Ben sanki kör gözüm parmağıma yapılan hataları görmekten aciz miyim? Göz göre göre yapıldıklarını farketmedim mi? Bazıları diyor ki tecrübesizlik, kimileri diyor ki yavaş hareket, diğerleri diyor ki Kuzey Irak'a girmemiz şart vs...Bunların hepsini bir tarafa bırakmak zorunda kaldığımız bir noktadayız. Bu noktaya gelmemeliydik ama getirildik. Hangi nokta o?Türkiye'nin belki tarihinde en yalnız kaldığı nokta burası. Düşündükçe içimi ürpertiler basıyor. Kıbrıs, Ege sorunu, Ermeni lobisi, Yunan lobisi, stratejik önemimizi kaybetmemiz, AB ilişkileri, tamtakır bir hazine. Üzerimize üzerimize gelecek fırtınalar. Ali Babacan'in söylediklerini dinliyorum: "IMF ile ilişkilerimize tesir etmeyecek bu gelişme..."Artık, artık sepetin en dibi değil de neresine tekabül eder bu beyanat?Şimdi üzülmek için sebebimiz çok. Ancak "Elimizdekilerle ne yapabiliriz?"e geçtim bile ben!Herkesin de bir an evvel geçmesini arzu ediyorum. Didişme, çekişme, hükümet bunu yapmasaydı şu olmazdı, devlet böyle davranmasaydı bu olmazdı, seviyesi geride kaldı bile...Gitti. Bitti. Çukura düştük. Tuş olduk. Tamam.Maddi gücümüzün bu kadar zayıf olduğu bu derinlikten nasıl çıkacağız? Birbirimizi suçlamakla mı? Birbirimizi yemekle mi?Başarısızlığın üstün başanya dönüştüğü haller yok mudur tarihte? Hükümet külahını önüne koyup düşünmek zorunda. Evimizi derleyip toparlamaya nereden başlamalıyız? Hiç kimseden yardım eli uzatılmadan, kendi başımıza işlere nereden başlamalıyız?Tek yumruk gibiDevlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) bu noktada çok önemli olduğuna inanıyorum. İşadamlarımız ve DPT ile Bakanlar Kurulu ve muhalefet temsilcileri birkaç gün sürecek toplantılar hazırlamalılar. Herkes potansiyelini ortaya koymalı. Sanayi ve ticaret odaları üyeleriyle toplantılar yapmalılar.Esnaf ve sanatkârlar birlikleri baş başa vermeliler. Meydana 3-4 rapor çıkarılmalı. Hükümet derhal bu raporları sentezleyip bir Çalışma Planı hazırlayıp, yürürlüğe koymalı.Bu Çalışma Planı hazırlanırken hiç kimse yandaşlık, partizanlık düşüncelerine kapılmamalı. Kalkınma doğudan başlayıp batıya doğru ilerlemeli. Bu derhal mümkün değilse Anadolu'nun ortasından başlayıp dört istikamette ilerlemeli.Tüm çalışmalarda hükümet cam gibi şeffaf olmalı. Borcunu, mevcudunu, masrafını halkla paylaşmalı. Derdini de başarıyı da hepimizle paylaşmalı.Hepimiz, büyük bir seferberliğin gerçek parçası olduğumuza inanmak durumundayız. 70 milyon tek yumruk haline gelmeliyiz.Bunu bir başarırsak görün bakın Türkiye nerelere gelebilirmiş! Ondan sonra görün bakın, bize bugün kapıyı kapatmak zorunda kalanlar, nasıl kapımıza sıralanıyorlar!Dünyanın en kolay işlerinden birisi eleştirmektir. Bugüne kadar eleştirilerin, havanda su dövmekten ileri gitmediğini gördük.Şimdi geçmişi geride bırakıp el ele verelim.Uyuyan 'Türkiye devi'ni uyandıralım! Ama tabii ki bunlar, savaş telaşı bittikten sonra...Düzeltme ve özürÖnceki günkü yazımda Persepolis (İran) yerine Pelepones (Yunanistan) yazmışım. Düzeltir, özür dilerim.
