Delta Havayollarının İstanbul Şubesi'nde çalışan Mehmet Cemil Bingöl adındaki okuyucum, bundan aylar önce bu köşeden yardım isteyen Erzurum Hınıs İlçesi İlköğretim Okulu için şirket çalışanlarından para toplayıp okul malzemeleri almış ve iki Deltalı arkadaş, bunlan bizzat teslim etmek üzere Erzurum'a yola koyulmuşlar. Yaşadıkları olağanüstü deneyimleri, 9 daktilo sayfasında detaylı bir biçimde anlattıktan sonra bu hikâyeyi maddi katkıda bulunan mesai arkadaşlarına göndermişler. Bir kopya da bana iletildi.Bir kere şunu belirtmek istiyorum Mehmet Cemil Bingöl ve mesai arkadaşı Sonay, Office Superstore Güneşli mağazasının yaptığı indirimin önemini vurguluyorlar ve tüm kırtasiye ihtiyaçlarını (listeyi de eklemişler) oradan aldıklarını belirtiyorlar.Yaşamınız boyunca Paris'e 10 kez gidebilirsiniz ama Erzurum'un Hınıs ilçesine kaç kez gidersiniz diye bir düşününüz. İşte serüven İstanbul'dan başlayarak çok heyecan verici bir şekilde Hınıs'a varıyor ve ikilinin karşılaştığı her olay, çok renkli bir şekilde yazıda yansıtılıyor.Biraz alıntı yapmak isterim: "Ben, 'köyde kalırsınız' dendiğinde tipik bir köy evinde kalacağımızı, hakikaten dağlar arasında mahsur kalmış bir bölgede olacağımızı düşünmüştüm. Oysa Hınıs'ın tüm yolları o pembe taşlarla kaplı. Yol boyunca, İstanbul'da bazı belediyelerin yolladığı ama kimsenin kullanmadığı trafik lambaları ve mantar dekorlu süs havuzlarıyla karşılaştık.Doğu denince ben yolları kötü beklemiştim. Hiç de öyle değilmiş. Hınıs'ta internet cafe var! Boş zamanlarda VCD kiralanıyor."Devam ediyor Mehmet ile Sonay: "Bizi misafir eden Mehmet öğretmen, buralarda okuyan çocukların ailelerinin temizliği pek bilmediklerini, saçlarını kestirmediklerini söylüyor. Öğrencilerin saçlarını Mehmet öğretmen kesiyormuş. Cihan öğretmen de, 'yarın diş fırçalarınızı getirin, beraber fırçalayacağız' deyip bu alışkanlığı yerleştirmeye çalışıyormuş, özellikle Televole tarzı programlar yüzünden yöre halkının, bilhassa İstanbullu bayanlar hakkında negatif düşüncelere sahip olduklarını söyleyen Mehmet ve Cihan öğretmen, insanların daha fazla bilinçlendirileceği programların yapılması gerektiğini söylüyorlar." Ben, Delta Havayolları'nda hizmet vermekte olan Sonay'a da Mehmet Cemil Bingöl'e de yaptıkları hizmetten dolayı teşekkürü borç biliyorum. Bir kargo firmasıyla gönderebilecekleri eşyaları bizzat götürmek istemeleri, soğuk kış günlerinde karşılaştıkları zorlukları, neşeli anları, şaşkınlıkları tatlı bir yazı halinde katkıda bulunanlara göndermeleri tüm gönüllü kuruluş veya sivil toplum gruplarına örnek teşkil etsin isterim. Cömert halkımız parasal katkıda bulunmaktadır ama sonra detaylı bir biçimde meydana gelen olayları öğrenmek, gelecek sefer daha da cömert olmalarını sağlayacaktır diye düşünüyorum.Mehmet ile Sonay'in 3 günlük çok hoş serüvenini sinema filmi yapmak isteyen olursa, beni arasın! İkinizin de alnından öpüyor, katkıda bulunan herkese teşekkürlerimi iletiyorum!Okuyucu mektubuTekkeköy'deki termik santrale tepki!* Samsun Tekkekoy ilçesindeki termik santral hem ekinlere, hem insanlara, hem de yöreye olumsuz etki yapıyor.Çünkü geceleri inanılmaz kirli dumanlar tüm çevreyi sarıyor. Karadeniz yöresi tabir yerindeyse "kapkara" oluyor. Kimse bunun farkında değil mi? (Merve Gül)* Yetkililerin dikkatini çekmek amacıyla mesajınızı köşemizde yayınlıyoruz. Teşekkürler.
