Öğrenciler öğretmenlerini değerlendirebilirler mi?

6 Nisan 2003

Kanal D'de haftada bir ekrana gelen, önemli kişilerin konuk olarak öğrenciler karşısında konuştuğu bir program var ya? Geçenlerde o programda yeni Milli Eğitim Bakanımız Sayın Hüseyin Çelik konuk olmuş, öğrencilerin çeşitli sorularını yanıtlamıştı. Bir öğrenci sorusunu elindeki yazılı kağıttan okuduğu için sunucu tarafından "eleştirilmiş" ve soru yanıt bulamamıştı. Soru şöyleydi: "Acaba öğrenciler, öğretmenlerine karne verebilirler mi veya değerlendirebilirler mi?"İlerlemiş yaşlarımda ABD'de üniversiteye giderken bir uygulamayla karşılaşmıştım ve sizlerle paylaşmak isterim. Bir gün ders profesörümüz yerine o dersin dekanı girmişti. Elindeki kağıt ve zarflan hepimize dağıttı ve şunları söyledi: "Elinizdeki kağıtta bulunan sorulara işaretleyerek cevap veriniz. Kağıda adınızı veya soyadınızı yazmayınız. Sonra katlayıp verdiğim zarfa yerleştirip, yapıştırıp benim ofisime bırakınız. Bu öğretmenler için bir değerlendirme formudur ve doğru Sacramento'daki Milli Eğitim Bakanlığı na gidecektir. Görüşleriniz alınması bizler için çok önemlidir. Yanıtlarınızın dürüst ve samimi olmasını rica ederim."Soru formunun başına ders ve profesörün adı önceden yazılmıştı. Seçmeli cevaplar vardı. Aklımda kaldığı kadanyla bazı sorular şöyleydi:1- Bu dersi size veren öğretmeninizin her anlattığını anlayabiliyor musunuz?2- Dersi anlamadığınız zaman, rahatlıkla öğretmeninizden bir kaç kez daha anlatmasını isteyebiliyor musunuz?3- Anlatırken kullandığı ifadeler size yabancı geliyor mu?4- Sizce öğretmeniniz ders konusuna hakim mi?5- Sizce öğretmeniniz ders öğretim konusunda verimli mi?6- Sizce öğretmeninizin daha verimli olabilmesi için ne gibi değişiklikler yapması gerekir?Aynı uygulamayı ülkemizde görmek isterim. 500 kişilik bir sınıfta 350 öğrenci zayıf alıyorsa, öğretmende hata olduğunun anlaşılacağı bir eğitim sistemine kavuşmamızı diliyorum. Olumsuz sicilli öğretmenlerin 1-2 sömestr tatile çıkarılıp, yerlerine genç yeteneklerin denenmesini sağlayan bir sistem istiyorum.Okuyucu mektubuSayın Mehmet Yıldırım'dan cevap geldi* (Özetle) yazınızı okudum. Olayın tamamı basında yanlış aktarılmış. Kemal Derviş'i konuşurken, daha sonra söylediklerim haberlere yansımamış. Demiştim ki:"Derviş'in oturttuğu, yolsuzlukları bertaraf eden dürüst politikalar gereği kendisine çok borçluyuz." Ne onlar ne ben silah çekmedik. Bu tekzip değil, ikinci bir yazı da beklemiyorum. Başarılar.(CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım)* Haberi yapanların dikkatine sunuyorum.

Devamını Oku

Doktor Sinan Göker, gözlük ve lens kullanmaya son veriyor!

