Geçenlerde bu köşede belirtmiştim. Yeni nüfus cüzdanlarında kişinin "dini" belirtiliyormuş. Bu sorunun gerekçesini çok merak ediyorum. Bugün Hıristiyan olan bir kişi, yarın Müslümanlığı kabul ederse yeniden bir nüfus cüzdanı mı çıkartacak? Kişinin "dini inancını" bilmek ne işe yaramaktadır?Dün Ertuğrul Özkök'ün yazısından öğreniyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin Ermeni vatandaşlarının nüfus cüzdanlarındaki "din" hanesinde "Diğer Hıristiyan" ifadesi kullanılıyormuş. İnanılır gibi değil. Hıristiyanlığı ilk kabul eden kavimlerin başında Ermeniler'in geldiğini sanıyorum. Hatta Hazreti isa'nın üzerinde resmi göründüğü iddia edilen kefen bezinin de Ermeniler'in oturduğu bölgedeki keten-kenevir karışımı kumaşından yapıldığı iddiası vardır. Bu dini ilk kabul edenlerden olmak, kişiyi nasıl olur da diğer Hıristiyan kategorisine sokar? Gerçekten ben de Bakanımız Sayın Abdülkadir Aksu'ya sormak istiyorum: Nüfus cüzdanımızda niçin dini inancımız bilgisine ihtiyaç vardır?Bu bilgi nasıl bir işlemde işimize yarar? Gelişmiş bir ülkede yaşayan insanların nüfus cüzdanlarında böyle bir bilgiye rastlanmamaktadır. Emin değilim ama belki eskiden uygulanan bir sistemdi ancak "eşitlik" ilkesini ihlal etmesi bakımından yıllardır kabul görmemektedir.İtalyan asıllı Türk vatandaşları beni bu konuda uyarmışlardı: "Çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede Hıristiyan inancıyla doğup, öyle büyüdüğümüz için böyle bir nüfus cüzdanı uygulaması karşısında, kendimizi fişlenmiş gibi hissediyoruz." Yıllarca yurt dışında yaşamış bir kişi olarak benzer bir uygulamaya tabi olmadığım için bu duyguyu anlamam mümkün değil.11 Eylül faciasından sonra ABD hükümeti, kim "Müslüman", kim "Hıristiyan" diye kaydetme işlemine başlasa, çok ama çok üzülürdüm.Bence kişinin, nüfus cüzdanı gibi her an, her durumda, yetkililere çıkartıp göstermek zorunda olduğu bir evrakta bu bilgiye ihtiyaç yoktur.Bakanımız Sayın Abdülkadir Aksu. Efendim, yanlış mı düşünmekteyim? Bu bilgi bir işe yaramakta mıdır? Nüfus cüzdanımızda belirtilmesi niçin gereklidir?Zonguldak Valimiz Sayın Erkmen'e sesleniyorum!Sayın Valim. Tayininiz hayırlı olsun. Zonguldak gibi göz bebeğimiz bir yurt köşesinde görev yapma şerefine nail olmuşsunuz. Sizi kutlarım. Eminiz bu mertebeye varmak için yıllarınızı, dürüst çabalarınızı vermişsinizdir. Sizin gibi buraya tayin olmak isteyip de olmamış çok kişi vardır. Başarınızın arkasında eminiz bîr güç daha vardır, Her başarılının arkasındaolduğu gibi. Bu da Sayın Valimiz, aileniz olmalıdır. Kimbilir ne zor gün ve geceleri aynı sizin gibi endişeyle yaşamış, bir dediğiniz iki dedirtmeyerek sizin huzurla işinizi yapmanızı sağlamış, kapı gibi bir aileniz vardır arkanızda. Onlarla bir ekip oluşturrnuşsunuzdur. Çünkü genellikle basan, başka türlü olmamaktadır. Öğrendiğimize göre yayınladığınız 16 maddelik genelgenizde, siz ve sizin gibi meslekte ilerlemekte olan yetkililere, "Masalarınıza aile fotoğraflarınızı koymayınız" gibi bir talimatta bulunmuşsunuz. Yani, bir ekip olarak gelinen mertebede, aile desteğinin sembolik olarak da olsa çerçevede bulunmaları yasaklanmış. Bu maddeyi neden genelgenize ilave ettiniz Sayın Valim? Bilirsiniz ben aile birimine önem veren bîriyim. Merak ettim. Lütfederseniz sevinirim.
