Bu, Allah'tan değil arkadaşım!

1 Mayıs 2003

Çeltiksuyu Yatılı İlköğretim Bölge Okulu enkazı altında kalmış üç yeğeni hakkında konuşan bir vatandaşı dinliyorum."Bu Allah'tandır, kaderdir. Bunu biliyoruz. Sineye çekeriz..."Yok sevgili arkadaşım değildir. Bu, Bayındırlık Bakanlığındaki bürokrat dostlarıyla anlaşarak ihaleyi kazanıp, çimento, demir ve kumdan çalarak okul inşaatını yapanlardandır! Aman doğru bil. Aman yanlış değerlendirme! Malzemeden çalarak cebine aktardığı paraları işbirlikçi dostlarıyla paylaşanlardandır! "Bu inşaat sağlamdır" raporu verenlerdendir! Gözünü seveyim bu yolsuzluğa güzel Allahımızı karıştırma.Deprem doğadandır! Nasıl ki yağmur yağar, rüzgâr eser, deprem de onlardandır! Malzemeden çalınmamış, bilimsel metotlarla yapılan inşaatlarda bu hasar yoktur.Çöken binanın yanındaki eski ilkokul binasına bak! Yerli yerinde durmaktadır. Bu eski inşaat, eksik malzemeyle inşa edilmemiştir. Çöken bina insan hatasıdır sevgili kardeşim. Senin yeğenlere gelen felâket Allah'tan değil, insandandır. Dün sabaha karşı 03.00 civarında Bingöl'de 39 yıl sonra tekrar meydana gelen deprem felâketi görüntülerini ekranlardan hepimiz üzüntüyle izliyoruz.Bir ricam olacak. 39 yıl önce, yani 1964'teki son Bingöl depremine ait hangi gazete arşivlerinde görüntüler varsa bu fotoğrafları çıkartarak bugünküyle karşılaştırsınlar. 39 yılda Bingöl'de ne gibi gelişmeler olmuş, bunu hepimiz görelim! Ekranlarda gördüklerimle hafızamda kalmışlar arasında ben fark göremiyorum.200 civarında öğrenci kendi yörelerinde ilköğretim okulu olmadığı için bu çatının altında buluşmuşlardır! Bunun da izahı gerekir.Zorunlu eğitim. Tamam ama hangi tehlikeli şartlar içerisinde? Nedir bizim bu, 'insan hatası ve ahlâksızlığından' çektiklerimiz yahu! Yetmedi mi? O kadar güvensizim ki, şu anda başka bir yörede inşaatı devam eden başka bir bölge ilköğretim okulunun da sağlam inşa edildiğine hiç inancım yok! Kimbilir daha ne tuzaklar şu saniyelerde bile inşa edilmekte.Çocuklarını, yeğenlerini, yavrularını kaybeden, her bir Bingöllü'ye başsağlığı diliyor, yaralanan yavrularıma da acil şifalar diliyorum.Bayındırlık Bakanımıza da yolsuzlukları, bir bir araştırmasını, yolsuzluğa bulaşmış her kişiyi adalete teslim etmesini ve haksız yere hesabına mal ve para geçirmişlerin mallarına da el koymasını rica ediyorum.Sayın Ali Müfit Gürtuna'ya sesleniyorum! İstanbul'daki her bir binayı depreme dayanıklılık ölçümünden geçirdiniz mi ki Hülya'nın beline kolunuzu dolayıp İbo posterleriyle "Ben İstanbulluyum" gibi lay lay lom projelerle meşgulsünüz? İstanbul'un lüks mekânlarında, müzikli geceler düzenleyip, aynı Ankara yönetiminin yıllardır Anadolu'nun çok köşesini ihmal ettiği gibi gecekondu yörelerimize konsantre olmamaktasınız?Herkese başsağlığı diliyorum!Okuyucu mektubuHer kanal eğitici programlar üretmeli* Yayında olan bu kadar özel kanal var. Hangisi insanımıza eğitici bir program sunuyor? Televole rezaleti hangi ülkede var? Bu insanımıza ne verir? Bence her kanal eğitici programlar üretmeli. Sosyal ilişkiler, sağlık programları, ilk yardım, el becerileri, sanat, müzik, resim, kültür, edebiyat ve tarihîmizle ilgili güzel yapıtlar göstermeli. Bir öğretmenolarak bunun acilen yapılması gereğini görüyor ve inanıyorum. (Tomris Turan / Kırklareli)* Mesajınızı köşemize alıyor ve yetkililerin dikkatini çekiyoruz.