Bu yazıyı kaleme aldığımda henüz TBMM'de oylama yapılmamıştı. Sınırlarımıza girmiş bulunan yabancı askerleri ve mühimmatlarını derhal çıkartmalıyız.Zaten çıkmak istediklerini, üslerimizi kullanmak istemediklerini belirttiler. Biz bundan böyle kendi yağımızla, kendi kendimize kavrulmayı öğrenmeliyiz! Yıllardır beceremediğimiz çok önemli bir işlem bu! Bölük pörçük, kıyıdan köşeden, küsuratlı yardımlarla, "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" hesabı, yuvarlanıp durduk. Bu durumlarla tam anlamıyla kalkınamayacağımız meydanda.Bize daha zorlayıcı tedbirler gerek! Tam dibe vurmadık henüz. Vuralım bence. Hanya'yı Konya'yı başka türlü anlamamız mümkün değil. Bu belli.Mustafa Kemal'in çizdiği misak-ı milli içinde, kendi arka bahçemizi, kendimiz toparlamaya mecburuz. Bir de kendi içimize kapanmayı deneyelim.Belki o zaman devlet ve özel sektör ve büyük şehirlere kümelenmiş halkımız, gelişmemiş tüm yörelere dağılıp, oraların kalkınmasını sağlar.Dünyanın gelişmiş ülkelerine bakınız. Hepsinin arka bahçesi derli toplu. Hepsi de kendi fikir ve zikirleriyle, gerek şeytani manevralar, gerek durmadan çalışarak, gerek suiistimallerle, gerek kolonileriyle, gerek yaratıcılıklarıyla ama hepsi ilk önce ülkelerinin her köşesini kalkındırdılar.Artık sıra bizde! Her fırsatta haykırdığımız, "Önce Vatan" fikirlerimizi uygulamaya koyalım. Hani, "Memleketime aşığım, bu ülke için canımı veririm" diye yıllardır iddia ediyoruz ya? "Benim cennet vatanım" diye söylüyoruz ya? İşte bizlere ispat zamanı!Bu sözleri söyleyenler büyük bir çoğunluk. Hem de çok yetkili vazifelerdeler. Kim bunlar mesela? Mesela, tüm bürokratlar, tüm medya mensupları, tüm siyasiler, tüm işadamları, tüm sanatçılar, tüm işçiler, herkes! Herkes! Herkesin bu ülkeye çokama çok derin bir tutku ve aşkla bağlı olduğunu biliyoruz.Bu aşırı memleket tutkusuna rağmen, Mustafa Kemal'in gözünü yummasından beri, bir türlü kalkınamadık. Sebepler çeşitli. Kalkınamadığımız belli, işte bu aşırı memleket tutkusunu, doğru düzgün bir yapıcı enerjiye çevirmemiz için bizlere bir fırsat doğmuştur. ABD yönetimi ne diyor? Yeni dünya düzeni!Bize ne gerek? Kalkınmış bir Türkiye! Kolay mı? Hiç değil! Biz de zoru başaralım istiyorum.Korkunç bir değişim, devinim, çalışma, uyanma ve yeniden doğma! Hem de kimseye muhtaç olmadan. Kendi kendimize! Gururla!Olağanüstü bir fedakârlıkla! Bu bir devin uyanışıdır bayanlar baylar! Bu bir devin uyanıp, silkinip, çalışıp, hak ettiği seviyeye kendi alın teriyle, demokrasi içinde, insan haklarıyla, gururlu bir biçimde uzanıp, ulaşmasıdır.Dışarıdan gelecek onlarca acıtıcı okları karşılamaya hazır olmalıyız."Ya borçlarımız ne olacak? 73 milyar dolar ne olacak?" diye soranlar olursa, söyleyiniz onları takside bağlasınlar. Alimallah öyle bir öderiz, öyle bir öderiz ki, şaşar kalırlar!Okuyucu mektubuSanırım kısa zamanda ödenecek* Çanakkale 18 Mart Üniversitesinde çocuğu okuyan bir anneyim. Emekliyiz. Çocuklarımız Başbakanlık bursu ya da katkı kredileriyle ancak masraflarını karşılıyorlar. AK Parti hükümeti sözde bu desteği kaldıracakmış. 'Sürpriz kaynaklar bulduk!" dedikleri bu mu acaba? Yazıklar olsun. Lütfen bu paraları ödesinler. (Neriman Yılmaz)* Hükümetin bu paraları ödememe karan alacağını hiç sanmıyorum. İki - üç ay önce de böyle bir gecikme olmuştu. Sanırım en kısa zamanda ödenecektir.