5 Nisan 2003

Oğlum Ali Özgün yıllardır lens kullanır. Yumuşak lens dedikleri cinsi kullanmasına rağmen bunlardan kurtulmak istediği zaman İstanbul'da bu işin uzmanı, kompetanı kimdir diye küçük bir araştırma yaptım. Çaldığım her kapı "Dr. Sinan Göker" adını verdi. Verilen adres Beşiktaş Fulya'daki İstanbul Cerrahi Hastanesi oldu. Suzan Ataman hanımın belirlediği tarih ve saatte gittik. Kendimizi olağanüstü bir kalabalık, arı kovanı gibi çalışan bir ortamda bulduk. Suzan hanım bir komputer isabetiyle aynı anda hem telefonları cevaplıyabilen, hem kapıdan sorulanlara yanıt veren, hem de Ali'den durumu hakkında bilgi toplayabilme yeteneğine sahip, ender insanlardan birisi. Dr. Sinan cıvıl cıvıl, masmavi gözlü, kıvır kıvır kahverengi saçlı, genç ve çok yakışıklı bir kişi. Bir tek hatası var, o da çok fazla çalışması. Mesleğine aşık bir doktor. Durumu size hiç abartmadan yansıtmak istiyorum. Gerekli damlalar Ali'nin gözlerine damlatıldıktan sonra yetkililer lazer tedavisi yapılacak odanın yanındaki bekleme odasına beni de aldılar. Odada Figen adında çok hoşsohbet bir hanım, Hollanda'lı bir bey, Danimarkalı bir bayan ve Almanya'dan gelmiş bir genç damlalanmış biçimde oturuyorlardı. Dr. Sinan'ın şöhreti besbelli sınırlarımızı aşmıştı! Yapılan tedavi işlemini monitörden izledim. Dr. Sinan bir kaç saniyede kornea'yı sıyırıyor ve bir dakika kadar da lazer uyguluyor. Sonra kornea yerli yerine geri örtülüyor ve "Dur ne var?" demeye kalmadan işlem bitiyor. Emekli Sandığı'na bağlı emeklilere ücretsiz katarakt ameliyatlarının yapıldığı bu kurumda vazifeli her doktor konusunun uzmanı ve çok değerli. Ertesi sabah tamponları çıkaran Ali etrafa bakınca, gözlerine inanamadı. Her şey net ve mükemmel görünüyordu. Teşekkürler sihirli ellere sahip Dr. Sinan Göker. Sağolun Suzan hanım ve İstanbul Cerrahi Hastanesi hemşire ve yetkilileri. Lens ve gözlükten kurtulmak isteyenlere hararetle tavsiye ederim.Okuyucu mektubuNasıl maaşlarının yarısını veriyorlar?• Koca koca adamlar Türkiye'nin borç ödemesiye ilgili alternatifler ürettiklerini zannediyorlar, Bir vatandaş borçlandığı zaman ne yapar? Önce arabasını satar, eşinin ve kendisinin ziynet eşyasını satar. Yetmedi mi evini, arsasını satar, bu da yetmezse eşyalarını satar ve masraflarını kısar. Borçlarını böylelikle öder. Ben, hükümetin benden almaya çalıştığı varlığımı doğru değerlendireceğini nereden bileyim? İkna edilmiş değilim, İşgal edilmiş arsalarda her bir Türk vatandaşının hakkı var. Bir araştıralım bakalım, devletin daha nerelerden alacakları var? Kaldırım taşları değiştirip yandaşa hizmet yapacaklarına hükümetin işgal ettiği yerleri vatandaşa ucuza satsalar olmaz mı?. Bir şey yaptıkları yok, ama isteyip duruyorlar. (İbrahim Ulusoy)Aylık maaşının yarısını vermeye hazır olanlara da ben şaşıyorum. Bugün bir milyon verip, geriye iade edilecek 50 bin liranın hesabını yapan insanlar, nasıl maaşlarının yarısını veriyorlar? Belli ki onlar zenginler ama fakiriz edebiyat yapıyorlar. Çünkü verebilmek mümkün değil!