Devamını Oku

'Temettü dağıtmak' ile 'kardan pay almak' aynı işlem midir?

30 Nisan 2003

Türkiye İş Bankası çalışanlarından aldığımız şikâyet üzerine bu köşede iki kez değindiğimiz 2002 yılında elde edilen kârdan temettü dağıtımı konusundaki yazılarımızı hatırlayanlarınız olacaktır. İlk yazı bir okuyucumdan gelmiş ve "Bu yıl alınan karara göre Genel Müdür Ersin Özince başta olmak üzere müdürlerin hepsi kâr payı alacakmış ama çalışanlara yokmuş" şeklindeydi. Ben, "Bu bilgi resmen bir genelgeyle açıklandı mı?" diye sormuştum. Bu yazıya karşılık İş Bankası müdürlerinden Cana Atınç, müdür yardımcısı Ömer Turhan'dan gelen açıklayıcı cevapta, "Son Genel Kurul'da (28/3) 2002'de elde edilen kârdan ortaklara ve çalışanlara temettü dağıtılmamasına karar verilmiştir. Yönetici ve diğer çalışanlar arasında şimdiye dek ayrım hiç yapılmamıştır ve bu hukuken de mümkün değildir" deniyordu. Ben bu cevabı köşemize almıştım.Bana yeni ulaşan bir mesajda İş Bankası çalışanları ise bambaşka bilgiler veriyor. Şöyle ki: "2001 yılındaki ekonomik kriz nedeniyle bankamız zarar açıklamış ve çalışanlara temettü vermemiştir. Hepimiz bu durumu anlayışla karşılamıştık. Ancak 2002 yılında kâr açıklayıp çalışanlara temettü vermemesi bizleri çok üzmüştür. Ancak Genel Müdürümüz Sayın Ersin Özince'nin 215 milyar kâr payı alması hepimizi derinden yaralamıştır. Ayrıca bütün müdürler yıllık jestiyon çeklerini almışlardır. Yani 17 Nisan 2003 tarihli 'İş Bankası, temettülere açıklık getirdi' başlıklı yazınızdaki Cana Atınç ve Ömer Turhan beyin, "Yönetici ve diğer çalışanlar arasında şimdiye dek ayrım hiç yapılmamıştır" açıklamaları ne yazık ki gerçekleri yansıtmamaktadır. Eğer İş Bankası zor bir durumdan geçiyorsa fedakârlığı sadece çalışanlar değil, başta Genel Müdür olmak üzere bütün personel göstermelidir."Buna karşılık İş bankası Genel Müdürü Sayın Ersin Özince bana bir mektup göndermişler ve demişler ki: "Bilindiği gibi anonim şirketlerde kâr dağıtımı yapılıp yapılmaması karan Genel Kurul'un yetkisindedir. 28 Mart tarihinde yapılan Genel Kurul toplantısında, elde edilen kârın dağıtılmayarak sermayeye eklenmesine karar verilerek hissedar ve çalışanlarımızın uzun vadeli yarar ve refahının güvence altına alınması öngörülmüş ancak Yönetim Kurulumuz çalışanlarımıza, iki yılda aylık maaşlarına ek olarak olağan ve olağanüstü olmak üzere 10 adet ikramiye ödemesi yapmıştır."Durum bizzat Sayın Özince tarafından açıklığa kavuşturulduğu için teşekkür ediyorum.Okuyucu mektubu"Vergi bizim şeref ve namusumuzdur"* Bizler, yüzyılın afetini yaşayan Kocaeli Kullar Beldesi Vezirçiftliği esnaflarıyız. Bu afetten sonra belde halkı büyük bir kriz yaşadı. Krizden sonra E130 duble yol çalışmalarının getirdiği zorlukla karşı karşıya kaldık. Kiramızı ödeyemiyoruz. Vergimizi ödeyemiyoruz. SSK ve Bağkur primlerini, faizlerinin yükselmesiyle ödeyemiyoruz. SSK ve Defterdarlık yetkililerinin son uyarıları bizleri adeta kepenk indirmeye zorlamaktadır. Biz bunları ödemekten asla kaçınmıyoruz. Vergi bizim şeref ve namusumuzdur. Ama görüşümüz alınarak günün şartlarına uygun yeni bir ödeme plara istiyoruz. Yetkililer yardım ediniz lütfen. (Rıdvan Caymaz)* Mesajınızı yayınlıyoruz. Yetkililerden cevap alınca bu köşede yansıtacağız. Teşekkürler.