Lapa lapa kar yağdıran uzun bir kış mevsiminin geride kaldığını geçen sabah fark ettim. Daha güneş yükselmemişti ama İstanbul Boğazı'nın kıyılarını sis basmıştı ve sıcaklık, "sabret geliyorum, dur geliyorum!" diye bas bas bağırıyordu. Bazı dostlarım soğuktan hoşlanır. Ben sıcacık yaz aylarına vurgunum.Henüz Seddülbahir köyümün kıyılarında dolaşamadım. Ama gözüm gibi biliyorum ki Saroz, Çanakkale Boğazı ve Ege Denizi aylar boyunca bana eskimiş tahta parçalan, süngerler, eflatun deniz kestaneleri getirmek için yarışıp durdular. Var mı böyle bir uğraş? Var mı böyle bir cömertlik? Meyve ağaçlan çiçeklerini patlattılar. Bizim köyde badem ağacı çok olduğu için bugünlerde her taraf pembe duvaklarla süslüdür. Köyümüz gelin gibi, gelin! Önce baharlar, dökülünce yapraklar. Önce solucanlar, sonra karıncalar, daha sonra uçuç böcekleri!Deniz başka bir alem. Bugünlerde daha bir turkuaz. Çünkü deniz çimenleri, daha tam büyüyüp bembeyaz kumları esrarlı karartılarla süslemediler.Seddülbahir küçük bir balıkçı köyü olduğu için İstanbul'da olduğu gibi kışın sandallar, tekneler kıyıya çekilmez. Rüzgârın heybetli esmediği her gün balıkçı arkadaşlar o fenerin yanına büzüşüp, ekmek paralarını çıkarmakla uğraşırlar. Onlar sayesindedir ki büyük kentliler balık yiyebilirler.Bizim Veysel'e gelince bence kendisi bir sihirbaz. Veysel hiç sandal kullanmaz. Balıkçılığını 'kıyıdan' yapar. Uzmanlık sahası 'levrek'tir.Daha yeni telefonla konuştum, ne dedi biliyor musunuz?"Ayşe hanım, öyle çok levrek tuttum ki inanamazsınız. Bir keresinde 5 milyar girdi cebime ve sığmadı. Paralar cebime sığmadı Ayşe hanım!"Ama herkes Veysel gibi başarılı olamaz. Beş yaşından beri bu işi yapıyor. Bir de 'yetenek' var. Oltayı nereye kadar fırlatacağını, ne zaman fırlatacağını, nasıl fırlatacağını, sizin, benim 'su içmem' kadar rahat yapıyor.İğde ağaçlarım, kokulu baharlarını dünyaya yaymak için hazırlanıyorlar. Göbekleşmiş gül fidelerim, goncalarını soymaya hazırlanıyorlar. Bunlar 'durmadan', yaz boyunca itirazsız, keyifle cömertçe açıp dururlar. Yaşar Nuri Hoca, bir keresinde bizi ziyaretinde, gül fidanının nasıl budanması gerektiğini öğretmişti. Artık kasım sonuna kadar gülleri durdurmak mümkün değil! Herkese teşekkür!Şimdi köyden kasabaya gidiyorum tamam mı? Gözüm yolun hem sağında hem solunda gezinir. Çünkü bugün kara yapraklı çalı gibi duran şu dal demeti, iki hafta sonra inanamayacağınız güzellikte nar kırmızısı bir çiçekler doğurur ki işte bu sihirdir! "Her kadın bir çiçektir" söylemi de işte bunun için doğrudur.Bir de hayran olduğum katırtırnakları döşenmeye başlayınca görmeyin keyfimi! Bir iki tane bahçemde de var. Tüm bu güzel bitkilere bakınca, "ohhh beeee, dünya varmış!" derim içimden. Ne Irak, ne üzüntü, ne İnsan Haklan Mahkemesi doğayla arama giremez. İşte o noktaya çok yaklaştım. İçim içime sığmıyor!Dikkat... Dikkat...Öğrenciler ve öğretmenler çok memnunÖğretmenlerin öğrenciler tarafından değerlendirilmesi konusunda pek çok okuyucu mesajı aldıra. Bazılarını veriyorum. Öğrenciler ve öğretim görevlileri bu uygulamadan çok memnun olduklarını belirtiyorlar. Ankara Aydınlıkevler Ticaret Meslek Lisesi, Anadolu İletişim Meslek Lisesi, Uludağ Üniversitesi, ODTÜ, Anadolu Üniversitesi'ndeki başarılı uygulamaların devamını diliyorum. A. Ö.
Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Erol Uysal'dan çok eğitici bir mesaj aldım. Hatırlarsanız geçenlerde göze yapılan lazer ameliyatıyla ilgili bir yazı yazmıştım. "Ben Anadolu'da çalışan bir göz hekimiyim. Yaklaşık 10 yıldır aynı şehirde çalışıyorum. Hekimliğe başladığım günden beri hem mesleğimi 'en iyi şekilde nasıl yapabilirim?' hem de biçare insanların yaralarına 'nasıl merhem olabilirim?' kaygısını taşıyarak çalışan bir doktorum. Anadolu'da sosyal yapıdaki her türlü olumsuzluğun yaraşıra kamu hastanelerinin karmaşıklığı ve sağlıksızlığı, ülke sağlık politikasının yanlışlıkları, sağlık mevzuatının yetersizliği içerisinde bilinç düzeyi düşük ve ekonomik olarak çok sıkıntılı bir topluma hizmet vermeye çalışıyoruz.Bizim hastane koridorlarımızda, muayenehanelerimizde, sağlık ocaklarımızda Anadolu'nun çilekeş insanları doludur. Başlarında sarıkları, yazmaları, üstlerinde belki otuz yıldır giydikleri ceketleri, ayaklarında yırtık pabuçları, ellerinde bastonlarıyla iki büklüm olmuş insanlara hizmet veririz biz. Onlar ki sizlerin hararetli tavsiyelerinizi okurlar dinlerler de iş cüzdana geldi mi yeşil kartlarıyla, 2022 kartlarıyla, Bağ-Kur karneleriyle gelip bizimle kanaat getirmeye karar verirler. Değil İstanbul'da bilmem ne kliniğini bulmak, hayatlarında şehre bile sadece birkaç kez, o da zaruretten, inmiş insanlardır. İlaç parası olmadığı için, otobüs parası bulamadığı için, gözündeki kataraktı son gününe kadar bekletip artık çaresiz olduklarında gelirler bize. Hastalarımız önce yoksulluk ve çaresizliklerini anlatırlar. Onların hastalıkları değil de yalnızlıklan ve çaresizlikleri bunaltır bizi. Bir yanda 100-150 hastaya nasıl bakacağını düşünen bir hekim, diğer yanda kendi rahatsızlığını, o sahipsizlik ve çaresizlik içerisinde nasıl halledeceğini düşünen yığınlarca insan, bir yanda devletin genel bütçeden hiç ödenek ayırmadığı hastaneler, diğer yanda her gün artan kuyruklar."Mesajınızı yerim el verdiğince köşemize aldım. Siz ve sizin gibi binlerce meslektaşınıza şükran ve saygılarımı gönderiyorum. Ayrıca hastalarınızın, sizin gibi 'yürekten' gözlerine bakan doktorları olduğu için kendilerini çok şanslı hissetmeleri gerektiğini düşünüyorum.Bir elin parmaklarını geçmeyen büyük kentlerimizdeki devlet ve sigorta hastanesi hekimlerinin de çok yıpratıcı şartlar altında hizmet verdiklerini biliyorum. Hepinize teşekkür ediyor, hepinizi şükranla kucaklıyor, gerçek manada takdir ediyor ve bu şartların nasıl düzeleceği yolunda Sağlık Bakanımdan da bilgi rica ettiğimi belirtmek istiyorum.Okuyucu mektubuİşte, dünya standardında bir uygulama* Kom Tekstil Ürün Müdürü Banu Göksu, üründen şikâyetçi Kıymet Çelik hanımı Kom Bomonti Mağazası'na davet etti. Şikâyet konusu korse, Sayın Çelik'in istediği başka bir ürünle değiştirildi. (Kom Tekstil Halkla İlişkiler Sorumlusu Ahu Güngör)* İşte dünya standardında bir uygulama! Bravo Kom yetkilileri. Gönlümüz her yerli ürün firmasının benzer yaklaşımlarla tüketicilere yaklaşması. Kom Tekstil Ürün Müdürü Sayın Banu Göksu'ya ben de çok teşekkür ediyorum.