Çok az ülke, Irak Krizi'nin tüm cephelerini biliyor. Bilgiler yavaş yavaş yüzeye çıkıyor. Fransa, Rusya ve Çin'i ele alalım. Dün öğreniyorum ki Fransa'da Total-Elf, Rusya'nın ismini şu anda hatırlamadığım büyük petrol firması, Çin'in petrol şirketleri...Irak'la anlaşmalar yapmışlar bile! Fransa, 8 milyar pound'luk bir anlaşmanın 4 milyarını ödemiş durumda! Buyrunuz! Tabii ki bu ülkeler yapmış oldukları anlaşmaların, muhtemel bir harpten sonra oluşabilecek yeni Irak yönetimince saygı görüp görmeyeceğini bilmedikleri için Amerika ve müttefiklerinin bu yaklaşımına karşı çıkmaktalar. Ben de zannetmiştim ki "insanlık namına, suçsuz insanların ölmesi ihtimallerine" imkân tanımamak için Birleşmiş Milletler'in İkinci Kararnamesi'ne karşılık başka bir teklifte bulunuyorlar! Meğer durum hiç de öyle değilmiş! Aynı biçimde Türkiye Cumhuriyeti'nin gerekli tezkereyi TBMM'den çıkarma zorluğunun ucunda, ne gibi dikenli yolların ve düşüncelerin bulunduğunu da diğer dünya ülkeleri bilmiyorlardır.Daha dün Talabani ve Barzani'nin "Muhalefet" grubunda Türk askerlerinin kuzeyden girmesine itirazlarını tam olarak duyduk. Bundan haberimiz yoktu. Hatta bu iki kişinin Ankara'ya gidip gelmelerinde koordinasyonlu bir çalışma yürütüldüğünü sanıyorduk. Buyrunuz!ABD ve müttefikleri Saddam'ı devirdikten sonra Irak'ın nasıl idare edileceği hakkında bir formül geliştirmişler mi? Bunu da daha sonralan öğreneceğimiz endişesiyle sarsılıyoruz. Kimbilir daha bilmediğimiz neler neler var?Irak sorunu tam bir dokuz başlı canavar!Şu anda Tony Blair'in konuşmasını dinliyorum. Hazırlanan İkinci Kararnameyi, Birleşmiş Milletler'de henüz oylamaya koymamaya karar verdiklerini belirtiyor. Yani Saddam'a bir şans daha veriliyor!"On iki yıldır bu oyunu Saddam bizimle oynuyor. Kitle imha silahlarını saklamaya devam ediyor. Katil bir rejim olduğunu biliyoruz. 'Rejim önemli değildir' diyenlere cevabımız şudur:Bu düşünce tarzındaki bir adamın ileride daha fazla tehlike arz edeceğini anlamıyor musunuz?"Bir parlamenterin şöyle bir sorusu geliyor: "Saddam iktidardan uzaklaştırıldıktan sonra ülkenin bir Amerikan generalinin idaresine bırakılması düşünülüyormuş. Birleşmiş Milletler'in idaresine geçmesi daha doğru değil mi?" Blair, buna karşılık diyor ki: "Henüz Saddam'in gidişinden sonra nasıl bir idarenin başa geterileceği hususunda karar verilmedi." Buyrunuz!Biyolojik ve kimyasal silah denetçilerinin başı Dr. Blix'in son raporu önümüzdeki cuma günü verilecek. İşte Saddam'a verilen bir şans daha!Bilen bilir, geçen yıl yaz mevsiminde ben Saddam Hüseyin'e bir teklif yapmış, idareyi genç bir Iraklıya bırakmasını önermiş ve bize balık yemeğe davet etmiştim! Korkarım gelişmeler öyle bir duruma gelecek, Saddam Hüseyin diyecek ki, "Ahhh! Keşke Ayşe Özgün'ün davetini kabul etseydim de halkımı ve kendimi bu duruma getirmeseydim!" Evet, Irak meselesi Dokuz başlı canavar!Dikkat... Dikkat...Kutluyorum!NTV'de Mithat Bereket'in "Anahtar" programını CNN'de de M. Ali Birand'ın "Irak Kurultayı" programlarını zevkle izledim. İki ekibi de kutluyorum.THY hakkındaDün Ruhat Mengi'nin Türk Hava Yolları pilotları ve havalimanlarının emniyeti konusunda yazdıkları bence Pandora'nın kutusunu açmıştır. Bu tehlikeler karşısında ben de yetkililerden bir açıklama bekliyorum.