Devamını Oku

BBG'deki 02 Ata'nın duygusallığı

28 Nisan 2003

Bende yalan yok! İki arada bir derede BBG Evi'ni izliyorum. Geçtiğimiz cumartesi akşamı 02 Ata'nın bilmem kaçıncı defa Türk izleyicilerin "Yine birinci tercihimiz sensin" demelerine rağmen haftanın birincisi seçildikten sonra kendi arzusuyla evden ayrıldığını öğrendim. Böylelikle Ata, en büyük ödüle bu kadar yaklaşmışken bir iki aşağılayıcı söz, bir iki manipülatif cümle karşısında tongaya düşmüş oluyor. Buna duygusal şövalyeliğe, işlediği hatalardan duyduğu vicdan azabıyla gururu da ekleyiniz ve yarışın birinciliğini başkalarına veriniz.Nasıl bir duyguya kapıldığımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü benim için önemli. Birçok hafta birinciliği rahatlıkla yakalayan Ata, Karabüklüymüş. Yüksek tahsilini arkeoloji üzerine yapmış. Anadolu gelenekleriyle büyümüş yağız ve yakışıklı bir delikanlı. Bu yazıyı neden yazıyorum? Çünkü Ata'nın tutumu bana genel hatlarıyla Türkiye'yi hatırlatıyor. Ağzı çok laf yapan ve her durumda laf ebeliğiyle zeytinyağı gibi su üstüne çıkanlar karşısında Türkiye de aynı Ata gibi bocalayabiliyor. Oysa her rüzgâr, her akım Türkiye lehinedir. Ama Türkiye, aşırı duygusallık ve inanılmaz bir gururla, küçücük bir ayak oyununa takılabilir ve bir çuval inciri ziyan edebilir. Okyanusta yüz, derede boğul misali!Ata'nın yapamadığı neydi? Ata, kendi hatalarının (hatasız olanı varsa beri gelsin) ve ona yapılan haksızlıkların her birisine yapışıp kaldı. Bırakmıyor. Bir vicdan azabı, bir üzüntü sorma gitsin! Yarıştan elediği bir arkadaş, "Sen kötüsün, kızları rahatsız etme" dedi diye karaları bağlıyor. Diğeri (mealen söylüyorum), "Hadi git de görelim, aç kapıyı git, çık taksiden kaybol. Yapmıyorsan, rol yaptığına inanıyorum. Gerçekten yarışmadan çıkıp gidersen, 'Haa! Yahu çıktı gitti, meğer numara yapmıyormuş. Şimdi inandım' derim" dedi diye gururuna esir düşüyor ve bu iki görüşü de söyleyenlerin bunu kendisini kıskandıkları için yaptıklarını anlamadan, en büyük ödül hakkını çöpe atıyor. Kurulan kapana tıpış tıpış giriyor!AB'ye girmeye çalışan Türkiye'yi ele alalım. Bizden sonra müracaat etmiş ülkeler kabul edildi. Bizim karşımıza hep olumsuz gerekçeler sıralanıp duruyor. Giscard bir şey söylüyor, ertesi günü Verheugen bir laf ediyor, aman Allahım bir üzüntü, bir savunma... Bunlara takılıp kalıyoruz. Oysa aldırmadan koşturmamız gerek. Bir atasözümüzü hep unutuyoruz, hani köprüyü geçene kadar...Kendi hatalanmız oluyor, onlan da unutamıyoruz. Yüzümüze vurulacak endişesiyle yaşıyoruz. Bir de gururumuz var ki el freni mübarek!Bu oyunda maalesef sekerek, zıplayarak, aldırmadan koşturanları, başkalarını manipüle edenleri izleyip, oyunun bu kurallarını benimsememiz lâzım! Yalancı, sahtekâr, "oyuncu" olmak mı? Gerekiyorsa evet kardeşim! Şimdi kavgaya tutuştuğun kişiyle, on dakika sonra koluna girip kahkaha atmak mı? Gerekiyorsa evet kardeşim, EVET!Dikkat... Dikkat..Anlamlı bir kampanya daha başladıKocaeli Kullar Belediyesi ve Vezirçiftliği esnafı öncülüğünde geleceğin Türkiyesi'ne yön verecek öğretim çağındaki çocuklarımız için kampanya başlattık. Bu amaçla "geridönüşümlü maddeleri" toplayıp değerlendirerek yoksul öğrencilerimize kaynak sağlamak istiyoruz, ihtiyaçlar: Plastik,naylon, gazete, cam şişe, ders kitaptan ve ansiklopediler. Kullar Belediye Başkanlığı Tel: (0262) 349 30 21 veya (0262) 349 31 45

