Coca Cola bir kitap hazırlamış. “Mutluluğun kitabı” yazıyor üzerinde. Mutluluğun paylaşıldıkça büyüdüğü fikrinden yola çıkarak “mutlu insanların deneyimlerinden yararlanmak” istemişler. Bunun için de çok farklı alanlardan 41 kişinin “mutluluk fotoğrafları” çekilmiş ve bu kişilere “mutlulukla” ilgili görüşleri sorulmuş. Ortaya gerçekten çok hoş bir kitap çıkmış.
Şimdi gelelim bu kitapla ilgili benim konuma: Halkla İlişkiler konusunda çok önemli işlere imza atan Berna Sağlam bir mesaj göndermiş. Coca Cola’nın “Mutluluk Kitabı” için düzenlenen tanıtım gecesine davet ediyor...
Normal koşullarda Berna Sağlam’ı kırmam mümkün değil, ama o gün son anda çıkan bir aksilik yüzünden gidemedim. Aradan iki gün geçti, gazeteye geldiğimde masamın üzerinde “Mutluluk Kitabını” buldum.
Sayfaları çevirmeye başladım, 30’uncu sayfaya geldiğimde bir de ne göreyim, kızım Tuvana’nın harika bir fotoğrafı ve mutlulukla ilgili sözleri.
Hiç haberim yoktu, Tuvana söylemedi, Berna Sağlam da sürpriz yapmak istemiş, bu nedenle ısrarla geceye davet ediyormuş.
Ne yazık ki kızım olduğu için bugüne kadar fazla bir şey diyemedim bir yazar olarak ama Tuvana Türkiye’nin en iyi, en yaratıcı ve en özgün modacılarından biri. Ünü Türkiye’den çok yurt dışında biliniyor.
Moda tasarımı dışında eşi Selim ve çok yakın arkadaşları Arda ile birlikte özel günlerin konsept ve tasarımlarını da yapıyor.
Örneğin son olarak İzzet Çapa’nın Mayadrom’da açtığı Quienn ve Hippi’nin dekorasyonu bu ekibin işi. Gördüğümde gerçekten küçük dilimi yutuyordum, böyle bir renk cümbüşü ve ilginç tasarımlar bana göre dünya çapında.
Tuvana Mutluluk kitabına “Bir kostüm, bir şamdan ya da bir toka, insanları mutlu edecek tasarımlar yapmak ve bunu dünyayla paylaşabilmek benim için en büyük mutluluktur: Harrods’da koleksiyonumun satıldığını duyduğumda mutluluktan elbiselerimle denize atlamıştım” diyor.
Bugün kızımdan söz ettim biraz, ama insan yaptıklarıyla çok gurur duyunca sizlerle paylaşmadan edemiyor bazen.
BAŞBAKAN “TERÖR ÖRGÜTÜ” DİYEBİLİR Mİ?
Ergenekon davası ile ilgili herkes bir şey söyleyebilir, yazabilir. Nitekim öyle de oluyor.
Gazeteci, yazar, akademisyen sıfatıyla Ergenekon üzerine konuşmak, yazmak mümkün.
Bu konuda ahlaki kurallara pek uyulduğu söylenemese de, bu kadar önemli bir olayda her şeyi kontrol etmek mümkün değil.
Ancak resmi kimliği olan kişilerin devam etmekte olan bu davaya karşı daha özenli olmaları gerekiyor.
Örneğin Başbakan Erdoğan geçenlerde CHP lideri Deniz Baykal’ı eleştirmek için “Ergenekon terör örgütünün avukatlığına soyundu” dedi. Oysa bizzat bu davayı yürüten mahkeme “Devam etmekte olan bu davada örgütün henüz terör örgütü olup olmadığı saptanmamıştır, bu nedenle Ergenekon terör örgütü tanımının kullanılması suçtur” açıklaması yapmıştı.
Başbakan bunu bile bile “terör örgütü” tanımını kullanmaktan çekinmiyor. Bu hukuka da devlet adamlığına da çok aykırı.
Aynı şekilde devletin televizyonu TRT de pek çok tartışma programında “terör örgütü” tanımını kullanmaktan çekinmiyor. Oysa sunucuların bırakın kullanmayı, bu tanımı yapan konukları uyarması gerekir.
Anladığım kadarıyla iktidar ve yandaşları “darbe paranoyasını” sürdürmek adına bu konuda hukuku ve ahlakı hiçbir şekilde umursamayacaklar.
ŞARIK TARA’NIN KENDİ İŞİNİ KURAN ÇALIŞANLARI
Pazar akşamı sevgili dostumuz Elçin Gümrükçüoğlu’nun evindeki davetteydik. Elçin Hanım Benice- Ayşe Gümrükçüoğlu çiftinin evlilikleri nedeniyle yakın dostlarına bahçe partisi verdi. İstanbul’un tanınmış pek çok ismi bir aradaydı.
Ben gece boyunca Şarık Tara ile sohbet etme imkânı buldum. Tara çok ilginç konulara değindi ve çok hoş bazı bilgiler verdi.
Örneğin yaptıkları bir araştırmayı anlattı. Şarık Bey, Enka’nın yurt dışı taahhütlerinde bugüne kadar çalışanların sayısını ve iş bittikten sonra ne yaptıklarını merak etmiş. Sonuçları şöyle anlattı: “Bizim yurt dışı işlerimizde pek çok alanda uzmanlığı olan kişiler çalışıyor. Bunlar bulundukları ülkede çok harcamayıp güzel para biriktiriyorlar. Yüz binlerce dolar biriktiren mühendisler olduğunu gibi 30- 40 bin dolar biriktiren normal işçilerimiz de var.”