NBC Giysileri!Şu tarihlerde işadamı Şenol Yeğin'in yerinde olmak isterdim! Çünkü Yeğin Grubu TÜBİTAK'ın geliştirdiği NBC (nuclear, biological ve chemical) tehlikelere karşı koruyucu giysileri imal ediyor da ondan! Suudi Arabistan'dan 60.000 adetlik sipariş alınmış bile. Buna Ürdün, İsrail, Lübnan, İran muhtemel siparişlerini de ekleyiniz. Üç vardiya yetmez vallahi!Başarıyı hiç kimsenin felâketi üzerine inşa etmek istemem, ama savaş durumlarında maddi gücü yakalayan iş konularının olduğunu da bilirim. Örneğin, Körfez'e girip çıkacak gemilerin sigorta primleri de artacaktır.Uygur Tiyatrosu'nun 'Eser'iUygur Tiyatrosu'nun son eserinin adım duymuşsunuzdur. "Kodum mu Oturturum!" Yani... söyleyecek söz bulamıyorum! Komikliğin bu maceralardan geçmediği bir mizah anlayışının ülkemizde yer etmesini diliyorum.Çağla Şıkel'in son kararı!Çağla Şıkel açıklama yapmış. "Rol için öpüşmem, sevişmem" İşte bu kadar! Ama insan bazen düşünmeden konuşabiliyor. Ya başrolde kendisi ile Beyazıt Öztürk olursa? Ki... Bence büyük ihtimalle böyle olur ve izlenme rekorları kırar. Biraz erken konuştu gibi Çağla kızım!Ebru GündeşSevgili Ebru Gündeş de bir açıklama yapmış. "Erkeğime çok güveniyorum. Biliyorum ki onun için sadece ben varım. İki olgun insanız." Ben yaşamda böyle konuşup da, sonra hiç beklenmedik durumlarla karşılaşan çok evlilik tanıyorum. Sanki böyle cümleler söylenmemeli gibi geliyor bana. Mütevazı bir biçimde, "Allah büyüktür... Bakalım zaman ne gösterir... Şu anda mutluyuz... Falan" gibi sözler söylense daha uygun olur. Nazar değmesin diye.Büyüklerimizin itiraflarıSayın Ecevit demişler ki "Derviş'i getirmek, benim günahım!" Bu söz de ayıp değil mi? Gelmeseydi, ne durumdaydık? Sayın Demirel de demişler ki "Tansu Hanım'ı da ben getirdim, hata yaptım.." Buyrunuz.İçin için Sayın Erbakan da diyordur ki "Tuhhh, şu Tayyip'i de nereden çıkardım? Hele hele... Abdullah'ı?" Belki Sayın Mesut Yılmaz da diyordu ki "Yazıklar olsun, şu Erkan'a öyle önem verdim öyle önem verdim ki..."Duygu Asena'dan itiraflarDuygu Hanım "Evlilik aşkı öldürür" diye düşünüyor. Ben ve benim gibi uzun yıllardır keyifle evliliklerini yaşatan birçok dostum hiç kendisi gibi düşünmüyor. Haaaaa-aa, devamlı aşk... Durmadan, oturmadan aşk... Yağmur, güneş, tipi aşk... İstavrit, hamsi, kalkan aşk... papatya, gelincik, şebboy aşk... İllahi de aşk... Billahi de aşk... diye tutturuyor ve buna dinmez bir ihtiyaç içerisindeyse kendilerine şunu sormak isterim bana evlenmemiş ama uzun süre beraber yaşadığı halde BİTMEMİŞ... bir aşk hikâyesi göstersin, ben de ona kimleri gösteririm, kimleri. Durmadan, daldan dala konarak duygularını ayakta tutmaktan bahsediyorsa, buna "tamam" derim.Afgan hanımlarıTaliban gönderildi. El Kaide bitti. Özgürlük geldi. Ama Afganlı hanım arkadaşlarım hâlâ burkalı! Neden? Avantajı nedir? Tembellik olabilir mi? Yüzünü açan hanım, kendine bakmak zorundadır. Her sabah bakım gerekir. Yoksa, geçir mavi burkayı başına, yok gibi devam et hayatına. Düşünmene de gerek yok. Konuşmana da gerek yok. Yap işlerini, ver yemeklerini önlerine, yıka çamaşırı, gerisini düşünme sen. O zaman ağacın gölgesinden farkın nedir senin?Ahmet Hakan'ın yalnızlığıAhmet Bey "Sinemaya yalnız gidince, çıkışta konuşacak kişi bulamamanın sıkıntısını yaşıyorum..." diyor.Yaaaa! Ailesine ve genç bayanlara duyurulur. Eminim anneleri Ahmet Hakan'ın bir an evvel evlenip, artık bir yuva kurmasını istiyordur. Ama, belli ki bu genç bayan sinemadan iyi anlayacak, Ahmet Bey'in eleştirilerini hakkıyla kabul veya eleştirebilecek birisi olmalıdır. Haydi hayırlısı!
