Genelkurmay Başkanlığı imza ve belge konusunda çok net bir açıklama yaptı. Açıklamayı okuyunca anlaşılan şu:
1- Bu belge Genelkurmay’da hazırlanmamıştır.
2- Bu belge Genelkurmay’daki herhangi bir bilgisayarda yazılmamıştır.
3- Belgenin altında bulunan imzanın Albay Çiçek’e ait olup olmadığı tespit edilememektedir.
4- Bu nedenle albay konusunda kovuşturma yapılmasına gerek görülmemiştir ama bu konuda itiraz eden olursa dikkate alınacaktır.
5- Konu doğrudan İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın işidir.
Böylelikle Genelkurmay günlerdir AKP ve yandaşlarının yürüttüğü kampanyaya karşı açık kapı bırakmadı. “Belge sivil savcılar tarafından incelensin” kampanyasına karşı “Buyrun bakın” demiş oldu.
Şimdi artık konu tamamen siyasi hale gelmiştir. Burada kararı verecek olan bizzat Başbakan Erdoğan’dır.
Bu durumda Erdoğan’ın önünde iki yol var. Ya Genelkurmay’dan yapılan açıklamanın doğru olduğunu kabul edecek suç duyurusunu geri çekerek olayı kapatacak ya da açıklamanın doğru olmadığını belirterek soruşturmayı büyütecek.
Erdoğan açıklamaya inanırsa elindeki tüm güçleri harekete geçirerek bu tezgâhı kimin yaptığını ortaya çıkarmak zorunda.
Yok eğer Erdoğan askerin açıklamasına inanmaz ve sivil savcıları Genelkurmay’a sokarsa, öncelikle başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere Genelkurmay’daki komutanları ve belgeyi hazırladığı ileri sürülen albayı görevden almak durumundadır. Çünkü açıklamaya inanmamak, Genelkurmay Başkanı’nın “yalan söylediğini” kabul etmektir ki, devletin en önemli kurumunun başındaki kişinin “yalan söylediğine” inanıyorsanız artık onunla birlikte çalışma imkânınız da yok demektir.
Sözde demokrasi mücadelesini verdiğini söyleyen zihniyetin Türkiye’yi getirdiği nokta budur.
Bugün 20.00’de SKY Türk’teyim
Salı ve perşembe günleri Eren Eğilmez tarafından sunulan İki Nokta programının bu akşamki konuklarından biriyim. Saat 20.00’de başlayacak programda başta ‘belge’ olmak üzere son günlerin önemli gelişmelerini konuşacağız.
Çok sık söylenen iki yalan
Belçika yerel parlamentosuna seçilen türbanlı Türk kadın bahane edilerek bir süredir üzerinde pek durulmayan türban istismarı yine kendisini gösterdi.
CHP’li Kılıçdaroğlu’nu sıkıştıran türbanlı kızların sözlerini okurken, çok sık başvurulan iki yalana yine rastladım. Kızların türban ısrarına karşı Kılıçdaroğlu “Biz inançların ve ırkların siyasete alet edilmesini istemiyoruz” deyince kızlardan biri “Yani tamamen çıkarılsın istiyorsunuz” diye sözünü kesiyor.
Kılıçdaroğlu asla böyle bir düşüncelerinin olmadığını anlatabilmek için hayli dil döküyor.
İşte çok sık başvurulan yalanlardan biri bu. Ne zaman türban istismarı ile ilgili bir tartışma yapılsa hemen “Sizin derdiniz türbanı çıkarttırmak” saldırısı yapılır.
Oysa Türkiye’de aklı başında hiç kimse başını örten birine “aç” dememiştir, diyemez de.
Söz konusu olan; laik devlet anlayışı gereği dini inançlara dayalı giysilerin kamu alanlarında kullanılamamasıdır. Başı açtırmak ile bazı yerlerde bu tür giysilerin giyilmesine izin verilmemesi çok farklı şeylerdir.
Aynı konudaki ikinci yalan ise şu: “Türkiye’de başını örtmek yasak.” Dinci kesim bu yalana da çok sıklıkla sarılıyor.
Türkiye’nin hiçbir yerinde kadınların başını örtmesi yasak değildir. Kimsenin aklına böyle bir yasak koymak gelmediği gibi bunun düşünülmesinin bile abes olduğunu yine herkes bilir. Ama siyasette dini sömürerek iktidar olmak isteyenler her konuda yalana dolana başvurduğu gibi bu konuda da ahlaki ve vicdani tüm değerleri ayaklar altına almaktan asla çekinmiyorlar.
Belçika’da da aynı tipler sahnede
Biliyorsunuz dini inançları gereği başına türban taktığını söyleyen bir Türk kadın Belçika’da başkent Brüksel’in yerel parlamentosuna Hırıstiyan Demokrat Parti’nin adayı olarak seçildi. Mahinur Özdemir türbanıyla yemin edeceğini ve parlamentoya böyle gireceğini açıkladıktan sonra Belçika’da bir dizi tartışma yaşandı.
Siyasette hiçbir dini sembolün yer almaması gerektiğini belirtenler buna karşı çıktı. Ancak tartışmalara rağmen Mahinur Özdemir türbanıyla yemin etti. Elbette Özdemir’in türbanıyla yemin etmesine karşı çıkanlar türbandan hoşlanmadıkları ya da İslam dinine karşı oldukları için yapmadılar bunu. Avrupa’da çağdaş siyaset ve hukuka inananlar siyasette hiçbir şekilde dini veya ırkı sembolize eden kılık kıyafet ve işaretlerin kullanılmamasını istiyorlar.
Çünkü siyaset hiçbir ayrım yapmadan herkese hizmeti öngörüyor ve eğer bunun içine din ve ırkları sokarsanız hizmetin adil biçimde yapılamayacağına inanılıyor. Bu arada ilginçtir; türbanlı Türk kadın tıpkı Türkiye’deki gibi liberallerin ve sosyalistlerin desteği ile engeli aştı ve kürsüye çıkıp yemin etti. Demek inançlarla fikirleri aynı potaya koyup bunu demokrasi gibi yutturmaya çalışarak menfaat sağlamak tıpkı bizdeki gibi Avrupa’da da liberal ve sosyalistlerin işiymiş.