Bir liderin ülkesinden atılmasının, o kişiye verilebilecek en büyük ceza olduğuna inanıyorum. Ayetullah Humeyni İran Şahı'nı ülke dışına gitmeye zorladığında, bunu olabilir bir durum gibi görmüş, pek de üzerinde durmamıştım.Ama, ne zaman ki Şah ve ailesi Kahire'ye vardılar, orada geçici yaşamlarına başladılar, o tarihten itibaren Şah'ın yüz ifadesini her gördüğümde bu kişinin çektiği derin ıstırabı gözlerinden okur oldum. Sadece ben değil tabii tüm dünya kamuoyu okudu. Oysa hepimiz St. Moritz kayak seyahatlerini, Pelepones'teki ihtişamlı davetleri, saraydaki som altın muslukları biliyorduk. Bunlar yanlış mıydı? Hayır ama halkı yokluk içinde yaşayan liderin bu yaptıklarının böylesine kamuoyuna mal olmaması daha uygundu. Hem Şah Banu'nun İranlı hanımlar için ne kadar eğitici çalışmalar içinde olduğunu da biliyorduk. Kraliyet ailesini koruyan müthiş bir özel tim de vardı. Her neyse, kader ağlarını ördü ve Şah Pehlevi ülkesinden uzakta önümüzde dirhem dirhem eriyerek öldü.İkinci örnek Filipin lideri Marcos ve ailesinin ülkelerinden atılmalarıyla yaşadıklarımda. Bu kez Marcos ve özellikle eşi Imelda'ya hiç ama hiç sempatim yoktu. Işıltılı davetlerin göz bebeği olurlar, onları koruyan özel timler etraflarında hazır bulunurdu. Yine fukaralıkla kıvranan bir halk, şatafat ve lüks içindeki lider bir aile. Ama gelin görün ki, Marcos Amerika'ya orada kalamadığı için Hawaii'ye geçtiğinde Şah Pehlevi'de izlediğim aynı derin üzüntüyü gözlerinden okudum.Kader ağlarını ördü ve Marcos da önümüzde dirhem dirhem eriyerek öldü. Şimdi son ültimatom Saddam'a yapılıyor. Bu sefer lüks ve şatafatla karşı karşıya değiliz. Fukaralık yine hakim duruma ancak bu kez de İran'a, Kuveyt'e saldırmakta hiç beis görmemiş bir lider. Etrafında aynı Şah ve Marcos gibi özel tim koruyucu ordusu.Ben şu anda Saddam'ın yerinde olsam Irak'tan ayrılmam. Ayrılmam çünkü aynlamam. Bunu istemek öyle boş ki! Güneşe, "Batıdan doğ!" demek gibi bir şey.Bütün bunlar düşünülerek, analizi ve sentezi yapılarak, gelecek nesillere örnek teşkil etmeli.Yetkililerin arayacağını ümit ediyorumOkuyucu mektubuYetkililerin arayacağını ümit ediyorumMehmet Kemal* Devlet bütçesine yılda 100 milyon dolar kazandırmak istiyorsak, iş sahalarını artırmak istiyorsak, yağ sektörünü bağımsız hale getirmek istiyorsak, halka beyaz eti daha ucuza yedirmek istiyorsak, tavuk yemine karılan yağların yurt dışından ithaline son vermeyi ve Çevre Bakanlığı Yönetmeliği gereğince derhal "geri kazanım" tesislerinin kurulmasını öneriyorum. İsteyenler, vegaturk@superonline.com'u arayarak bilgi edinebilir.* Verdiğiniz bilgileri ilgiyle okudum. Kalkınmış ülkelerde hiçbir şeyin boşa gitmediğini, son damlasına kadar değerlendirildiğini bildiğim için mesajınızı yayınlıyor, yetkililerin sizi aramalarını rica ediyorum. Teşekkürler.
