Güle güle aziz dostum Pasiner!

22 Nisan 2003

Papa Hemingway'e benzer tarafları vardı Ali'nin. Her şeyin en iyisini bilen İstanbul, Osmanlı, Paris, Lozan, Monte Carlo kültüründe rahat, balık ve olta üzerine yoğunlaşmış, kitaplar yazan, yayına hazırlayan, konferanslar veren, doğaya saygılı, harikulade armonika üfleyerek caz yapan, Tony Bennett hayranı, kültürlü, dost canlısı, Atatürkçü, çok çaplı bir "Baba" kişilikti Ali.Los Angeles'ta otururken Türkiye'yi tanıtıcı bir etkinlik yapmak istediğimde Ali'yi aramış, ülkenin tekne turizmi ve balıkçılık konusundaki potansiyelini Amerikalılara duyurmak istediğimi belirtmiştim."Above&Below the Turkish Waters - Türkiye Sularının Üstü ve Altı" adı altında ülkenin sayılı marina uzmanlarından Erbil Töre ile bir konferans hazırlamalarını rica etmiştim.Kılıç kalkan ekibinin dışına çıkacaktık! California'nın belli başlı yat kulüp üyelerine unutamayacakları geceler yaşatacaktık. Sırayla California Yacht Club, Redondo Beach Harbour Yacht Club, Newport Beach Yacht Club ve yat kulüplerinin anası sayılan ve America's Cup'ı o yıl kazanmış (Dennis O'Conner) San Diego Yacht Club'ta yemekli geceler hazırlatmıştım.Tam tahmin erliğim gibi Ali ve Erbil müthiş profesyonel bir hazırlık sonucu slide show ve özgün müzikli bir programı Amerikalı yat meraklılarına sundular. Aradan üç yıl geçtikten sonra Ali Özgün, LAX Havalimanı'ndan İstanbul'a gelirken kuyruğun uzunluğunu farkedince önündeki hanıma, nereye seyahat ettiklerini soruyor. Hanım, "45 kişilik grubumuz, Türkiye'de Ege Denizi'nde yat seferine çıkıyoruz. Bundan 3 sene önce kulübümüzde bir konferans verilmişti. Biz de ona uyarak Türk kıyılarını keşfetmeye gidiyoruz" diyor.İki boğazın sularıPasiner, merkezi Florida'da bulunan International Gamefish Association'ın tek Türk üyesiydi. Balıkçılık konusunda bu önemli kuruluşun hazırladığı ansiklopedide, Türkiye açık deniz ve kıyılarının balıkları bölümünü hazırlamıştı.Young&Rubicam Reklamevi'nden emekli olduktan sonra bazı kitapları yayına hazırladı, bazı kitapları da bizzat yazdı. Hazırladıkları şunlardır: "Aşçıların Sığınağı" (Tarihteki ilk Osmanlı yemek kitabı. Galler Prensi Charles'ın eline geçmiş ve Ali ile irtibat kurmuştur). Hüseyin Hatemi ile hazırladığı "Ağrı", "Türk Çeyiz Sandıkları", "Denizlerin Güzelleri" (Kıyılarımızda inşa edilen teknelerle ilgili). Pasiner'in kendi yazdıktan da şunlardır: "Balık ve Olta", "İki Boğazın Suları", "Amatör Balıkçı'nın Cep Kitabı" ve henüz basılmamış son çalışmaları "Büyükada 1936-1956" ve "Balık Yemekleri" (İnşallah bunlar da gazetede tefrika olarak yayınlanır).Seddülbahir'de haziran ortalarında balıklar kıyı şeridinde zıplamaya başlarlar. Sahne şöyle: Ben cam gibi suda çeneme kadar gömülüyüm. Bembeyaz kumda bağdaş kurmuş oturuyorum. Çok yakınımda bir balık zıplar, arkadan bir daha bir daha... Hemen koşar istanbul'dan Ali ve Sema'yı ararım:"Çabuk çocuklar gelin buraya, balıklar zıplamaya başladı!" Ali gelir, fiber teknesinde oğlu Ali Kemal ile kaşık'a çıkar. Akşama pembe sinaritler sofraları süsler! Domatesi dilimledikten sonra hafif sızma zeytinyağı, biraz tuz ve limonlu kekikle süslemeden yemez Ali Pasiner. Limonlu kekik de illa Behramkale Assos'tan olacaktır, başkası yaramaz!Ali harikulade hikâye anlatırdı. Örnek vereyim: "Antalya civarında bir koydaydık. Güneş batmak üzereydi. Sular ayna gibiydi. Oltanın ucundaki canavar çekiyor, biz de inatla bırakmıyorduk. Sonra vazgeçtik, olta kestik. Motorla koydan çıkıyorduk ki tam arkamızdan balık 5 metre havaya sıçradı, bize selam verdi. Teşekkür edip sulara daldı."Güle güle Pasiner, saygı ve teşekkürlerimizle, güle güle!

