Billur turkuaz renkli sularıyla, arada bir doğanın gelişigüzel serpiştirdiği zeytin ve iğde ağaçlarıyla, insanoğlunun muntazam yerleştirdiği düzenli kabristanlarıyla, Anzak Koyu ve civarı benim için her yıl 4-5 ay gezip eğlendiğim, göz zevkimi bilediğim avucumun içi gibi bildiğim bir yöre. Önceki sabah, şafak vakti 88. Anzak Şehitlerini Anma Günü ayini gerçekleştirildi. TRT'den izledim. Dünyanın diğer ucundan, şehitlerini anma ve saygıyla hatırlamak için Gelibolu Yarımadası'nın Anzak Koyu'nu doldurmuş binlerce Avustralya ve Yeni Zelandalı, sabahın keskin soğuğuna ve henüz doğmamış güneşin karanlığına rağmen 25 Nisan 1915'de 8000 askerin şehit olduğu noktada toplanmış, onların günlüklerinden alıntı yapılarak hazırlanmış söylevleri dinlediler.
Bir konuşmacı anlatıyordu: "Atalarımız, dünyanın bir ucundan, hem de gönüllü olarak buraya neden geldiler? Çünkü macerayı seviyorlardı. Çünkü yeni ülkeler görmek istiyorlardı. Ama işte tam burada, burada macera olmadığını, buz gibi ölümle yüzyüze gelince anladılar. Düşman tepeleri tutmuştu ve cesurca savaşıyordu. Siperleri derin kazmalarına rağmen sağda solda, kucaklarında yaşamlarını yitiren arkadaşlarını görüyorlardı. Üç gün bir cehennem azabı yaşandı. Bu sabah bizler de onların neler hissettiğini anlamak ve yaşamak için burada bulunuyoruz. Korkuyorlardı. Evet, korkmuşlardı. Ölümü hiç beklemediği anda, bu kadar yakınında hisseden herkesin korkacağı gibi korkmuşlardı. Daha 20 yaşlarındaydılar. Anne, baba tanıdık ve arkadaşlarından uzaktaydılar. Düşman acımasızdı. Tepeden mehtap, aynı şimdiki gibi yükseliyordu. Burada, tam bu noktada Avustralya ve Yeni Zelandalı 800 asker omuz omuza çarpışarak öldü." Türk kara kuvvetlerinden bir kurmay binbaşı, mikrofona gelerek Mustafa Kemal'in o çok manidar, oğlunu kaybetmiş annelere olan mesajı okudu. Sonra altı parçalık bir bando dini melodiler çaldı. Halk eşlik etti. Papazlar dualar okumaya başladılar. Son duada şöyle temennide bulunuluyordu: "Tanrım. İnsanlar arasına nifaklar sokulmasın. Bölünmeler olmasın. Tam bir barış, birlik ve beraberlik içinde yaşam devam etsin." Ben de hepimiz gibi bu duaya 'Amin' diyorum.
Bu yaz o yöreden her geçtiğimde dün sabaha karşı gördüğüm manzarayı hatırlamaya çalışacağım ama hatırlayabileceğimi hiç sanmıyorum. Neden? Çünkü hava sıcacık, doğa çok güzel, etrafta kuşlar ötüyor, denizde balıklar zıplıyor, belki bir kır köpeği havlıyor, denizin tatlı fısırtısı, uzakta Gökçeada'nın silueti... Tüm şehitlerimizi şükran, minnet ve rahmetle anıyorum. Şayet ruhumda neşeli bir türkü tutturabiliyorsam, onların sayesinde olduğunu bildiğimdendir!
Anzak günü ve hatırlama!
Billur turkuaz renkli sularıyla, arada bir doğanın gelişigüzel serpiştirdiği zeytin ve iğde ağaçlarıyla, insanoğlunun muntazam yerleştirdiği düzenli
Haberin Devamı