Çamaşır makinesini haznesinden çekmiş, yerleri silmiş ve tam yerine yerleştirmiştim ki, kapı çaldı. Gelen Rukiye'ciğimmiş!"Sarıp sarmalanmışsın Rukiye'ciğim. Bu karda çıkmazsın demiştim ama çıkmışsın.""Çıktım Ayşe, çıktım vallahi! Evde her yerleri topladım ama baktım pişirecek kuru mercimek bile yok! Dur bakkala gideyim, Ayşe'ye de uğrayayım dedim.""İyi de ettin. Geç salona ben çayları getireyim."ikimizde sıcacık fincanlar elimizde, koltuklarımıza kurulduk."Yahu Ayşe, garip bir şey oldu. Sana danışmak istedim. Söylemekten de biraz utanıyorum ama!""Söyle Rukiye söyle, akıl akıldan üstündür hayrola?""Rüstem! Mesele Rüstem'den kaynaklanıyor. Tutturdu bıyık bırakacağım diye""Olabilir şekerim. Belki de çok yakışır. Neden itiraz ediyorsun?""Nasıl diyeyim bilmiyorum. Üç gündür bıyık bırakmaya başladı.Tırtıl tırtıl bir şeyler uzuyor. Bir kıl diğerine uymuyor, bazıları gri, bazıları kahve, bazıları da siyah. Bazdan sağa doğru büyürken diğerleri sola yöneliyor.""Yavaş Rukiye, dur kızım, yavaş yavaş!""Haklısın, heyecanlanıyorum bu konuda. Çok çirkin duruyor""Kardeşim, bizim saçlarımız da uzarken garip bir devre geçiririz. Ne uzundur, ne de kısa ama bir kaç haftada hepsi uzar, toparlanır ya!""Biliyorum, biliyorum ama Rüstem boyatacak mı yani şu pırtıl bıyığını? Boyanmışlar sana garip gelmiyor mu?""Çanım belki de çok yakışır. Bir şans tanışana Rüstem'e. Neden bu kadar rahatsız oluyorsun?""Söyleyemiyorum Ayşe, bak sana bile söyleyemiyorum.""Yahu biz kardeş değil miyiz? Ne var çekinecek?""Peki peki! Söylüyorum işte. Kapa gözlerini. Öpüşürken sinir oluyorum da ondan!""Olabilir, bundan çekinmene gerek yok. Olabilir!""Hem batıyor, hem gıdıklanıyorum, anladın mı?""Anladım Rukiye. Bu duygularını Rüstem'e söylemen lazım. Adamın bundan haberi yoksa nasıl bilsin?""Nasıl söyleyeyim? Ya gururu kırılırsa?""Senin kadar düşünceli eş de her erkeğin başına... Yaşa be Rukiye! Rüstem'in gururunu düşünüyorsun. Kendi gıdıklanan yüzünü düşünsene?""Bak de ki: Rüstem, bıyık bırakmak senin kararın ama bu bıyığınla öpüşüp öpüşmemek de benim kararım. Ya bıyık ya öpüş! Seçim senin!""İnşallah öpüşü seçer.""İnşallah! Akşama mercimek mi pişiriyorsun?"Okuyucu mektubuKonsolosluğa başvurabilirsinizDr. Bilgehan Esen* Biz ailece VATAN gazetesi okuruz. 13 Şubafta köşenizde "İngiltere'de doktor açığı var!" başlıklı yazınız dikkatimi çekti. Çünkü ben genç bir pratisyen doktorum ve işsizim. Benim yabancı dilim oldukça iyi. Bu konuda kendimi sürekli yeniliyorum. İngiliz hastalara faydalı olabilirim. Nereye müracaat etmem gerekir?* Ben İngiltere'deki doktor açığını bir belgeselde öğrenmiştim. Sizin yerinizde olsam herhalde İngiltere başkonsolosluğuna veya sefaretine müracaat ederdim. Bu konuda size iyi şanslar dilerim.