Devamını Oku

Hem masa örtüsü alıp hem de İtalyancasını ilerletmek isteyenler!

27 Nisan 2003

Bugün esaslı bir ukalaca yazı yazacağım. Okuyanlarınızın birçoğu, "Şu Ayşe'ye de bak, amma da ukala!" diyecek. İtalya'nın San Remo kentinde harikulade bir Ulus Pazarı var. Herkese tavsiye ediyorum! Cuma günleri kuruluyor. "Yok" yok! Özellikle mevsim dönümünde, yeni triko takım veya hırka arayanlar, sahici, sıfır kilometre vizon kürk almak isteyenler; muhteşem İtalyan ayakkabı, terlik, şemsiye, en son moda çanta ve portmone (!) ihtiyacı içinde olanlar, bikini veya tek parça muhteşem mayolara sahip olmak isteyenler ve benim için en önemli eşya olan masa örtüsü almak isteyenler San Remo'nun Ulus Pazarı'na gitmeli.Şayet üzeri nadide piko çiçeklerle işlenmiş organze örtü istiyorsanız, burada var. Aplike keten masa örtüsü istiyorsanız, burada var. Rengârenk bahar çiçekleriyle bezenmiş bir yazlık örtü istiyorsanız, burada var. Sadece bej ve kahverengi desenlisini isterseniz, burada var. Lacivert ve beyaz desenli sizin dekorunuza uyacaksa burada var. Bitti mi? Hayır. Yılbaşı için özel desenlileri var, doğum günü için özel desenlileri var. İplikle işlemelisi var, başka desenlisi var. Ovali, karesi, dikdörtgeni, yuvarlağı var. Küçüğü, ortası, büyüğü, en büyüğü var.Beyler bu yazıdan hiçbir şey anlamayacaklar. Olsun! Öyle "örtü" deyip geçemezsiniz. Bakın yukarıda neler sıraladım. Dahası var, azı yok! Şimdi var ama bir de ucuz olarak var! Bu da kimin hoşuna gitmezse beri gelsin! Anladığınız gibi ben masa örtüsü ihtiyacımı San Remo'da karşılıyorum! Gezerken, kulağıma da muhteşem bir piyano müziği geliyor. Hemen biraz ilerideki CD'ciye gidiyorum ve soruyorum: "Bu çalan ne?" (Quelle est cette musica?!)Şu anda gülmekten iki kat oldum!"Piano Bar, signora!""Quanto Costa?""10 euro signora!"Çantamdan 20 euro çıkartıp, sol elimle de zafer işaretini yapıp iki adet alıyorum. Birisi ağabeyim için tabii! Dediğim gibi hem masa örtüsü alıp hem de İtalyancanızı ilerletmek istiyorsanız cuma günleri San Remo'nun "Villeneuve" çarşısına gidip, keyfinizi bulucaksınız. Döndükten sonra Ulus Pazarı'na bir uğradığınızda benzer örtüyü görebilirsiniz ama moralinizi bozmazsınız. Çünkü İtalyancanız bir hayli ilerlemiştir!Okuyucu mektubuGörevli otobüsler göreve mi gidiyor?* Ben bir işçi emeklisiyim. Avcılar'da oturuyor, Nişantaşı'nda çalışıyorum. Her sabah bir komşum beni Sefaköy Belediye otobüs durağına bırakıyor. Gelen otobüsler tıklım tıklım, binemiyorum. Bu arada arka arkaya belediyenin üç veya dört otobüsü geliyor. Bunların önünde "görevli" yazıyor ve içinde üç-beş kişi kurulmuş geçip gidiyorlar. Özellikle kış aylarında kızımla ben (o da Mecidiyeköy'de çalışıyor) saatlerce otobüs bekleyip binebilmek için muazzam bir ıstırap çekiyoruz. Bu mu adalet? (Hamza Uzunhan) * Çok daha uzun ve sitemkâr mektubunuzu kısaltmak zorunda kaldım. Anladığım kadarıyla Sefaköy seferlerinin çoğaltılması ihtiyacı içinde olduğunuzu belirtiyor, yetkilileri uyarmak istiyorsunuz. Ben de mesajınızı köşemize alıyorum. "Görevli" otobüsler acaba "göreve" mi gidiyorlar? Bizler bilemeyiz tabii. Bir açıklama gelirse buradan yansıtacağız. Teşekkürler.