Devamını Oku

45'ini geçenlere duyurulur!

21 Nisan 2003

Birisi sarışın, diğeri kumral, ikisi de şık ve bakımlıydılar. Hallerinden eski dost oldukları anlaşılıyordu.Garson yaklaştı."Bana bir tabak çiroz salatası, bir de buz gibi Miller lütfen" dedi kumral olanı.Sarışın olanı ise, "Bana da... Ne yiyeyim bilmiyorum ki... Bir Sezar getirin, yanında da bir Miller" dedi.Garson siparişleri alıp uzaklaşınca koyu bir sohbete daldılar. Yüksek sesle konuşmayı ikisi de seviyordu. Konuşmalarını üç masa öteden duyabiliyordum."İsmail Bey'i duydun mu?""Ne olmuş?""Kalbinde bir sorun varmış. Anjiyo çekilmiş, galiba by-pass yapılacak.""Kriz mi gelmiş?""Hayır ama biliyorsun, onun gönül ilişkileri eşi Sevim'den ötelere savruluyor ya...""Altı aydan bu yana yaşadığı macerayı biliyorum ama bununla ne alakası var?"Stepnede bir ilişki"Varmış işte. Doktor söylemiş. Demiş ki: 'Aile dışı aşk ilişkisi yaşayanlarda çok görülen bir durum.' İsmail'in derhal bu serüvene son vermesini istemiş.""Yapma yahu? Eşini aldatanlarda mı meydana gelirmiş bu rahatsızlık?""Tabii. Normal değil mi sence? Hem evlisin hem de stepnede bir ilişki. Olayın yarattığı stresi düşünebiliyor musun?""Bu da kalbe yansıyor demek?""Hem de nasıl yansıyor! Bak şimdi by-pass'lar, my-pass'lar! Zavallı Sevim, kızın şu başına gelenlere bakar mısın?""Dur dur aklıma bir şey geldi.""Ne geldi?""Sevim de bu doktora görünse iyi eder... Anladın mı?""Haaaa! O hikâye daha bitmedi mi?""Bitmedi tabii. Bu hikâyeleri yaşaya yaşaya bizimkiler hastanelere çok para ödeyeceğe benzer."Okuyucu mektubuÇevre konusunda herkes duyarlı olmalı* Beşiktaş çevresinde iki sorun var. Conrad Otel'e gidiş yolu üzerindeki caminin yanında bulunan iki tarihi binanın duvarları yıkılarak bahçelerine asfalt döküldü ve otopark yapıldı. Şikâyetlere kulak asılmadığına göre işbirliği mi var? Beşiktaş vapur iskelesinde kokoreç kokusundan geçilmemektedir, Ramazan'da bile! Ayrıca iskele girişinin sağ yanını, büfe olarak kullanılan bir minibüs işgal etmiş. Kaçak elektrik, atık kirli sular, geçişleri engellemekte... Bana, bunların "ekmek kavgası" olduğu teziyle karşı çıkmayın lütfen! (Balmumcu'dan İsmail Akman)* Hassas bir konuyu içeren mesajınızı köşemize alıyoruz.Tarihî yapı sahiplerinin maddi yetersizlikler içerisinde olmalarından kaynaklanan bir sorun mudur yaşanan? Keşke o güzel ve yeşil sokak, restore edilmiş tertemiz bina ve bahçelerle yaşamaya devam edebilse. Duyarlı bir vatandaş olduğunuz için sizi kutluyor, yetkililerden açıklama beklediğimizi belirtiyorum.

Devamını Oku

Molladavut'a su gidecek mi?