Devamını Oku

Son günlerde dikkatimi çekenler

4 Nisan 2003

Modacı Dilek Hanef'in Paris çıkartması: "Collezione" moda dergisinin son sayısında Dilek Hanef'in bir eserini görünce çok gururlandım. Bu genç bayan küçüklüğünde annesinin mağazasında bulunmaktan zevk alır, dikiş, nakış işlerine küçücük yaşlardan beri ilgi duyarmış. Sonra kendi küçük butiğini kurarak işlerini geliştiren Hanef'in bugün Teşvikiye'deki mükellef merkezinde haute couture kulvarında olanca hızıyla koştuğunu gördüm. Ocak 2004 tarihinde dünya moda merkezi kabul edilen Paris'te kapsamlı bir defileye hazırlanmakta olan Hanef, ince taş ve incilerle işlenmiş nadide kumaşlardan yarattığı gece kıyafetleri ve gelinliklerle dünya sosyetesine eserlerini sunmaya hazırlanıyor. Daha çok dantel ve pastel renkli taş işlemeleri öne çıkan bu sanatçımızın pek yakında büyük bir marka olacağını kestirmek zor değil. Başarılar diliyorum.Irak'tan savaş görüntüleri: Geçen sabah NTV'de savaş muhabirleriyle yapılan bir söyleşide VATAN muhabiri Burak Kara'nın çektiği güzel fotoğrafların arasından biri beni çok etkiledi. Arkada, bombaların yarattığı ve masmavi bir göğü kapatmayı başaran kapkara dumanların önünde cami kubbesinin turkuaz çinili kubbesi kaosla kosmosun sembolü değildir de nedir? Burak Kara kardeşim birkaç saniye için kubbeye vuran güneşi o kadar güzel yakalamış ki hayran oldum ve sizlerle paylaşmak istedim. Bence ödüllük bir fotoğraftır ve yarışmalara katılmalıdır. Bravo Burak Kara!Marmara Grubu toplantıları devam ediyor: Geçen hafta Marmara Grubu'nun geleneksel toplantısı Dedeman Oteli'nde gerçekleşti. Konuşmacılar arasında Nuri Çolakoğlu, Erkut Yüceaslan ve Emre Gönensay vardı. Nuri Bey Washington'daki Türk-Amerikan Konsey toplantısı hakkında bilgiler verirken Emre Bey de Irak Savaşı ve Türk ABD ilişkileri üzerine görüşlerini belirtti. Erkut Bey ise Türkiye'nin ABD nezdinde çok esaslı bir tanıtım çalışmasına girmesini önererek bazı örnekler ileri sürdü. Her zamanki gibi Marmara Grubu topluma faydalı bir konferans organizasyonuna daha imza atmıştı.Rahmi Gümrükçüoğlu'nun anısına: Rahmetli büyükelçilerimizden Rahmi Gümrükçüoğlu'nun anısına sevgili Elçin Gümrükçüoğlu ve çocukları bu yıl da ENKA tesislerinde muhteşem bir piyano resitali verdirdiler. Bence Elçin ve çocuklarının bu jestleri sayesinde bir çok müşterek dost ve tanıdık, sanat şemsiyesi altında bir araya gelebiliyor ve Rahmi Bey en mükemmel biçimde anılıyor. Bence örnek bir davranış.Dikkat... Dikkat... Sağlık Bakanlığı'nın ilgisine teşekkürler!Geçenlerde bir okuyucumun, Göztepe Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Hastanesi ile ilgili şikayetlerini bu bu köşede dile getirmiştim. Ve bu durumu Sayın Sağlık Bakanımız Recep Akdağ'a da duyurmaya çalışmıştım. Okurumun bu mesajının yayınlanmasından bir kaç gün sonra Sağlık Bakanlığı Basın Sözcüsü Ebubekîr Bey beni aradı. Sayın Bakan'in selamlarını iletti ve SSK hastanelerinin Çalışma Bakanlığı'na yani Sayın Murat Başesgioğlu'na bağlı olduğunu hatırlattı. Kendisine bizi kısa zamanda bilgilendirdikleri için teşekkür ederiz. A.Ö.