Devamını Oku

Anzak günü ve hatırlama!

26 Nisan 2003

Billur turkuaz renkli sularıyla, arada bir doğanın gelişigüzel serpiştirdiği zeytin ve iğde ağaçlarıyla, insanoğlunun muntazam yerleştirdiği düzenli kabristanlarıyla, Anzak Koyu ve civarı benim için her yıl 4-5 ay gezip eğlendiğim, göz zevkimi bilediğim avucumun içi gibi bildiğim bir yöre. Önceki sabah, şafak vakti 88. Anzak Şehitlerini Anma Günü ayini gerçekleştirildi. TRT'den izledim. Dünyanın diğer ucundan, şehitlerini anma ve saygıyla hatırlamak için Gelibolu Yarımadası'nın Anzak Koyu'nu doldurmuş binlerce Avustralya ve Yeni Zelandalı, sabahın keskin soğuğuna ve henüz doğmamış güneşin karanlığına rağmen 25 Nisan 1915'de 8000 askerin şehit olduğu noktada toplanmış, onların günlüklerinden alıntı yapılarak hazırlanmış söylevleri dinlediler.Bir konuşmacı anlatıyordu: "Atalarımız, dünyanın bir ucundan, hem de gönüllü olarak buraya neden geldiler? Çünkü macerayı seviyorlardı. Çünkü yeni ülkeler görmek istiyorlardı. Ama işte tam burada, burada macera olmadığını, buz gibi ölümle yüzyüze gelince anladılar. Düşman tepeleri tutmuştu ve cesurca savaşıyordu. Siperleri derin kazmalarına rağmen sağda solda, kucaklarında yaşamlarını yitiren arkadaşlarını görüyorlardı. Üç gün bir cehennem azabı yaşandı. Bu sabah bizler de onların neler hissettiğini anlamak ve yaşamak için burada bulunuyoruz. Korkuyorlardı. Evet, korkmuşlardı. Ölümü hiç beklemediği anda, bu kadar yakınında hisseden herkesin korkacağı gibi korkmuşlardı. Daha 20 yaşlarındaydılar. Anne, baba tanıdık ve arkadaşlarından uzaktaydılar. Düşman acımasızdı. Tepeden mehtap, aynı şimdiki gibi yükseliyordu. Burada, tam bu noktada Avustralya ve Yeni Zelandalı 800 asker omuz omuza çarpışarak öldü." Türk kara kuvvetlerinden bir kurmay binbaşı, mikrofona gelerek Mustafa Kemal'in o çok manidar, oğlunu kaybetmiş annelere olan mesajı okudu. Sonra altı parçalık bir bando dini melodiler çaldı. Halk eşlik etti. Papazlar dualar okumaya başladılar. Son duada şöyle temennide bulunuluyordu: "Tanrım. İnsanlar arasına nifaklar sokulmasın. Bölünmeler olmasın. Tam bir barış, birlik ve beraberlik içinde yaşam devam etsin." Ben de hepimiz gibi bu duaya 'Amin' diyorum.Bu yaz o yöreden her geçtiğimde dün sabaha karşı gördüğüm manzarayı hatırlamaya çalışacağım ama hatırlayabileceğimi hiç sanmıyorum. Neden? Çünkü hava sıcacık, doğa çok güzel, etrafta kuşlar ötüyor, denizde balıklar zıplıyor, belki bir kır köpeği havlıyor, denizin tatlı fısırtısı, uzakta Gökçeada'nın silueti... Tüm şehitlerimizi şükran, minnet ve rahmetle anıyorum. Şayet ruhumda neşeli bir türkü tutturabiliyorsam, onların sayesinde olduğunu bildiğimdendir!