Iraklı diktatörün Amerikan Savaş harekâtı karşısında "Şok ve Şaşkınlık" yaşayacağı tezinden hareketle Bush, taarruza bu ismi takmıştı! Musul'da Merkez Bankası ve diğer bankalar yağmalanıyor, banknotlar sokaklarda esen rüzgâra fırlatılıyor, tapular yok ediliyor...Resmi daireden döner koltuk kapmış bir Iraklı, yolun ortasına oturttuğu sandalyede dönüp duruyor!Bush ve Blair'in askerleri ve erkân-ı harbi, başka bir boyuta geçmiş olmalılar, özellikle Rumsfeld, neler düşünüyor çok merak ediyorum. "Iraklı halk Tanrı'nın da insanlara hak gördüğü özgürlük ve demokrasiye kavuşacak, ezici diktatörden kurtulacaktır" demişti. Buyrunuz!Bu kaos nasıl kontrol altına alınacak? Formülü nedir? Herkesi toparlayıp, demir parmaklıklar arkasına sokamazsınız! Buraya demokrasi ve özgürlük getirildi! Reaksiyonu düşünmeden aksiyon yapılmalı mı?İşte burası, tam burası pisliğin, son hızla dönen vantilatöre çarptığı yerdir! Günde iki kez kokulu şampuanlarla yıkanma kültürüne alışık Amerikalı askeri dinliyorum: "23 gündür yıkanamadım. Saçıma bir tarak soktum, dişleri çamurla doldu!"Bush, Blair ve Rumsfeld'i bu hafta sonu Camp David'te görür ve dinler gibiyim.Bush: Yahu Donald, biz bu insanları özgürleştirelim dedik ama duruma bak!Rumsfeld: Haklısınız. Görüntüler karşısında şaşkınım. Bunu hiç düşünmemiştik.Blair: Şaşıracak bir şey yok. Siz alışık değilsiniz. Afganistan'da da neler oldu ama kameralara yakalanmadı. Şu muhabir kararı hataydı.Bush: Yok canım! Afganistan'da paraları sokaklara dökmediler. Durumu nasıl toparlayacağız?Rumsfeld: Belki bunlar özgürlük ve demokrasiye hazır değiller! Bunlara şey lâzım, nedir onun adı, şey?Bush: Donald, söyle ne lâzım?Blair: Dur ben söyleyeyim. Diktatör lâzım galiba?Rumsfeld: Bence de... Buraya bir askeri disiplin veya bir diktatör lâzım. Ama kim? Buraları ve halkı iyi tanıyan birisi olmalı. Kim var?Bush: Yahu söyletmeyin beni. Yapmayın bunu! Yani şeyi şeye yine mi çağıralım?Blair: Bir Türk atasözünü hatırladım. "Zararın neresinden dönülse kârdır!"Rumsfeld: Olmaz öyle şey. Bence yörenin en güçlü askeri birliği, geçici yönetim hazırlanıncaya kadar girmeli buraya.Bush: Bence de... İsrail ordusu olmaz. Ama Türk Ordusu bu yardımı bize yapar. Bizim çocuklar böyle bir anarşiyle başa çıkamazlar. Evet, evet... Bana General Franks'i bulun.Dikkat... Dikkat...Sizce AB'ye girmek ne anlama geliyor?CNN Türk'te dün Sayın Rauf Denktaş'ı dinliyorum. Soru şöyle: "Türkiye bu ekonomik zorluklarla her yıl Kıbrıs'a 250 milyon dolar vermekte güçlük yaşayabilir. Bu konuda ne dersiniz?"Denktaş, şöyle cevaplıyor: "Yol inşaatları olduğundan 350 milyon dolar alıyoruz. Ama her zaman değil Herkes zannediyor ki Kıbrıs AB'ye girerse gökten para yağacak. Girse, bugün Türkiye'den aldığı parayı AB beş yıla yayacak Bu durumda biz ne yapacağız? Bunu düşünen yok."Ben tam burada kalakaldım sevgili okuyucular. AB'ye girmek tüm dünya ticaret sahalarının açılarak Kıbrıs'ın kendi kendine yeterli bir duruma gelmesini sağlamak değil midir? Yorumu sîzlere bırakıyorum. A. Ö.