Efendim, bildiğiniz gibi bugün 18 Mart Çanakkale Şehitlerimizi Anma günümüz. Eceabat Belediye Başkanı Adem beyin elindeki listeye göre zat-ı âlîniz ve değerli birçok milletvekilimiz bugün yörede olacakmışsınız. Ne mutlu bizlere!Sayın büyüklerimiz, sizlerden bir ricam olacak. Genelde bu önemli günde devlet erkanı Abidemize gelirler, merasimi müteakiben de yöreden ayrılıp giderler.Oysa bu önemli günde Abide'nin karşısında SEDDÜLBAHİR köyünün küçük nüfusu, bugün için kaç zamandır hummalı bir faaliyet içerisindedirler. Her yıl, bu cömert köy halkı, andığımız şehitlerimiz adına hem mevlit okuturlar, hem de etli pilav hazırlarlar.Bu yıl Zeynep Dirvana Hanım'ın katkılarıyla ve hatırşinas Seddülbahir halkının yoğun gönüllü emekleriyle köy meydanında 5 koyun kesilip kavurma yapılmakta, 300 kilo pirinçten de pilav pişirilmektedir.Sizlerden ricam, yolunuz üzerinde bulunan Seddülbahir köyü halkına da uğramanız, pilavlarından tatmanızdır. Yıllardır bu geleneği hiç aksatmadan gerçekleştiren bu köy halkı, şanlı şehitlerimize layık bu cömertliği ve dualarını hiç eksik etmezler. Her kişi gönüllü olarak vazifesini yerine getirir.İkinci ricam da 10 dakika mesafedeki Alçıtepe Köyü'ne uğrayıp, muhtar Saim Mutlu'nun tek başına büyük emekler sonucu hazırladığı İstiklal Savaşı Müzesi'ni görmenizdir. Kanımca bu müze, ülkemizin ilk özel müzesidir ve Sadberk HanımMüzesi'nden çok önce hazırlanmıştır.Seddülbahir köyü halkı ve muhtarı Ahmet Bey ile Alçıtepe Köyü halkı ve muhtarı Saim Mutlu bey, her yıl gösterdikleri çabaların karşılığının takdirini yaşamakla güçlerine güç katacaklardır.Bu arada Seddülbahir Köyü'ndeki Yahya Çavuş Anıtı'na ve siperlere uğramanızı da özellikle rica ediyorum.Bir avuç insanımız burada koca bir oduyu günlerce oyalayabilmiştir. Kahramanlık noktalarımızdan birisidir. Lütfen oraya da uğrayınız.Bu vesileyle bu vatan için canlarını göz kırpmadan vermiş kahraman şehitlerimizi anmaktan büyük gurur duyuyor, tüm okuyucularımız adına hepsine şükranlarımızla rahmet diliyorum.Okuyucu mektubuYardımseverler için bir duyuru!Gülay Uryanoğlu, Tekirdağ Kapalı Cezaevi Öğretmeni* Hükümlü ve tutuklular kitaplara en fazla ihtiyacı olanlardır, Cezalarını çekerken burada okuyarak, öğrenerek vakit geçirmeleri, topluma yeniden kazandırılmaları açısından önemlidir. Yardımınızı bekliyoruz. İşte ihtiyaç listemiz: Roman, hikaye, şiir kitapları, güncel dergiler. Eşofman, spor ayakkabıları, voleybol ve basket topları, masa tenisi ve malzemeleri, satranç ve dama takımları, saz, el sanatları için boya malzemeleri, kırtasiye malzemeleri. Tel: (0282) 261 20 52 Faks: (0282) 261 53 60* Sayın öğretmenim. Kitapla başladınız, devamı çok çeşitli geldi. Ben hiç yorum yapmadan mesajınızı yayınlıyor ve başarılar diliyorum.