20 Nisan 2003

Geçenlerde Delta Havayolları'nın biriktirdiği parayla alınmış okul eşyalarını Erzurum'un Hınıs ilçesine bizzat götürmüş arkadaşlarımla ilgili yazıyı hatırlayanlarınız olabilir. O metinde arkadaşlarım yörede temizlik alışkanlıklarının henüz tam yerine oturmadığı tarzında bir ifade kullanmışlardı. Bu yazı üzerine muhtardan gelen mesajı şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum:"Ben, Erzurum ili Hınıs ilçesi Molladavut Köyü Muhtarı Şerafettin Yeğin'im. Geçen gün sizin köşenizde çıkan müracaat üzerine bizim okula yardım için geldiler buralara. Eksik olmasınlar. Katkısı olan herkese teşekkür ederiz. Bizlere bakıp da temizlik alışkanlığı üzerine de bir kaç söz söylenmiş. Buna açıklık getirmek isterim. Civarımda hiçbir köyde içme suyu ve kanalizasyon yok. Temizlik bile, taşıma suyla yapılır. Yollarımızın hepsi topraktır. Yağmurlar bir başladı mı her taraf çamur deryası olur.18 yaşımda muhtar oldum. 4 yıldır içme suyu için çalışıyorum. Yani Hınıs, Tekman, Karayazı ve Karaçoban ilçe ve köylerinde yaşayan güney ilçeleri olarak tabir edilen insanlar, Kürt olduğumuz için Erzurum'daki siyasetçileri ve bürokratları aşamıyoruz. Hizmetin yüzde 95'i merkez ve kuzey ilçelerine gidiyor. Hal böyle olunca bölgenin en çok su kaynağına sahibiz ama kullanamıyoruz.Su akar, Kürt bakar, misali.İstanbullu bayanlar Türkiye'nin en kibar hanımlarıdır, İstanbul'a defalarca geldim. Hatta birisiyle evlenecektim. Kısmet olmadı..."Sayın muhtara bu mesajı için çok teşekkür ediyorum. Benim, yıllardır değerli Aziz Nesin'in ileri sürdüğü Türk halkının yüzde 60'inin aptal olduğu fikrine hiç katılmadığıma işaret ederek, o şartlar altında hangi ırk veya insan topluluğu yaşamak zorunda bırakılsaydı aynı tepkiyi verirdi mesajıma geçmek istiyorum.Tatlıses'in söylediği de buraya cuk oturuyor. "Urfa'da Oxford vardı da biz mi gitmedik?"Evet sayın muhtarın bir fikri veya önyargısı var. Özetle diyor ki: "Kürt olduğumuz için bize hizmet gelmiyor." Ben buna inanmak istemiyorum. Yurdun birçok köşesinden susuzluk mesajları geliyor. Ben de bunu hem ekrandan hem bu köşemden defalarca dile getirdim ve gördüğünüz gibi de getirmeye devam ediyorum.Sayın Devlet Planlama Teşkilatı planlamacıları, Sayın DSİ yetkilileri, Sayın Erzurum milletvekilleri! Sayın herkes! Molladavut Muhtarı Sayın Şerafettin bey mi doğru düşünüyor, yoksa ben mi?Rica ediyorum, okuyuculanmla beni aydınlatınız. Cevaplarınızı bu köşede yayınlayacağız. Molladavut Köyü'ne su getirme projesi var mı?Eminim ki vardır. Ama hangi tarihte? Bu müjdeyi verebilir miyiz?Nefesimi tuttum, bekliyorum!Okuyucu mektubuHanımlardan destek rica ediyoruz...* KESK'li kadınlar olarak Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) "Annelik Koruması" sözleşmesinin imzalanması ve sözleşmeye uygun yapısal düzenlemenin gerçekleşmesi için bir kampanya yürütüyoruz. Hamilelik sebebiyle işten çıkarmalara karşı, 14 haftadan az olmayacak izin, eski işle eşdeğer bir işe dönmesi, "risk" taşıyan işte çalışmaması ve hak kaybına uğramaması için uğraşıyoruz. Desteklenmesi İçin yardımlarınızı rica ediyoruz. Faks: 0312-417 04 76 e-mail: Misküer@basbakanlik,gov.tr (Sevgi Goyce)* Sizleri destekliyorum. Ancak hanımlar o zor dönemi anlarlar. Tüm hanımlardan ve hanım kuruluşlarından bu desteği rica ediyorum, istenen haklar son derece makul ve geçerli. Şimdi sıra bizde. Faks ve e-postalarınızı lütfen yukarıdaki adres ve numaraya gönderin.

Devamını Oku

Öğrencinin çalışması faydalı mı?

