Haberin Devamı
Mustafa Kıran bu hafta da “çimdikleyen duvar yazılarından” gönderdi. Birlikte okuyalım:
- Toplumca çok garip bir süreçten geçiyoruz. Çocuklarımız daha ergenlik dönemine bile giremeden Ergenekon çağına girdiler.
* Bendeniz de Ergenekon Caddesi’nde oturuyorum. 24 saat kapım açık. Buyrun beklerim, özellikle de sabaha karşı.
- Dünya insanları karanlıkta yaşamayı çok seviyor artık, çünkü ne denli karalara büründüklerini ancak o zaman göremeyip kendilerini kandırabiliyorlar.
- Hayat sihirli kocaman bir mucizedir. İlk önce bizi şapkadan sonra da baştan çıkarır.
Yıldırım Tuna’dan pazar fıkraları
Yine formunda Yıldırım Tuna. Artık çok sayıda müptelası olan Tuna’nın fıkralarından bu pazar gününe düşenleri birlikte okuyalım:
Kırışıklıklar
“Sütyenimi çıkardım, böyle beni daha çekici buluyor musun?” diye sormuş yaşlı kadın kocasına. “Evet tatlım!” demiş adam, “Böyle yapınca yüzünün kırışıklıkları kayboluyor!”
Sinirli koca
Kadının biri ikinci el satış için gittiği adreste bütün malları incelemiş, beğendiği hemen her şeyi satın aldıktan sonra “Arabada bekleyen kocam burada alışveriş yaptım diye çok sinirlenecek..” demiş ona eşlik eden ilgili bayana.. “Eminim aldıklarınızın fiyatlarını öğrenince sizi anlayacaktır..” demiş yardımcı bayan. “Genelde evet..” demiş kadın, “Fakat bir saat önce ayağını kırdı.. Bir an evvel onu hastaneye götürüp müdahale ettirmemi istiyor!..”
Bekleme odası
Adamın biri arkadaşına eşi ile seks hayatlarının ne kadar monoton olduğundan şikâyet ediyormuş... “Değişik bir şey yapın!” demiş arkadaşı “Mesela bir saat doktorculuk oynayın!..”
“Harika!” demiş adam, “Ama bir saat nasıl sürdürebiliriz?” Arkadaşı “Yahu önemli mi?” demiş, “Önce bekleme odasına al, 55 dakika beklesin kerata!..”
Eyvah annem
Polis süratli araba kullanmaktan durdurunca “Acil bir durum vardı da memur bey” demiş adam, “Arka koltuktaki annem insanı büzüştürüp eriten ilaçtan aşırı dozda almış hastaneye yetiştirmeye çalışıyorum.” Arka koltuğu kontrol eden polis kafasını olumsuzca iki yana sallayıp “Arka koltukta kimseyi göremiyorum” deyince geriye doğru ani bir dönüş yapıp bakan adam “Olamaaazzz..!” diye çığlık atmış ağlayarak, “Çok geç kaldım desenizeee..!”
Yaşın kaç?
Adamcağız yıllar sonra zar zor para biriktirip bir araba almış. Şoförlüğü son derece kötü olan karısı birkaç yüz metre ilerideki markete gitmek için anahtarı isteyince, “Boşver aşkım..” demiş adam, “Allah korusun şimdi kaza yapsan yarın gazetelerde isminin yanına parantez içerisinde yaşını da yazarlar!”
İçkici koca
Kadın kuaförde makyajını yapan güzellik uzmanına dönüp “Yaptığınız makyaj bitince kocam benim güzel olduğumu düşünecek mi dersiniz?..” diye sormuş.. “Sanırım..” demiş makyaj uzmanı, “Eşiniz hâlâ sürekli içiyor değil mi?..”
Ya eşinize?
Son derece lüks bir otelde oda servisini yapan garson pencerenin önüne iki kişilik özenli bir akşam yemeği masası hazırlamış ve “Başka bir emriniz var mı efendim?” diye sormuş... “Yok, teşekkür ederim” diye cevap vermiş adam, “Hepsi bu kadar.” Garson, odadan tam çıkarken yatağın üzerindeki siyah saten geceliği görünce tekrar durup “Eşiniz için herhangi bir şey?” diye nazikçe yinelemiş sorusunu. “Ah, evet, iyi fikir” demiş adam, “Bana resepsiyondan bir kartpostal getirebilir misiniz?”