Devamını Oku

Rukiye bileziğini neden vermez?

3 Nisan 2003

Tam salon takımlarını ters çevirip çivilerini parlatmış ve koltukları yerlerine yerleştirmiştim ki kapı çaldı. Rukiye'ciğim gelmiş. Hemen misafir terliklerini giyip salona geçti. Biraz sonra çaylarımız elimizde yerlerimize yerleşmiştik. Ben ayağımı da altıma aldım çünkü önemli bir konuda Rukiye'ye danışacaktım."Her şey yolunda mı Rukiye'ciğim?""Valla Ayşe, bu savaş bombardımanında yaralanıp ölenlerin verdiği üzüntü beni yıktı bitirdi. Sen nasıl dayanıyorsun?""Dayanamıyorum Rukiye. Ben de depresyona giriyorum. Böyle olunca da veriyorum kendimi ev temizliğine. Kapı, pencere, her yeri durmadan siliyorum.""Bir de Tayyip Bey bileziğimi, küpemi almaya hazırlanıyor ya? Al bir üzüntü daha!""Bileziğini vermek istemiyor musun Rukiye?""Dur şekerim! Dün bir, bugün iki. Hemen benim emektar bileziğe göz dikildi. Zaten başka bir şeyim yok. Neden verecek mişim?""Neden olacak, memleket için Rukiye, vatan için!""Hah! Daha önce memleket için toplananlar ne oldu ki? Benim annemle babam yüzüklerini vermişler. Karşılığında ne oldu?""Elaleme el mi açalım yani?""Kardeşim, bütün bankalar hortumlandı mı? Hortumlandı. Paralar İsviçrelere, Amerikalara yattı mı? Yattı.Burada hâlâ köşkler, yatlar duruyor mu? Duruyor. Onları alsınlar be Ayşe. Niye benim bileziğimi istiyor Tayyip Bey?""Bak Rukiye'ciğim. O yatları, katları ellerinden almak kolay değil ki. Ama sen gidip kendi elceğizinle teslim edeceksin. Bu kolay tabii.""Vallahi Ayşe, sana bir şey söyleyeyim mi? Ben daha bu bileziğimi vermem.""Daha vermem, ne demek?""Bak Ayşe, ben daha hükümete güvenmiyorum. Sanki devlette ekonomi sağlanması bitti mi? Kırtasiye, çiçekçiler, danışmanlar, korumalar, yeni yapılan binalar bitti mi? Tayyip Bey, bana hesap vermeden bileziğimi vermem. Hükümet ne yapmış?Kaç para kısıtlamaya gidip kazandırmış? Maaşlarını bağışlamışlar mı? Açık açık hesap isterim.Şunu şunu yaptık, bu kadar ekonomi oldu demeden bilezik sadece bendedir.""Sen şunu mu demek istiyorsun Rukiye? Ben hükümete otomatikman güvenemem. Benim güven ve inancımı ispat ederek, terleyerek kazanması lâzım. Öyle tepside güven verilmez. Güven ve inanç önce kazanılır?""Aynen öyle diyorum. Benim güvenimi kazanmazlarsa, bileziğimi alamazlar. Önce onlar, sonra ben. Bu böyle biline!"Okuyucu mektubuAcıbadem postanesinde neler oluyor?* Yurtdışından gelen mektupların alıcısına ulaşmakta bazı problemler yaşanıyor. Acıbadem posta işletmesinde bazı sorumsuz kişiler yurtdışından gelen mektupları alıcısına ulaşmadan gasp etmektedir, Bundaki amaçlarının ne olduğunu kestiremiyorum. Tabii başkaları bunu ne yoğunlukta yaşıyor bilmiyorum. Lütfen bize yardımcı olunuz. (Özcan Arslan)* Şikayetinizi köşemize alıyoruz. Yaşadığınız bir örnek vermemişsiniz. Şüphelendiğiniz durumlar olduğu kesinlikle belli oluyor. Cevap gelince sizi haberdar edeceğiz. Teşekkürler.