Devamını Oku

Münevver hanım, Bülent beyden daha zeki ve zarif

25 Nisan 2003

Sayın Bülent Arınç'ın eşleri Münevver hanım ile karşı karşıya gelsek de konuşsak diye düşünüyorum. Dünkü gazetelerden öğreniyorum ki, Meclis Başkanımız ilginç düşünceler atmış ortaya. Münevver hanım resepsiyon için "diktirdiği kıyafeti" giyemediği için ağlamış!Katiyetle inanmıyorum. Münevver hanımın böyle olaylara gözyaşı sarfedecek biri olduğu intibaı yaratılarak, duygu sömürüsü yapılmaya çalışılmış olunabilinir mi diye düşünüyorum. Bence Münevver hanım bu olaya gelinceye kadar daha neleeeeeer yaşamıştır, neleeeer (Biz bizi anlarız değil mi Münevver hanım). Öyle her olayda gözyaşı dökecek bir hanım olduğuna ben katiyyen inanmam."Ne bekliyorlar?"Daha doğrusu, genel olarak hanımların en azından, beylerinden daha toleranslı, daha düşünceli, zarif ve zeki insanlar olduklarını biliyorum. Kolay eş ve anne olunmuyor Sayın Arınç! Aşağıda da size bunu ispat edeceğim.Demek ki resepsiyonda Sayın Meclis Başkanımız'a sürekli olarak, "Eşiniz gelecek mi?" diye sorular sorulmuş. Bir sorulmuş, iki sorulmuş, üç sorulmuş, dört sorulmuş. Anladığım kadarıyla Sayın Arınç'ın da bir tahammül haddi var ki, soru soranların yüzüne değil de sonra arkalarından o da soruyor: "Ne cevap vermemi bekliyorlar?"Buyrunuz! Besbelli durmadan aynı soruyu sorup durdunuz. Sayın Başkan'ın ne cevap vermesini beklediniz? Çoğunuz da gazetecisiniz. Şu önemli günde bu önemli beraberliği nasıl değerlendirdiniz?Demek ki salonda yürüyerek Sayın Arınç'a doğru ilerlediniz ve hepiniz, birbiri arkanızdan şunu sordunuz:"Efendim, eşiniz gelecek mi?" veya "Efendim, eşiniz Sayın Münevver hanım gelecek mi?"Kızdırmışsınız tabii Başkanımızı. Nereden mi belli? Bakınız sizlere hitaben ne diyorlar: "Ne cevap vermemi bekliyorlar? Dövmediğime şükretsinler."Aldınız mı ağzınızın payını efendim? Demek kızıp insan dövebilen en azından dövme tehdidinde bulunabilen bir Başkan ile tüm Meclis üyeleri karşı karşıya! Oysa bugüne kadar icraatlarında çok toleranslı ve efendi bir imaj çiziyorlardı! Bundan sonra tüm milletvekillerinin dikkatli olmalarını öneririm.Sayın Arınç buyurmuşlar ki, sanki durum beterin beteri olabilirdi! Nasıl yani? Demişler ki: "Dekoltesi açık birisi de gelebilirdi!"Buyrunuz! "Ölümlerden ölüm beğen!" gibi bir beyanat. Ben ve benim gibiler bunu hiç aklımıza getirmemiştik. Diğer bir gazeteye göre ise daha da ileri giden bir beyanat vermişler: "Davete göğüs dekoltesi açık olanlar bile katıldı! Asıl tehlike budur!"Bu beyanatlar üzerine bir-iki yetmez, daha fazla yorum içeren yazılar yazılabilir. Ama ben yapmayacağım. Neden yapmayacağım biliyor musunuz?Puan kaybediyorMünevver hanıma saygımdan yapmayacağım. Sayın Başkan bu cümleleri sarfederken ilk protokol krizi yaşandığı andan beri söylediği o çok sevdiği ve değer verdiğini iddia ettiği eşine karşı ne büyük bir ayıp yaptığının farkına bile varmamış. Ben eşi namına Münevver hanımdan özür diliyorum. Kendisini münasip bir lisanla ikaz edebilirse çok iyi olur. Sayın Başkan böyle konuşarak çok puan kaybediyor, çok!