Geçenlerde, VATAN gazetesinde yayınlanan bir haber dikkatimi çekti. "40 yıllık İskender oldu Aleksander!"Mardin'de bir kebapçı, İskender kebap servisini Aleksander kebap olarak değiştirmiş. Patenti elinde bulunduran Bursalı Yavuz İskenderoğlu da bu duruma son derece kızmış ve geleneğin bozulmasına içerlemiş. Ben ise bu işadamını yaratıcılığından dolayı kutlamak istiyorum. Neden? Çünkü Mardin'e konuşlanmış bulunan Amerikan askerleri iskender adını tanımazlar ama Aleksander'i tanırlar da ondan!Mardinli kebap dükkanı sahibi arkadaşım, tünelin içerisinde çok isabetli bir ışık görerek satışlar artsın diye dükkanının adını değiştirmiş. Akıl edebilsem ben de yapardım. Gelelim "kebap" konusuna. Bursa'da 136 yıldır bu yemek türüne neden İskender Kebap adı verilmiştir? Acaba gerçekten Makedonya Kralı Büyük İskender bu yörelerden geçerken bu yemeği bol bol pişirtip yer, sonra da keyifle dinlenir miymiş? Yani kebabımızın tarifi, pişirme tarzı, tarihi dönemlerinden mi kalmadır? Yoksa kebap, dış ülkelerde bilindiği gibi "tipik bir Türk yemeği" midir?Şayet kebap tipik bir Türk yemeği ise Bursalı arkadaşlarımın dedeleri neden bu yoğurtlu leziz yemeğin adını "İskender" koymuşlardır? Şayet gerçekten hükümdar İskender'in yediği bir tür yemekse, ister İskender denmiş, ister Aleksander ne fark eder?Bu günlerde Mardin veya Amerikan askerlerinin konuşlandığı diğer kentlerde iş sahibi olmak, müşteri cezbetmesi bakımından çok yaratıcılık gerektiriyor.Ben de devamlı düşünüyorum. Aklımda birçok fikir var ama gülersiniz diye yazmıyorum.Bravo Mardinli arkadaşım. İnşallah kebapların çok satılır ve sen de işlerini büyütür, Mardin'in ekonomisine katkıda bulunursun!Okuyucu mektubuİş Bankası'ndan açıklama geldi* Geçenlerde Özge Çelik adındaki bir okuyucum soruyordu: "50 milyon Tl'lik havaleden Türkiye İş Bankası 8 milyon 400 bin TL masrafı nasıl kesebilir?" Türkiye İş Bankası'ndan cevap geldi:"Sayın Çelik'in yapmış olduğu 50 milyon Tlüîk havaleden tahsil edilen ücret, havale tutarına göre, oransal anlamda, yüksek görünmekle birlikte havale tutamdan bağımsız olarak gerçekleşen operasyon maliyetinden kaynaklanmaktadır. Bahse konu küçük tutarlı havale işlemimizde usul ve mevzuata uygun hareket edilmiştir.Müşterilerimizle köprü vazifesi kurduğunuz için teşekkür eder okurlarınızı bu açıklamalar doğrultusunda aydınlatmanız umuduyla esenlikler dileriz." Md. Yrd. Ömer TURHAN ve Servis Yetkilisi Petek Sınav * Bana yazdığınız neredeyse tümü teknik terimlerle dolu bu mektubunuzu gönderme zorunda kalmanız yerine, benzer küçük miktarlarda havale yapacak vatandaşlara bu havalenin ne kadar masraf içereceğini veznede belirtirseniz, belki bunu duyan vatandaş bu fiyata bir bilet alıp otobüse atlayıp "on-line / real-time" kendisi akrabasına gidip, bizzat vermeyi tercih edebilir. Ben de bu operasyon önerimi sizlere iletirken hepinize esenlikler dilerim.