Devamını Oku

Bravo Sayın Mehmet Yıldırım!

2 Nisan 2003

Haberi okuduğumda inanamadım! CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım, parti kulisinde Başkan Yardımcısı Eşref Erdem'e silah çekmiş!Sebep? Yıldırım yaptığı açıklamalarda demiş ki: "Kemal Derviş partinin oylarını düşürdüğü gibi Tayyip Erdoğan'ı da Deniz Baykal seçtirdi."CHP Başkan Yardımcısı Erdem de bu sözlerin düşünülmeden söylendiğine inanmış olmalı ki, parti kulisinde Yıldırım'a, "disiplinli ol" demek ihtiyacını hissetmiş.Vay efendim, başkan yardımcısı bir milletvekiline nasıl böyle söz söyler hesabı. Yıldırım bu defa Erdem'e "sana ne?" demiş. Demiş ama dedikleri ruhunu tatmin etmemiş olmalı ki, hıncını daha büyük bir eylemle yatıştırmak istemiş. Nedir o? Herhalde, her an belinde kuşanık gezdiği tabancasını çıkarmış ve mermiyi namluya sürmeye başlamış!Bu yeterli olmuş mu? Hayır! Kastamonu milletvekillerinden Mehmet Yıldırım'a bu da yeterli olmamış! Peki ne olmuş?Bir de ilaveten demiş ki: "Yalakalar. Ağzınıza sıkarım!" Kelime hazneniz ve ifade şekliniz dikkat çekici. Devlet adamlığından kilometrelerce uzak!Bravo size Mehmet Yıldırım! Türkiye sizinle gurur duyuyor! En büyük Yıldırım, başka büyük yok!Anladığım kadarıyla siz CHP'nin iktidar olamamışlığının sebeplerini aramakta, bulgularınızı tahlil etmekte, suçu birilerine yükleyerek kalbinizdeki acıyı dindirmeye çalışmaktasınız. Kaybolan iktidar ve muhalefette kalma durumu sizi çok üzmüş.Ben şunu sormak isterim: Mehmet Bey, seçimler biteli taşlar yerine oturalı çok oldu. Bu üzüntüyü hisseder hissetmez neden bu düşüncelerinizi ileri sürerek istifa etmediniz? Niçin bu kadar zaman kaybettiniz ve sonra uluorta bağırarak şarjörünüze kurşun doldurmaya başladınız?Bu hareketiniz tamamiyle bir disiplinsizlik örneği değil midir? Ya hızınızı alamayıp Eşref Bey'i ve o kaynamayla etraftaki diğer milletvekillerini de vursaydınız?Madem bu konuda kendinizi kontrol etmekte, disiplininizi sağlamakta zorlanıyorsunuz lütfen buyurunuz, kan dökülmeden istifa ediniz. Kamuoyu olarak bu tür hareketlerin hiç beklenmediği bir siyasi parti grubu varsa o da CHP'dir. Partinizde derin bir yara açtınız.Bunu biliniz!

Devamını Oku

TRT şartnamesinde yer alan "yüksek ulusal kimlik" şartı!