Devamını Oku

Russell Crowe ve Giorgio Armani

24 Nisan 2003

Bilen bilir, benim mavi gözlü yeğenim Can Karayel Russell'a çok benzer! "Hala naber?" diye kulağıma her fısıldayışında beni şaşırtmaya bayılan yeğenimin özlemi içindeyim çünkü Amerika'da çok esaslı bir tahsilden sonra önemli bir inşaat şirketi kendisini kaptı. Amerikalı kızlar da bayram edip duruyorlar! Russell Crowe magazin basınına çok fazla söyleşi vermez. Geçenlerde bir de ne göreyim? Bizim meşhur "Maestro" Giorgio Armani, yanında ünlü aktör ve müstakbel eşi, bir dergiye fotoğraf üzerine fotoğraf vermişler.Üç yazı yazmışımYine bilen bilir, Reha Erus'un Giorgio Armani söyleşileri bana çok ilham veren yazılardır. Bu söyleşiler üzerine tam tamına üç yazı yazmışım!Reha Bey'e de hatırlatmak isterim. Giorgio Armani söyleşilerini özledik. Bekliyoruz. Hatırlatırız!Her neyse, dergiyi okuyorum. Russell Crowe diyor ki: "Gelinlik ve damatlık kıyafetlerimizi, hediyeolarak Armani dikmeyi önerdiği zaman 'HAYIR!' demek gücünü kendimde bulamadım. Belki kıyafetler bedava ama Milano'ya gidip gelerek epey masraftan çıktık."Russell'ın eşi Danielle diyor ki: "Hediye olarak Russell bana 65.000 dolarlık tek taş bir pırlanta yüzük taktı. Evet çok pahalı bir yüzük ama eşim 'hatasız' veya 'defosuz' bir taş olmasını istedi." Burada yutkunuyorum! "Hatasız bir taşın evliliğimiz için de uğur getireceğine inandı..."Çizilen ve giyilen7 Nisan'da Avustralya'da Crowe'un çiftliğinde gerçekleşen düğün töreni hakkında haberler ve fotoğraflar yayınlandı. "Çizilen" gelinlik ile "giyilen" gelinlik arasında hep fark oluyor! Nedendir? 100 kişilik bir davet ve gelemeyenlerden mesajlar!Kimler diyeceksiniz? Catherine Zeta-Jones, Sting, Elton John, Nicole Kidman, Prezidan Bush!2000 yılında büyük aşk yaşadığı Meg Ryan sanki Crowe'un ilk aşkına dönmesi için bir motivasyon olmuş! Kim derdi ki...? İşte hayat böyledir!Çamur banyosu39 yaşındaki Crowe, lise yıllarında ilk gördüğü anda "İşte evleneceğim kız!" diye tanımladığı bugün 32 yaşındaki Danielle ile şu günlerde bilinmeyen bir noktada balayı yapıyorlarmış. İster misiniz bizim Seddülbahir'e veya Gökçeada'ya gelmiş olsunlar? Geçen sene çamur banyosunda Usame bin Ladin'i gördüm zannetmiştim, belki bugünlerde Russell ve Danielle Crowe Gökçeada'nın çamur banyolarında "Ohh burada bizi kimse tanımıyor ya!" deyip her taraflarına sürdükleri şifalı çamurlarla oynuyorlardır!Dikkat... Dikkat...Yetkililere teşekkürKüçük Bebek girişindeki trafik sorununu çözen yetkililere "teşekkürler" diyoruz! Ayrıca Akıntıburnu-Bebek arasındaki kaldırım göçüğü düzeltilmeye başlandı, inşallah kısa zamanda biter.Dikkat... Dikkat...Hırsızlar cirit atıyor!Rumeli Hisarüstü'nde hırsızlık olayları büyük oranda artmış durumda. Polisin "yavaş" hareket ettiği belirtiliyor. Hem kapkaççılık hem ev hırsızlığı almış yürümüş. Vatandaş çok şikâyetçi. Dikkat çekiliyor!