19 Nisan 2003

Bana Kapalıçarşı'nın en meşhur mücevhercisinden bir çift küpe hediye etseniz, aşağıdaki mesajı aldığım andaki kadar mutlu olamam! Sizinle paylaşıyorum:"Ben ve üç arkadaşım üniversite öğrencileriyiz. Birimiz iktisat, diğerimiz endüstri mühendisliği, öbür arkadaş da inşaat mühendisliği okuyor.Köşenizde, iş kurmak isteyen gençlere öneriler başlığı altında bir yazı yazdığınızı hatırlıyoruz. Bizler boş zamanlanmızı kağıt oynayarak geçirmek istemiyoruz. Öğrencilik yaparken boş vakitler yaratıp geleceğimizi planlamak ve kendimize yaşam standardı yüksek bir gelecek hazırlamak istiyoruz. Ancak ne gibi bir iş kuracağımızı bulamadık! Bu belirsizlik bizi karamsarlığa sürükledi ama birbirimize inancımız sarsılmadı. Siz o yazınızda neler önermiştiniz? Lütfen bir kopyasını yollar mısınız? Çok teşekkür ederiz." Türkiye'nin her köşesindeki öğrencilerin lise birinci sınıfından itibaren, hem çalışmasının hem de okula gitmesinin kendileri ve ülke için yararlı olduğuna inanıyorum.Bu işler part time da olabilir, full time da olabilir. Yeter ki okul dışındaki vakitlerinin çoğu bir hedef uğruna sarfedilsin ve ay sonunda, küçük de olsa bir gelir kazanılsın. Bayan veya erkek hiç farketmez. Bazı arkadaşlara dersler ağır gelip çalışamazsa bunu anlarım. Bazılarına da ağır gelmez ve her iki faaliyeti birden yürütülebilirse, sadece kutlar alnından öperim! Lise ve üniversite müfredatları öylesine pratik ve anlaşılır bir biçime getirilmeli ki, gençler yaratabilecekleri zaman süresinde isterlerse çalışabilmeliler. Gece üniversiteleri ülkemizde yaygın olarak uygulanmalıdır.Ben bu üç arkadaşımın yerinde olsam, ne iş yapardım? Bir arkdaşımın derhal şahıs şirketi kurmasını isterdim. Bu tip bir şirket çok çabuk kurulabiliyor. Bunu gerçekleştirecek muhasebe firmaları var. Böylelikle hem kayıt yapılabiliyor hem de fatura kesilebiliyor. Evinizin bir bölümü iş adresi olarak gösterilebiliniyor.Avrupa'dan ve Amerika'dan, Bauhaus'dan, Metro'dan kataloglar alır, ithal mal satan dükkanlan gezer, her eşyayı incelerdim. Hangisini ülkemizde yapabiliriz? Öyle usta marangoz ve metal işçilerimiz var ki, şaşar kalırsınız. Bir imalat konusunda karar kılar, sonra piyasa araştırmasına başlardım. Şu anda bu imalat yapılıyor mu, yoksa ithal mi ediliyor. Baktınız tünelin ucunda hafif bir ışık var, o zaman bu işi yapabilecek ustayı bulurdum. Örneğin Çağlayan'da yukarıdaki her iki konuda da usta arkadaşlarımız var.Önemli olan maliyet hesaplamasının üzerine yüksek kârlar koymamak ve gece-gündüz demeden, tatil, dans, kız ve erkek arkadaşlar demeden, işe koyulmak. Size rampa olacak fikirler sunmaya çalıştım. Hayallerinizi işletin! Bana danıştığınız için de teşekkür eder size basanlar dilerim.Okuyucu mektubuBaşbakanlık bursları ne zaman ödenecek?* Öğrencilerin Başbakanlık burslarının ödemeleri ertelenmektedir. Sebebini bilmek istiyoruz. (Ali Şahin ve Eray Güven)* 3 aydır Başbakanlık bursları ödenmiyor. Maalesef devlet büyüklerimiz eğitim ve sağlıktan sürekli kesinti yapıp mali imkanları başka yerlerde kullanıyorlar. Yurt ücreti arttı ama Kredi Yurtlar Kurumu verdiği öğrenim kredisini arttırmadı. (Çevik Bekir-Gazi Üniversitesi)Başbakanlık bursları konusunda gelen sayısız şikayeti uzun zamandır bu kösede yansıtmaktayız. Ben, "Devlet büyüklerinin eğitimden kesinti yapıp bunları başka yerlerde kullanıyorlar" iddianıza katılamam. Ama öğrencilerin bursları bence bir değil birkaç liste bile olsa, ön sıralarda yerini bulmayı hakettiğine İnanıyorum. Tek istediğim, yetkililerin bir an evvel bu konuda bir açıklama yapmaları ve zor durumda olan bu öğrencilere ışık tutmalarıdır.