Okuyuculardan çok mesaj, faks ve mektup alıyorum. Hepsine cevap vermemiz mümkün değil. Ancak tümünün okunduğundan emin olmalısınız. Bugün köşemizi Ali İhsan Cenkoğlu'nun Konak / İzmir'den gönderdiği mesaja ayırmak istiyorum:"Bu bir protesto yazısıdır başlıklı yazınızı okudum. Canı gönülden protestonuza katılıyorum. Bence listenizi uzatabilirsiniz. Haberlerde öğreniyoruz. 12 yaşlarında bir çocuk yetişkin bir kızla evlendirilmiş. Tabii yasal olmayan yollardan ve yasal olmayan bir evlilikle. Evliliğin yasal olmayıp çirkinliği bir yana, çocuk Türkçe bilmiyor. Yanındaki baba ve kız da doğru dürüst Türkçe bilmiyorlar. 80 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti'nde 12 yaşındaki çocuk Türkçe bilmiyor ve nüfus kâğıdı yok.Bu korkunç ayıp kimin? Hani 8 yıllık mecburi eğitim vardı? Bu çocukları kapsamıyor mu? Bu çocuğun yaşadığı bölgede muhtar, kaymakam, vali yok mu? Varsa bu insanlar burada nasıl kimliksiz, ülke dilinden yoksun yaşayabiliyorlar? Yoksa oradaki insanların yaşamı, kendi çocuklarını Avrupa'da ve Amerika'da okutan sayın bürokratlarımızı ve Türkiye'yi idare eden siyasetçilerimizi hiç ilgilendirmiyor mu?Gerçekleri görünBen de bu olayı protesto ediyorum! Diyorum ki, ağalar, beyler bir an önce uyanın! Memleket gerçeklerini görün. Bunlar çok açı gerçekler. Oralara çözüm çok basit ve kolay. Ülkenin refahı bu basit olayların çözümünden geçer." Duyarlı mektubunuza teşekkür ediyorum. Yukarıdaki sahneleri ben de izlemiştim. Tabii ki, her sorumlu vatandaş gibi üzülmüştüm. Benim çok basit bir sorum var. Defalarca sorduğum halde, kimse cevaplamıyor.8 yıllık mecburi eğitime uymayan, çocuğunu okula göndermeyen veya ailesi gönderdiği halde okula gitmeyi reddeden bir kişi veya kişilere nasıl bir ceza uygulanmaktadır? Özellikle kırsal kesimde, bunun kontrolü nasıl yapılmaktadır? Verilebilecek ceza parasal mıdır? Türkçe öğretmek, özel bir eğitim gerektirir. Her ilköğretim okulu öğretmeni lisan öğretebilir mi? Milli Eğitim Bakanlığı böyle özel durumlar için özel eğitim programlan hazırlamak zorunda değil midir? Amerika'da ana dili yabancı olan Amerikan vatandaşları okula devam ettikleri vakit, onlar için özel İngilizce dersleri verilmektedir. Normal sınıf müfredatı içerisinde bu sorun çözüm bulamaz. Asıl çekirdekteki, tam merkezdeki sorunların halledilmesi gerekmez mi?Okuyucu MektuplarıDenemeden giysi almayın!KOM'dan bir korse aldım. İki kere giydikten sonra ön kısmının buruştuğunu fark ettim. Geri götürdüm. 2 ay sonra "tadilat yapılmıştır" diye geri geldi. Oysa hiç bir düzeltme yapılmamıştı, Sonunda, ürünün biçiminin böyle olduğunu ve iki kez giydiğim için değiştiremeyeceklerini söylediler. (Kıymet Çelik)Korsenin önü buruşuyor diyorsunuz. Demek ki size büyük geldi. Keşke deneyip alsaydınız. Korse, mayo çok özel giysilerdir. Hatta bazı bölümlerinde yapışkan kağıtlar bulundurulur. KOM, çok muteber bir firmadır. Bizimle irtibat kurarlarsa hemen sizi aramalarını sağlayacağım. Teşekkürler