Irak'ta Saddam rejiminin devrilmesinden herkesin beklentisi başka. Bush ve Blair hiçbir vakit açık açık ülkenin petrol kaynakları üzerindeki ilgilerini dile getirmediler. Ama her gün kaç adet petrol kuyusunu ele geçirdiklerini durmadan, defalarca belirttiler.Irak'a demokrasi getirmek için veya Saddam'ın rejimini yıkmak için bu hareketi başlattıklarını iddia ettiler. Dünyaya gelmiş her insanın "Allah katında", hür ve demokratik bir idare sistemine kavuşma hakkı olduğunu vurguladılar.Bu sebeple, Saddam'ın dikta rejimini yok ermek için el ele verdiklerini ifade ettiler."11 Eylül terörünü bir daha yaşamak istemeyen gelişmiş ülkeler bu sinekleri yaratabilecek bataklıkları kurutmak istiyor" diyenler var. "Petrol kaynaklarının üzerine oturdu, bir daha kalkmaz" diyenler var. Söylemler çok!Ben ise sadece fukaralığı görüyorum. Bu fukaralık nasıl giderilerek her Iraklı vatandaşa insanca bir yaşam standardı sağlanacak?Merak ediyorum. Bu sebeptendir ki ekranlardan gözümü ayırmıyorum. Bugüne kadar Irak'ta yerleşmiş her yanlış yapılanmayı sıfırlayıp bu standardı sağlayacak bir düzen kurulabilecek mi?Sovyetler Birliği zamanındaki resmigeçitleri hatırlıyorum. "Uygun" kalçadan adımlar, sert bakışlar, sessiz tehditler.Kağıttan bebeklerSanki bizler insanız, kendileriyse kutsal hükümdar. Saddam'ın askerlerinin yüzünde bir de "kar maskesi" var! Bakın şu kâğıttan bebeklere! Bakın Saddam'ın som alün tuvalet musluklarına ve tonlarca istiflenmiş silahlarına!Halk ise perişan!ABD'nin savaş makinesinin gücünü farkeden her yöre ülke idaresini bir korku aldı gidiyor. "Sıra şimdi bizde mi?" Rumsfeld ve Bush da söylemlerinde Suriye'yi hedef alan açıklamalar yapmaktan çekinmiyorlar.Geçen akşam bir gazetecinin sorusu üzerine Rumsfeld, "Kitle imha silahlarının başka bir ülkeye kaçırılmış" olma ihtimali üzerinde durdu. Irak'a teçhizat ve insan gücü desteği sağlayan ülkeleri kınadı.Bu yardımı Suriye'nin sağladığını belirtti. "Ayağınızı denk alın yoksa sizi de döveriz" manasına gelebilecek sözler söyledi. Komşu ülke tutumlarını çok dikkatle izlediklerini belirtti.Mısır Dışişleri Bakanı'nı dinliyorum. "Irak halkı arasında hukukçular, bilim adamları, sanatkârlar var. Kendi anayasalarını yazıp, demokratik idarelerini kurabilirler" diyor. İnşallah dürüst ve akıllı politikalarla komşu Irak halkı, petrol gelirini verimli biçimde kullanarak siyasi, ekonomik ve sanayi devrimlerini gerçekleştirerek kurtulur. Benim temennim budur.Mustafa Kemal'in neredeyse 100 yıl önce kurduğu demokratik sisteme minnettarız!Dikkat... Dikkat...Protesto ediyorum...* Irak savaşında 11 gazeteci öldü (birisi hastalıktan) ikisi de kayıp. Al Jazeere, Abu Dhabi ve Reuters gibi haber ajanslarına, kasıtlı olduğuna inanmak istemediğim bombalamaları protesto ediyorum! Bize, olayları her cephesiyle tehlikeler içinde yansıtmaktan başka bir hedefleri olmayan bu değerli kişilerin ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum.Yardım bekliyorlarBursa Ayşe Müzeyyen Tozluoğlu İlköğretim Okulu'ndan Yüksel Çavuşoğlu 1995'den beri eğitime hizmet veren okulumuzun kütüphanesi bomboş. Yardım ve katkılarınızı bekliyor. Tel: (0224) 363 63 29