Devamını Oku

"Haftalık" zımba gibi geldi!

18 Nisan 2003

Haftalık dergisi bundan böyle her perşembe evimize, işyerimize girecek. Neden? Anlatayım. İlk nüshası geçtiğimiz perşembe çıkan "Haftalık"a bir kere kapaktan bayıldım. Sayın Demirel kahkahalar içerisinde, yanında gülmekten iki büklüm olmuş sevgili Cem Yılmaz! Şarjöre böyle bir karışım koyarsanız, ikisinin de 32 dişi ortaya çıkmışsa, hedefi 12'den vurmamanız mümkün değil.Bir kere o fotoğrafı çekeni ve seçeni tebrik ederim. Bu kapakla "Al beni!" diye bağırıyor dergi!Kapağın yarattığı heyecanla içeriye daldığımda, tam isteğim oldu. Benim ilk işim Demirel - Yılmaz yazısını okumaktı. Hiç aramadan, sormadan, sayfa 10'da hedefime kavuştum! Çoğunlukla dergiler kapak hikâyelerini, "Televole tarzı az sonra"larla, derginin tümü okunsun gibilerinden sonlara yerleştirirler. Bu da beni çok sinir eder. Sayfa 10'da bol resim ve yazıyla baş başaydım.Bir kere Sayın Demirel'in her zamanki hükümranlığıyla kontrolü eline almış olduğu söyleşiyi okurken bu çok deneyimli, hitabet uzmanı siyasimizin görüşlerinin değerini bir kez daha anladım. Nekre'nin önemini vurguluyordu. Bence Türkiye'nin iç-dış borçları kadar önemli bu konu. Siyasilerimiz nekreci olmak mecburiyetindeler. Aslında düşünürsen, Türk halkının tümü nekreci olmalı. Nasıl olunur? Yıllardır liderliğimizi yapmış Cumhurbaşkanımız, bunu bizlere neden aşılamadı? Kendisine ve özel söyleşilere saklanmaması gereken bir nitelik. Tayyip Bey? Sayın Gül?Sanmam. Meclis Başkanımız? Nasıl? Sayın Sezer? Deli misin sen? "Nedir bu nekrecilik?" diyenlerin derhal "Haftalık"ı bulup bu söyleşiyi okumaları gerek. Clinton'ın son klibini görüp güldüğünüzü hatırlıyor musunuz? İşte o gibi şeylerle alâkalı.Ali Taran. İşte gün geçtikçe efsaneleşen, bizi meraktan çatlatan yaratıcı dahi. Söyleşi? Yok! Neden? Vermiyorlar! Adeta bir Greta Garbo sendromu. Ama garip olan ne?Garbo'nun saklayacağı bir durum vardı. Son zamanlarında Howard Hughes. "Acaba?" diyorum! Saygıyla kurcalamıyorum.Kıskançlık Koğuşu, cezaevlerindeki kader kurbanlarıyla yapılmış dört söyleşi! İlginç.Gay arkadaşlarımıza bir değil iki kez hitap ediliyor. Sonra Nazif Topçuoğlu ve "Yerli Lolitalar."Cihan Ünal'ın birinci kızı Irmak ile söyleşi ve Amerikalı damadını tanıyınca Cihan Bey'in, "Sonunda benim de aslanlar gibi bir oğlum oldu" demesi! Alo?"Sen de mi Brütüs?" Manavgat'ın boşa akması gibi bir duygu!Vajina estetiği yaptırmak isteyenler! Buyrunuz. Özcan Deniz tablolarında grafiker arkadaşım, Norman Rockwell'in çalışmasından faydalanmış. Neden olmasın?Music mix gibi. Yaşar Kemal, Türkan Hanım'a benzetilen Zeliha Sürücü, daha neler neler.Aman unutmadan vurgulayayım. Son sayfada Hasan Kaçan çalışması! Harikulade! Kahkahayla başladınız, kahkahayla bitiriyorsunuz.!İlk tepkim, bravo! Bütün hafta hiç TV'ye bakmasam, radyo dinlemesem, gazetede okumasam siyasi, ticari ve sanatsal ana başlıkları bir tek "Haftalık"ı okumakla öğrenebilirim. Ama bir kerede tav olmam!Güvenmek için aynı standardı 8 hafta devam ettirip ettirmeyeceğinize bakacağım.Derginizi birkaç gence dağıttım. Bir eksiklik hissettiler.Söylüyorum: "Bir basan hikâyesi olsun. Bizi motive edecek, bize ümit verecek, takip edeceğimiz başarılı genç bir bayan veya bey hikâyesi. Tek sayfa bir resim hikâye, yeter" Beden yansıtması!