BBC World'de dün ekrana gelen bir programda Tim Sebastian. Amerikan Demokrat Parti senatörlerinden Bill Nelson ile konuştu. Irak konusunun ele alındığı söyleşide çok önemli noktalar vurgulandı.Sebastian, Bush yönetiminin Irak savaşı sonrası meydana gelecek yeni durumun ABD'ye kaça mal olacağını bilen olup olmadığını sordu. Nelson, "Senato Mali Tahsisat Komitesi, bu çalışmanın kaça mal olacağını öğrenmek için defalarca soru sormasına rağmen Bush yönetiminden hiç cevap alamadık. Bu da bizi çok üzüyor" dedi."O zaman Bush yönetimi bu harekâtta ciddi değil.""Bu sizin yorumunuz. Bir de şu cepheden bakmak gerek. 11 Eylül'ü yaşamış bir ABD, benzer tehlikelere maruz kalırsa bunun maliyeti nedir? Bizler bunu düşünmekteyiz.""Yani Bush yönetimi, savaş harekâtında ciddi değil.""Bu doğru değil. Ancak, maliyeti hâlâ bilmemek, bizleri gerçekten çok düşündüren bir konu.""Duyduğumuza göre harekât ve sonrası Irak'ın durumu, ABD yönetimine yılda 20 milyar dolara mal olacakmış. Ekonominiz bu rakamı kaldırabilir mi?""Dediğim gibi şüphelerim var. Büyük bir taahhüt olduğunun farkındayız. Fakat Irak'ın eski statüsünde kalması da karşılayacağımız bir maliyet. Bu herekâtla hem bölgeyi hem de Irak vatandaşlarını daha rahat yaşam standartlarına kavuşturacağımıza inanıyoruz.""Afganistan'dan esir alarak Guantanamo'ya hapsettiklerinize karşı insanlık suçu işlediğiniz söyleniyor.""Geçenlerde oradaydım. Esirler yaşamlarında hiç görmedikleri biçimde bakım görüyorlar. Ama konuşması gerekenler de konuşturuluyor.""Ama kendilerini savunmaktan, adli destekten uzak tutuluyorlar. Bu da insanlık suçu değil mi? Ya bu savaş esnasında Irak'ta ele geçireceğiniz esirlere de aynı muameleyi yaparsanız? İnsanlık suçunu tekrar etmiş olacaksınız!""Başbakanınız nerede duruyor?""Kim? Tony Blair mi?""Evet.""Her zamanki yerinde duruyor. Neden sordunuz?""Sizin Başbakanınız bizim Başkanımızın yanında duruyor.""Ne demek istiyorsunuz?""Tony Blair'in orada durması insanlık içindir.""Bir söylenti de savaştan sonra meydana gelecek yeniden yapılanma işlerinde. ABD değil de başka ülkeler aktif olacaklarmış.""Bu doğru değil."Dikkat... Dikkat...Gerçekleri yansıtan istekler!İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonu'nun 9. kuruluş yıldönümü münasebetiyle yayınladığı basın bildirisine bakıyorum ve Meclis'te bugüne kadar yapılmış kadın-erkek eşitliği için Anayasa değişikliklerinin yeterli olmadığının vurguladıklarını ve dikkate alınması gerekli konuları sıraladıklarını görüyorum.Hepsi de haklı ve mantıklı istekler, gerçekleri yansıtan istekler.Başta milletvekillerimiz olmak üzere tüm ilgililerin bu çalışmaya dikkatlerini çekiyor, Kadın Hakları Komisyonu üyelerinin başta Başkan Nazan Moroğlu, olmak üzere 8 üyesini de kutluyorum. A.Ö.