Hanımlar yoldan geçen taksilere binerken dikkatli olmanızı rica ediyorum. Dün bir olay duydum, gerçekten de şaştım kaldım doğrusu. Bir hanım anlatıyor. "Ayşe Hanım. Acelem vardı ve yağmur olduğu için Maslak yolunda taksi bulmakta zorlanıyordum. Tam o sırada bir taksi önümde müşterisini indirince, Alah'a şükür deyip hemen arka koltuğa yerleştim ve şoföre gideceğim adresi söyledim.Eşime bir şey hatırlatmam gerektiği için cep telefonumla kendisini aradım ve konuştum. Telefonumu çantama bıraktıktan biraz sonra bu sefer kızımı aramak için çantamdaki telefonuma davrandım ama o da ne? Telefonum yok! Çantamı kaldırdım, eteklerimin altına bakındım. Yok! Yok! Yok!Şoföre döndüm ve dedim ki: "Şoför Bey, biraz evvel eşimle telefonla konuştum ya!.."Evet, konuşmuştunuz..." (işte şoför hatasını bunu itiraf etmekle yapmıştı.)"Şimdi telefonumu bulamıyorum" dedim ve şans eseri biraz ileride duran polis arabasını gördüm. Şoföre kenarda inmem gerektiğini bildirdim. İner inmez polise yaklaşıp durumu anlattım. Plakayı da almıştım.Hemen peşine düştük ve polis kısa zamanda taksiyi durdurdu.Şimdi, bazı otomobillerin arka koltuğunun ortasında aşağı indirilip, dirsek dayanan bir kolluk vardır ya! Bu taksinin orasına da ince bir yastık dikilmiş.Polis bunu farkedince hemen bagajı açtırdı. Üçe katlanmış 11-12 yaşlarında bir çocukla karşılaşınca hepimiz şaşırıp kaldık.Çocuk, içerideki o yastığın altından elini çantalara sokup, telefonları alıyormuş.Sade telefonları mı? Bakınız çocuğun yanında neler bulundu: 4 cep telefonu, 8 cüzdan, 5 adet çeşitli kazak, hırka ve birçok eşya dolu naylon poşet.Ben bu hikâyeyi şaşkınlıkla dinledim. Hepinizi dikkatli olmaya davet ediyorum!Okuyucu mektubuBu da bir kullanım hatası mı acaba?* 16 Şubat 2003 tarihli, "Capitol'ün haberi yoktur" başlıklı müşteri mektubunu okuduk. Müşterimiz Alpaslan, aldığı deri ayakkabısını önündeki kırışıklıklar yüzünden geri getirmiştir. Üretici firmaya giden ayakkabı kalıba girmiş sonra müşteriye geri verilmiştir. Ancak müşteri işlemden memnun kalmadığı için tekrar üreticiye gönderilmiştir. Üretici kırışmanın kullanım ve bakım hatasından kaynaklanabileceğini belirtmiştir. Bu bilginin tamamı müşteriye iletilmiştir. (Esra Yıldırım, Çarşı Büyük Mağazacılık A.Ş.)* Her deri ayakkabı olağanüstü bir biçimde kırışmamaktadır. Normal kırışıklığı hepimiz biliriz. Bu durumda Çarşı Mağazaları'nın elinden geleni yaptığı belli olmakta çünkü sizler sadece bir aracısınız. Üretici firma ise burada haksız olabilir çünkü aşırı biçimde kırışmış bir ayakkabının kalıba sokulmasının pek fayda getirmeyeceğini ben bile tahmin edebilirim. Maalesef aldığımız mesajlarda üretici firmaların kullanım hatası özrünü çok fazla kullandıklarını görmekteyiz. Böyle durumlar olabileceği gibi üretim hatasının da bu şemsiye altına sığınmasından çekinirim. Açıklamanıza teşekkürler.
