum Kurumsal Sosyal Sorumluluk Enstitüsü.

Değerlendirme ise şöyle yapılıyor: Öncelikle şirketlerin sosyal çevresel sorunlara kurum stratejisi içinde yer verilip verilmediği araştırılıyor.

Ardından üst düzey yöneticilerin bunlarda sorumlu davranıp davranmadıkları inceleniyor. Sonra bilgilerin kamuya açık alanda (internet) paylaşılıp paylaşılmadığı ve bilgilerin bağımsız bir denetim kuruluşunca doğrulanıp doğrulanmadığına bakılıyor. Ayrıca şirketlerin sorunlara çözüm bulabilmek için işbirliği yapıp yapmadığı da inceleniyor.

Tabii bu bir yarışma değil, şirketler burada birinci olmak için çaba harcamıyor. Ama daha ciddi, daha verimli, daha sorumlu ve en önemlisi daha ahlaki davrandıklarını göstermek için bütün kurallara uyuyorlar.

Bu yıl yapılan değerlendirme sonunda 15 firmaya ödül verildi. Burada dikkatimi en çok çeken nokta şu oldu: Büyük kuruluşlar, etik kurallara uymaya başladıkları andan itibaren bu her tarafa sirayet ediyor ve toplam kalite artıyor.

Örneğin bu yıl ilk 15 şirket içinde Koç Grubu’na ait 7 şirket var. Bu şunu gösteriyor: Koç Grubu kalite standartlarını tüm şirketlerinde uyguluyor ve doğal olarak hepsi de bu tür değerlerdirmelerde en ön safta yer alıyor.

Sonucuna bakınca bir tür yarışma gibi anlaşılsa da yapılan değerlendirmeler toplam kalitemizi, çağdaşlığımızı, verimliliğimizi ve faydacılığımızı artırıyor.

Bu açıdan İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yapılan törene katıldığım için kendi adıma çok mutlu oldum. Yepyeni bir kavramla tanışmak ise bilgi dağarcığımı zenginleştirmesi bakımından çok yararlı oldu.


***



Bu yıl ödül kazananlar

Accountability Etik Hesap Verilebilirlik Değerlendirmesi sonuçlarına göre bu yıl ödül alan şirketler şöyle sıralandı:

1- Coca Cola İçecek

2- Türkiye Petrol Rafinerileri AŞ

3- Arçelik AŞ

4- Aygaz AŞ

5- Anadolu Efes Biracılık ve Malt Sanayi AŞ

6- Unilever Türkiye

7- Ereğli Demir ve Çelik Fabrika TAŞ

8- BSH Ev Aletleri Sanayi ve Ticaret AŞ

9- Ford Otomotiv Sanayi AŞ

10- Migros Türk AŞ

11- Vestel Elektronik Sanayi ve Ticaret AŞ

12- Tofaş Türk Otomobil Fabrika AŞ

13- Vestel Beyaz Eşya Sanayi ve Ticaret AŞ

14- Petrol Ofisi AŞ

15- Grundig Elektronik AŞ


***



Artık eskiyi bırakın Bakan Bey

Etik Hesap Verilebilirlik Değerlendirmesi ödül töreninin “bakan konuğu” AB’den Sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış’tı. İlk üç şirkete ödül veren Bağış bir de konuşma yaptı.

Egemen Bağış’ın konuşmalarını ve üslubunu biliyorum ama ilk kez kanlı canlı olarak izleme fırsatı buldum. Tabii ilk kez de bir konuşmasını baştan sona dinlemiş oldum. İyi konuştuğu kesin de, dağarcığında hiç yeni bir şey yok izlenimi verdi bana. Çünkü bütün konuşması boyunca sadece eskiyi eleştirdi. Bağış özetle şunları söyledi: “Türkiye artık başbakan astığı dönemleri geride bıraktı. Artık şiir okuduğu için hapse giren belediye başkanı yok. Anayasa fırlatıldığı için kriz çıkmıyor. Çeteler artık siyasete egemen olamıyor.”

Bunlar yanlış değil de hem abartılı hem de gereksiz. Her şey yaşandığı dönemde kalır; Türkiye AKP iktidarda olduğu için başbakan asmıyor değil ki. Ya da AKP iktidarda olduğu için anayasa krizi ve ardından ekonomik kriz yaşanmıyor da değil.

Egemen Bağış geçmişi ve tabii ki üstü kapalı Cumhuriyet’i eleştirmek yerine, asli görevi olan Avrupa Birliği için “gerçek” çaba harcamalı bana göre. Çünkü bütün aksi beyanlara rağmen Avrupalılar Türkiye’nin AB konusunda frene bastığını söylüyor. Egemen Bey, bize propaganda yapıyor belki de Avrupa buna pek inanmıyor.


***



Çelik’in yanlışı

Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik baltasını bilediğini söylemiş. Belli, bir savaşa hazırlanıyor. Bu savaş parti içindeki bir savaş mı yoksa dışa karşı mı yazıdan anlaşılmıyor. Konuşmuşken bir de günün modası darbe konusuna girmiş. İlginç de bir örnek vermiş. Diyor ki “Bir site kuruyorsunuz, sonra korunmak için siteye bir de güvenlik birimi kuruyorsunuz. Sonra bu güvenlikçiler önce kıyafetlere karışmaya başlıyor, sonra her şeye karışıyor ve daha sonra yönetime el koyuyor.” Çelik orduyu kastediyor tabii, “Güvenliğimizi sağlasın diye parasını verdiğiniz insanlar yönetime el koyabilir mi, öyle komiklik olur mu?” demek istiyor.

İlk bakışta mantıken haklı. Ama unuttuğu ya da görmek istemediği bir şey var.

Bu Cumhuriyeti Çelik gibi düşünenler kurmadılar zaten. Cumhuriyeti kuranlar askerlerdi. Önce kurdular sonra da korudular. Yani Cumhuriyeti kuranlar, güvenlik şirketi kiralar gibi orduyu oluşturmadılar. Çelik de bunu biliyor ama...


***



Karar çoktan verilmiş

AKP medyasına bakarsanız belge ile ilgili artık hiçbir kuşku kalmadı. Belge Genelkurmay Başkanlığı’nda hazırlandı, uygulamaya konuldu ama deşifre oldu. İki gündür AKP medyasında albayın imzalarından geçilmiyor. O kadar iyi çalışılmış ki, albayın bundan önce attığı 20’den fazla imza bulunmuş, hepsi yan yana konulmuş. Büyük operasyon yani. Bu durumda Ergenekon savcıları da albayı çağıracaklar ve ifadesini alacaklar.

AKP medyasının yayınlarına göre albayın ifade verdikten sonra tutuklanması gerekiyor çünkü zaten her şey ortada. Çok daha az belge veya bilgiyle onlarca kişi tutuklandığına göre darbe belgesi yazan albayın tutuklanmaması zaten mümkün değil. Tabii bunun sadece albayla sınırlı kalmaması gerekiyor. Eğer AKP medyasının dediği gibi belge gerçekten Genelkurmay Başkanlığı’nda hazırlanmışsa başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere tüm kuvvet komutanlarının da görevden alınması gerekir. Bakalım AKP iktidarı mağduru oynamaya devam mı edecek yoksa iktidar olmanın gereklerini mi yerine getirecek.

DİĞER YENİ YAZILAR