1 Nisan 2003

Hiç bilgim olmayan bir konuda, N. Kurudere adında bir okuyucumdan şikâyet aldım. Gelen bu şikâyeti sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakın sayın N. Kurudere neler diyor:"Ben İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, 30 yıl devlet hizmetinden sonra 16 yıl önce emekli olan, 3 çocuk sahibi, Ankara'da yaşayan bir vatandaşım. 16 yıldan bu yana 'Arkası Yarın' dizisini TRT1'de izlerim.Bizim için önemliSon 3-4 yıldan beri, tek tük tercümeler dışında gayet tatsız, basit, hiçbir edebi niteliği olmayan eserler (bunlara eser denirse) yayınlanıyor.Geçen yıl oldukça yüksek mükafatlı 'Arkası Yarın' için eser müsabakası açıldı. Buradan da iyi bir eser çıkmadı. Bunun sebebini düşündüm. Zannediyorum buldum da...Şartnamede ne isteniyor biliyor musunuz? Yazılacak eserin, 'ulusal kimliği yüksek' olma koşulu!Bir yazara böyle şart koşmak, onun kalemini kırmak demektir. Böyle şartlar, okuduklarıma göre Hitler Almanyası'nda ve Stalin Sovyetleri'nde olurdu. Bizden kimseler bu şartlardan dolayı eser veremiyorlarsa lütfen ağırlığı yabancı eserlere versinler. Yoksa benim durumumdaki kadın ve erkekler gerçekten üzülecekler, inanınız, bu bizler için çok önemlidir."TRT'nin böyle bir şart ileri sürdüğünü ilk olarak öğreniyorum. Yıllardır TRT'de oynayan yerli eserlerin 'ulusal kimliği yüksek' eserler olduğu mu iddia ediliyor?Senaryonun önemiBen bu kanallarda öylesine sahneler izlediğimi hatırlıyorum ki, küfür, hakaret, küçük düşürme, dayak, aile bireyleri arası saygısızlık... Bu sahneleri izlemekten usandığım için kanalı değiştirmek zorunda kalmıştım. Hatta inanır mısınız, bu sahnelere rastladığımda hep içimden, "dur bir telefon edeyim de bu sahneler TRT'ye yakışıyor mu?" sorusunu sorayım diye düşünmüşümdür. Ama kimi arayıp bulacaksınız?İster sinema, ister TV dizisi olsun, işin belkemiği senaryodur. Sadece televizyon dizilerinde değil, bence sinema sektöründe de dünya standardında senaryo yazabilen pek fazla sanatçımız yoktur. Aynı sizin gibi ben de yıllardır şunu merak edip dururum: Neden bizim sinemalarımızda genellikle 'mantık dışı' sahnelere rastlanır?Brezilya dizileriSanatçı hür olmalıdır. Belki hayal gücü hikâyesini Hollanda'nın Rotterdam kentinde yaşatmak ister. Şayet öyle olursa TRT'de kabul edilemez mi böyle bir öneri? Herhalde edilemez çünkü böyle bir projede Türk ulusal kimliği çok öne çıkmayabilir.Ama diğer taraftan Brezilya veya Meksika'nın ulusal kimliklerini izlemekte hiç sakınca görülmez çünkü buralarda çevrilen Latin Amerika dizileri rahatlıkla oynatılmaktadır.Yetkililer bu şartnameyi bir daha gözden geçirseler iyi olur diye düşünüyor ve size teşekkür ediyorum.

Devamını Oku

Ayıklayın şimdi pirincin taşını!