Geçen gün eğitim sistemimizde "öğretmenlerin değerlendirilmeleri" konusunda yazdığım yazıya cevap, bizzat yeni Milli Eğitim Bakanımız Sayın Hüseyin Çelik'ten geldi."Ayşe Hanım, evet! Bu konuyu önemsiyorum ve deneme niteliğinde uygulamaya konduğunu müjdelemek istiyorum. İstanbul'daki Kabataş Lisesi'nde ilk uygulamaya geçildi. Biz bu uygulamaya, Performans Ölçme adını verdik. Başarılı olursa tüm ülke çapında ilk öğretimde uygulamaya geçeceğiz.""Efendim yüksek öğretimde uygulanacak mı?""Evet. YÖK yasasında ele alacağımız konulardan birisi de bu olacak. Yazınızda altını çizdiğiniz konuya da katılıyorum. 100 öğrencilik bir derslikte 70 öğrenci ikmale kalıyorsa, ya öğretim sisteminde ya müfredatta ya da öğretmende bir hata olmalıdır. Şu anda 18,5 milyon öğrencinin çağdaş bir eğitimsistemine kavuşmalarını sağlamaya çalışıyoruz.""Bunu nasıl başaracaksınız?""Bir kere her ilin eğitim müdürlükleri daha çok sorumluluk yüklenecekler. İnanır mısınız, Anadolu'nun her ilinin okul müdürü, terfileri, atamaları konusunda biz burada Ankara'dan işlem yapmak zorundayız. Oysa yerel olarak bu sorunlar hallolabilir.Milli Eğitim Bakanlığı'nın koskoca binasında en yoğun çalışmak zorunda olan bölümler adeta bir Personel Genel Müdürlüğü gibi çalışıyor. Atamalar, görev yükselmeleri, tayinler, her şey ve her işlem bizim binanın çeşitli katlarındaki yetkililerce yapılmaya uğraşılıyor.Oysa yerel idareler sorumlu kılınsalar biz de burada daha verimli işlerle uğraşabiliriz.""Nasıl daha verimli işler efendim?""Mesela 18,5 milyon öğrencinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere daha çeşitli kaynak araştırması yapabiliriz. Bu gençlere daha çağdaş imkânlar nasıl sağlanabilir, müfredat çağdaş bir şekle nasıl konulabilir?Sorun çok Ayşe Hanım. Burası fonksiyonel bir bakanlık olmak zorundadır.""Sayın Bakan, hazır planlama safhasındasınız, bir de Milli Eğitim'in müfettiş konusuna eğilseniz.""Hiç merak etmeyiniz. Bu konuyla da meşgul olacağız. Önerilere her zaman açığız."Okuyucu mektubuNeden bize kâr payı dağıtılmıyor?* Atatürk, bu bankayı kurdurturken ana sözleşmeye bir madde koydurmuştur: "Net kârın yüzde 20'si çalışanlara dağıtılacaktır." Yüzde 29'unu CHP'nin idare ettiği bu bankada vasiyet neden yerine getirilmiyor? Bunu BDDK mı önlüyor? Biz şubelerde müşterilerle masraf komisyonu konusunda binbir pazarlık yaparak kâr elde etmeye çalışırken bize kâr payı dağıtılmıyor. (Gerçek Türkiye İş Bankalılar)* Uzun mesajınızı kısaltmak zorunda kaldım. "Masraf komisyonu" üzerine pazarlık yapılması kadar yanlış bir uygulama olamaz diye düşünüyorum. Bir skala vardır, ona uyarsınız veya skala ortadan kalkar. Başka bankalar daha az masrafla iş yapıp müşterinizi kapar, İş Bankası kadar köklü ve büyük bir bankanın çalışanlarının adil bir idareyle mutlu olmalarını diliyorum.