Devamını Oku

Kahkahanızı derine gömmeyin!

17 Nisan 2003

Adım Melek. 19 yaşındayım. A. Ö. F. işletme 2. sınıf öğrencisiyim. Bir iş yerinde de sekreterlik yapıyorum. Çok mutsuzum. Her sabah 08.00-09.00 arası minibüse doluşup gidiyorum. Benim için işkence. O kadar çok gururum kırılıyor ki! Ahıra hayvan tıkar gibi bizleri minibüse bindiriyorlar. Mecburiyetten biniyorum. Böyle bir rezalete katlandığım için kendimden nefret ediyorum. Keşke ben de sizin gibi olabilsem. Gül budadığınızı ve onların açışlarını sabırsızlıkla beklediğinizi yazıyorsunuz. Ben de sizin gibi olabilsem. Değilim!"Canım, canım Melek!Sabırsız, heyecanlı ama tam olması gerektiği gibi olan kızım! İnanmayacaksınız ama sizin yaşınızda, ben de aynı sizin gibi minibüse binip iş yerime gidiyordum. Hem de çok eski, boyası dökülmüş, çamurlukları eğri büğrü, mavi beyaz bir minibüstü bu! Ama bir şeyin farkındaydım. Otobüsten iyiydi. Çünkü otobüs o kadar çok durakta durup kalkıyordu ki, yola yanm saat evvel çıkmak gerekiyordu. Minibüs benim kurtarıcım oldu. Gelelim iş hayatıma. Aynı sizin gibi çalışıyordum. Hem de "yedek parça" bölümünde! Onun ne demek olduğunu bilen bilir. Civata, somun, krank, şaft daha neler neler! Kendimi bıraksaydım sizin gibi duygulara kapılabilirdim. Ama yapmadım. Ayakta kalabilmek için bu parçaların kullanıldığı gemi ana makinelerini öğrenmeye çalıştım. Somun nereye takılıyordu? Civata ne işe yarardı? Böylece işime saygı duymaya başladım.Sinema, tiyatro ve klasik müzik konserlerine gitmeye bayılıyordum. "Yeni Dalga" Fransız filmlerini çeviren yönetmenin ve senaristin hedeflerini kavrayamıyor ama kendi kendime mesajlar yaratabiliyordum. "Ahhhh! Ohhhlı! Muhteşem" diye izlediğim bir sürü saçma sapan filme gittim. Bu anlarda hayal gücüm uçar giderdi. Yaşam, avucuma ne doldurmuşsa, heyecanla karşılardım. Sobalı evlerdeydik. Sabah burnum donmuş uyanır, musluktan sular 'demir' gibi akardı. Ama ileride kaloriferliye geçince daha çok takdir ettim.Dünlerime bakınca bir şeyin farkına varıyorum. Çektiğim her üzüntü, dar günler, yaşantımda işe yaradılar! Size de yarayacağını biliyorum.İçinizde benimkine benzeyen bir 'hırs' da seziyorum. Okul bitecek! İngilizce öğrenilecek. Bilgisayar kullanılacak. Ama bu arada güleryüzlü, derin düşünceli ve olumlu yaklaşımlı olacaksınız. Sizin avantajlarınızı sayıyorum: Gençsiniz, eğitim alıyorsunuz, okurken çalışıyorsunuz!Bu aynı anda iki lisan öğrenmek gibi bir durumdur! Çalışmayan arkadaşlarınızdan çok daha kıvrak bir zekânız olduğuna kalıbımı basarım. Kazandığınız o maaşla çok gururlanmaksınız. Bu size güven verir, şahsiyetinizi yerleştirir, olgunlaştım. Daha deneyim dolu ve konuşacak konusu olan bir eş, daha yapıcı bir anne olacaksınız!Şimdi en önemlisine geldim. Kahkahanızı sakın derinlere gömmeyin! İlk fırsatta çıksın ortaya! O zaman başarı sizindir, şüpheniz olmasın!Dikkat... Dikkat...Boğaz'da kendinize bir iskele seçin!"Evde canım sıkılıyor" diyenlere tavsiyem var, Boğaz'da bir iskele seçiniz, Arnavutköy, Bebek, Kandilli, Anadoluhisarı, Kanlıca'dan herhangi biri olabilir. Saat başı uğrayan küçük ve sempatik vapura binip karşıya geçiniz, Anadolu tarafındakiler Arnavutköy, Bebek'te, Rumeli'dekiler Kanlıca ve diğer küçük köylerde, hem gezinebilirler, hem çay içebilir, hem de midye ve patates tava yiyip "Ohh be, dünya varmış" diyebilirler. Cep yakmayan bir hareketlilik! A. Ö.