31 Mart 2003

Vallahi de tallahi de Başkan Bush'un yerinde ben olsaydım, Irak harekâtına girişmeden evvel bir konudan emin olmak isterdim. Duyumlara göre Saddam'ın idaresinden memnun olmayan muhalif gruplar varmış. Şiiler, Türkmenler, Kürtler, Sünniler gibi... Bunlar birleşmişler ve demişler ki: "Bu ülkeyi Saddam yerine biz birleşip idare etsek, her şey daha iyi olur." Bu sebeple Amerika'nın ve AB'nin desteğini almışlar. Londra'da toplanmışlar, tüm hazırlıkları tamamlamışlar ve Başkan Bush'a demişler ki: "Siz Saddam rejimini kökünden sökerseniz, bizler gayet demokratik biçimde, anayasasıyla, seçim sandığıyla, demokratik idaremizi Irak'a getiririz. Durum böyle gelişince de bütün dünya daha ucuza ve verimli biçimde Irak'ın petrollerini satın alabilir." Güzel bir tez değil mi? Kala kala Saddam rejiminin yerinden sökülmesi kalıyor. O da bu muhalif grupların yardımıyla! Yani bebek işi. Amerikalıların değimiyle "Piece of cake!" Yani 4-5 günde, bilemediniz bir haftada ya da 10 günde bitebilecek bir işlem. Ama gelişmeler bunu göstermiyor. Neden?Şimdi ben Bush'un yerinde olsaydım şöyle bir soru sorup, istediğim cevabı almadan katiyyen Irak'a harekât başlatmazdım.Soru: "Sayın muhalif grup başkanları. Sizin bizlere verdiğiniz bu güvence, temsil ettiğiniz gruplar tarafından ne kadar destekleniyor? Sakın ola ki bizim ordular Irak'a girdiğinde temsil ettiğiniz gruplar direnişe geçmesin? Hepsi, içerden isyan çıkartıp bizim hakekâtımıza yardımcı olabilirler mi? Çünkü şayet böyle olmazsa, Irak tümüyle bir kan banyosuna dönebilir. Amerikan ve İngiliz askerleri de çok zayiat verebilirler. Siz içerden çökertirseniz biz de dışardan çökertebiliriz." Bana öyle geliyor ki sayın Bush bu soruyu sormadı. Sorduysa da, "Merak etme sen" cevabını aldı. Irak Muhafız Orduları, söylenene göre 30 bin kişiden meydana geliyormuş. Bir de milis kuvvetleri varmış. Bu da bilemediniz 40 bin olsun. Müttefikler ise 240 bin. Bir o kadan daha yolda. Hava ve kara gücü ve en mükemmel teçhizat. Neden olmuyor? Bence muhalif birlikleri liderleri, doğruyu söylemediler. Halk bu liderlerinin etrafında toplanıp, onların direktiflerini takip edeceklerine Saddam ve oğlunun etrafında toplandılar. Gerçek bir lider, grubuna durumu izah eder ve nasıl hareket etmeleri gerektiğini bildirir. Mevcut yönetime karşı halk ayaklanmasını Basra'da yaşar gibi olduk ama yaşanıp yaşanmadığı da belli olmadı. Grubumuzda gerçek lideriz diyenler acaba değiller mi? Ayıklayın şimdi pirincin taşını!Okuyucu mektubuBağkur'dan bir cevap bekliyorum...* Mersin Üniversitesi'nde okuyan oğlum, okulun sağlık hizmetlerinden yararlanmak için başvuruda bulundu. Emekli Sandığı, Bağkur ve SSK ile ilişkisi olmadığını belirten yazılar İstediler. Bağkur hariç, hepsini aldık fakat Mersin Bağkur bu evrakı vermiyor. Bu nasıl iştir anlamadım. Lütfen bize yardım eder misiniz? (Edremit Akçay'dan Hüseyin Seti)* Şayet oğlunuzun Bağkur ile ilişkisi yoksa, Mersin Bağkur'un tutumunu anlamak mümkün değil. Durumun Bağkur Mersin şubesinde açığa kavuşmasını rica ediyorum. Bağkur'un böyle bir evrakı kasıtlı olarak vermemesinde nasıl bir menfaati olabilir ki? Ben ortada iletişim kopukluğu olduğuna inanıyorum. Bağkur'un çok faydalı işler yaptığını da bilen bir kişiyim. Bekliyorum,

Devamını Oku

Böyle bir rezalet görülmedi!