Samuel L. Jackson... Ben bu aktörü, Quentin Tarantino'nun "Pulp Fiction" filminde John Travolta'nın karşısında oynarken tanıdım. Eminim eski bir sinema kariyeri vardır ama ben daha önce izlememiştim.Denzel Washington kadar yakışıklı değil ama siyah ırkın sinema sektöründe başarılı bir temsilcisi. Gülünce, birçok muntazam dişi görünüyor!Geçenlerde yabancı bir kanalda yaptığı bir söyleşiyi izledim. Jackson'un her olayı çok renkli bir biçimde anlatma ustalığı var. George Lucas ile yeni bir film çevirmiş, bunu anlatıyordu.George Lucas denilince, akla hemen sanal sahneler geliyor. En azından benim için böyle. Jackson, bilgisayar hileleriyle dolu yeni filmini nasıl çevirdiğini anlatıyordu:"George beni 'kocaman yeşil odaya' soktu (The big green room!). Elime de bir alet tutuşturdu. Müziği de sonuna kadar açü ve bağırdı: 'Haydi, elindeki aletle etrafa müzik temposu eşliğinde saldır, hareket et!'Siz benim yerimde olsanız ne yaparsınız? Başladım müzik eşliğinde sağa sola saldırmaya. Ne yaptığımın hiç farkında değilim ama patronum George böyle dediyse, böyle yapacağım elbet...Derken 'Cut' yani 'kes' diye bağırdı. Durdum.'Oldu mu George?' diye sordum. 'Hem de harikulade oldu, şimdi gelelim ikinci sahneye' dedi. İkinci sahnede aynı biçimde 'Big green room'dayım. Üstüm başım aynı, elimdeki alet aynı, George bu sefer şöyle bağırdı: 'Şimdi farzet, kocaman bir yaratık sana saldırıyor.' Sordum: 'Ne kadar kocaman bir yaratık?''4x4 bir araba büyüklüğünde. Farzet bir Range Rover, bu sana saldırıyor. Sen bu sefer onunlasavaşıyorsun ama tabii müzik eşliğinde...' Bastı yeşil odaya müziği, ben de başladım hayali bir Range Rover ile savaşmaya. Ama çok ritmik, anlatabiliyor muyum? Saldır saldır bitmiyor. Sordum George'a: 'Hey George, kaç tane Range Rover ile savaşacağım.' George, 'Bu birincisi, arkadan otuz adet daha yollayacağım. Savaş Samuel, savaş!' diye bağırdı."Ne bileyim sevgili okuyucular bu durumda bir gariplik yok mu Allah aşkınıza? Nerede o Brando filmleri, Vivien Leigh karakterleri, Gary Cooper, De Niro, Pacino?..Hollywood'da film çevirmek gittikçe kolaylaşıyor gibi geliyor bana. Doldur ekranı bilgisayarın yarattığı sanal görüntülerle. Sordular Jackson'a: "Yakında senin görünmene de ihtiyaç kalmayacak galiba." Jackson cevapladı: "Yok bana ihtiyaç olacak, olacak. En azından sesime ihtiyaç olacak, ne bileyim ben?"Ben de işte bunu söylemek istiyorum. İnsan klonlamak gibi bir durum mu var? Garip bir durum! Tam parmağımı basamıyorum ama tedirginim!Okuyucu mektubuSize iyi şanslar diliyorum!Mehmet Doğan* Üniversitede dış ticaret okudum. Hangi işe müracaat etsem "tecrübeniz?" diye soruyorlar. Ben hiç çalışmadan nasıl tecrübe edinebilirim? Emeklemeden koşulabilinir mi? Dürüstüm, çalışkanım, bir firmaya faydalı olmak istiyorum ama yapamıyorum. Bu beni çok üzüyor. Haksız mıyım?* Haklısınız! Mesajınızı okuyup size iş vermek isteyecek birisi olur dîye cep telefonunuzu köşeme alıyor size iyi şanslar diliyorum. 0532 - 702 99 94