Devamını Oku

Bu elbise bize uyacak mı?

16 Nisan 2003

Evlerin, apartman dairelerinin "mescit" olarak kullanılma ihtiyacı AB ülkelerinde başladı. Yeterli cami olmamasından kaynaklanan bir ihtiyaç zannediyordum.76.000 caminin kullanıma açık olduğu Türkiye'de buna ihtiyaç neden duyulur? Mescit derken tarikat faaliyetleri mi kastediliyor?AB uyum yasaları gereği mi yerine getirilmekte? Civarda yeterli ibadet evi olmayan demokratik ülkelerin insan haklarına uyum sağlanması gereğiyle öngörülen bir izin, bizde suiistimale açık bir konuma gelir mi? Geçmişteki Hizbullah örneğine baktığımızda getirildiğini görüyoruz. Şayet Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül'ün imzasıyla Adalet Bakanlığı'na gönderilen taslak, AB uyum yasaları gereği ise AB'ye gösterilebilecek geçmiş vahşi olaylar bu yasanın Türkiye'de işletilmesinde tehlikeler içerebileceği hususunda rahatlıkla anlaşılabilir durumda izah edilemez mi? Yoksa fazla mı tepki gösteriyoruz? Buna da "olabilir" dememiz mi bekleniyor? İleride, bugün kültür birikimimize uygun düşmeyecek yasalar da zorunlu biçimde çıkanlınca, toplum olarak heyecanlanıp "Bu kadarı da olmaz!" diye isyan etmemiz yanlış mı olacak? Hoşgörü ve tolerans noktalarımızı yükseltmemiz gerek de bizler mi farkında değiliz?Türkiye'nin yeniden bir Hizbullah faciası yaşama olasılığı var mıdır? Gonca Kuriş ve diğerlerinin öldürülme gerekçelerini ve gömülme biçimlerini henüz unutmadık!Çıkarılmaya çalışılan bu yasa, o günlerde yürürlükte olsaydı Hizbullah akımı daha rahat genişleyebilir miydi? O günden bugüne Türkiye'de eğitim seviyelerimiz ne kadar artti? İş ve aş sorunu halloldu mu? Daha yoğun bir kontrol mekanizması kurulabilinir mi? AB uyum yasaları gereğince daha neleri tolere etmemiz şart? Bu elbise bize uyacak mı?Okuyucu mektubuİş Bankası, temettülere açıklık getirdi!Cana Atınç (Md.), Ömer Turhan (Md. Yrd.)* 3 Nisan tarihinde köşenizde yer alan "İş Bankası elemanlarına değer verir" başlıklı yazınızla ilgili olarak, anonim şirketlerde her bilanço döneminde elde edilen kârın dağıtılıp dağıtılmamasına veya ne şekilde dağıtılacağına Ortaklar Genel Kurulu karar vermektedir. Son Genel Kurul'da da (28/3) 2002 yılında elde edilen kârdan ortaklara ve çalışanlara temettü dağıtılmamasına karar verilmiştir. Yönetici ve diğer çalışanlar arasında şimdiye dek ayrım hiç yapılmamıştır ve bu hukuken de mümkün değildir. Müşteri, çalışan ve emeklilerin refahını ön planda tutan bankamız, ekonomik şartların yarattığı bu zorunlu önlemi almıştır. Bu durum, genel personel politikasını etkilemeyecektir.* Cevabınızı kısaltarak yayınlıyorum. Bilgi için teşekkürler. Ne düşünüyorum biliyor musunuz? Ben ortaklar Genel Kurulu'nda olsam, bu zor günlerde çalışanlara, kârdan sembolik de olsa temettü dağıtılması için müthiş bir kavga verirdim. Kâr marjları nerelerdedir bilmiyorum ama küçük bile olsa verirdim. Bu yaklaşım kâr marjlarınızı dibe indirip, ortalığı toz duman etmezdi ama çalışanlar öyle bir morale bürünürlerdi ki 2003'ün toplantısında hepiniz şaşırıp kalırdınız! Bence bu yanlış bir sistem. Çalışana hiç motivasyon sağlamıyor. Ortakların dudakları arasından alınan bu kararlar bana antika bir sistemi hatırlatıyor. Banka zararın eşiğinde bile olsa, gelecekte kâra geçmek istiyorsa çalışanlarına bu ödemeyi yapmalıdır. Çalışanlar ne ölçüde kâr sağlamışlarsa o ölçüde temettü almalılar. Aksi takdirde eski, "salla başını, al maaşını" sisteminden fark yok gibi geliyor bana. Ama ben ne bilirim ki?