Hafta sonu "Frida" filmini seyrettik. Bir gerçek yaşam öyküsü. Renkler ve sinematografi muhteşemdi. Gözümün önünden girmeyen bir otobüs kazası, dans sahneleri, siyah-beyazdan renkliye girip çıkışlar gerçekten etkileyici.Müzik, özenle yaratılmış. Kostümler zevkle hazırlanmış, renk armonisi gözetilmişti. Oyunculuk en üst düzeyde... Antonio Banderas hariç yarım yamalak rol kesen bir tek kişi yoktu!New York sahneleri mükemmel işlenmiş, kendi iş hayatımda yönetim kurulu başkanlığımı yapan David Rockefeller'in gençlik dönemi çok iyi yansıtılmıştı.(Yolunuz düşüp New York'a gittiğinizde Rockefeller Center'ın kapısından girince lütfen tavana bakınız. Burada yerküreyi ellerinin üzerinde tutan Atlas'ın bej ve kahverenginin tonlarıyla boyanmış bir resmine rastlayacaksınız. Gözünüzü bu resme dikip, koskoca salonun hangi ucuna yürürseniz yürüyünüz Atlas'ın dönerek sizi takip ettiğini farkedeceksiniz. Sanırım bunu Diego yapmış.) Gelelim Frida kızımız, Salma Hayek'e. Tutkulu bir oyun sergileniyor. Lezbiyen ilişkilere girmekten hoşlandığı gibi (yanılmıyorsam bir sahnede Josephine Baker ile de görülüyor) meşhur Trotsky ile sevişerek yaşlı beyefendiye moral vermekten çekinmeyen, vurulduğu adamı zamanla değiştirebileceğine inanma saflığı sergileyen ressam kızımız Frida'ya!Kadının ruhunu tanıyan, nabzına göre şerbet vermekte usta, tüm hanımları mutlu etmek için adeta gökten zembille indirilmiş Diego'yu nasıl değiştirirsin be güzelim? Kız kardeşin, falan! Değiştiremeyeceğini farkedince neden üzülürsün be şekerim? Kendini, şahsiyetini, nelere sevinip nelere üzüleceğini analiz etmeden, senin karakterine hiç uymayacak Diego'ya nasıl böyle bırakırsın kendini be kızcağızım? Diego'ları hiç mi tanımazsın be güzelim? Bir iki kaşık alınıp daha az acılılara katlanman için sofrada ilerlemen gerektiğini söyleyen beynin yok mudur senin?Ama hep heyecan, hep macera, durmadan ısrar ediyorsan atıl güzelim ama o vakit de isyan etme! Yıkılma! Beynimizi kullanmadan, ısrarla duygularımıza esir olacaksak, evet heyecanlara dalarız, bir buçuk hoşlanıp, doksan sekizbuçuk üzülürüz ama olsun, "O benim seçimimdi!" deyip mahvolmayız. Kitabını okumuş bir kişi bana dedi ki: "Gerçek yaşamında Frida'yı çok daha fazla üzmüşler, filme aksetmemiş." Buyrunuz. Bak Hillary ablana. Daha çok var ama açıklarsam skandallar kopar. Boşver. Bak kitap ve filmlere konu olup ebedileştin Frida kızım. Kaç ressama nasip olur?Frida'yı, yukarıda anlattığım türde filmleri sevenler izlesin derim.Okuyucu mektubuSosyoloji, 'ruh doyuran' bir meslek dalıdırMehmet Maraşlı İnönü Ün. Sos. Blm. / Malatya* Liselerde felsefe, sosyoloji, psikoloji ve mantık dersleri yadsınamayacak kadar önemlidir. Bireyin kendisini, toplumu tanıması, eleştirel ve bilinçli yurttaş olabilmesi, sosyal etik sorumluluk taşıması İçin bu derslerin işlevsel hale getirilmesi şarttır. Sosyologların atanma sahaları kısıtlıdır ve artırılmalıdır. Her okulda bir kaç sosyolog bulunmalıdır.* Çok uzun mesajınızı kısa olarak aldım. Söyledîklerinae yüzde yüz katılıyorum. Üzülerek söylüyorum ki sosyologların iş sahaları, gelişmiş ülkelerde de maalesef kısıtlıdır ve mali acıdan cazip değildir. Ama sosyoloji, 'ruh doyuran' bir meslek dalıdır, insan ilişkilerinde çok önemlidir. Bence harikulade bir meslektir ve gerektiğinde başka meslek dallarına geçmek için kullanılabilecek çok faydalı bir altyapıdır.