Aşağıdaki şiir Şanlıurfa'dan Emine Güllüoğlu'ndan geliyor:Doğu'da kadınKadın dediğin ne ki?Evinin hizmetçisi. Kadın dediğin ne ki?Çocuğun bakıcısı.Kadın dediğin ne ki?Kocasının aşçısı.Kadın dediğin ne ki?Tarladaki işçisi. Kadın dediğin ne ki?Dayağın ilk öncüsü.Kadın dediğin ne ki?Törenin aracısı.Kısaca kadının haliDoğu'da içler acısı.Bu durumdan nasıl kurtulacağız arkadaşlar?Okuyan, yazan, düşünen, bir beyne ve çalışarak para kazanan bir bedene ihtiyacımız var! Bu iki durum eksikse, durumu değiştirmek mümkün değil! Okuma-yazma muhakkak ve derhal öğrenilecek. Okul köye uzakmış, tarlada iş çökmüş, inekler sağılacakmış; hiçbir şey dinlemeyeceksiniz arkadaşlar!"Babam bırakmıyor!" O vakit "kaçacaksın" arkadaş! Bu ülkede bir yasa var. Nedir o? "Sekiz yıllık zorunlu eğitim!" Ne demeye gelir zorunlu? Mecburi demek, mecburi! Yani? Yani, girmezsen cezası var! Ceza kime? Seni okula göndermeyene! Hele hele, hâlâ Türkçe öğrenemediysen, aile içinde anne lisanın konuşuluyorsa, muhakkak okula gideceksin. Nasıl Türkçe öğreneceksin biliyor musun? Su gibi, su! Okuması da su gibi, yazması da su gibi, konuşması da su gibi! Daha aşağısı kurtarmaz. Bilesin! Okumadan büyümüşler bana ne diyorlar biliyor musun? Diyorlar ki: "Eeee, bana zor geldi, okuyamadım." Veya baba diyor ki: "Bizim oğlana / kıza zor geldi, beceremediler, okutamadım!"Sakın haaaa! Ne kadar zor gelirse gelsin. Kime sorarsan sor, öğreneceksin. Senin başkalarından ne eksiğin var? Allah hepimizi bir yaratmış. Okursun, dayan, uğraş, peşini bırakma, ne olursun bırakma.En azından ilköğretimi bitir! Bak devlet her yere okul yapmış. Öğretmenler göndermiş. Kitaplar vermiş. Hepsi sen ve arkadaşların için! İlköğretim bitti mi? Devam edemiyor musun? Muhakkak çalışacaksın! Her ay sonunda çalıştığın yer, az bile olsa, senin avcuna paraları sayarak verecek! Evet az ama olsun. Senin o para! Çünkü sen kazandın!Birdenbire evlenme. "Eeee, bizim oralarda evleniyorlar." Bana ne? Sen hemen evlenme! Evlensen bile, öyle bir koca seç ki, senin çalışmana karışmasın. Öyle bir koca seç ki, iki çocuktan fazla yapmayacağını bilsin! Her şeyi sorgula arkadaşım!Sen bunları yaparsan arkadaşım, yukarıdaki gibi şiirler yazılamaz ve gerçekten bayram olur!Okuyucu mektubuTEDAŞ'tan cevap bekliyoruz* Ben ve eşim emekli devlet memurlarıyız. Bu ay gelen elektrik faturasını çift görünce tansiyonum faiadı. TEDAŞ'ın cevabı ise 10 senede bir sayaçların değiştirildiği, çift faturanın bu yüzden geldiği. Acaba devlet bütçesi açığı kısmen de olsa elektrik parası adıyla cebimizden mi kapatılıyor?(Nihal Akoba)* Bu mesajınıza TEDAŞ'tan mantıklı bîr cevap geleceğinden kesinlikle eminim. Bizler de wattları düşürüp, avizedeki iki-üç ampulü gevşetmeliyiz.