Kendi işini kendin gör
Mehtap Erel aradı geçenlerde. “Çatlatan diyaloglar” kitabını yazmıştı. Günlük hayatımızda hepimizin başından geçen olaylar ve verdiğimiz tepkileri diyaloglarla anlatan kitap.
Erel “İkinci kitabımı da bitirdim, basıldı çıktı bile” dedi. Yeni kitabın adı “Ben, edebiyat, karpuz ve kayınvalidem.” İsminden de anlaşılacağı gibi hep yaşadığımız “çatlatan” diyaloglar bunlar.
Kitaptan bir tane seçtim. Bozulan arabanın başındaki tamirci, koca ve kadın arasında geçiyor konuşmalar. Kadın öfkeli çünkü erkekler “Sen bir şey yapıp bozmuşsundur arabayı” havasında:
Ben: Çalışmıyor işte gördüğünüz gibi, muhtemelen elektriksel bir arıza var.
Usta: Farları açık bıraktınız mı?
Ben: Hayır, zaten ötüyor açık kalırsa, ayrıca da kendi kapatıyor bir süre sonra.
Usta: ...
Ben: Ama bunu sizin biliyor olmanız gerekmiyor mu zaten?
Sarhan: Sen istersen yukarı çık, ben hallederim gerisini.
Usta: Hayır yani, bir yeriyle oynadınız mı arabanın?
Ben: Oynadım evet, geçen hafta kürtaj yaptırdıydım arabaya, ondan olabilir mi?
Sarhan: Ya kızım çıksana eve sen, ne biçim konuşuyorsun?
Ben: Olur, ben eve çıkayım, Usta Bey de suçu bana atsın! Hayır eendim, hiçbir yeriyle “oynamadım”, oynayabilirdim de nitekim, bozulmamalıydı.
Usta: Yenge boşuna kızıyon sen, arabayı bilgisayara bağlayınca o söyleyecek zaten ne yaptığını.
Ben: Ha, sen kesin kararlısın, olay benden kaynaklı; ayrıca arabam beni gammazlamaz, di mi kızım, ehihehe!
Sarhan: Mehtap, sus iki dakika! Usta, şimdi bunu nasıl götürücez servise, yürümüyor?
Usta: Çekici gelecek.
Ben: Siz şimdi çekiciye çıkarırken orasını burasını çizersiniz, ben çıkarıcam arabamı çekiciye.
Çekiçi gelir...
Ben: N’apıcaz şimdi?
Usta: Abla istersen ben yapiim ya da abi yapsın.
Ben: Ne münasebet, ben yapamaz mıyım?
Sarhan: Kızım nasıl çıkıcan oraya? Bırak işte!..
Ben: Hayır! Siz nasıl çıkacaksanız, öyle çıkarım ben de...
Usta: Abla ben alışkınım, ben çıkarım.
Ben: Beyefendi muhtemelen siz İstanbul’u daha resimlerden tanıyorken, ben burada araba kullanıyordum...
Sarhan: Terbiyesizlik yapma, tamam çık o zaman! Bırak usta, çıksın kendi!
Usta: Abla beni sevmedi abi, ehihihe!
Sarhan: O kimseyle geçinemez zaten.
Arabamı son derece başarılı bir şekilde çekiciye çıkardım. Usta kamyonun rampasını kaldırdı, el frenini çektim, kapıyı açtım aşağı ineceğim ama...
Küütttttt!
Sarhan: Mehtap iyi misin?
Ben: Ne oldu ya?
Usta: Yenge önüne niye bakmıyon, aha düştün ya burdan.
Ben: Ah kolum!
Sarhan: Kızım niye önüne bakmıyorsun, nasıl becerdin oradan düşmeyi ya?
Ben: Yüzüm çizilmiş mi?
Usta: Abla kafayı boşver, golunu gırmadın işallah, pis düştün.
Ben: Sarhan sustur şunu, travma geçiriyor olabilirim.
Sarhan: İyi oldu sana, ne işin var tepelerde, bazı şeyleri erkekler yapar, sen her şeye atlıyacaksın illaki, b....k var!
Ben: Ah kolum, dava edicem, mahkemeye vericem!
Usta: Niye ki?
Sarhan: Sen bir ayağa kalk önce.
Ben: Ah kolum, kendim çıkardım ama arabamı, ehihi!
Sarhan: ...
Ben: Sarhan, yüzüm çizilmiş mi?