Geçenlerde, yeni çıkartılan nüfus cüzdanlanmıza "dini inanç" hanesinin neden gerektiğini Sayın Bakan Abdülkadir Aksu'ya sorduğum yazıma destekleyici çok sayıda e-posta geldi. Hepsine teşekkür ederim.Gelen mesajlar arasında, "Ölüm halinde Hıristiyanların Müslüman, Müslümanların da Hıristiyan mezarlarına gömülme hatasından kaçınmak için uygulanan bir şekil" diyenler de var!Şule Ergen'in e-postasında şöyle bir deneyim dile getiriliyor: Şaman inanışlı bir vatandaş, Büyükşe-hir Belediyesi'ne müracaat ederek, "Benim Şaman inancım var. Bu inanca göre öldüğümde vücudumun yakılması gerekiyor. Buna göre donanımınız var mı" diye sormuş. Belediye yetkilileri demişler ki: "Siz hele bir ölün de ondan sonra bize başvurun, düşünürüz!"Bu hadise bana bir anımı hatırlattı. Bizim aile kabristanımız olmamakla birlikte Aşiyan'da annemle babama yakın bir yere gömülmek için elime ilk maddi imkân geçtiğinde Mezarlıklar Müdürlüğü'ne ben de müracaat etmiştim.Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni atandığı İstanbul Belediye Başkanlığı dönemine rastlayan tarihlerde Mezarlıklar Müdürü'nün huzuruna çıktığımda Müdür Bey sordu:"Nerede kabir almak istiyorsunuz?""Aşiyan Kabristanı'nda efendim.""Yer var mı?""Var efendim.""Kaç kişilik?""İki kişilik, efendim. Yalnız mali külfeti ne kadar olacak diye merak ettim.""Tanesi 800 milyon TLdir. İki adeti 1 milyar 600 milyon olacaktır.""Aman efendim, adeta bir kat parası. Çok pahalı değil mi?""Vallahi bir seneden önce vefat ederseniz İNDİRİM var."Bu konuşmayı hiç unutmuyorum!Okuyucu mektubuHiçbir zaman umutsuz olmayın!* Mimar olduktan sonra askerliğimi bitirdim ve biriktirdiğim 3000 dolarla kendime bir mimarlık bürosu açtım. Ekonomik kriz geldi çattı! İnşaatlar durdu. Ne kadar param varsa tümüyle gitti. Kardeşimin yardımıyla bir kitapevi açtım. Stopajdı, KDV'ydi, hayat standardı vergisiydi, zarar ziyanla onu da kapadım. Memur olarak ayda 350 milyon Tl'ye bir işe girdim. Daha sonra bazı sudan sebeplerle işten çıkarıldım. Şimdi 300 milyona bir işe başlayacağım. Değil tiyatroya veya sinemaya gitmek bazen otobüse binecek parayı bile bulamıyorum. Benim gibi o kadar çok genç var ki... Ne yapacağımı şaşırdım ve bu durumu sizinle paylaşmak istedim, (Mimar Selçuk)* Mesajınıza teşekkür ederim. Benim de otobüs paramın çıkışmadığı zamanlar oldu. önünüzde uzun yıllar var. Bu günlerde darlık çekmeniz, ileride rahatladığınızda sizin lehinize olacaktır. Elinizde çok geçerli bir meslek var. Memleketin durumunun düzeleceğine inanıyorum. O zor günlerde bile kendi işinizi kurmaya çalışmışsınız. Bence tekrar tekrar deneyeceksiniz. Bütün mesele umutsuz olmamak. Benini çekmecemde girişip de başaramadığım yüzlerce proje var. Üzüldüm ama yılmadım. Tekrar tekrar denedim. Birkaç arkadaş gücünü birleştirmeli. Büyük kentlerden uzaklaşılmalı. Hayal gücü çok kuvvetli olmak "Olmaz, imkânsız" sözleri lugattan çıkarılmalı.