Seksenli yılların ortalarında Los Angeles'a yerleştiğimizde eşim Haluk eve ilk geldiğinde, Palos Verdes diye tanımlanan bir rapora göre ABD'nin en varlıklı insanlarının oturduğu Pasifik'e bakan tepede gezinirken, "Ayşe, ABD bu varlığa el değdirmemek için kimbilir neleri göze alır?" demişti.Tamam. Ama düşünüyorum da çalışıp, terleyip, kazanan onlar. Kurduklan, saat gibi işleyen insanca bir sistem sayesinde bu varlığı tüm ülke sathında elde etmişler. Onlar zenginleşirken dünyanın geri kalmış ülkeleri gittikçe kalabalıklaşmış ve fakirleşmiş. "Emperyalist ülkeler, fakirleri sömürdükleri için..." felsefesi bana yakın gelmiyor. Bence her ülke, külahını önüne koyup hangi alanlarını geliştirip dünya ticaretinde etkili olacağına kendi başına karar vermek zorunda. Beceremeyince, "Emperyalist ülkeler..." martavalını ben benimsemiyor ve yutmuyorum.11 Eylül'den sonra gözümüze sokulan, Afganistan'daki insanlık dışı yaşam şartlarının ortadan kaldırılması için biraz çaba sarfedileceğini tahmin etmiştim. Bakıyorum, Sayın Karzai'nin yeşiltuniğinden öteye pek bir gidiş yok. Duyduğuma göre Kabil dışında etkili olan bir hükümet de yok. Amerika, sosyal yardım için kesenin ağzını açmayacak mıydı? Verilen sözler ne çabuk unutuluyor? Şimdi Irak gündeme geldi.Burada da sözler veriliyor. Yazılı belge istiyoruz. Farzedin yazılı belgeyi aldık. Ama sular durulduktan sonra ABD sözünde durup yardımını yapmadı.Kimi kime şikâyet edeceğiz? "Bakın elimizde imzalı kağıt var ama vermiyorlar?"mı diyeceğiz?Gelelim bize. Evet, terörle çok başarılı bir mücadele yapıldı. Hiç unutmuyorum. Sayın Ecevit, artık Güneydoğu ve Doğu Anadolu'ya yardım programları hazırlamakta olduğunu belirtmişti ancak hâlâ adımlar atılmıyor. Gelişememiş bölgelerimizdeki görüntüler bana kâbus gibi geliyor. Önceki gün bir haber bülteninde izledim. Doğudaki bir köyde cefakâr kadınlarımız, kar suyunu varillerde biriktirmişler. Bir tanesi tipi altında, iki büklüm, önündeki tasa eğilmiş, erittiği kar suyunda çamaşır yıkamaya çalışıyor. Kar bastırdıkça artan, kapanan ulaşıma ait rakamlar var. "500 köy yolu kapandı. 800 köy yolu kapandı. 1300 köy yolu kapandı...""Şer ekseni" diye bir üçgen belirtildi. Kimse Yemen'den bahsetmiyor. Sudan? Güney Amerika'da yokluk içindeki halklar? Afrika'nın durumu? Nepal, Keşmir v.s? Daha çok var, çok! Enerji kaynaklarıyla işler bitmez. Terör, enerji kaynaksız da yapacağını yapmaktadır. Uzun vadede ne olacak? İsyanları, zorla ne kadar zaman döndürebilirsin?Galiba dünyaya erken gelmişiz. 500 sene sonra gelebilseydik belki daha insanca bir düzen kurulmak zorunda olduğunu ve kurulduğu görürdük! Veya veya? Mars'a bakınız ve anlayınız! Belki de saçmalıyorum! Kardan evde mahsur kalmanın getirdiği bir umutsuzluk!