Devamını Oku

Cebinde 40-50 milyon lira yoksa sokağa bile çıkma!

23 Nisan 2003

Hani Ümraniye'de salondaki bir düğünü anlatmıştım sizlere. Hani damat hafta sonları nişanlısına gidemiyordu çünkü çok masraf oluyordu.Neyse bu arkadaşlarım evleneli 7 ay oldu! Geçen gün damatla karşılaştım. Biraz sohbet ettik. "Ne haber oğlum? Evlendiniz, mutlu musunuz? Kiranı ödeyebiliyor musun? Elektrik su paralarını karşılayabiliyor musun?""Onları ödüyorum Ayşe abla. Bu kış kömür için 180 milyon harcadık. Hepsini ödüyorum şükürler olsun.""Hanımına evi döndürmek için yeterli para bırakabiliyor musun?""Zaten ne kazansam, olduğu gibi karıma veriyorum Ayşe abla. O da idare ediyor tabii. Bizim o taraflarda derdimiz yok Allaha şükür.""Yani? Başka taraflarda mı derdiniz var?""Dertsiz insan olur mu hiç?""Anlat bakayım!""Benim iki derdim var Ayşe abla. Birisi bayan kuaförü olduğum için biraz kıskançlık var. Akşamları geç kalsam 'Nerede kaldın? Niye geciktin? Dükkândan kaçta çıktın? Sen geç kalınca benim canını sıkılıyor. Daha erken gel, geç kalma...' falan filan yani.""Ama senin mesleğini biliyordu." "Biliyordu ama eskiden bir şey demezdi. Evlendikten sonra şikâyete başladı. Ben de patronu yüzüstü bırakıp, haydi saat geldi diye dükkândan çıkamıyorum, ikisi arasında kaldım anlayacağınız.""İkinci derdin nedir oğlum?""Ayşe abla, ikinci derdim de hafta sonları, 'Haydi gezdir beni, bir yerlere gidelim. Bütün hafta bunaldım, gezelim' ile başlıyor.""Ama biraz haklı oğlum, pazar günü iş yok. Seninle beraber gezmek isteyebilir.""Ama annesine gitmek istiyor. Bak sana hesaplayayım. Bir kere yol 10 milyon tutuyor. Vapur var, otobüsler var. Eeee eli boş gidilmiyor. Bir çiçek bugün kaç para biliyor musunuz?Haydi gittik, bu sefer orada evde oturmak istemiyor, yine dışan çıkılıyor. Sinema biletinin biri 8,5 milyon. Haydi pastane, nescafe 4 milyon. Senin anlayacağım bizim her hafta sonu cebimizde ekstradan 40-50 milyon olmadan sokağa çıkmamız mümkün değil.""Ah oğlum, hele bebek olunca, bu masrafınız kat be kat artacak. Yaşam çok pahalı be oğlum!""Bana mı söylüyorsunuz Ayşe abla? Bana mı?"Okuyucu mektubuDevlet neden sınavlar açıp duruyor?* Bizler 2000 yılında "Oku ve Kurum Yönetici Seçme Sınavfnı kazanarak hizmet içi eğitimi başarıyla bitirdik. 3 yıldan beri atama bekliyoruz. Yüzlerce okul ve kurum vekillerle yönetiliyor. Atamalarımız yapılmıyor. Neden? Lütfen Millî Eğitim Bakanımıza sorar mısınız? Teşekkürler. (Mutlu Erdoğan)* Ben bir sınava girmiş, onu kazanmış ve 3 yıldır tayin almamışsam umudumu keser, başka uğraş ve sahalara yönlenirim. Devleti daha çok personelle donatmanın faydasını göremiyorum. Siz de sorabilirsiniz: "O zaman devlet neden böyle sınavlar açıp duruyor?" Yerden göğe kadar haklısınız. Kimse açıklama da yapmıyor, özür de dilemiyor, sebep de göstermiyor. Kimse insan yerine konmuyor gibi, değil mi?

Devamını Oku