Tara “Bak şimdi” dedikten sona asıl ilginç bilgiye geldi: “Bu çalışanların yüzde 80’i bizden ayrıldıktan sonra kendi işlerini kurmuşlar ve neredeyse hepsi de bu işlerine devam ediyorlar.”
Ben de “Ne güzel, demek hem para biriktiriyor hem de kendi işlerini kuracak kadar bilgi ve deneyim sahibi oluyorlar” dedim.
Bunun üzerine Şarık Bey “Peki bu çalışanların sayısını tahmin edebilir misin?” diye sordu. Bu sorudan belli ki sayı çok yüksek. Ama ne kadar olabilir.
“Galiba 20 bin” dedim. Şarım Tara “Tam 250 bin kişi çalışmış. Bunun yüzde 80’i yaklaşık 200 bin eder. Demek ki bizden yetişen 200 bin kişi tasarruflarıyla kendi işlerini kurmuşlar. İşsizliğe daha iyi bir çözüm olur mu?” cevabını verdi.
Şarık Bey gece boyunca eskilerden de anlattı. Türkiye’ye gelişini, ilk işlerini alışını, Adnan Menderes’le yakınlığını, yabancı ülkelerin önemli isimleriyle olan arkadaşlıklarını keyifle dinledim. Çok ciddi araştırmacılar Şara ailesinin tarihini yazıyorlarmış bu arada. 3 cilt olacakmış ve ilk cildi de geliyormuş. Ailenin tarihi 1300’lü yıllardan başlıyormuş. Merakla bekliyorum.
BAŞBAKANLIK İYİ MESLEK GALİBA
Başbakan Erdoğan pek çok konuşmasında bulunduğu makamı “bir meslek” olarak değerlendiriyor biliyorsunuz. Oysa başbakanlık, bakanlık, milletvekilliği bir meslek değildir. Seçimle gelinen bir hizmet yapma yeridir.
Ben de bunu pek çok yazımda eleştirmiştim; şimdi anlıyorum ki Erdoğan “meslek” derken bilerek söylüyormuş. Çünkü bir mesleğiniz olursa çok kazanma şansınız olabilir. Görüldüğü kadarıyla Erdoğan’ın mesleği iyi kazandırıyor. Çok değil 7 yıl önce çocuklarını okutacak parası bile olmayan bu nedenle aile dostu bir iş adamının burs vermesine razı gelen Erdoğan’ın 1’er milyon dolar değerinde 5 villası olduğu ortaya çıktı.
Başbakanlık mesleğinin maaşını bilemiyorum, demek ki çok yüksek. Yoksa bu kadar yılda böyle bir servet edindirecek kadar kazanç sağlayabiliyor. Tabii kafam VATAN’daki haberi okuyunca daha da karıştı. Çünkü haberde “villaların varlığının 4 yıl önce yazıldığı” belirtiliyordu. Bu durumda başbakanlık mesleği 5 villayı üç yılda kazandırmış. Çok güzel...
ŞARIK TARA’NIN KENDİ İŞİNİ KURAN ÇALIŞANLARI
Pazar akşamı sevgili dostumuz Elçin Gümrükçüoğlu’nun evindeki davetteydik. Elçin Hanım Benice- Ayşe Gümrükçüoğlu çiftinin evlilikleri nedeniyle yakın dostlarına bahçe partisi verdi. İstanbul’un tanınmış pek çok ismi bir aradaydı.
Ben gece boyunca Şarık Tara ile sohbet etme imkânı buldum. Tara çok ilginç konulara değindi ve çok hoş bazı bilgiler verdi.
Örneğin yaptıkları bir araştırmayı anlattı. Şarık Bey, Enka’nın yurt dışı taahhütlerinde bugüne kadar çalışanların sayısını ve iş bittikten sonra ne yaptıklarını merak etmiş. Sonuçları şöyle anlattı: “Bizim yurt dışı işlerimizde pek çok alanda uzmanlığı olan kişiler çalışıyor. Bunlar bulundukları ülkede çok harcamayıp güzel para biriktiriyorlar. Yüz binlerce dolar biriktiren mühendisler olduğunu gibi 30- 40 bin dolar biriktiren normal işçilerimiz de var.”
Tara “Bak şimdi” dedikten sona asıl ilginç bilgiye geldi: “Bu çalışanların yüzde 80’i bizden ayrıldıktan sonra kendi işlerini kurmuşlar ve neredeyse hepsi de bu işlerine devam ediyorlar.”
Ben de “Ne güzel, demek hem para biriktiriyor hem de kendi işlerini kuracak kadar bilgi ve deneyim sahibi oluyorlar” dedim.
Bunun üzerine Şarık Bey “Peki bu çalışanların sayısını tahmin edebilir misin?” diye sordu. Bu sorudan belli ki sayı çok yüksek. Ama ne kadar olabilir.
“Galiba 20 bin” dedim. Şarım Tara “Tam 250 bin kişi çalışmış. Bunun yüzde 80’i yaklaşık 200 bin eder. Demek ki bizden yetişen 200 bin kişi tasarruflarıyla kendi işlerini kurmuşlar. İşsizliğe daha iyi bir çözüm olur mu?” cevabını verdi.
Şarık Bey gece boyunca eskilerden de anlattı. Türkiye’ye gelişini, ilk işlerini alışını, Adnan Menderes’le yakınlığını, yabancı ülkelerin önemli isimleriyle olan arkadaşlıklarını keyifle dinledim. Çok ciddi araştırmacılar Şara ailesinin tarihini yazıyorlarmış bu arada. 3 cilt olacakmış ve ilk cildi de geliyormuş. Ailenin tarihi 1300’lü yıllardan başlıyormuş. Merakla bekliyorum.