Devamını Oku

"Ne giyse yakışır" var ya!

15 Nisan 2003

Benim kızım yaşındaydı. Uzun sarı meçli saçları gerdanından dalga dalga dökülüp, omuzlarından arkaya geçip kayboluyordu. Yemyeşil büyük gözleriyle bakıyor ve ipek gibi beyaz teni sabah güneşinde pürüzsüz parlıyordu. Üzerinde mini etekli, uzun ceketli, bej, güderi bir döpiyes, içinde de bedenini sarıp sarmalamış bordo-bej karışımı bir bluz görünüyordu. İnce biyeli yüksek topuklu ayakkabıları vardı. Güldüğünde görülen bembeyaz, muntazam dişlerin porselen olmadığına inanmazdınız ama kendi dişleriydi."Depresyondan çıktın mı?" "Sayılmam. Aman Allahım!" "Ne oldu?""Geçen sene bu zamanları hatırlıyorum da! Yataktan çıkmaz olmuştum!""Neler hissediyordun?""Yaşamda yapacak işim kalmadığına inanmak. Kimseyle görüşmek istememek. Devamlı ağlama, yemek yeme arzusu ve devamlı bir suçluluk duygusu. Kusma, kilo alma korkusu... İşte öyle duygular.""Kilo aldın mı?" "Almaz olur muyum? 36 bedenden 42'ye çıktım!İnanabiliyor musunuz?" "Şimdi kaç bedensin?" "Kıyafete göre değişiyor. Bazen 38 ama bazı kalıplarda 40 olabiliyor.""Bununla rahat mısın?" "Sayılmam. Aynaya baktığımda bedenimin bazı yerleri gözüme batıyor. Kalçalarım geniş görünüyor. Oysa incecik olmalıyım. Dedim ya! Daha depresyondan tam çıkmadım!""Eskiden neler yerdin?""Yemezdim. Sabah ağzıma bir küçük parça çikolata atsam bütün gün başka bir şey yemezdim. Hergün 3 saat jimnastik salonundaydım. Devamlı su içerdim. Oysa suyu da orama burama oturur gibi hissederdim. Ama bir gün, baygınlık gibi bir durum yaşadım ve doktora gittim. Yeme sistemim bozuk olduğu için depresyona girmeye başlamışım. Sebze ve tavuk yemeye başladım. Meyvelere dadandım. Hemen kilolar oturmaya başladı. Ama bugün daha iyiyim.Bu kilo sorununun önemli olmadığını anladım. Artık günde 3-4 gazete okuyorum. Bir akadaşımla klasik romanların filmlerini izliyorum. Filmin sonunda olayları, karakterleri konuşup, beyin jimnastiği yapıyoruz. Irak savaşıyla çok ilgiliyim.Bir de antika eşyalara merak sardım. Kitaplar okuyorum. Bedesteni, Horhor'u geziyorum. Ama 34-36 giyinmenin zevkini de unutmuyorum! Ne giysen, var ya!"Okuyucu mektubuFirma kapanmışsa ana para nereden alınacak?* Yaklaşık 4-5 yıl boyunca "Tasarruf Teşvik Kesintisi" uygulanan ancak şu anda herhangi bîr kurumda çalışmayan birinin söz konusu ana parasını alma işlemi hangi kurumdan ve hangi koşullarda yapılabilir? Bu gibi durumlarda kesintinin yapıldığı firmaya başvurulması gerektiğim sanıyorum. Ya o firma kapanmışsa? (Seda Berk)* Çok haklısınız, çünkü son yıllarda yaşamak zorunda bırakıldığımız krizlerden dolayı sayısız iş yeri kapısına kilidi vurdu. Okurumuzun söylediği durumda olanlar nereye başvuracak, iş yerlerini kapatan bazı işverenler ise başka ülkelere göç ettiler. Yine yetkililerden açıklama bekleniyor.

Devamını Oku