30 Mart 2003

ABD'nin bastırması mı yoksa Saddam'ın direnmesi mi galip gelecek? Saddam halkına "sabırlı" olmalarını dilerken Pentagon yetkilileri, "Bu savaş bizini harp oyunlarında alıştıklarımıza benzemiyor" diyor.Dünya kamuoyu gördükleri karşısında şoktan şoka giriyor. Aynı 11 Eylül'de olduğu gibi. 11 Eylül tecavüzü nasıl insanlık dışı ise bugün Amerika ve müttefiklerinin yaptığı da insanlık dışıdır.11 Eylül'den beri bu zenginle bu fakir, bugüne kadar beynimize yerleşmiş her "değer" ölçüsünü yerle bir etmekle meşguller! Bırak kültür birikimini; aklı, mantığı çalışan her kişi, dini inancı ve Allah olgusu bulunan her bir fert çığlıklarla isyan ediyor.Nedir bu rezalet?Biliyoruz ki ısrar ettikçe ABD ve müttefikler Bağdat'ı ele geçirecekler. Ama nasıl ele geçmiş olacak? Kanla, canilikle, katliamla!Uyumsuz El Kaide'nin 11 Eylül'de yaptığı gibi!Bağdat kanlı kanlı ele geçecek. Hayrını mı görecekler? 11 Eylül'ün öcünü mü almış olacaklar? Petrol yataklarının üstüne oturmak içlerine huzur mu dolduracak? El Kaide ve Usame bugün mutluluğu mu yakaladılar? Müttefikler Afganistan'a girmemiş olsalardı bile, "Ohhh beeee!" mi diyebileceklerdi?Hepimiz çok üzgünüz. Hepimiz isyan ediyoruz. Ama hiçbir şey yapamıyoruz. Hayret değil mi?Bu savaş başlamadan çok önce yazmıştım. Amerika, çalışa çalışa, terleye terleye, yarata yarata kazandığı paraları buralara mı dökmeliydi? Bakınız zenginliğini, kazancını nasıl ve kimlerle paylaşıyor!Haşarı çocuk gibiFarzedelim bu savaş her türlü yan harcamaları dahil 200 milyar dolara patladı. Bu para fakir ülkelere dağıtılsaydı daha faydalı olmaz mıydı? Masrafların geri kazanımı Irak petrollerinin satışıyla elde edilecekmiş.Biraz daha anlayışla ve yumuşaklıkla yaklaşılsaydı, Saddam'ın ve etrafının süngüsü düşmez miydi?Ailelerde etrafına uyum sağlayamayan haşarı, olumsuz, asabi, ters çocuklar vardır. Uyum sağlayamadıkça kızar, kızdıkça da uyum sağlama bozuklukları artar. Ben, Saddam ve benzeri rejimleri böyle bir çocuğa benzetiyorum. Genlerinde uyumsuzluk olduğu gibi yetişme tarzında da terslikler var. Bu çocuğa, tekme tokat girişmek durumunu düzeltir mi? Bilim bunun böyle olmadığını bizlere ispat etti. Yapılanlar yanlıştır. Bundan hiç şüphem yok.Bağdat ölüm sessizliğine gömüldükten sonra ele geçirilince milyonlarca insan, "Biz bunları unuttuk" mu diyecek? Dokuz başlı canavar dediğim Irak sorunları, tereyağından kıl çeker gibi çözülüp demokrasiye mi geçilecek? Kimi kandırıyorsunuz? Asıl çekişmeler o tarihte başlayacak. Şu anda başka faktörler sahnede olduğu için kendilerini göstermiyorlarsa yangından ötürü sustuklarını anlamaz mısınız?Bizleri gök kubbedeki kupkuru gezegenlere benzetmek için elinizden geleni ardınıza koymuyorsunuz!Çözüm BM'dedir. Nasıl? Kalkınamamış her ülkenin potansiyeli ölçülmeli, öncelikli bir kalkınma planı hazırlanmalı ve zenginlikler onların gözetmeli uygulamalarıyla harcanmalı. Çünkü yıllardır kendi hükümetleri bunu beceremedi. Diktatörler, hortumcular, eğitimsizlikler, cehalet, diz boyu bataklıklar! Yeter, vallahi yeter! Para harcanacaksa kan akıtarak değil yapıcı biçimde harcansın!Nedir bu rezalet?

Devamını Oku