Vehbi Bey'in hatıralarını okuduğum geçmiş yıllarda, herhangi bir konuda yatırım yapacağı zaman o işi en iyi bilen elemanı işin başına getirme geleneğinin, o işte elde edeceği başarıyı garantilediğini belirttiğini hatırlıyorum.Bu formülün kolay görünmekle beraber sanıldığı kadar dertsiz olmadığı kanaatindeyim. Yanıldığı zamanlar olmuş mudur? Giriştiği bir işin başına getirdiği kişiyle çelişkiye düşmüş müdür? Bu yüzden başarıyı kaçırdığı işler olmuş mudur?Eminim olmuştur.Yoğun iş hayatımdan ayrılalı çok zaman geçmesine rağmen konuştuğum işadamlarımızdan edindiğim intiba odur ki, yeni nesil elemanları eskileri kadar heyecanlı, sorumluluğa susamış, olağanüstü saatleri iş hayatlarına vakfetmeye hazır değiller. Yüksek vazifelere atanmadan önce işin mutfağında terleyerek çalışmayı pek tercih etmemekteymişler. "Ben üniversite mezunuyum, masa başı işlere lâyık durumdayım!" düşüncelerinin hakim olduğunu duyuyor ve çok üzülüyorum.Bugün Hyundai'nin sahibi sayın Asım Kibar ile yıllar önce Ankara Asfaltı'nda, üzeri oluklu levhayla kaplı toprağa kazılmış çinko imal edilen havuzun etrafında dolaşıp, bu standardı yükseltmek için Amerika'dan getirmeye çalıştığımız uzman hakkındaki konuşmalarımız aklıma geliyor. Ülker Bisküvi fabrikasının ilk primitiv durumunu hatırlıyorum. Vitali Hakko beyin Bomonti'deki küçücük imalathanesi gözümün önüne geliyor. Ankara Asfaltı üzerindeki Alarko'nun küçük tesisinde rahmetli Üzeyir Garih bey ile su altı pompa tesisleri hakkındaki toplantıları hatırlıyorum. Feyyaz Berker, Nihat Gökyiğit ve Necati Akçağlar'ın Tekfen'i ilk kurdukları günler hatıralarımda canlanıyor. Asım Kocabıyık bey ve Borusan'ı, rahmetli Dr. Nejat Eczacıbaşı ve kâğıt sanayiinin kuruluşunu, Tonoz Otocam'a getirttiğimiz ilk bombeli cam kalıbını, Thyssen brülörlerini, Transtürk'ün takım tezgâhlarını, Parsan çalışmalarını, Sabancı grubunun Koç grubuyla tatil rekabetini unutmuyorum! "Hey gidi günler hey!" diyorum.Bugün birer dev işletmeci haline gelmiş bu işadamlanmızın, o günlerde işe aldıktan kişilerin sorumluluk üstlenen ve becerikli elemanlar olmaları sayesinde böylesine büyüdüklerini biliyorum. Türk sanayii bu gayretler sayesinde bugünkü seviyesine gelebilmiştir.Yeni nesil, iş hayatına atılmadan önce, Vehbi Bey'in hayat hikâyelerini içeren kitaplarını okumalıdır. Bence ülkemiz hâlâ çok bakir bir yerdir. Atılımcı, girişimci insanların, dün olduğu gibi bugün de harikalar yaratabileceğine inanıyorum. Yeter ki masa başından ayrılmayı, terlemeyi göze alsınlar! Ölümünün yıldönümünde büyük atılımcı Vehbi Koç'u bu vesileyle şükran ve minnetle anıyor, nur içinde yatsın diyorum!Okuyucu mektubuSSK klinikleri 'otomatiğe' mi bağlı?Hera Zakaryan* Benim şikâyetim SSK Merdivenköy Polikliniği'nden. Yaklaşık bir aydır göz muayenesi için randevu almaya çalışıyorum. 24 saat deniyorum. Aldığını cevap hep aynı; "Bu poliklinik için verilen randevu sayısı 194'dür. Verilen bu sayı dolmuştur. Yann tekrar aramanız gerekiyor." Baştan beri yanlış olan bu sistem acaba değiştirilecek mi? SSK'dan sağlık hizmeti almamız mümkün değil. Neden?* Sizin gîbî çok şikâyet alıyorum. Sanki bir cevap bandı takılmış, devamlı o konuşuyor, SSK Merdivenköy Polikliniği'ni yönetenlerin dikkatini çekmek için şikâyetinizi köşemize aldım. İnşallah en kısa zamanda ihtiyacınız olan hizmeti alabilirsiniz.